29 Eylül 2020 Salı

on soruluk sohbetler 17: zeynep özden & ilkim üskent

[bu röportaj 29.09.2020 tarihinde unlimited'de yayınlanmıştır.]



Mevcut koşullardan ötürü fiziki mekânda ve gerçek zamanda bir araya gelmek halen çok mümkün olmasa da, Türkiye'de ilk kez 18-22 Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleşen İstanbul Fringe Festivali'nin ikinci edisyonu bu sene seyircisiyle, bazen canlı yayın aracılığıyla olmak üzere, dijital mecralarda buluştu. 21-27 Eylül 2020 tarihlerinde YouTube, Zoom, WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarından ücretsiz takip edilebilen festivalde dans, performans ve tiyatro gösterileri, atölye çalışmaları, sanatçı-izleyici buluşmaları, söyleşiler ve kapanış partisi yer alıyordu. Biz de bu fırsattan istifade sizler için programda yer alan yerli ve yabancı sanatçıları ve onların yapıtlarını yakından tanımak, içinden geçmekte olduğumuz koşullarla nasıl başa çıktıklarını anlamak istedik. Fringe dizimizin ikinci konuğu da festivalde İç Savaşlar adlı yapıtı ile yer alan Tiyatro Pera’dan Zeynep Özden ve İlkim Üskent. 

Tiyatronun özü sizce nedir? Çağdaş tiyatroyu/dansı günümüzde nasıl tanımlarsınız? 
Zeynep Özden: Oyun duygusu, hikâye anlatımı ve ortak bir nabız atışı, bir hissediştir bana göre. Bu ortaklık hem ensemble içinde hem de seyirciyle sahne arasında kurulan bağdır. Çocukken izleyip beni heyecandan yerime oturtmayan, hüzünlendiren, keyiflendiren, etkileyen, anlatılan hikâye yoluyla sahnenin büyülü dünyasında çıkılan ortak bir gezintidir diyebilirim. Çağdaş tiyatro post-bocalamalar içinde kimi zaman kaybolup kimi zaman hem haz verip aynı zamanda öncü, sarsıcı ve ayıltıcı olmayı başaran bir arayış olabilir. 

İlkim Üskent: Bence dramatik sanatların özü, dönüştürebilme yeteneğinde saklı. Bu soruyu cevaplarken tiyatro ve dans eksenli konuşmaktansa tamamını dramatik sanatlar tanımlaması altında toplamayı daha makul buluyorum. Söz gelimi bir dramatik yapıtta, öze dair, aradığım ilk nitelik sarsıcı bir etkiye sahip olması. İlk başta söylediğim dönüştürebilme yeteneğini bu sürecin bir öncülü olarak konumlandırabilirim. Sarsıcı etkisi olan bir dramatik yapıt, günün sonunda seyirci üzerinde dönüştürücü bir etkiye sahip oluyor. Sokrates'in ''at sineği'' benzetmesindeki gibi bir fonksiyondan bahsediyorum aslında. Dramatik anlamda, ben bu rahatsızlık hissinin dönüştürücü bir etkisi olduğuna inanıyorum. 

"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz bir sanatçı ya da size ilham verdiğini düşündüğünüz biri var mı? 
Zeynep Özden: Pera Güzel Sanatlar’dan sevgili hocam ve Tiyatro Pera’nın sanat yönetmeni Nesrin Kazankaya ile mesleğe başladığımdan beri birlikteyim. Eğitmenlik, oyunculuk, yönetmenlikte yolumu açan, aydınlatan ustamdır. Onun dışında dünyadaki “ustalar”ı da elimden geldiğince yerinde izleyerek ve kitaplar, videolar, görseller kanalıyla takip etmeye çalışıyorum. Çeşitli dönemlerimi daha fazla etkileyenler, hep hayranlık duyduklarım tabii ki olmuştur. 

İlkim Üskent: Bu tarz sorulara yanıt verirken çok zorlanıyorum ben. Şöyle hızlıca bir düşündüğümde aklıma gelen isimlerden biri Coen Kardeşler. Ben onların yeni bir filmi çıkaracağını öğrendiğim vakit heyecanlanıyorum açıkçası. Tekrar tekrar izleyip yepyeni ilhamlar aldığım bir ikili Coen Kardeşler. Çektikleri filmlerde hayatı ciddiye alma şekilleri açısından gözle görünür bir tutarsızlık var. Özellikle de bu tutarsızlıkla dalga geçiyorlar aslında. Ve anlatım biçimlerine de doğrudan yansıtıyorlar. Filmlerindeki bu dilden etkilendiğimi söyleyebilirim. 

