johannes brahms etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
johannes brahms etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Aralık 2024 Pazartesi

30 ARALIK


1877 johannes brahms'ın 2 numaralı senfonisi'nin dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş

1879 w. s. gilbert ve arthur sullivan'ın komik operası the pirates of penzance'ın dünya prömiyeri paignton, ingiltere'de ve ertesi gün new york fifth avenue theatre'da gerçekleştirilmiş

2005 istanbul lütfi kırdar kongre ve sergi sarayı'nda woody allen and his new orleans jazz band konserine gittim

2009 ilyas odman'ın bugün, hiçbir şey… adlı performansını ilk defa seyrettim; istanbul-beyoğlu'nda kumbaracı 50'de



26 Aralık 2024 Perşembe

26 ARALIK



1606 william shakespeare'in kral lear oyunun dünya prömiyeri ingiliz sarayında gerçekleştirilmiş

1662 molière'in kadınlar okulu oyununun dünya prömiyeri  paris'te gerçekleştirilmiş

1767 christoph willibald gluck'un alceste operasının dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş 

1770 wolfgang amadeus mozart'ın mitridate, re di ponto operasının dünya prömiyeri teatro regio ducale'de gerçekleştirilmiş; yapılan 22 temsilin ardından opera 1971'deki salzburg festivali'ne kadar bir daha sahnelenmez

1772 wolfgang amadeus mozart'ın lucio silla operasının dünya prömiyeri milano'da gerçekleştirilmiş 

1831 vincenzo bellini'nin norma operasının dünya prömiyeri  milano'daki teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş; giuditta pasta, giulia grisi, domenico donzelli ve vincenzo negrini gibi olağanüstü bir  kadroya sahip olmasına rağmen, prömiyer bir fiyaskoyla sonuçlanmış

1833 gaetano donizetti'nin lucrezia borgia operasının dünya prömiyeri milano'daki teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş

1877 rusya'da bir sirk için ilk kagir bina, circus ciniselli st petersburg'da kullanıma açılmış

1879 johannes brahms'ın tragic ouverture adlı eserinin dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş 

1924 'bebek frances' olarak anılan 2½ yaşındaki frances gumm (daha sonraki adıyla judy garland),  babasının grand rapids, minnesota'daki vodvil tiyatrosunda gösteri dünyasına ilk adımını atmış 

1931 başrolünde greta garbo'nun oynadığı mata hari filmi new york'ta gösterime girmiş

1944 tennessee williams'ın the glass menagerie oyununun dünya prömiyeri chicago'daki civic theatre'da gerçekleştirilmiş

1973 william friedkin'in yönettiği the exorcist filmi gösterime girdi




2 Aralık 2024 Pazartesi

02 ARALIK


1877 camille saint-saëns'ın samson et dalila operasının dünya prömiyeri weimar'da gerçekleştirilmiş

1883 johannes brahms'ın 3. senfonisi'nin ilk seslendirilişini viyana filarmoni orkestrası gerçekleştirmiş 

1916 leo fall'un istanbul'un gülü operetinin dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş

1978 neil diamond ve barbra streisand'ın düet single'ı you don't bring me flowers 1 numaraya yükseldi



9 Kasım 2024 Cumartesi

09 KASIM


1843 hamburg'un en eski tiyatrosu thalia tiyatrosu kurulmuş

1881 johannes brahms'ın bestelenmiş en uzun konçertolarından biri olan 2. piyano konçertosu'nun dünya prömiyeri budapeşte'de gerçekleştirilmiş

1989 doğu almanya hükümeti, bürokratik bir hatayla batı'ya seyahat üzerindeki kısıtlamaların kaldırıldığını duyurmasının ardından binlerce kişinin gelmesiyle doğu berlin'de bulunan checkpoint charlie'deki sınırlarını açtı 

992 bu, 11'i ve 13'ü akşamlarındaki konserlerde idil biret beethoven'ın bütün senfonilerinin piyano transkripsiyonlarını çaldı

2005 bugün ile başlayan haftada theater an der ruhr harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde her akşam farklı bir yapım sahneledi, hepsini seyretim, hepsini roberto ciulli yönetiyordu: bu akşam woody allen'ın tanrı, yarın akşam william shakespeare'in venedik taciri, sonraki akşam sofokles'in antigone, ertesi akşam saint-exupery - roberto ciulli'nin küçük prens ve son akşam bertold brecht - kurt weill'ım üç kuruşluk opera



4 Kasım 2024 Pazartesi

04 KASIM


1876 johannes brahms'ın 1. senfonisi'nin dünya prömiyeri karlsruhe'de gerçekleştirilmiş

1922 howard carter krallar vadisi'nde firavun tutankamon'un mezarını (kv62) keşfetmiş

1948 t.s. eliot nobel edebiyat ödülüne değer görülmüş

1992 abdi ipekçi spor salonu'nda herbie hancock - wayne shorter - dave holland - wallace roney konserine gittim

1993 uçağa binmediği için atina'dan limuzinle gelen, konser sırasında sadece piyanonun üzerindeki mum ışığını bırakan efsanevi piyanist sviatoslav richter'i cemal reşit rey konser salonu'nda dinledim

2016 fennesz ve lubomyr melnyk konserlerine gittim; konserler zorlu performans sanatları merkezi, drama sahnesi'ndeydi

2021 pippo del bono'nun bir yapıtını istanbul'da seyrettim; zorlu pm drama sahnesi'nde la gioia



