30 Haziran 2021 Çarşamba

özlüyorum...



oniki yıl önce...

on soruluk sohbetler 41 : nursev ırmak demirbaş

[Bu söyleşi 22.06.2021 tarihinde unlimited'de yayınlandı.]

 
Fotoğraf: Aytek Alkaya

Kundura Sahne'nin bu yıl ilki düzenlenen, performans alanında disiplinlerarası ve uluslararası konsept ve pratik geliştirme programı olan PerformLab, Türkiye’den ve Hollanda’dan sanatçıları bir araya getirerek 29 Mayıs- 6 Haziran 2021 tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşti. Kundura Sahne ile Productiehuis Theater Rotterdam ortaklığında ve Dutch Performing Arts’ın desteğiyle hayata geçirilen PerformLab programı boyunca, yapılan açık çağrı sonucu seçilen, kariyerlerinin farklı aşamalarındaki Türkiye’den sanatçılar Barış Arman, Dilan Onay, Doğan Can Serinkaya, Filiz İzem Yaşın, Halil İbrahim Aygün, Nadir Sönmez, Nursev Irmak ve Selen Gürmen bir hafta boyunca Hollanda’dan gelen sanatçıların katılımıyla, çalışmalarını paylaşma ve geliştirme imkânı buldular. PerformLab’e ayrıca, sanatçı İlyas Odman da, sanatsal süreçlere fermantasyon kavramı üzerinden yeni bir bakış açısı kazandırarak Sanat Fermantoru olarak eşlik etti. Fermantasyonu, sanatsal süreçlere yeni bir perspektifle bakmayı sağlayan bir araç olarak kullanmayı öneren bu yaklaşım, PerformLab'in omurgasını oluşturdu. Hollanda’dan katılan sanatçılar ise dansçı ve koreograf Benjamin Kahn, Amsterdam Fringe Ödüllü dansçı ve performansçı Cherish Menzo, oyuncu ve performansçı Khadija El Kharraz Alami ve Green Room ödüllü eğitimci, sanatçı, tiyatrocu ve yönetmen Samara Hersch’den oluşuyordu. On Soruluk Sohbetler'in PerformLab serisine bu hafta itibariyle de yerel katılımcılarla devam ediyoruz. İlk misafirimiz Nursev Irmak Demirbaş.  

Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Şeylerin bir özü olduğundan emin değilim. Performans deyince benim aklıma izlenmek geliyor. Performans olarak tasarlanmamış bir şey de izleyen kişinin poetik bir filtreyle bakmasıyla performatif nitelik kazanabilir. Çamaşır makinasının dönüşü mesela. Performe eden şey bir insansa bazen bu izleyici performe eden kişinin kendisidir dışarda biri olması bile gerekmez. İzlenmek Heisenberg’in belirsizlik ilkesinde olduğu gibi eylemi değiştirir. Bu anlamda performans kelimesi biraz ürkütücü benim için, izlendiğini bilmekten duyulan kaygıyla ilişkileniyor, performans kaygısıyla. Öte yandan izlenmek ilişkisellik içerdiği için dönüştürücü ve heyecanlı. İzlendiğin için kendini kısıtlamak ya da tam da izlendiğin için kendine ifade alanı bulmak arasında gidip gelen zor bir durum.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın en güçlü yanı onunla uğraşan kişinin kendisini dönüştürmesidir bence. Ancak o zaman başka birinde doğrudan (ürünün kendisi ile) ya da dolaylı olarak (sanatla uğraşan kişinin iyilik hali üzerinden) bir etki uyandırabilir gibi geliyor. Sanatla uğraşan kişi en çok kendisini şaşırttığı zaman dönüşür sanırım. Kendini şaşırtmanın bir yolu sürece duyarlı olmaktır. Araştırma sürecinde tasarlanmamış olana, sürprizlere açık olmak, belirip form bulan ve yok olan olasılıkların, yapıların farkına varmak ve onlara reaksiyon vermek, sadece konuşan taraf değil dinleyen taraf olmak. Sanatla uğraşan kişi derken sadece profesyonel sanatçılardan bahsetmediğimi vurgulamak isterim. Sanat herkeste bulunan bir kapasitedir. Eğitim, kültür, sosyo ekonomik sistem gibi bir dolu ağırlığın altında sistematik biçimde baskılanıyor ve unutturuluyor. Kültür sanat endüstrisinin sanatı da bu ağır sistemlere entegre etmeye meyil etmesi ve bu endüstri tarafından kabul görme çabaları bir yana, sanat pratiği samimi bir araştırma olarak yürütüldüğünde alternatif bir gerçeği yaratmak için bir fırsattır. Sanatla uğraşan kişiye sistemlerin bulaşamadığı kendi alternatif evrenlerini kurgulayabileceği bir alan açar. Bu alanın kendisi estetik bir protestodur.

İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu bu yeni pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek?
Geleceğin tek kanallı olduğunu düşünmüyorum, tek bir şekilde dönüştürmeyecek ve zaten varolan modlarını yok etmeyecek bence. Pandemiden önce de varolan, fiziksel mesafeyi problematikleştiren, malzeme olarak kullanan, dijital performanslar artabilir.

Bir performansçı olarak, pandeminin yarattığı zorlu koşullarla kişisel olarak nasıl başa çıkıyorsunuz? Yaratım sürecinde COVID-19'un getirdiği kısıtlamalara uymak zorunda kalmak yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?
Fiziksel mekanlarda çalışamadığım için dijital yerleştirmeler ve performansları denemeye fırsatım oldu. AR ile deneyler yapıyorum bu ara. Uzağa bir yere bir yerleştirme göndermek, dijital mekanın uzaktaki bir fiziksel mekanla kesişimlerinin çeşitliliği çok heyecanlı geliyor.

Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Çok fazla insan var ilk aklıma gelenleri yazayım. Olafur Eliasson, John Cage, Lewis Caroll, Albert Einstein, Öklid, Bernhard Riemann, Rene Descartes, Kurt Schwitters, Refik Anadol, Thom Yorke, Cornelia Parker, İrem Mollaahmetoğlu, Ferhan Yürekli, Alain Resnais, Pina Bausch, Lebbeus Woods, Peter Cook, Douglas Neil Adams, Gilles Deleuze, Paul Klee, Moholy Nagy, Alain Robbe Grillet, Edwin Abbott, David Byrne, Paolo J. Knill…

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Mimarlık okudum ve çalışmalarımı mekansal araştırmalar olarak özetleyebilirim. Kavramsal olarak bilimden, özellikle fizikten çok ilham alıyorum. Evrenin uzay, zaman, alan, kuvvet, madde, enerji nesne gibi bileşenleri üzerinde çalışmayı seviyorum. Uzayın statik bir hacimden ziyade hareketli bir alan olduğunu düşünüyorum. Bir alan olarak mekanı oluşturan kuvvetler ve bu alanın farklı madde, malzeme ve nesnelerle etkileşimi ile ilgileniyorum. Performans, yerleştirme, animasyon, çizim gibi farklı mecralarla araştırma yapıyorum. Mekanı hareketli bir alan olarak düşündüğüm için, performans ve animasyonun, algıladığım ve kavramsallaştırdığım şekliyle mekanı incelemek ve temsil etmek için iyi araçlar olduğunu düşünüyorum. Performansı bir yerleştirmenin hareketli bir versiyonu olarak ve yerleştirmeyi de bir performansın durdurulmuş versiyonu olarak görüyorum, çizimi animasyonun durdurulmuş bir versiyonu olarak ve animasyonu bir çizimin hareketli versiyonu olarak görüyorum, bir nesnenin bir olayın durdurulmuş bir versiyonu olması gibi bir olay da nesnenin hareketli bir versiyonudur. Bu günlerde uzayı farklı kuvvetlerin ilişkileri olarak anlamak ve temsil etmek için hesaplamalı akışkanlar dinamiği programlarını kullanmakla ve dijital performans ve yerleştirmelerle ilgileniyorum. Rüyalarımla pek ilgilenmiyorum zaten içe dönmeye çok meyilli biri olduğum için sanatı dışarıda olup bitenlerle ilişkilenmek üzere bir fırsat olarak görüyorum. 