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi oluyor mu? 
Zeynep Özden: O anda Türkiye’de ve dünyada olanlar; içsel olarak uğraştığım konular; haksızlıklar, eşitsizlikler, denklemler… Metin bazlı bir tiyatro yaptığım için metnin kendisi ile kurduğum bağ. Çok canlı bir rüya alemim yok maalesef, ama çalışma sürecinde işlerin rüyama girdiği çok olmuştur tabii!   

İlkim Üskent: İlham aldığım şeyler hayatın bizzat içinde varlığını sürdüren şeyler oluyor. Bu anlamda doğrudan hayallerimden beslendiğimi söyleyemem aslında. Yeni bir senaryoya başlayacaksam ilk etapta temel çıkmazı kurguluyorum. Bu bazen gazetede okuduğum bir haber ya da duruma bağlı bir açmaz olabiliyor. Öte yandan kafamın içinde bazı anlar ya da görseller oluşuyor, o görsele ulaşabilmek için yollara bazı çatışmalar, tuzaklar ve karakterler oturtuyorum. Vay canına! Şu an tekrar fark ettim, galiba ben pek ilhamla çalışmıyorum. 

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl? 
Zeynep Özden: Evet kesinlikle inanıyorum. Hatta inanmasaydım bu işi yapmayabilirdim sanırım. Üzerinde çalıştığımız işler bizleri dönüştürüp, insanlar ve konular bazında bizi zenginleştirdiği gibi buluştuğu kişileri de bir biçimde etkilemeli, sonrasında akıllarında küçük de olsa bir yer tutmalı diye düşünüyorum. Beğenmeyip öfkelenmesi, karşı çıkması da buna dahil. En azından ideal olan bu bence.

İlkim Üskent: Ben bu fikre inananlardanım. Uzaktan bakıldığından belki fazla idealist bir yaklaşım gibi görülebilir. Fakat kendi işlerimizde konu edindiğimiz durumlar ve bu konuları ifade etme biçimimizdeki cüretkar seçimler izleme geleneğindeki kalıpları aşarak bu değişimin ilk adımlarını temsil edecek. Bu bağlamda ''serbest düşünme'' yetimizin üzerine daha fazla gitmeliyiz diye düşünüyorum. 

“Fringe” sizin için ne anlama geliyor? 
Zeynep Özden: Farklı işler, denemeler yapan sanatçıları bir araya getirip, ortak paylaşımlar yaratan, yüreklendiren bir oluşum olarak görüyorum. Edinburgh’da bir kez Fringe döneminde bulunma şansına eriştim. Ve o festival havası, bir kentin her noktasında bambaşka türlerde işler izleyebilme hali beni derinden etkilemişti. Kentin uluslararası festivalini kapsam, çeşitlilik, seyirci bazında fersah fersah geçmiş olan bu festival bir sanatçı için günler süren bir şenlikti. Bende de fringe şenlik olarak kaldı. 

İlkim Üskent: Fringe kelimesinin karşıladığı anlamlara şöyle bir göz atarken enteresan bulduğum bir tanımla karşılaştım. Şöyle diyor; ''Işık dalgalarının karışması sonucu üretilen koyu çizgiler'' Metinler arası ve biçimler arası bir geçiş söz konusu yani. Tiyatro/dans eksenli bir festivalden bahsettiğimiz için farklı anlatım biçimlerinin birbiriyle diyalog içinde olması benim için makul bir tanım olabilir. 

Neden özellikle bu işinizle İstanbul Fringe Festivali’ne katılmaya karar verdiniz? 
Zeynep Özden: Pandemi sürecinin başında muhteşem öngörümle (!) bu süreç 10-15 gün sürer ben iyisi mi bir çeviriye başlayayım dedim. İç Savaşlar oyununu daha önce okuyup etkilenmiştim. Oyunu çevirdim. Pandemi yaşamın öngörülebilir yanını belirsiz bir geleceğe kadar erteleyip, bu belirsizlik beni boğmaya başladığı dönemlerde tekrar oyunu düşünmeye başladım. Yazarın oturma odasına oturttuğu bu oyunu ben zaten sahnede de yapacak olsam oyunculardan kendilerine birer oturma odası kurmalarını isteyecektim. Evlerimizde hapisken üretebilmek için çok uygun geldi. Oyuncular gerçekten kendileri, kendi oturma odalarında oyun üzerine yaptığımız bu denemeyi kaydettiler. Sonra Fringe’in online olacağını okudum. İletişime geçtiğimde pandemide yapılan dijital işlere de yer vermek istediklerini söylediler. Aslında sanırım en “söze dayalı” iş bizimki. Ama ben yine de katıldığımıza çok mutluyum. 