25 Ekim 2024 Cuma

25 EKİM

(fotoğraf: mehmet kerem özel, 24 eylül 2022)


1836 mısır hıdivi muhammed ali paşa'nın fransız kralı louis philippe'e armağanı olan 23 metre yüksekliğindeki luksor dikilitaşı paris'te dikilmiş

1853 neue pinakothek, münih'te çağdaş resim müzesi olarak açılmış

1875 piotr ilyiç çaykovski'nin 1 no'lu piyano konçertosu'nun dünya prömiyeri boston, massachusetts'te hans von bülow'un solistliğinde gerçekleştirilmiş

1885 johannes brahms'ın 4. senfonisi'nin dünya prömiyeri meiningen saray orkestrası tarafından gerçekleştirilmiş

1962 john steinbeck nobel edebiyat ödülüne değer görülmüş

1984 istanbul atatürk kültür merkezi büyük salonda cem mansur yönetiminde istanbul filarmoni oda orkestrası'nı dinledim

1996 cemal reşit rey konser salonu'nda efsanevi yunan şarkısı domna samiou konserine gittim

2010 bomonti şebnem selışık aksan sahnesi'nde maud le pladec'in professor adlı gösterisini seyrettim

2012 sidi larbi cherkaoui'nin dünya prömiyerini avignon festivali'nde boulbon taş madeninde yapan göserisi puz/zle'ı münih gasteig'da seyrettim

2014 alvar aalto'nun tasarladığı helsinki kulttuuritalo'da fin pop müzik topluluğu mamba'nın 30. jübile yılı konserine gittim

2014 helsinki'de saat 24:00'te başlayan kristan smeds'in palsa adlı gösterisini seyrettim

2019 jean nouvel'in tasarladığı kopenhag dr konserthuset'te karen cargill'in solist olduğu thomas sondergard yönetimindeki dr symfoniorkestret konserine gittim

2023 tanztheater wuppertal topluluğu, boris charmatz'ın genel sanat yönetmenliğinde istanbul'a pina bausch'un başyapıtı café müller'i sahnelemeye geldi; farklı seanslarda farklı kastlarla sahnelendiği için café müller'i bu akşam 21:00'de, ertesi akşam 19:00 ve 21:00'de üç kere seyrettim



18 Ekim 2024 Cuma

18 EKİM


1851 herman melville'in moby dick romanı yayınlanmış

1887 johannes brahms'ın ikili konçertosu'nun dünya prömiyeri köln gurzerich'te gerçekleştirilmiş

1904 gustav mahler'in 5. senfonisi'nin dünya prömiyeri köln'de bestecinin yönetiminde gerçekleştirilmiş 

1910 e.m. forster'ın howard end romanı yayınlanmış

1922 bbc kurulmuş

1961 west side story'nin, robert wise ve jerome robbins yönettikleri ve natalie wood, rita moreno ile richard beymer'in başrolleri paylaştıkları film versiyonu gösterime girmiş

1961 new york modern sanat müzesi henri matisse'in le bateau resmini baş aşağı sergilemiş; yanlışın fark edilmesi 47 gün almış, bu sırada tabloyu ve 116.000 kişi görmüş

1966 ingmar bergman'ın yönettiği ve başrollerini bibi andersson ile liv ullmann'ın paylaştıkları persona gösterime girmiş

1986 seyrettiğim ilk medea: istanbul şehirtiyatroları yapımı oyunu arthur housman yönetiyordu, medea'yı çiğdem selışık oynuyordu, diğer rollerde burçin oraloğlu, ani ipekkaya ve arif akkaya vardı

1991 gus van sant'ın yazıp yönettiği, başrollerini river phoenix ve keanu reeves'in paylaştıkları my own private idaho gösterime girdi

1997 bilbao'da frank gehry'nin tasarladığı guggenheim müzesi açıldı

2009 ilk defa yurtdışında seyretmek üzere bilet aldığım bir gösteri iptal oldu; iptal olduğunu oraya gittiğim sabah biletimi almak için uğradığım fnac'te öğrendim, inanamadım, fnac'ten çıkıp hemen tiyatronun kapısına kadar gidip teyit ettim, çünkü iptale inanmamış ve çok üzülmüştüm: juliette binoche'un ilk ve son defa dans ettiği, akram khan'ın koreografisi yaptığı ve partneri olduğu in-i

2013 dusan david parizek'in düsseldorfer schauspielhaus yapımı olarak yönettiği heinrich von kleist'ın der zerbrochene krug adlı oyununu düsseldorf'da seyrettim; başrollerde frank seppeler ile stefanie reinsperger oynuyorlardı



2 Temmuz 2024 Salı

02 TEMMUZ


1900 jean sibelius'un finlandia süitinin dünya prömiyeri helsinki'de gerçekleştirilmiş

1981 bolşoy balesi'ni istanbul harbiye açık hava tiyatrosu'nda seyrettim

1986 johannes brahms'ın 1. piyano konçertosu'nu ilk defa dinledim ve çarpıldım; istanbul spor ve sergi sarayı'nda herbert beissel yönetimindeki hamburg senfoni orkestrası'ndan, idil biret yorumuyla. bu yapıt hala klasik müzik besteleri arasında en sevdiklerim listesinin ilk sırasında. aşağıda paylaştığım kayıt ise bu yapıtın bana göre en iyi icracısı claudio arrau'dan...