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Genellikle araştırma sürecinin adını koyuyorum işe Bir Evren Tasarlama Denemesi, Manyetizma Deneyleri gibi. Eğer bir iş araştırmanın tümü değil de süreçte çıkan küçük bir parçasıysa, isim koymak çok zor oluyor çünkü bir isim verirsem olası diğer anlamları tıkamış gibi hissediyorum. Yine de bazen bir yerde yayınlanacaksa ya da kendim yayınlayacaksam bir isim koyuyorum. Çok içime sinmese de.

Sanatta disiplinlerarası üretimin sanatçılara ne gibi yeni perspektifler sağladığını düşünüyorsunuz?
Sanatta disiplinler arası üretimin yeni bir şey olduğunu düşünmüyorum. Sanat her zaman bilimdeki paradigma değişimlerine, evreni algılamamızı sağlayan teknolojilerin çeşitliliğine yanıt verdi ve hatta bunlara kaynaklık etti. Sanatın kendi içinde disiplinlere ve uzmanlıklara ayrılması da sanatçı ve yetenek mitlerine çok odaklanan geleneksel sanat eğitiminin bir yanılsamasıdır bence. Sanatsal tüm dışavurum biçimleri her insanda bir kapasite olarak bulunur ve aynı anda harekete geçirilebilirler.

PerformLab’in katılımcılarına nasıl bir deneyim sağladığını düşünüyorsunuz?
Çok hızlı ve yoğun bir etkileşim alanı kuruldu. Bunda İlyas Odman’ın payının büyük olduğunu düşünüyorum sanatsal üretim sürecindeki etkileşimleri bir turşu kavanozunun içinde olanlara benzetiyordu. Kavanozdaki aromaların enzimler sayesinde açığa çıkması ve birbirine karışmasına ve içindeki her şeyin dönüşüp başka bir hal almasına benzetiyordu. Hafta boyunca karşılaştığım her şey, tanık olduğum her sahne, kendi götürdüğüm ve başkalarının getirdiği her malzeme birbiriyle çok ilişkili geldi bana. Her gün önceki gün yapılanın izlerini, her çalışma bir başkasınınkinin izini taşıyordu, Zihnimde turşu kavanozu imgesiyle başladığım için yapılan her şeyi ilişkilendirmem bu kadar hızlı oldu sanırım.

PerformLab'in sizin sanatsal pratiğinize nasıl bir katkısı olduğunu/olacağını düşünüyorsunuz?
Bizimle çalışan sanatçıların yöntemlerindeki ortak bir şey dikkatimi çekti. Çoğu, çalışmaya elimizde birden fazla malzemeyle gelmemizi istiyordu. Malzemelerin hepsi kullanılmasa bile bazıları çalışmanın tıkandığı noktada açıcı oluyordu. Çalışmaya bomboş bir zihinle başlamaktansa bazı imge kırıntılarıyla başlamak süreci aşamalandırıp yumuşatıyor bence.

 

24 Haziran 2021 Perşembe

on soruluk sohbetler 40 : benjamin kahn

[Bu söyleşi 15.06.2021 tarihinde unlimited'de yayınlandı.]

Kundura Sahne'nin bu yıl ilki düzenlenen, performans alanında disiplinlerarası ve uluslararası konsept ve pratik geliştirme programı olan PerformLab, Türkiye’den ve Hollanda’dan sanatçıları bir araya getirerek 29 Mayıs- 6 Haziran 2021 tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşti. Kundura Sahne ile Productiehuis Theater Rotterdam ortaklığında ve Dutch Performing Arts’ın desteğiyle hayata geçirilen PerformLab programı boyunca yapılan açık çağrı sonucu seçilen, kariyerlerinin farklı aşamalarındaki Türkiye’den sanatçılar Barış Arman, Dilan Onay, Doğan Can Serinkaya, Filiz İzem Yaşın, Halil İbrahim Aygün, Nadir Sönmez, Nursev Irmak ve Selen Gürmen bir hafta boyunca Hollanda’dan gelen sanatçıların katılımıyla, çalışmalarını paylaşma ve geliştirme imkânı buldular. PerformLab’e ayrıca, sanatçı İlyas Odman da, sanatsal süreçlere fermantasyon kavramı üzerinden yeni bir bakış açısı kazandırarak Sanat Fermantoru olarak eşlik etti. Fermantasyonu, sanatsal süreçlere yeni bir perspektifle bakmayı sağlayan bir araç olarak kullanmayı öneren bu yaklaşım, PerformLab'in omurgasını oluşturdu. Hollanda’dan katılan sanatçılar ise dansçı ve koreograf Benjamin Kahn, Amsterdam Fringe Ödüllü dansçı ve performansçı Cherish Menzo, oyuncu ve performansçı Khadija El Kharraz Alami ve Green Room ödüllü eğitimci, sanatçı, tiyatrocu ve yönetmen Samara Hersch’den oluşuyordu.

On Soruluk Sohbetler’de PerformLab serisinin sıradaki misafiri performansçı ve koreograf Benjamin Kahn. Dansın ve koreografinin güçlü birer politik araç olduğunu düşünen Kahn, bireysel ve kolektif bedenlere bakış açılarımızı yapı-söküme uğratmakla ilgilenirken, performanslarında ister toplumsal cinsiyete, ister ırksal ayrımcılığa, ister beraber üretim dinamiklerine dair olsun, her türlü iktidar ilişkisini merkeze alarak sorgulamaya, yüzeyin altında yatan görünmez şiddeti görünür kılmaya çalışıyor. Kahn PerformLab kapsamında, tasarladığı ve PerformLab katılımcılarından Cherish Menzo’nun performansçı olarak yer aldığı, cinsiyet ve ırk kavramlarının yanı sıra üreten ve icra eden arasındaki iktidar ilişkilerini de sorunsallaştıran ve birçok festivalde adından hayranlıkla söz ettiren Sorry, But I Feel Slightly Disidentified… adlı özgün işinin gösterimini de katılımcılarla paylaştı.
Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Bu soruyu cevaplamanın pek çok yolu olduğunu düşünüyorum ama performansın özünün ne olduğunu kendi kendime tanımlamaya çalışacak olursam aklıma gelen ilk şey birlikte olmak, görmek ve görülmek oyununu oynama arzusu ile her şeyden önce kişisel ama kesinlikle kolektif bir deneyim olması. Performansın aynı anda samimi, kolektif, entelektüel, duygusal ve fiziksel olan derin bir deneyime izin verdiğine inanıyorum. Öteki olanla, gerçeklikle veya toplumla olan ilişkimizi sorgulamayı, bağlamından koparmayı veya yeniden formüle etmeyi mümkün kılabilir. Performans, yüce olanın ve aynı zamanda siyasetin yeri. Bu durumda çağdaşı nasıl tarif edeceğimi bilemiyorum…. Benim için sanat ile sanatın üretildiği zaman ve kültür arasında her zaman bir çağdaşlık vardır ve benim için biri olmadan diğeri olamaz. Sanat üretimi her zaman bu ilişkinin meyvesi. Benim için ortaya çıkan soru daha çok performansın bu toplumda hangi yeri işgal edeceğine nasıl karar verdiğimiz.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Bir önceki soruda tanımladığım gibi, performans politikanın alanı. Benim düşünceme göre söylemin menzilinin, duygular, imgeler veya fiziksel duyularımız gibi daha tahmin edilemez alanlara genişlemesine olanak veriyor. Birlikte çalışan bu alanlar performansı, benim için, gerçeklikle ilişkimizde altüst oluşlara izin veren çok güçlü bir araç haline getiriyor. Bununla birlikte, bu deneyimin, mahrem bedenimiz olarak tanımlayacağım şeyde gerçekleştiğine inanıyorum. Bununla kastettiğim şey, bireyler olarak hala kavrayabildiğimiz, hissedebildiğimiz ve dokunabildiğimiz bir gerçeklikte gerçekleşiyor olması. Bizim erişebildiğimiz şey, “elle tutulur, somut” olan. Benim merak ettiğim, bu dönüşüm acaba daha büyük ölçekte gerçekleştiğinde, sanat sembolik ve retorik mi oluyor ve artık bir deneyim olmaktan mı çıkıyor?

İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu bu yeni pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek?
Dürüst olmak gerekirse, bu pandeminin gelecekte sahne sanatlarını dönüştüreceğinden pek emin değilim. Bence örneğin bir diktatörlük veya sansür, sanat için pandemiden daha kötü olabilir. Şimdiye kadar sanat hep hayatta kalmış ve sanatın her zaman hayatta kalacağına ve toplumla birlikte var olacağına inanıyorum. Belki sanat etrafındaki ekonomik sistem değişecek. Veya iklime dair aciliyetler sebebiyle, sanatçılar olarak, sanatı paylaştığımız yeri yeniden düşünmek ve yeniden yerelleştirmek zorundayız.

Bir performansçı olarak, pandeminin yarattığı zorlu koşullarla kişisel olarak nasıl başa çıkıyorsunuz? Yaratım sürecinde COVID-19'un getirdiği kısıtlamalara uymak zorunda kalmak yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?
Bu salgının başlangıcında benim dikkatimi çeken şey, kolektif korku ve görünmez bir kolektif tehdit deneyimi oldu. Telafi etmek, saklanmak, kamufle olmak ve güvenli hayati bir yer yaratma ihtiyacı duydum. Diğer tüm bakış açıları o anda benim için alakasız görünüyordu. Bu bir hayatta kalma meselesiydi. Diğer herkes gibi, sayılara ve eğriye takıntılıydım. Çalışmam imkansızdı. Başka bir şey düşünmek doğru gelmiyordu. Ve devlet mesleğimi (gösteri sanatlarını) gereksiz olarak nitelendirmeden önce, mesleğimin gereksiz olduğunu hissettim. Birkaç ay sonra stüdyoya geri dönmeye başladım, çünkü sanatçılar olarak kendimizi güvenli bir grup olarak tanımlayabildik ve ben de işe geri döndüm. Bu kolektif korku kayboldu ve meşgul olduğum şeyin (pratiğimin) yeniden gerekli olduğunu gördüm. Pandemi öncesi ve pandemi döneminde bir sanatçı olarak çalışmanın arasında çok büyük bir fark olmadığını anladım. Bizler zaten sanatçılar olarak sanat yaratım sürecinde bir araya geliyor, kendimizi küçük gruplar içinde tutuyoruz. Tek fark, seyirciyle bir araya gelip paylaşamıyorduk. Bu belirsizliğin yaratım süreçleri üzerinde gerçekten psikolojik bir etkisi oldu.

Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Romantik bir fikir olan usta fikri hoşuma gidiyor. Usta ve talebesi arasında yatay bir ilişki. Bu, benim için, bilmeyen alçakgönüllü bir talebe ile bilgiyi aktaran usta imgesi ile ilişkileniyor. Sanırım ben uzun zaman kendime bir usta aradım. Bugün, çalışmalarımı şekillendiren, organize olmamış deneyimler birikimi olarak bilgiye dair daha geniş bir fikrim var. Beni etkileyen sanatçıları saymam gerekirse Death Grips, radikal koreografi anlayışı için Alessandro Caroni veya estetiği için Giselle Vienne diyebilirim, ve bunlar bildiğim sanatçıların sadece küçük bir kısmı.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Bana en başta ilham veren şey kişinin kendisi, performansçı. Performansçıyı nasıl gösterdiğim, performansçının kendini nasıl gösterdiği ve toplumun onu nasıl gördüğüne dair bakışın üçgen oyunu. Yaratıcı bir süreçte neredeyse sürekli olarak çok rüya görürüm. Yaratımın aslında o uyanık rüyaların gerilimi, sürtüşmesi ve ilişkisi olduğunu düşünüyorum.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Neredeyse hemen bir ad veririm, bu benim için projeyi gerçek kılmanın bir yolu. Ona bir ad vermek onu var etmek demek, ancak bu başlık elbette değişebilir ama aynı zamanda bir referans olarak kalır. Projenin ilk fikrinden türeyip türemediğini görmeme izin verir.

Sanatta disiplinlerarası üretimin sanatçılara ne gibi yeni perspektifler sağladığını düşünüyorsunuz?
Kendi disiplininiz ile diğer disiplinler arasında gidip gelmenin çok zenginleştirici olduğunu düşünüyorum; tıpkı öğretmenlik gibi, örneğin bu ana hatları görmeyi sağlıyor, ama aynı zamanda dilin gücünü ve bir perspektif sunmayı. Kendi pratiğimizin konumunu değiştirmeyi çok ilginç buluyorum. Tüm projelerin illa çok disiplinli olması gerektiğini düşünmüyorum çünkü bunun yarattığı müzakereyi hafife almamalıyız. Ancak bugün bu çok boyutluluk olmadan düşünmek zor ve bugün birçok sanatçı zaten bu sınırlarda yer alıyor.

PerformLab katılımcıları ile özellikle neleri (hangi performans, süreç vb.) paylaşacaksınız?
Şu sıralar, esas olarak çığlığın maddeselliğini ve sahnede ve/veya kamusal alanda koreografik bir araç olarak nasıl etkinleştirilebileceğini ve kullanılabileceğini inceliyorum. Davet edilen sanatçılarla bu pratiğe bakış açılarını paylaşmak istiyorum, eylem, ses ve çığlık yoluyla nasıl bir fiziksellik üretildiğine bakıyoruz. Çığlık, bir acil durum kanalı olarak “gündelik” hayatımızda zaten neyin içinde ve de icra ediliyor - temsil ediliyor ve hatta yeniden üretiliyor? Bu eşsiz eylem, hem ilkel bir içgüdüsel dürtüde hem de kırılganlığın ticari bir araçsallaştırılmasında ikamet ederken, bazen karşıt olan deneyimler veya anlamlarla nasıl ilişkilendirilebilir ve kendini dışa vurabilir? PerformLab sırasında, hem bir ses, hem de bunların bağırma eylemi üzerindeki etkilerini üreten somatik uygulamalar ve hareket uygulamaları önermeye çalışacağım. Farklı araştırma hatlarının sürekliliğinde, çığlığın kodlar, yorumlar ve halihazırda var olan kullanımlarından beslenerek, radikalleşmiş bir pratiği derinleştirmek istiyorum, ve bu farklı aciliyetleri listeleyerek paylaşacağımızı düşünüyorum. Uygulamada, genişletilmiş bir koreografik pratiğin bu soruları uzamsal ve bedensel maddeye nasıl dönüştürebileceğinin modellerini derinleştirmek istiyorum.  