İlkim Üskent: Biz İç Savaşlar ekibi olarak bu video performans çalışmasını salgın süreci içinde ürettik. Ve yer alabileceği platformlar üzerine düşündük bir süre. Özellikle yönetmenim Zeynep Özden ile birlikte. Sonra Zeynep Fringe İstanbul'un bu yıl online olacağını anlattı bana. Ben de İç Savaşlar'ın Fringe İstanbul için uygun formatta bir iş olduğunu düşündüm. Günün sonunda hem festival içeriğinin hem de bizim içeriğimizin uyuştuğu bir netice elde etmiş olduk. 

İstanbul Fringe'de gösterdiğiniz yapıtınızı tek bir cümleye tercüme etmeniz gerekse bu ne olurdu? 
Zeynep Özden: İçimizde çocukluğumuzdan beri dinmeyen savaşlar gibi dünyadaki iç savaşların da kazananı maalesef olamıyor; bizler de yalnızca kaybedenler olarak atmosferde yerimizi ararken bir resim oluşturuyoruz. 

İlkim Üskent: Birbirinden farklı dört hikâyenin yaşanmış ''aynı'' anıları derdim. 

Yapıtınızın fiziksel bir mekânda ve gerçek zamanda seyirciyle karşılaşması yerine onu online olarak dijital bir platformda göstermek sizce nasıl bir etki yaratacak? 
Zeynep Özden: Biz “İç Savaşlar” oyunu üzerine yaptığımız bu denemeyi en baştan bir video performans olarak, dijital yayınlamak üzere tasarladık. 

İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu bu yeni pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek? 
Zeynep Özden: Dijital işlerin, açık havalar için tasarlanan mekân işlerinin çoğalacağını düşünüyorum. Performans sanatları farklı yollar deneyip, farklı mecralarda güç kazanacak. Ancak bence hepimiz yine işin özüne, seyirciyle canlı yaşanan alışverişe dönebilmeyi iple çekiyoruz. 

İlkim Üskent: Şahsi gözlemim sahne sanatlarının dijital formlar aradığı yönünde oldu. Online oyun, video performans ve tek kişilik izlekler gibi üretim süreçlerinde bulunan dönem arkadaşlarımın işlerini izledim. Orta vadede de sözünü ettiğimiz türlerde işlerin artacağını ve seyircinin de kavramsal anlamda entegre olacağını düşünüyorum. Bu süreç medya için yakın geçmişte dijitalleşmeyle sonuçlandı. Dramatik sanatlar içinde bu dönüşüm ivedilikle gerçekleşecek bence. 

Sizce ülkenizdeki gösteri sanatları çevresi pandeminin zorlayıcı koşullarıyla nasıl başa çıkıyor? 
Zeynep Özden: Özelde tiyatroyu kültürlerinin içinde bir gereksinim gibi gören ülkeler, tüm dünya için yeni ve yıkıcı bir lanet olan bu pandemi sürecinin henüz başlarında planlı bir mücadeleye girdiler. Destekler dağıtıp, havalandırmaları yenilediler, koltuk düzenlerini gerçekten önerilen mesafeye göre düzenlediler vs. Bizdeyse ekonomi pandemi öncesinde de zaten batık durumdaydı. Kültür-sanat hali hazırda pek çok kişi için bir lüks sayılıyor. Acaba bu durumda gerçekten “önce ekmek mi geliyor?”. Bilemiyorum, kuşkusuz önce sağlık ama yeni sezon büyük bir belirsizlikle başlıyor.