1992 ünlü kemancımız cihat aşkın'ı ilk defa canlı dinledim; konser istanbul aya irini müzesi'ndeydi

2002 paris palais/opera garnier'de ilk defa bir gösteri seyrettim; maurice béjart'ın paris ulusal opera balesi ile sahneye koyduğu les concours

2003 bu ve ertesi akşam, yıllarca viyana'dan canlı yayınlanan yeni yıl konserlerinden hayran olduğum lorin maazel'i ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserlerde maazel bayerische rundfunk orchester'i yönetti, ilk akşam solist hüseyin sermet idi

2010 amsterdam'da düzenlenen julidans festivaline ilk defa gittim, bir hafta boyunca seyredeceğim gösterilerin ilkini bu ve ertesi akşam seyrettim: sidi larbi cherkaoui & maria pages'in ortaklaşa koreografisini yaptıkları dunas



28 Haziran 2024 Cuma

28 HAZİRAN


1841 adolphe adam'ın bestelediği romantik bale giselle'in dünya prömiyeri jean coralli ve jules perrot'un koreografisiyle paris'te the théâtre de l'académie royale de musique'de gerçekleştirilmiş; aşağıdaki kayıt 1980'lerin sonunda benim giselle'i ilk defa seyrettiğim prodüksiyon, o zamanlar pazar akşamları geç saatte trt'de konser, bale, opera gösterileri yayınlanırdı, onlardan biri. giselle rolünü dans eden çok ünlü balerinler var ama benim için giselle ile bu ilk karşılaşmamda başrolü oynayan galina mezentseva'nın yeri bambaşka

1969 bir polis baskınına tepki olarak new york'un greenwich village-manhattan semtinde başlayan isyan amerika birleşik devletleri'nde eşcinsel özgürlük hareketinin oluşmasını sağlamış; stonewall isyanı olarak geçen bu olayları anmak amacıyla haziran ayı LGBTQ+ hareketinin onur ayı olarak kabul edilir 

1991 efsanevi orkestra şefi gennadi rozdestvenski'yi sovyet filarmoni orkestrası'nı yönetirken istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da dinledim; konserin solisti nikolai petrov idi

1996 michael flatley'in yıldızı olduğu irlanda dans gösterisi lord of the dance ilk defa sahnelendi

1985 maurice ravel'in bolero isimli yapıtından uyarlanan bir dans gösterisini ilk defa seyrettim; istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda györ balesi'nden, ivan marko'nun koreografisiyle

2014 ariane mnouchkine'nin theatre du soleil topluluğundan, paris-vincennes cartoucherie'de ilk defa bir gösteri seyrettim; bu ve ertesi akşam, shakespeare'in macbeth adlı oyunundan mnouchkine'in yaptığı yorumu

2015 romeo castellucci'nin go down, moses adlı gösterisini atina-epidavros festivali kapsamında onassis stegi'de arkadaşlarım nuray, alper ve ayşe ile seyrettim

2019 johannes brahms'ın ein deutsches requiem adlı yapıtının, jochen sandig tarafından rundfunkchor berlin ve sasha waltz & guests ortak yapımı olarak immersive/sarmalayıcı bir konser deneyimine dönüştürülmüş versiyonuna, bu ve ertesi akşam istanbul zorlu psm büyük salonu'nun sahnesinde dahil oldum






10 Nisan 2024 Çarşamba

10 NİSAN




1633 ilk muzlar londra'da thomas johnson'ın eczanesinin vitrininde satışa çıktı

1868 johannes brahms'ın bir alman ağıtı'nın dünya prömiyeri bremen'deki katedralde gerçekleştirildi

1996 zürih balesi'ni ilk defa seyrettim; atatürk kültür merkezi büyük salon'a konuktular, sahneledikleri yapıtlardan en çok bernd r. bienert'in, ravel'in bolero'suna yaptığı koreografiye hayran kaldım

 2019 the event horizon telescope collaboration tarafından 2017 yılında ilk defa bir kara deliğin fotoğrafının çekildiği duyuruldu; 55 milyon ışıkyılı uzaklıkta, dünya kütlesinin 6,5 milyar katı m87 galaksisindeki




22 Ocak 2024 Pazartesi

22 OCAK


1859 johannes brahms'ın birinci piyano konçertosu'nun dünya prömiyeri hannover'de gerçekleştirilmiş

1908 katie mulcahey, kadınların halka açık yerlerde sigara içmesini yasaklayan ve yürürlüğe gireli bir gün olmuş olan sullivan yönetmeliği'ni ihlal ederek sigara yaktığı için tutuklanmış ve 5 dolar para cezasına çarptırılmış; hakim karşısına çıkan mulcahey "sigara içmeye sizin kadar benim de hakkım var. bu yeni yasayı hiç duymadım ve duymak da istemiyorum. hiç kimse bana bunu zorla yaptıramaz" demiş, yönetmelik iki hafta sonra yürürlükten kaldırılmış

1934, cumhuriyet gazetesi

1953 arthur miller'in cadı kazanı oyununun dünya prömiyeri new york'ta gerçekleştirilmiş

1988 nijinski ile ilk tanışmam istanbul devlet balesi'nin atatürk kültür merkezi konser salonu'nda sahnelediği nijinksi ile bir akşam gösterisi ile oldu; programda mikael fokine'in le spectre de la roseles sylphides ve şehrazat ile, nijinski'nin l'apres-midi d'un faune koreografileri yer alıyordu; lale yurdatapan (mansur), haldun yedican, pıtırcık akkerman, nil berkan, nur berkan, uğur ilter ve kaan yazgan dans ediyorlardı