PerformLab'a katıldıktan sonra İstanbul'daki deneyiminizden sonra yanınızda neyi götüreceğinizi hayal ediyorsunuz?
Önce insan olarak, sonra pratiklerimizle güçlü bağlar kuracağımızı düşünüyorum ve umuyorum. Elbette onları korumak ve bu buluşmanın gelecekte nasıl köprüler ve yeni işbirlikleri yaratacağını görmek gerekli olacak.

 

20 Haziran 2021 Pazar

Her Yaştan “Genç” Seyirciler için Sıradışı Anlatılar – II

Stuttgart’ta düzenlenen ve gençlere, çocuklara, ama en çok da her yaştan genç ve çocuk kalabilenlere hitap eden Schöne Aussicht (Güzel Manzara/Açık Bakış) Uluslararası Tiyatro Festivali geçtiğimiz Pazar günü (13 Haziran) sonlandı, ama gösterilerin kayıtları Haziran sonuna kadar izlenebiliyor.


Festivalin dört gösterisinden biri Fransa’dan gelen Compagnie Bakelite’in “Envahisseurs” (İstilacılar) adlı yapımı idi. Olivier Rannou, Obje tiyatrosunun nitelikli örneklerinden biri olan gösteriyi tasarladığı gibi sahnede bizzat sahneledi de. 

 Gösterinin alt başlığı “Bilinmeyen objelerle tiyatro” gösterinin hem içeriğine, hem biçimine, hem de gösterinin kendisine dair hoş bir mizah barındırıyor; bir yandan istilacı olan uzaylıların “bilinmeyen” olma haline gönderme yapıyor, bir yandan da gösteride kullanılan objelerin hepsinin aslında “bilinen”, yani günlük hayatımızdan tanıdık olduğumuz, gündelik olma durumlarını tiye alıyor.
Rannou hangi objeleri mi kullanılıyor gösteride? Üç siyah Bond çanta, minyatür askerler, iç organları çıkartılabilen bir oyuncak bebek, şehirleri en popüler anıtlarıyla temsil eden turistik minyatür heykeller, bir maket ev, çam ağacı formundaki araba kokuları, bir bulaşık eldiveni, farklı renkte ve boyutta jöleli pastalar… Rannou bu objelerin bazısını direkt temsil ettiği imgenin minyatür versiyonu olarak, bazılarını ise yaratıcı bir yorumla başka imgeleri temsil etmek üzere kullanıyor; örneğin jöleler uzaylı oluyor, Bond çantalardan biri uzay gemisi… 

Gösteri, estetiğini dünyayı istila eden uzaylıları konu eden 1950-‘60ların Amerikan B-tipi filmlerinden, örneğin hemen akla gelen türün klasiklerinden 1956 tarihli “Invasion of Body Snatchers”tan ödünç almış. Rannou’nun kendisi de beyaz gömleği, siyah kravatı ve takım elbisesi, beyaz pudralı yüzü ve dikilmiş gür saçlarıyla o filmlerden birinden fırlamış gibi.

Rannou süre olarak da minyatür, sadece 25 dakika ve sözsüz olan gösteride boyutla, mekanla ve algıyla oynayarak, ince mizahla soslandırdığı keyifli bir seyirlik sundu seyirciye.




Festivalin son gösterisi İsviçre’den Theater Sgaramusch yapımı “Liebe üben” (Aşk ezgersizi) idi.

Biri kadın diğeri erkek iki kişi sadece iki kırmızı metal sandalyenin ve arkada beyaz bir gelinliğin asılı olduğu boş sahneye gelirler. Gösteri, kadın oyuncunun adının Nora olduğunu söylemesi ve karşısındaki erkek oyuncuyu göstererek yıllar önce Belçikalı Ives’i ilk tanıdığında ona aşık olduğunu, çocukluk hayalinin bir Belçikalı ile evlenmek ve ondan çocuk yapmak olduğunu, ama Ives’in bir sevgilisi olduğu için bunun gerçekleşemeyeceğini bildiği için, tiyatro sahnesinin işte tam da böyle bir şey, bir kurgu-mekan, gerçekleşmeyen hayallerin mekanı olduğunu, bunun için bir gelinlik alıp sahneye astığını ve Ives’e “Benimle aşk egzersizi yapar mısın?” diye sorduğunu anlatmasıyla başladı.

Orta yaşlı iki oyuncu, Nora ile Ives aşk üzerine, aşkın çeşitli çehreleri üzerine konuştular, kendi aşk deneyimlerinden bahsettiler, ara ara daha önce aşka, sevgiye, ilişkiye, karşılıksız aşka, sevgili olmaya, evliliğe, çocuk sahibi olmaya vb. bir çok konuya dair çocuklara ve gençlere yönelttikleri sorulara verilen cevapları banttan dinlettiler, bu sorulardan bazılarını bazen direkt salonda oturan seyircilere de yönelttiler ve aldıkları cevaplara yorumlar yaparak bu bölümleri kısa sohbetlere dönüştürdüler, aşka dair her bir farklı soru üzerine temellenen bölümün ardından o soruya uygun bir aşk şarkısı eşliğinde sorunun çağrıştırdığı duyguları temsil eden hareketlerle dans ettiler.
Her ne kadar Nora tiyatro sahnesi için kurgu-mekan dese de, bütün bu yukarıda saydıklarım belgesel tiyatro tadında ve sahnenin ve o anın gerçekliğinin farkındalığıyla sahnelendi. Örneğin, şarkıların çalınması, söyleşilerin banttan yayınlanması gibi bütün ses kontrolü sahnenin kenarındaki bir bilgisayardan oyuncular tarafından yapıldı.

Aşk ve kadın-erkek ilişkileri teması ve soru-cevap yöntemine göz kırpması bakımından Pina Bausch’un estetiğini andıran dans bölümlerinin koreografisi sade ve etkiliydi. Çiftin hareket halindeyken kesintisiz öpüşme sahnesi Peeping Tom'un Le salon yapıtındaki ünlü sahneden serbestçe esinlenilmiş gibiydi. 
İkisi de dans’tan gelen Nora Vonder Mühll ile Ives Thuwis gerek dans bölümlerinde gerekse de sözlü kısımlarda doğal ve akıcıydılar.

Hem Nora ile İves’in bütün samimiyetleri ve doğallıklarıyla kendi geçmişlerinden bahsetmeleriyle, hem farklı yaşlara ve geçmişlere sahip olanların sorulara verdikleri cevapların çeşitliliğiyle, hem de bu temaların dans estetiğine dönüşmesiyle katmanlaşan gösteriyi izlerken insan ister istemez bir yandan o sorulara kendisinin nasıl cevaplar vereceğini, kendisinin aşka dair neler yaşadığını da düşünmüyor değil. Bu da gösteriyi fiziksel anlamda olmasa da, duygu ve düşünce açısından interaktif kılıyordu.



“Schöne Aussicht” (Güzel Manzara/Açık Bakış)’ta sahneden naklen yayınlanan gösteriler kadar, festivali düzenleyen JES ekibi de, aynı festivalin adı gibi, genel geçer ve konvansiyonel toplumsal, kültürel, cinsiyetçi kabullerden özgürleşmiş, çok kültürlü, aydınlık, geleceğe umutlu ve açık bir bakış sergiliyordu.

Bunun en güzel örneklerinden biri de, her gösteri öncesinde naklen yayının başlamasını beklerken yayına sokulan video idi. Ekranın altından geçen yazılar ve o sırada ekrana gelip konuşan oyuncular “Oyunun başlamasına az kaldı”, “Bulunduğunuz mekanı karartmak ister misiniz?”, “Yanınıza yiyecek-içeçek bir şeyler almayı unutmayın”, “Birazdan başlıyor” gibi sözleri Almanca, İngilizce, Türkçe, Fransızca ve İtalyanca olmak üzere beş dilde aktardılar. Oyuncuların sözleri vurgu, mimik, jest ve hareket katarak çeşitlendirdikleri bu eğlenceli giriş, seyirciyi birazdan izleneceği gösteri için hazırlıyordu da. Sanırım son bir yıldır sahneden naklen izlediğim yayınlar arasında en yaratıcı bekleme seansıydı bu festivalinki.