27 Eylül 2020 Pazar

çevrimiçi gösteri izlenimlerim V - bir whatsapp performansı: nadir sönmez'den "erkek cinayeti"


büyüdükçe doğallığa dair niteliğini kaybederek sevimsizleşen bir kuzey ege köyünde, yazlıktayım. sabah, bir hafta önce bize yamanan, iki gün önce de hastalandığını anladığımız sarmanı (biz ona kehri adını verdik) günlük antibiyotik dozunu alması için götüreceğim veteriner, müsait misiniz diye aradığımda, şu anda ameliyata giriyorum bir saat kadar sonra gelin deyince, endişelendim. bir saat kadar sonrası tam da nadir sönmez’in fringe istanbul kapsamında merakla beklediğim, 12 saatlik bir zaman diliminde whatsapp’ta gerçekleştireceği performansının başlangıcına denk geliyordu. yapacak bir şey yoktu, hayat galip gelmişti. 

yaklaşık bir saat kadar sonra, bir elimde dört aylık kehri ile ilaçları, kovid salgınından dolayı giremediğim kalabalık veteriner kliniğinin hemen önündeki boş alanda dikilirken, bir yandan da telefonumun whatsapp uygulamasından performansın başlangıcını, sönmez’in yapacağı ilk paylaşımı bekliyordum. ilk paylaşım şehvet kelimesinin türkçe sözlük anlamını gösteren bir internet sitesinin, üzerinde oynanmış ekran fotoğrafıydı. 

“erkek cinayeti”; sönmez tarafından “türkiye’de gay bir erkek olarak yaşamanın ve gay kültürüne dair metinler yazmanın nasıl hissettirdiğini, günlüğüme yazıyormuş ya da yakın arkadaş çevreme anlatıyormuş gibi açıklıkla paylaştığım bir metin” olarak tanımlarken, fringe istanbul’un broşüründeki tanıtımda “istanbullu bir performans sanatçısının, ünlü gay porno yıldızı arpad miklos’un hayatına son verme kararını anlamak için giriştiği sosyal otopsi sırasında; hem kendisinin, hem de türkiye’deki bazı sanat kurumu çalışanlarının ellerini kana bulamadan da olsa bu olaya karıştığını keşfetme” hikayesi olarak belirtilmişti. 
sönmez’in kendi tasarladığı hiç bir performans işini daha önce deneyimlememiştim, oyuncu olarak ise sadece “ali ile ramazan”da seyretmişim ama oradaki performansını hatırlamıyorum. ancak, art unlimited’deki bir yazısında seyrettiği gösterilere dair sakin bir üslupla yaptığı keskin yorumları, ve yine art unlimited’de arkadaşım ayşe draz’la birlikte ona fringe istanbul vesilesiyle yönelttiğimiz sorulardan birinde, bana göre yaşayan ve gösteri sanatlarında işler üreten en yaratıcı görsel sanatçı dimitris papaioannou’dan bahsetmesi ona kanımı kaynatmıştı. ama, “erkek cinayeti”ne dair beni en çok heyecanlandıran ve cezbeden unsur, salgın sürecinde anlık ve uzaktan/çevrimiçi gerçekleşen performanslara ilgi ve merak duyan bir seyirci olarak bu performansın whatsapp’ta gerçekleşecek olması idi. bir mesajlaşma uygulaması olan whatsapp’ın performansta nasıl kullanılacağı benim için en büyük merak unsuruydu. performansın 12 saatlik süresi de ayrıca merakımı gıdıklayan başka bir önemli unsurdu, zira oldum olası zamana yayılan, zamanı uzatan, zamanı kaygısızca kullanan gösterilere ilgi ve sempati duymuşumdur. 

“erkek cinayeti”nin ikinci paylaşımı ilkinden 5 dakika, üçüncü paylaşımı ise ondan 20 dakika sonra geldi. ilk iki saatteki paylaşımların aritmik zamanlamasını fark edince, bu performansa konvansiyonel bir uzaktan/çevrimiçi gösteri deneyimi gibi yaklaşmama, onu konsantre bir şekilde 12 saat boyunca telefon elimde bekleyerek takip etmeme kararı aldım. bu performansı; whatsapp’ta bir dostumdan, arkadaş/iş grubundan veya çalışma arkadaşımdan gün içinde/boyunca beklenmedik, vakti önceden belirlenmemiş, bir anda gelen mesajların tesadüfiliği ve sürpriziyle deneyimleyecektim. paylaşımların aritmikliği, seyircinin performansı deneyimleme şekline dair sönmez’in de niyetinin böyle olma ihtimalini, bende his olarak güçlendirdi. zaten başka da şansım yoktu; başta dediğim gibi yazlıktaydım, yıllık iznimin son günlerindeydim, gün içinde kesin kumsala gidecek ve yüzecektim, bir de, uzun zamandır görmediğim bir akrabam akşama doğru ziyarete geleceğini haber vermişti. 