1989 atatürk kültür merkezi büyük salon'da cüneyt gökçer'in yönettiği ve başrolünde oynadığı damdaki kemancı'yı seyrettim





1 Temmuz 2019 Pazartesi

jochen sandig'den "insanlık ağıtı"



bir klasik müzik yapıtının icracılarının yapıtı icra ederken mekanın içinde hareket ettiklerini hayal edin. sonra da o hayale seyirci olarak sizin de yapıtı dinlerken hareket ettiğinizi ekleyin. hele de bu yapıt en sevdiğiniz, sadece canlı değil kayıttan her dinlediğinizde sizi huşu içinde bırakan bir yapıtsa, cennetesiniz demektir.
bir seyirci olarak; bir müzik konserinin ne kadar içinde olabilirsiniz? uçuşarak boşlukta ilerleyen notalar sizi ne kadar sarabilirler? havaya karışan müziğin bir parçası ne kadar olabilirsiniz?
işte jochen sandig’in hayalgücünün ürünü “human requiem” bu soruların “ne kadar”ını sonuna kadar karşılayan müthiş etkileyici bir gösteriydi.

sandig, johannes brahms’ın duygusu yoğun yapıtı “ein deutsches requiem” (bir alman ağıtı)'nın, koro ve solistlere orkestra yerine iki el piyanonun eşlik ettiği versiyonunu kullanmak suretiyle, icracıların mekanda hareketli olmalarının yolunu açmış. mekanda serbestçe hareket edebilsinler diye seyircilerin de altlarından koltuklarını çekmiş. ikisi de sabit konumlarda bulunarak, birilerinin çaldığı/söylediği diğerlerinin dinlediği, bildik bir konser düzenine sahip bir gösteri değil bu; iki tarafın birbirinin içine geçtiği, sınırların/çizgilerin ortadan kalktığı bir biraraya geliş!

brahms'ın, adına dili diğer requiem'lerden alışıldık şekilde latince değil de almanca olduğu için "alman"ı eklediği ancak onun yerine rahatlıkla "insan"ı koyabilirdim dediği ağıtı, sandig'in sahnelenmiş yorumunda bu niteliği kazanıyor, hem de sonuna kadar; icracı ve dinleyici, bütün insanları kapsayarak. icracılar (koro üyeleri) gündelik kıyafetlerinin içinde seyircilerden ayırt edilmiyorlar. mekana girişte ayakkabılarının çıkarılması istenen seyircilerin de yalınayak icracılardan farkları kalmıyor.

şimdiye kadar immersive (kapsayan/çevreleyen/yutan) tiyatro örneği deneyimleme şansım olmadı ama "human requiem" sayesinde immersive konser deneyimledim; arkanızdan, önünüzden, solunuzdan, çaprazınızdan, sağınızdan, hemen dibinizden, biraz uzağınızdan, çok ötelerden gelen çepeçevre seslerle müziğin bir parçası kılınıyorsunuz, müzik gözeneklerinizden sızıp içinize işliyor. ben böyle bir deneyim hiç yaşamadım.
müzik, sanatlar arasında bana göre en ilahi ve ulvi olanıdır, evde kayıttan müzik dinlerken bazen sesi olabildiğince açarım, müziğin mekanı ve içimi doldurmasını, onun içinde olmayı isterim. işte hayatımda ilk defa bu hissi "human requiem"de yaşadım, deneyimledim.

jochen sandig bu gösteriyi koreograf eşi sasha waltz'in danışmanlığında gerçekleştirmiş. waltz sahne alanını olduğu kadar mevcut mekanları kullanmada, yani yere özgü (site specific) işler üretmekte oldukça deneyimli ve usta bir koreograf. onun bu projedeki danışmanlığı sayesinde, 64 kişilik oldukça kalabalık rundfunkchor berlin (berlin radyo korosu) üyeleri mekanın içinde müthiş akıcı ve rahat bir şekilde hareket ediyorlar, ve bazı sahnelerdeki yalın koreografilerin altından başarıyla kalkıyorlar.

brahms'ın yapıtı yedi bölümden oluşuyor. sandig her bölüm için, o bölümün müzikal formundan ve içeriğinden esinlenerek farklı bir mekansal mizansen tasarlanmış;
ilk bölümde  mekanın geneline dağılan, adeta dağınık bir konumlanma,
müzikal tempo olarak cenaze töreni alayının geçisini betimleyen ikinci bölümde mekanı çaprazlarla kesen bir hareket düzeni,
üçüncü bölümde döngüsel bir hareket,
ruhun tanrıda bulduğu barınaktan bahseden dördüncü bölümde yukardan inen iki büyük salıncak grubunun tanımladığı iki merkezi mekan/barınak yaratıldı,
soprano solosunu içeren beşinci bölümde sopranonun mekanı çapraz kesen tek bir hatta hareketi,
altıncı bölümde mekanı ikiye yarayan koridor sahne düzeni
ve adeta hepimizin karanlıkla/ölümle bütünleştiği son bölümde seyircilerin icracılar tarafından devasa bir halkanın içine alınması.
bu mükemmel düzenlemelere dair tek eleştirim; salıncaklı kısımda keşke salıncakta sallananlar içeri, yani merkeze doğru değil, dışarı yani bizlere doğru sallansalardı; hareketin bu hali icracıların içlerine kapanmasına neden oldu, diğer haliyle ise bizlere açılıyor, bizleri kapsıyor olacaklardı ve bu hali gösterinin genel ruhuna daha uygun olurdu kanımca.