[bu yazının bir versiyonu 18 haziran 2021'de Tiyatro Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]

 

17 Haziran 2021 Perşembe

on soruluk sohbetler 39 : cherish menzo

[Bu söyleşi 08.06.2021 tarihinde unlimited'de yayınlandı.]

Fotoğraf: Mélanie Musisi 

Kundura Sahne'nin bu yıl ilki düzenlenen, performans alanında disiplinler-arası ve uluslararası konsept ve pratik geliştirme programı olan PerformLab, Türkiye’den ve Hollanda’dan sanatçıları bir araya getirerek 29 Mayıs- 6 Haziran tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşti. Kundura Sahne ile Productiehuis Theater Rotterdam ortaklığında ve Dutch Performing Arts’ın desteğiyle hayata geçirilen PerformLab programı boyunca, yapılan açık çağrı sonucu seçilen, kariyerlerinin farklı aşamalarındaki Türkiye’den sanatçılar Barış Arman, Dilan Onay, Doğan Can Serinkaya, Filiz İzem Yaşın, Halil İbrahim Aygün, Nadir Sönmez, Nursev Irmak ve Selen Gürmen bir hafta boyunca Hollanda’dan gelen sanatçıların katılımıyla, çalışmalarını paylaşma ve geliştirme imkânı buldular. PerformLab’e ayrıca, sanatçı İlyas Odman da, sanatsal süreçlere fermantasyon kavramı üzerinden yeni bir bakış açısı kazandırarak Sanat Fermantoru olarak eşlik etti. Fermantasyonu, sanatsal süreçlere yeni bir perspektifle bakmayı sağlayan bir araç olarak kullanmayı öneren bu yaklaşım, PerformLab'in omurgasını oluşturdu. Hollanda’dan katılan sanatçılar ise dansçı ve koreograf Benjamin Kahn, Amsterdam Fringe Ödüllü dansçı ve performansçı Cherish Menzo, oyuncu ve performansçı Khadija El Kharraz Alami ve Green Room ödüllü eğitimci, sanatçı, tiyatrocu ve yönetmen Samara Hersch’den oluşuyordu. On Soruluk Sohbetler ‘de Samara Hersch’den sonra, dansçı, koreograf ve performansçı Cherish Menzo’yu ağırladık. Çağdaş dansla, sokak dansları ve rock konserleri gibi popüler formların biçim ve estetiklerini harmanlayan, bedenin sahne üzerindeki dönüşümü ve farklı fiziksel imgelerin vücuda getirilmesi ile ilgilenen sanatçı Menzo, performanslarıyla izleyicilerini, beden, ses, müzik gibi hem bedene ait hem de dışsal farklı malzemeleri kullanarak, tanıdık sanılan imgelerin yabancılaştığı, yabancı sanılanlarınsa ne kadar tanıdık olduklarının berraklaştığı tekinsiz bir yolculuğa çıkarıyor ve de var olan toplumsal normları sorgulatıyor.

Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
“Şimdilik...” devam eden bir süreç olarak görüyorum ve/veya zamana dair kafa patlatılan bir süreç. Geçmiş, şimdi, gelecek ve aradaki tüm gri spekülatif alanlar... Güzellik, grotesk, kaos, yapı, gerçekçilik ve gerçeküstücülüğün çatışabileceği, çarpışabileceği, dönüşebileceği, bağlanabileceği, sürtüşme bulabileceği, çözülebileceği ve aşılarak bizi tekrar dünyaya getirebileceği bir araç, bir arena ve/veya bir platform.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyorum. Benim için gösteri sanatları veya bu alandaki herhangi bir sanat formu, bireysel ve kolektif hayal gücümüze yer açmak için bize bir oyun alanı sunuyor. Bu, fiziksel performatifliğin dönüşümü, maddenin ve/veya malzemelerin dönüşümü ve fiziksel (olmayan) alanların dönüşümü şeklinde olabilir. Bu dönüşümün genellikle gerçeklikle bağlantılı veya gerçekliğin bir yansıması olduğuna inanıyorum.

İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek?
Gelecekte gösteri sanatlarını nasıl dönüştüreceğinden emin değilim…. Bence biz ya da belki kendim, hala işlerin daha önceden nasıl yapıldığını yansıtmanın peşinde ve alandaki dinamikleri, kalıpları, yapıları ve sistemleri anlamak için kendimize zaman ayırma sürecindeyiz. Umuyorum ki, lüzumsuz turne trafiği yeniden başladığında çevreyi daha fazla düşünebilir ve ona daha fazla özen gösterebiliriz. Bunun yanı sıra umarım, gösteri sanatları, alanımız dışındaki insanlarla daha erişilebilir bir bağlantı kurabilir ve toplumumuzda daha fazla değer görebilir.

Bir performansçı olarak, pandeminin yarattığı zorlu koşullarla kişisel olarak nasıl başa çıkıyorsunuz? Yaratım sürecinde COVID-19'un getirdiği kısıtlamalara uymak zorunda kalmak yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?
Pandeminin yarattığı koşullarla ilgili en zorlayıcı bulduğum şey, meslektaşlarımız arasındaki dengesizliğin gerçekten kendini göstermesi veya daha da vurgulanması oldu. Fırsatlar, görünürlük ve erişilebilirlik anlamında.

Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Sanırım eğitimim sırasında, belirli performatif/dans tekniklerinde ve yöntemlerinde ustalaşmanın peşindeydim ve bu da bana başkalarının bu tekniklerde ustalaştığı veya bu teknikleri usta olarak öğrettiği fikrini düşündürdü. Yine de hayran olduğum ve ilham aldığım birçok sanatçı var.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Bir çalışma sürecinde veya öncesinde farklı kaynaklar bana ilham veriyor. Müziğin en kuvvetli ve belki de en önemli ilham unsuru olduğunu düşünüyorum. Bunun yanı sıra filmlerde, kitaplarda, sergilerde, albüm kapaklarında bulduğum imgelerden, hayal gücümü harekete geçiren metinlerden ve “İnternet”ten çok ilham alıyorum.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Yeni bir yapıt için düşünmeye veya araştırmaya başladığımda genellikle adı kendini ilk ortaya çıkaran şey oluyor. Bunun neden böyle olduğunu bulamadım, ancak sürece ve nihai projeye net bir özellik, his ve boyut kazandırıyor olmasını seviyorum.

Sanatta disiplinlerarası üretimin sanatçılara ne gibi yeni perspektifler sağladığını düşünüyorsunuz?
Bence bu, kişinin sanatını nasıl ifade etmek ya da somutlaştırmak istediği konusunda büyük bir özgürlük sağlıyor. Halihazırda çoğu sanatçının sezgisel olarak zaten disiplinler-arası çalıştığını düşünüyorum.

PerformLab katılımcıları ile özellikle neleri (hangi performans, süreç vb.) paylaşacaksınız?
PerformLab sırasında Distorted Rap Body/Chopped and Screwed Body (Çarpıtılmış Rap Bedeni/Doğranmış ve Vidalanmış Beden ) adlı bir hareket araştırması/performatif araştırma paylaşacağım. Distorted Rap Body/Chopped and Screwed Body için yavaşlatılmış, ağır temelli (heavy-based) ve zengin dokulu müzik türü Chopped and Screwed’ı (Doğranmış ve Vidalanmış), hareketli bedenlerimiz ve performativitemiz üzerinde keşfediyoruz. Distorted Rap Body/ Chopped and Screwed Body çalışması, Chopped and Screwed tekniğini (aynı zamanda screwed and chopped veya slowed and throwed -yavaşlatılmış ve fırlatılmış- olarak da adlandırılır) beden hareketine ve performativiteye uyguladığımız bir araştırma ve deney. Chopped and Screwed, orijinal olarak hip-hop müziğinde kullanılan bir remix’leme tekniği. Teknik, 1990'ların başında Houston hip-hop sahnesinde DJ Screw tarafından geliştirildi. “Screwed” tekniği, tempoyu büyük ölçüde yavaşlatarak ve beat’leri atlama, plak çiziktirme, stop-time, tekrarlama ve ondan "chopped-up" ve "sızan" (oozing) bir şarkı versiyonu oluşturmak için orijinal kompozisyonun bölümlerini etkileme gibi teknikleri uygulayarak gerçekleştiriliyor. Orijinal olarak müzikte ve şarkı sözlerinde kullanılan bu tekniği uygulamak için, zamanın çarpıtılmasını ve aşırı artikülasyonu bedene getirmeyi araştırıyoruz. Ağız, insan sesi, ses, kaslar, dokular arasındaki ilişki, icra eden bedeni nasıl yeniden şekillendirir ve yeniden tanımlar; ve de yeni anlatılar, mekanlar ve beden formları önerebilir?

PerformLab'a katıldıktan sonra İstanbul'daki deneyiminizden sonra yanınızda neyi götüreceğinizi hayal ediyorsunuz?
Diğer sanatçılarla tanışmak, paylaşmak ve fikir alışverişinde bulunmak beni çok heyecanlandırıyor. Umarım uzun vadeli bir diyalog ve paylaşım oluşturabiliriz.

 

12 Haziran 2021 Cumartesi

Her Yaştan “Genç” Seyirciler için Sıradışı Anlatılar


JES (Junges Ensemble Stuttgart / Stuttgart Genç Topluluğu)’nun belediye ve bakanlığın maddi desteğiyle iki yılda bir düzenlediği Uluslararası Tiyatro Festivali “Schöne Aussicht” (Güzel Manzara) geçen yıl pandemiden dolayı iptal edildiği için bu yıl Almanya’da tiyatro salonlarının açılmaya başlamasıyla birlikte hem fiziksel mekanda hem de sahneden naklen yayınla gerçekleşiyor. 

Festivalde sadece gösteriler yok, çeşitli etkinlikler ve en önemlisi, ASSITEJ (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği)’nin düzenlediği ve bir haftalık festival boyunca süren bir atölye çalışması var. “Genç İzleyiciler İçin Dayanışma Tiyatrosu Kavramları” başlıklı bu atölye çalışması zoom üzerinden düzenleniyor ve profesyonel sanatçılara ve değişme istekli herkese açık. Bu atölye çalışmasında, içinde yaşanan çeşitli gerçekliklere saygı duyarak ve kategorize etmeden; genç seyirciler için sahnede ve sahne dışında dayanışmayı sağlayacak tiyatro nasıl yaratılabilir, ırkçılığı, cinsiyetçiliği, sınıfçılığı, engelli, trans ve queer bireylere yönelik düşmanlıkları ve ayrımcı koşulları yeniden üretmeden dünyayı tanımlamak için hangi imgeler ve anlatılar yaratılabilir ve bu durum hem sanatsal çalışmaları hem de tiyatronun yapılarını nasıl etkiler gibi sorular üzerine düşünmek ve fikir alışverişi yapmak üzerine kurgulanmış.


Festivali geçtiğimiz pazar akşamı (6 Haziran) Belçikalı Bronks - Genç Seyirci için Tiyatro ve Tuning People topluluklarının ortak yapımı “Rita” açtı. 
Bir operanın dramatik aramüziği çalarken sonradan pencerenin olduğunu anlayacağımız jaluzi açılır ve yavaş yavaş içeriye mavi bir ışık dolmaya başlar. Aynı anda sahnenin diğer yanındaki siyah perde de kalkarken köşe duvarlarıyla bir mekan çıkar ortaya. Beyaz duvarlardan birine tek kişilik bir masa, bir sandalye, diğerine bir tabure dayalıdır. Tombulca, kıvırcık saçları, iki sıra inci kolyesi, boynuna kadar iliklenmiş siyah bluzu, pileli beyaz eteği ve topuklu ayakkabısıyla geçkin bir kadın önce müzik eşliğinde bir süre ahenkle dans eder, ama dengesini yitirmesi gecikmez, sanki rüyadan uyanmış gibi kendine gelir, duvarın kenarına asılı pardesüsünü giyer ve çantasını alarak mekandan çıkmak ister gibidir. O sırada bir tezgah altı buzdolabını iten beyaz tişört ve pantolonlu, boynunda altın bir kolye asılı genç bir adam girer mekana ve kadına “Rita” diye seslenince bir anda mavi ışık mekanın kendi ışığına döner, Rita gerçek dünyaya dönmüştür. Ama acaba o dünya da gerçek midir?... 
Adam yumuşak bir sesle “Hiçbir şeye gitmiyorsun, pardesünü çıkar, burada kalacaksın, bak herkes senin için geldi” deyip seyirci tarafını gösterir ve geldiği gibi sakince çıkar. Kadın pardesüsünü çıkarır, çantasını açar, küçük bir ayna çıkarır, aynada kendini görünce hafifçe korkar, makyaj yapar, küpe takar ve çantayı buzdolabına koyar. O sırada genç adam bu sefer üstü ocak altı fırın bir tezgah parçasını sürerek girer sahneye, Rita’ya sahne arkasını göstererek “Duvarın arkasına geç ve bekle” der, seyircilere dönüp adının Martino olduğunu söyledikten sonra Rita sahneye geri gelince “Sürpriz” diye bağırmalarını tembihler, iki kere deneme yaptırır ve bağırarak Rita’yı çağırırken sahneden çıkar. Rita çıktığı yerden değil, mevcut duvarlardan birini oynatarak girer sahneye ve seyircilerin “Sürpriz” diye bağırmalarıyla afallar. 

Fotograf : Clara Hermans

Sonrasındaki 70 dakika boyunca bakıcı mı gardiyan mı olduğu belli olmayan genç adam mekana sürerek bir eviye tezgahı getirir, masanın yerini değiştirir, yaşlı kadınla ilgilenir, onun cips yemesini engelleyip elma yemesini sağlamaya çalışır, yemediği elmaları kendisi çiğneyip onun ağzına tükürür. Tezgah parçaları mekanın içinde genç adam tarafından hareket ettirilir. Mekanın köşesini tanımlayan duvarlardan başka parçalar da aralanırlar, zaten sadece köşesi olan mekan iyice dağılır, duvarlar aralarından geçilir hale gelir. Arka duvarda üstte gömülü bir çift kapak vardır (normalde mutfaklardaki tezgah üstü dolapları gibi olan ama dışarıya çıkıntılı değil, duvarla aynı hizada, gömülü şekilde). Mekanda hiçbir şey sabit ve normal değildir. Mekan tekinsizdir. Genç adam da biraz tekinsizdir, kadının iyiliğini mi istiyordur yoksa kadını yapmaya zorladıklarından sadistçe zevk mi alıyordur, belli değildir. Hatta belki de Rita'nın diğer yanıdır.
Kadın da kaybolmuş, aynı mekan gibi dağılmıştır sanki; zaman zaman iyice kendi dünyasına çekilerek opera aryaları eşliğinde dans eder. Belki eski bir şancıdır, ya da balerin. Kadına dair bir şeyleri sezersiniz ama tam adını koyamazsınız. Acaba ruhsal bir sorunu mu vardır, ya da bunamadan mı muzdariptir, huzursuz olduğu kesindir.