phillip moll'ün dört el piyano uyarlaması yapıtın orkestra ve orglu özgün halinden daha sakindi ancak zayıf değildi.
gerek gijs leenaars yönetimindeki koronun üyeleri, gerek bariton john brancy ile soprano iwona sobotka, gerekse de dört el piyanoda angela gassenhuber ile philip mayers müthiş nüanslı, duygusal ve yumuşak bir yorum çıkardılar.
dolayısıyla hem müzikal uyarlama hem de icracıların yorumları, sandig'in insanları biraraya getiren ve tek bir bütünde birleştiren konseptinin hümanist özünü vurgular nitelikteydi. bu hümanist öz zaten brahms'ın yapıtına da içkindi. yani bütün öğeler birbirleriyle uyumlu bir şekilde bir aradaydılar.

gösteri bittiğinde huşu içinde zeminden bir kaç karış havalanmıştım sanırım.
iksv müzik festivali düzenleyicilerine, bizleri bu olağanüstü gösterinin bir parçası yaptıkları, bizlere bu müzikal ve mekansal deneyimi yaşattıkları için yürekten teşekkürler.

8 Şubat 2019 Cuma

istanbul baharından 5 konser önerisi

istanbul baharı dedim ama önereceğim konserler şubat'tan haziran'a kadar olan bir zaman sürecini kapsıyor. hatta ilk ikisi hemen yarın, yani bu cumartesi. onlardan başlıyım:

1.
benzersiz ute lemper!
istanbul'daki ilk konserini 1995 yılındaki tiyatro festivali kapsamında ses tiyatrosu'nda veren, beni ve bütün izleyenlerini kendisine hayran bırakan ute lemper, daha sonraları defalarca istanbul'a geldi, crr'de, lütfi kırdar'da, işsanat'ta farklı repertuvarlar sunduğu bir çok tiyatral konserde bizleri büyüledi ama açıkçası o ilk konserin tadı hala damağımda. 
lemper bu sefer zorlu'da, 9 şubat'ta. eğer daha önce seyretmediyseniz, hararetle tavsiye ederim.


2.
benzersiz magdalena kožená!
magdalena kožená, bana göre yaşayan en kırılgan mezzo-sopranolardan biri. 
kožená'nın da istanbul'daki ilk konseri değil, daha önce sanırım iki kere dinledik kendisini. bu sefer 9 şubat'ta işsanat'ta sahneye çıkacak; the age of enlightment orkestrası ile sadece mozart ve gluck'un eserlerinden oluşan bir repertuvar seslendirecek, ki sesine çok yakışacağını düşünüyorum.


3.
brahms'ın piyanı konçertoları ve senfonileri
ne şanslıyız ki, klasik müziği damardan "klasik" yorumlayan efsanevi avusturyalı piyanist-şef rudolf buchbinder şehrimize daha önce maraton konserlerle konuk oldu; bir seferinde beethoven'in piyano konçertolarını, diğerinde beethoven'in piyano sonatlarını seslendirdi. iki konser de benzersizdi. buchbinder şimdi de brahms piyano konçertoları için geliyor. 
en sevdiğim klasik müzik bestecisi brahms olduğu için söylemiyorum, iki piyano konçertosu da birbirinden etkileyicidir, benzersizdir. iki akşamın diğer eserleri de brahms'tan birer senfoni olacak. buchbinder'e 13-14 şubat'ta lütfi kırdar'da, borusan istanbul filarmoni orkestrası ve şef sascha goetzel eşlik edecekler.
buchbinder'le bizleri buluşturmaya devam ettikleri için borusan sanat'a candan teşekkürler.


4. alman requiem'i
borusan istanbul filarmoni orkestrası'nın 18-19 sezonunda geriye kalan diğer beş konseri de birbirinden heyecan verici, ancak aralarından biri var ki, istanbul'da kolay kolay dinleme imkanımızın olmadığı bir yapıt içeriyor: brahms'ın alman requiem'i. 
25 nisan'daki konseri kaçırmayın, bu muhteşem yapıtı istanbul'da en son ne zaman dinledik hatırlamıyorum.


5. human requiem
ama bu sezon bir kere daha dinleme imkanımız olacak, ancak o sefer bambaşka bir mekansal ve müzikal düzenlemeyle. kanımca bu yılki istanbul müzik festivali'nin en parlak gösterisi bu olacak: human requiem. 
yıllar önce başyapıtı "körper" (bedenler) ile istanbul tiyatro festivali'nde bizleri derinden etkilemiş olan sasha waltz'in dans topluluğu ile rundfunkchor berlin'in ortak projesi olan, waltz'in eşi jochen sandig'in yönettiği, waltz'in ise dramaturg koltuğunda oturduğu [genellikle rolleri tam tersidir :)] bu gösteri pek bizim seyirciye göre olmayabilir; bizim seyirci hem rahatına pek düşkündür, hem de bencillik seviyesinde "rahattır", hiç olmayacak şeyler yapabilir, sanatçıdan çok "sanatçı" olabilir! bakalım 28-29 haziran'da zorlu'nun büyük salonunda sahnede birebir "ayakta" deneyimleyeceğiz. 

24 Mart 2015 Salı

romantizmin derin sarhoşluğu


bu akşam, içinde yaşamakta olduğum kaotik şehrin, istanbul'un, nimetlerinden nasiplendim; şehrin en büyüleyici, sessiz, insancıl mekânlarından birinde, klasik müzik konser âdâbı bilen dinleyiciler ile benzersiz, unutulmayacak bir konser izledim; ruhum yıkandı.
boğaziçi üniversitesi'nin bünyesindeki albert long salonu'nda dünyaca ünlü cellist gautier capuçon ile piyanistimiz gülru ensari, programı romantik bestecilerden oluşan, şarap kırmızısı ile saten moru arası bir renkte, derin, damıtılmış, güçlü bir konser verdiler.
schumann'ın fantazi parçaları ile franck'ın la majör sonatı mükemmeldi, ama esas, brahms'ın bir numaralı sonatı muhteşemdi. dinmeyen alkışlara cevap olarak da iki bis; rachmaninov'tan vokaliz ve yanılmıyorsam saint-saens'dan kuğunun ölümü.
soğuk, sakin bir akşamdı; gökte hilal vardı; toprak nemliydi; salon tıklım tıklım dolu değildi; hava temizdi; huzurluydu; atmosfer duygulu ve yumuşaktı..


20 Ocak 2014 Pazartesi

maestro claudio abbado'nun anısına..





orkestra şefi claudio abbado bu sabah aramızdan ayrıldı. 80 yaşındaydı. yaklaşık 10 yıldır kanserle mücadele ediyordu. bir yandan da muhteşem konserler vermeye devam ediyordu; özellikle de luzern festivali'nde, kendi kurduğu orkestrayla..
onu canlı izlemek/dinlemek bana nasip olmadı. sadece kayıtlardan takip ettim onu. herhalde canlı izlesem, onun yorumlarına duyduğum hayranlık bin kat artardı.
onun anısına, 1973 tarihli efsanevi kayıtlarından birini paylaşıyorum: viyana filarmoni orkestrası'nı yönetiyor; brahms'ın birinci senfonisi'ni seslendiriyorlar.



27 Ekim 2013 Pazar

NRW022 pires, fischer, beethoven, brahms, schönberg



maria joao pires, ivan fischer yönetimindeki budapeşte festival orkestrası’yla kölner philarmonie’de verdiği konserde çalacağı yapıtı chopin 2’den beethoven 4’e çevirince; bu yapıtı on gün içinde ikinci kere dinlemiş oldum; diğeri de, diğer bir piyano ustası nelson freire’dendi; marin alsop yönetimindeki orquestra sinfonica do estado de sao paulo eşlik etmişti.
doğrusu hangisi daha iyiydi diye hiç düşünmedim; çünkü iki piyanist de birbirinden ustadırlar; sanki freire gününde değildi. ve belki pires’inkini daha fazla sevmiş olabilirim; temposu biraz yavaştı, piyano partisyonunun en karmaşık ve dolu yerinde bile bütün notalar teker teker duyuluyordu.
şimdiye kadar karşılaşmadığım şekilde, konçerto biter bitmez seyircilerden bir çoğu ayağa kalkarak pires'i alkışladı. seyircinin icraya ve tecrübeye ne kadar değer verdiğinin göstergesiydi. keşke pires de bu dinmeyen alkışlara bir bis ile karşılık verseydi.




orkestra konsere bir macar besteci ile başladı; sándor veress’in béla bartók’un ölümü üzerine 1945’te bestelediği “threnos in memoriam béla bartók adlı hipnotik, ritmik ve etkileyici bir yapıttı bu.
konserin ikinci yarısında ise herhalde müzik tarihinin ilginç hikayelerinden birine sahip bir yapıt vardı. brahms’ın 1 numaralı piyanolu dörtlü'sünün schönberg tarafından 1937'de orkestraya uyarlanmış versiyonu.
malum, brahms’ın yapıtı muhteşemdir; bilen bilir, bilmeyen varsa hemen youtube’dan girip dinlemesini öneririm; her bir dakikası olağanüstüdür.


[youtube'dan, efsanevi beaux arts trio'nun icrasıyla yapıtın "rondo alla zingarese" isimli son bölümü:]



arnold schönberg, hani şu atonal müziğin ve 12 ton tekniğinin yaratıcısı "ikinci viyana okulu"nun sıkı temsilcilerinden, gençliğinde brahms’ın bu eserinde keman partisyonunu çalmış ve hep üzülürmüş, piyanistler hep yaylı çalgıların önüne geçiyor diye; tutmuş, müzikte en klasik damarlardan biri olan brahms’ın bu yapıtını, sırf bu yüzden orkestra versiyonunu yapmış, ve tabii ki brahms’ı besteci olarak da oldukça önemsermiş, hakkında kitap yazmışmış.
19. yüzyılda senfonilerin piyano ve hatta iki el piyano versiyonları yapılırmış, orkestraların olmadığı şehirlerde, evlerde çalınsın diye, oda müziğinin orkestraya uyarlanmış versiyonunu ben ilk defa duydum; eminim başka örnekleri de vardır..

brahms’ın yapıtının özgün halini bir kenarda tutarsanız; schönberg’in yaptığı gerçekten muhteşem bir şey olmuş. ilk iki bölüm sanki  bir brahms senfonisi tadında; kendisi yazsa belki 5. senfonisi olurdu. üçüncü bölümde ise vurmalı çalgı ve bakır üflemelilerin kullanımı şostakoviç’in caz süitlerini andırıyor; çılgın, beklenmedik çıkışlar var. zaten başlıbaşına harika olan “rondo alla zingarese” adlı son bölüm ise mükemmel bir yoruma kavuşmuş; artık neler duyarsanız, çok geniş bir yelpazeye sahip; keman ve klarinetin öne çıktığı bir ara, klezmer havası bile hissediliyor.