Rita’yı, Jef van Gestel ile birlikte bu yapımın yazar ve yönetmenlerinden biri olan dansçı-koreograf Randi De Vlieghe, rolün barındırdığı olanakları da ustaca kullanarak canlandırdı. Martino’yu ise Stuttgart’taki gösterimde Tomas Pevenage oynadı. İki oyuncu da canlandırdıkları protagonistlerin ruhsal dünyalarının tekinsiz, sürprizli gel-gitlerini sakin, doğal ve abartıya kaçmayan bir yorumla seyirciye aktarıyorlardı. Wannes Deneer imzalı mekan tasarımı ise iki oyuncunun yanında yapımın üçüncü oyuncusuydu adeta. Mekan sürpriz içeren, hareketli ve/ya ölçeğiyle oynanmış öğeleriyle kimlikli ve bağımsız bir protagonist olarak dramaturjinin olmazsa olmaz yapı taşlarından biriydi. 

Fotograf : Clara Hermans

Her yaştan seyirciye hitap eden, oldukça nitelikli ve derinlikli bir gösteri olduğunu düşündüğüm “Rita”yı huzursuzluk ve hüzün kadar neşe ve keyifle de izledim. Festival pazar gününe (13 Haziran) kadar devam ediyor, her akşamki gösteri canlı sahnelenip naklen yayınlanıyor, yayının bant kaydı 30 Haziran'a kadar izlenebiliyor. Farklı ve genç bir dünyaya adım atmak için festival gösterimlerini kaçırmayın…

[Bu yazı Tiyatro Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]

6 Haziran 2021 Pazar

on soruluk sohbetler 38 : samara hersch

[Bu söyleşi 01.06.2021 tarihinde unlimited'de yayınlandı.]

Kundura Sahne'nin bu yıl ilki düzenlenecek, performans alanında disiplinlerarası ve uluslararası konsept ve pratik geliştirme programı olan PerformLab, Türkiye’den ve Hollanda’dan sanatçıları bir araya getirerek 29 Mayıs-6 Haziran tarihleri arasında Beykoz Kundura’da gerçekleşiyor. Kundura Sahne ile Productiehuis Theater Rotterdam ortaklığında ve Dutch Performing Arts’ın desteğiyle hayata geçirilen PerformLab programı boyunca, yapılan açık çağrı sonucu seçilen, kariyelerinin farklı aşamalarındaki Türkiye’den sanatçılar Barış Arman, Dilan Onay, Doğan Can Serinkaya, Filiz İzem Yaşın, Halil İbrahim Aygün, Nadir Sönmez, Nursev Irmak, Onur Karaoğlu ve Selen Gürmen, bir hafta boyunca Hollanda’dan gelen sanatçıların katılımıyla, çalışmalarını paylaşma ve geliştirme imkânı bulacaklar. PerformLab’e ayrıca sanatçı İlyas Odman da, sanatsal süreçlere fermantasyon kavramı üzerinden yeni bir bakış açısı kazandırarak Sanat Fermantoru olarak eşlik edecek. Fermantasyonu, sanatsal süreçlere yeni bir perspektifle bakmayı sağlayan bir araç olarak kullanmayı öneren bu yaklaşım, PerformLab'in omurgasını oluşturacak.
Hollanda’dan katılan sanatçılar ise dansçı ve koreograf Benjamin Kahn, Amsterdam Fringe Ödüllü dansçı ve performans sanatçısı Cherish Menzo, oyuncu ve performans sanatçısı Khadija El Kharraz Alami ve Green Room ödüllü eğitimci, sanatçı, tiyatrocu ve yönetmen Samara Hersch’den oluşuyor. On soruluk sohbetler’de sırada eğitmen, tiyatrocu, yönetmen ve performans sanatçısı Samara Hersch’i misafir ediyoruz. Yaratım sürecinin merkezine çağdaş performans ile katılımcı sanat pratiklerinin kesiştiği noktaları alan Samara Hersch, farklı kuşaklar arasında gerçekleşen söylem ve bilgi paylaşımlarının hiyerarşik olmayan biçimlerine ile duyan bir sanatçı. Güncel koşulların sunduğu ve bazen de dayattığı yeni biçimleri de işlerine cesurca dahil ettiği performanslarında Hersch, izleyicilerini sürecin birer katılımcısı olarak gelecek nesilleri etkileyen kritik konular hakkında düşünmeye, kuşaklar-arası ve kıtalar-arası karşılıklı bir sohbete, büyük bir topluluğun parçası olduklarını fark etmeye davet ederken aynı zamanda onlar için mahrem bir deneyim kurgulamayı hedefliyor.
Samara Hersch, Otoportre, Fotoğraf: Bobo Lee ( Body of Knowledge atölye serisinden, Hong Kong)

Performansın özü sizce nedir? Performansı günümüzde nasıl tanımlarsınız?
Benim için çağdaş performans bir karşılaşma; diğeriyle, bir yabancıyla, kendinle... Aramızdaki bu boşlukta neler olabileceğini ve gündelik yaşamın bizi mahrum ettiği hangi olasılıkların ortaya çıkarılabileceğini, prova edilebileceğini ve parçalara ayrılabileceğini merak ediyorum.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Geçenlerde bir arkadaşım bana şöyle dedi: “Beni vektörler daha az ilgilendiriyor, beni asıl ilgilendiren zihnimi yeni düşünceler ve hayallerle dolduran sanat.” Bu ifadeyi seviyorum, çünkü sanatın yaratabileceği yavaşlamada, benim için dönüşümün gerçekleştiği yer burası. Zamanın, mekanın esnemesini ve yeni bir araya gelişlerin oluşmasını sağlayarak, hayatımızın çoğunu tüketen aralıksız gürültüye, kutuplaşmaya ve dikkat dağınıklığına direnen ve bu süreçleri altüst eden alternatif hayal etme, queer’leme ve dinleme kanalları yaratabileceğimize inanıyorum.

İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek?
Bu salgın sırasında kendimi Melbourne'da buldum; Amsterdam'daki sanat ortamımdan çok uzakta. Uzaktan fark ettiğim şey ortaya çıkan daha büyük bir temas kurma çabasıydı ve de kaynakları paylaşma konusunda bir cömertlik ile birlikte olmaya yönelik yaratıcı girişimler. Aynı zamanda, aramızdaki sınırlar her zamankinden daha güçlü hissediliyor. Bu uzaktan (remotely) birlikte kalmak için yapılan yeni girişimleri desteklerken, aslında gerçekten birlikte olmak ve “gerçek” bir bir araya geliş için gerekli koşulları yaratmak konusunda ısrar etmemiz gerektiğini hissediyorum.

Bir performans sanatçısı olarak, pandeminin yarattığı zorlu koşullarla kişisel olarak nasıl başa çıkıyorsunuz? Yaratım sürecinde COVID-19'un getirdiği kısıtlamalara uymak zorunda kalmak yaratıcılığınızı nasıl etkiledi?
Zaten bir özne ve performatif araç olarak mesafeyle çalıştığım için salgın, beni bu araştırmaya daha da derinden yöneltti. Body of Knowledge ve Sex and Death adlı yapıtlarımı “evde” ve dijital versiyonlara uyarlayabildiğim için fazlasıyla şanslıydım. Bu fırsatlar ne kadar olağanüstü olsa da ve bu yeni olasılıkları destekleyen kurumlara ne kadar müteşekkir olsam da, aynı zamanda neyin eksik kaldığının da farkındayım; odada oluşan o elle tutulamaz enerji, seyircinin nefesinin sesi, gösteri sonrası bardaki sohbet. Bu yokluklar beni bir özlem hissine kaptırıyor ve tekrar fiziksel olarak birlikte olma ihtiyacını teyit ediyor… ki bunu dört gözle bekliyorum!