[bu yapıtı youtube'dan ivan fischer yönetimindeki royal concertgebouw orkestrası'ndan dinleyebilirsiniz:]




...


günümüzün önemli şeflerinden ivan fischer’i, kendisinin kurduğu ve başarıya ulaştırdığı budapeşte festival orkestrası ile istanbul’da izlemiştik, ama o zaman fark etmemişim, fischer sahnede çalgıları hiç alışık olunmayan bir düzende oturtuyor; bu da, eğer yeriniz şefle tam aynı eksende ise, inanılmaz stereo bir etki yaratıyor. nasıl mı; fischer soluna birinci kemanları ve viyolonselleri, onların arkasına kornoları ve en geriye vurmalı çalgıların bir kısmını; sağına ikinci kemanlar ve viyolalar, onların arkasına trompet, tuba, trombonlar, onların arkasına da timpaniyi; kam karşısına da ilk flüt ve obua, ikinci sıra tahta üflemeliler ve en geriye de basları yerleştirmiş.

peki ben nasıl en ucuz biletimle şefin eksenindeki bu "dolby stereo" etkiyi yakalayabilecek yere oturabildim.
şöyle ki, kölner philarmoni’de eğer salon çok dolu değilse [ki misafir yabancı orkestraların biletleri daha pahalı olduğu ve zaten kölnlüler az çok her sezon bu orkestraları dinleyebildikleri için salon böyle konserlerde eğer orkestra, şef veya solist aşırı “yıldız”lı değilse tıklım tıklım dolmuyor], sadece sahneyi bütünüyle görememe sorunu olan x ve u, yani en ucuz iki kategoriden bilet alanların yanına konser başlamadan 10 dakika önce nazik bir yer gösterici genç hanım veya delikanlı gelip, salonun çok dolu olmadığını, dilersek aşağıda istediğimiz yere oturabileceğimizi söylüyor. doğrusu, 10 avroluk biletle 65 avroluk koltukta konser izlemek de katmerli keyifli oluyor.
bu durumu yaşadığım ilk konser nelson freire’inkiydi; çekinip yanda bir kanada oturmuştum. bu sefer biraz da kaşarlanmış ve mekanı sahiplenmiş olarak gittim, orkestranın aksında ve anfi çanağının ortalarında bir boş koltuğa gömüldüm. yine gözlerimi kapadım, ama orada müzik daha bir güzel tınladı.

24 Ekim 2013 Perşembe

NRW018 şakayla karışık hélène grimaud




hélène grimaud ile barıştım; o küs olduğumuzun farkında bile değil; beni tanımıyor bile.
grimaud çok gençken istanbul’da bir konser vermişti; avrupa genç sanatçılar festivali mi, onun gibi bir adı vardı etkinliğin; 1987 veya 88 yılı olmalı, bir kere düzenlendi zaten, bir daha gerçekleşmedi. grimaud o konsere çıkmıştı ama daha sonraki, yani ünlü olduktan sonraki iki istanbul konserini iptal etti. nihayet geçen haziran’da festivale teşrif etti; ben gitmedim, öncekilere de o gelmemişti.

grimaud’nun biraz da “soğuk nevale” bir hali yok mu!
arte’nin, farklı dallarda çalışan ve daha önce tanışmayan iki sanatçıyı bir gece bir şehirde buluşturup neler yaptıklarını kaydettiği 60 dakikalık “durch die nacht…” (gece boyunca) programının bir seferki bölümünde grimaud ile ateş parçası rollando villazon berlin’de dolaşmışlardı. o gece, karşısında dünyanın en sıcak insanlarından biri dururken bile grimaud inanılmaz mesafeliydi!
neyse..

grimaud ile barışmama gelince; geçtiğimiz cumartesi akşamı kölner philarmonie’de wdr sinfonieorchester köln (batı alman radyosu senfoni orkestrası) eşliğinde ve jukka-pekka saraste şefliğinde enfes bir konser verdi de, ondan affettim kendisini.
grimaud mükemmel bir schumann piyano konçertosu çaldı, uçurdu beni; zaten salonun en tepesindeki koltuklardaydım, koltuk bile değil, arkalığı olmayan sıralar; en ucuz biletler oraları; sahne de gözükmüyor; hoş ben zaten klasik müzik konserlerini gözümü kapatarak izliyorum, ön koltuk arka koltuk fark etmiyor; neyse ki salonda akustik mükemmel, önemli olan da o!

salon tıklım tıklım doluydu: cumartesi akşamı, yıldız bir piyanist, klasik bir program ve bilet fiyatlarının almanya standartlarına göre ucuzluğu 2000 küsür kişilik salonda boş koltuk bırakmamış, kapıda bilet arayan çaresiz bir kalabalık yaratmıştı.
saraste şefliğindeki orkestra konserin ikinci yarısında, grimaud’un yükselttiği çıtayı düşürmedi, enfes bir brahms senfoni icra etti, dördüncüsünü. başlangıcı da wagner’in “tristan ve isolde”siyle yapmışlardı. 

bütünüyle klasik ve bildik ama unutulmayacak kalitede bir konserdi; ne diyim, allah devamını erdirsin..

7 Mayıs 2013 Salı

ne günmüş ama şu 7 mayıs!