Size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Birçok sanatçıdan ilham alıyorum; en son Amsterdam'daki Das Theatre'daki akıl hocam olan Edit Kaldor’dan aldım. Yeni dramaturjileri dile getirme şeklini seviyorum ve odada gerçekte neler olup bittiğini merak içinde takip etmekte ve gözlemlemekte ısrar ediyor. Ayrıca Back to Back Tiyatrosu’ndan Avustralyalı tiyatro yönetmeni Bruce Gladwin'den de ilham alıyorum. Özellikle, yapıtlarının her birinin bir önceki yapıtta çözülmemiş bir sorudan ortaya çıkma biçiminden ilham alıyorum. Sanatın bir araştırma olarak bu şekilde konumlandırılmasını ve sanatçının pratiğiyle devam eden bir sohbete girmesini seviyorum.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Bana ilham veren şey, karşılaştığım farklı insanlar ve onların dünyayı ifade etme ve yönlendirme biçimleri. Bu sıralar ergenlerle çok çalışıyorum ve onların toplumla ve genel olarak yetişkinlerle hesaplaşmalarından ilham alıyorum. Onlar tarafından sürekli olarak varsayımlarımı yeniden düşünmem ve radikal olarak yeni ve sürdürülebilir gelecekler hayal etmem ve talep etmem isteniyor.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Çoğu zaman bir yapıtın adı beklenmedik bir şekilde gelir ve kendini duyurur.

Sanatta disiplinlerarası üretimin sanatçılara ne gibi yeni perspektifler sağladığını düşünüyorsunuz?
En iyi durumda, bir topluluk duygusu yaratıyor ve başkalarıyla ilgilenmek, direnmek, boy göstermek ve dinlemek için yeni yollar sunuyor.

PerformLab katılımcıları ile özellikle neleri (performans, süreç vb.) paylaşacaksınız?
Mesafe ve mahremiyete dair merakımı paylaşıyor olacağım. Uzaktan katılım sağlıyor olacağım için arzu, özlem ve yakınlık için bir araç olarak mesafenin potansiyelini keşfetmeyi umuyorum.

PerformLab'a katıldıktan sonra İstanbul'daki deneyiminizden sonra yanınızda neyi götüreceğinizi hayal ediyorsunuz?
Yeni karşılaşmalar sonucunda sanat topluluğumun genişlemesini umuyorum; bunu sadece arkası gelecek bir sohbetin başlangıcı olarak görüyorum….

 

1 Haziran 2021 Salı

2020-2021 sinema sezonu



vizyon filmleri01 haziran 2020 - 31 mayıs 2021
.antigone sophie desraspe 31mrt ***** 
.favolacce fabio & damiano d’innocenzo 04ock ****.5 
.nowhere special uberto pasolini 23şbt **** 
.colectiv alexander nanau 03şbt ***.5 
.ete 85 françois ozon 03ock ***.5 
.port authority danielle lessovitz 25ock *** 
.enfant terrible oskar roehler 09şbt *** 
.charlatan agzieszka holland 19ock *** 
.sublet eytan fox 22mrt *** 
.200 meters ameen nayfeh 20ock **.5 
.undine christian petzold 03ock **.5 
.das neue evangelium milo rau 28şbt **.5 
.el principe sebastian munoz 02mrt ** 
.last and first man johann johannsson 02şbt ** 
.malmkrog cristi puiu 25ock

kundura sinema 
.overseas sung-a joon 19mys ****.5 
.fiancées julia bünter 30mys ***.5 
.school of seduction alina rudnistkaya 30mys ***.5

istanbul modern sinema - bahar nöbeti, 18-30 mayıs 
.otac srdan golubovic 30mys *****
.our friend gabriela cowperthwaite 25mys ***.5 
.gagarine fanny liatard & jeremy trouilh 23mys ***

40. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi, mayıs programı 
.the human voice pedro almodovar 10mys ***

40. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi, nisan programı 
.dorogie tovarishchi andrei konchalovsky 02mys ***.5 
.falling viggo mortensen 01mys **.5

istanbul modern sinema - asla yalnız, 15-25 nisan 
.looking for oum kulthum şirin neşat 22nsn ***.5 
.le challat de tunis kaouther ben hania 18nsn ***.5 
.la saison des hommes moufida tlatli 21nsn *.5
.rafiki wanuri kahiu 17nsn *

avusturya kültür ofisi film gösterimleri 
.nobadi karl markovisc 21şbt ***.5 
.space dogs elsa kremser & peter levin 23nsn *5 
.austria2australia andreas buciuman & domiink bochis 23nsn *.5

istanbul modern sinema - oscar’ın yabancıları, 16 şubat – 8 mart 
.mila christos nikou 01mrt ****.5 
.druk thomas vinterberg 21şbt ***.5 
.le miracle du saint inconnu aala eddine aljem 24şbt ***

39. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi uluslararası yarışma, aralık programı 
.sin senas particulares fernanda valadez 18ara ****.5 
.tengo miedo torero rodrigo sepulveda 24ara **** 
.moffie oliver hermanus 13ara ***.5 
.omar ve biz mehmet bahadır er & maryna gorbacher 12ara **

kino 2020: alman filmleri türkiye’de 
.walchensee forever janna ji wonders 05ksm ****.5 
.es gilt das gesprochene wort ilker çatak 03ksm **** 
.das vorspiel ina weisse 02ksm **** 
.mein ende. dein anfang. mariko minoguchi 07ksm **.5 
.pelikanblut katrin gebbe 08ksm *

engelsiz filmler festivali, 12-18 ekim 
.küçük şeyler kıvanç sezer 16ekm ****.5

39. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi uluslararası yarışma, ekim programı 
.bergmal runar runarsson 14ekm ****.5 
.exile visar morina 14ekm ****.5 
.kokon leonie krippendorff 16ekm **** 
.atlantis valentyn vasyanovych 11ekm ***.5 
.mickey and the bear annabelle attanasio 12ekm ***.5 
.the other lamb malgorzata szumowska 13km ***.5 
.pesar-madar mahnaz mohammadi 15ekm ***.5 
.chico ventana tambien quisiera tener un submarino alex piperno 16ekm *** 
.um animal amarelo felipe bragança 13ekm **
.luxor zeina durra 10ekm *

39. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi ulusal yarışma, temmuz programı 
.aşk, büyü, vs. ümit ünal 26tem ****.5 
.bilmemek leyla yılmaz 20tem **.5 
.ceviz ağacı faysal soysal 21tem **.5 
.uzak ülke erkan yazıcı 22tem *.5 
.plaza anıl gelberi 19tem *.5 
.bina orçun behram 23tem *.5 
.şair m.emin yıldırım 18tem *
.körleşme hacı orman 17tem *

39. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi, haziran programı 
.deux (ikimiz) filippo meneghetti 18hzr ***** 
.la cordillera de los suenos (rüyaların dağları) patricio guzman 27hzr ****.5 
.zgodbe iz kostanjevih gozdov (kestane ormanından hikayeler) gregor bozic 17hzr **** 
.rialto peter mackie burns 28hzr ***.5 
.blanco en blanco (beyaz üstüne beyaz) theo court 22hzr ***.5 
.entwined (dolaşık) mikos nikolakakis 27hzr ***.5 
.happy times (mutlu günler) michael mayer 20hzr **

39. istanbul film festivali çevrimiçi gösterimi, mayıs programı 
.martin eden pietro marcello 07tem *** 
.1982 oualid mouaness 08tem *