180 yıl önce bugün, en sevdiğim besteci johannes brahms dünyaya gelmiş. meğer, 7 yıl sonra aynı gün çaykovski de doğmuşmuş. iki derin, içli ruh..

"özgür ama yalnız" brahms'ın doğumgünü şerefine bir numaralı üçlüsünden üçüncü bölümü beaux arts trio çalıyor:

3 Mayıs 2013 Cuma

mayıs'ın böylesi


haziran'daki müzik festivalini boşverin, istanbul'da esas mayıs ayı klasik müzik için tam bir yıldızlar geçidi. böyle bir ayı uzun zamandır yaşamamıştık sanırım.

dün akşam işsanat'ta mischa maisky'nin 65. yaşını kutladık.
önce oğlu ve kızı ile brahms'ın 1 numaralı üçlüsünü çaldılar. maisky ailesinin bu mükemmel oda müziği yapıtını yorumu fırtınalı ve tutkuluydu ama çok temiz ve net değildi sanki.
ikinci yarıda mischa'ya macar oda orkestrası eşlik etti. çaykovski'den noktürn ile bruch'tan kol nidrei birbirine bağlanarak çalındı. maiksy icradan önce iki parça arasında ara vermeyeceklerini, şaşırmamamız ve bir yapıtın atlanmış olduğunu zannetmemiz gerektiğine dair bir uyarı yaptıktan sonra, bir alman gazetesinin bu yüzden programda eksik eser çalındığını yazmış olduğunu söyledi. hangisi olduğunu söylemeden bütün alman gazetelerini töhmet altında bırakmak maisky'e yakışmadı.
haydn'ın (benim için) "herhangi bir" viyolonsel konçertosundan sonra, sıra bislere geldi. salondan biri pachelbel'in kanon'unu bağırdı; keşke bieber konserine gitseymiş o bey, gönlünce istek parçası çığırırdı. maisky bağırtıyı anlamadı, orkestra üyelerinden açıklama alınca, abartılı bir "imkansız" tepkisi verdi, "belki gelecek sefere" diyerek de gönül almayı bildi. neticede, çaykovski'den "andante cantabile"yi meriç soylu anısına çaldılar. maisky dinmeyen alkışlara solo bach'la cevap vererek konseri bitirdi.

bugün ve yarın new york filarmoni alain gilbert şefliğinde muhteşem kemancı joshua bell ve efsanevi piyanist emanuel ax'a eşlik edecek.
önümüzdeki hafta sacha goetzel şefliğinde borusan filarmoni isabel van keulen'e, mayıs sonunda ünlü mü ünlü bariton thomas hampson'a eşlik edecek.
ayrıca ay sonunda izthak perlman yıllar sonra tekrar kentimize konuk olacak; berbat bir salonda da olsa el mahkum gideceğiz..

arada klasikten soluklanmak için mariza, tomatito & michel camilo ve buika, mayıs'ı noktalamak içinse paco de lucia birebir.
 

13 Mart 2011 Pazar

mart'ta oda müziği 1


bütün gün yarına yetiştirmem gereken bir işle uğraştım, aklımda akşamki konser. brahms'ın klarnetli beşlisi, schumann'ın piyanolu beşlisi, prokofiev'in klarnet piyano ve yaylı çalgılar için yahudi temalı üvertürü: brahms ve prokofiev'inkileri ilk defa dinleyecek olmanın verdiği merak ve benzersiz bir yapıt olduğu tartışmasız schumannkini canlı dinleme imkanı. neyse ki işim son anda son rotüşları dışında bitti gibi olunca, attım kendimi metroya. istasyonda, gözleri etrafa güzel ve iyi bakan bir tanıdıkla karşılaştım; "sen nereye gidiyorsan ben de" dedi, tuttuk yolunu cemal reşit rey'in.

bir pazar akşamı oda müziği konseri için içerisi oldukça kalabaklıktı; sonradan anladım ki salonu dolduranlar sahnedeki türk müzisyenlerin konservatuardan öğrencileri. keşke her konsere gelseler; bölüm aralarında alkışlamadılar, konser sırasında kendi aralarında veya telefonla konuşmadılar, telefonlarının ışığı yanıp yanıp sönmedi, ve hatta sanatçıları her yapıt sonrasında bir kere değil iki kere sahneye çağıracak kuvvet ve kararlılıkta alkışladılar.

brahms'ın klarnetli beşlisi meğer ne modern bir yapıtmış; çağının kat be kat ilerisinde. hayran kaldım.
schumann'ın piyanolu beşlisi ise malum, crème de la crème [bu tabiri çoktandır kullanmamıştım, yeri geldi, iyi oldu :-P]. derli toplu yorumlandı; ne olağanüstüydü ne de sıradan.
prokofiev'in üvertürünü ise kolay kolay canlı dinlemek zor olsa gerek, zira klarnet, piyano ve yaylı çalgılar dörtlüsünü birarada bulmak nadir. yapıt kısa, sevimli ama etkiliydi; topluluk yapıtın altında kalmadı, mükemmel yorumladı.

kimler miydi?
klarinet'te gürhan eteke, 1.keman'da usta pierre amoyal, 2.keman'da andrey baranov, viyola'da miguel da silva, viyolonsel'de yovan markovitch ve piyano'da iris şentürker.

crr'de bir sonraki oda müziği buluşması 27 mart'ta; sahnede philharmonia quartet berlin olacak; schubert, schulhof ve brahms dörtlüleri çalacaklar.