öğleden sonra 1’e doğru videolu bir paylaşım geldiğinde; kehri’yi 2-3 saatliğine veterinere bırakmış, arabayla, her gün kumsalından denize girip öğle yemeği yediğim lokantaya varmış, yüzmüş, bulutlu ama rüzgarsız havanın sakinliğinde, deniz kenarındaki şezlongta uzanmaktaydım. performansın ilk soundcloud kaydını ise zeytin ağaçları altındaki lokantada bir porsiyon sardalyayı mideme indirirken dinledim. performansı böyle takip ediyor olmak tam da whatsapp mesajlaşmalarının ruhuna uygun olmuştu sanki. ben öğlen 12:00’den gece 12:00’ye gündelik hayatımın düzenini değiştirmeden yaşayacak, “erkek cinayeti”nden anlık gelen paylaşımlar da gündelik hayatımın içine sızacaklardı. 

bir kaç gün önce sevgilime de önermiştim bu performansı takip etmesini, süresini uzun bulduğu için ilgilenmemişti. belki merakını uyandırırım hevesiyle, öğleden sonra 3 gibi, çok daha önce gönderilen o ilk soundcloud kaydını yolladım ona whatsapp’tan. o vakte kadarki paylaşımlardan, performansın çıkış noktasının, başka bir deyişle, etrafında dönüp dolaşacağı bütün konulara değinen merkez metninin bu olacağını hissetmiştim. ilerleyen saatlerde bir soundcloud kaydı daha paylaştı sönmez ve onun etrafında ikinci bir merkez oluşturdu. performansın omurgasını bu ses kayıtlarının oluşturduğunu ise ancak saat gece 12:00'ye yaklaştığında whatsapp'a düşen son ses kaydını dinledikten sonra anladım.

nadir sönmez “erkek cinayeti” ile; hem içerik hem de biçim açısından çok katmanlı, kendisinden (kendi kişisel deneyimlerinden) başlayıp başkalarını (jane fonda’dan, porno çalışmaları profesörüne geniş bir yelpazeyi) kapsayarak yayılan farklı ölçeklerde, katmanların ve ölçeklerin içerik yoluyla sarmal bir şekilde birbirlerinin içine girdiği, kurmaca ile gerçeklik, ciddiyet ile mizah arasında pervasızca salınan, en belirgin özelliği ise kendini muzip bir farkındalıkla tiye alarak bir tür meta-tiyatrallik yakalayan bir performans sundu. 
gay’lik, -akla gelecek her anlamıyla- pornografi, cinsellik, aile ve intihar gibi sadece ülkemiz toplumu için değil, dünyanın geneli için demir leblebi sayılacak konular ve ek olarak bir katman da oyunculuk üzerine, içerikte ironi ve mizah, biçimde ise görsellik (youtube’dan video klipler, çıkartmalar,..) yoluyla “hafifletilmesine” rağmen, gündelik hayatın içine yedirilmiş az miktarda dozlarla ancak sindirilebilecek, son kertede bir yumruk gibi mideye oturan bir işti.

belki tek eleştirim, whatsapp'ın/mesajlaşmanın doğasının en az iki olmak üzere çok taraflı olmasına karşılık, işin bunu tek taraflı kullanmış olmasıydı. neyse ki ben performans bittiğinde paylaşımların yapıldığı telefon numarasına alkışlı emoji yolladım, mesajlaşma bir nebze de olsa karşılıklı hale geldi :)
bir alkış da böyle bir işe alan açtığı için fringe istanbul ekibine!..



25 Eylül 2020 Cuma

“Ölü Evinden Anılar”dan…

“…

Tuğla taşımayı yalnızca vücudum kuvvetleniyor diye sevmezdim, İrtiş kıyısında çalışmaktan da çok hoşlanırdım. Tanrı’nın dünyasını, temiz, açık ufukları, hür, bakir stepleri ancak oradan görebildiğim için ikide bir bu kıyıdan söz ediyorum. Steplerin üzerimde pek garip bir etkisi vardı. Kale yalnızca kıyıda, ona sırt dönünce görülmezdi; diğer bütün çalışma yerlerimiz ya kalenin içinde ya da hemen yanı başındaydı. Daha ilk günlerimden beri bu kale ve özelikle içindeki bazı yapılara ifrit olmuştum. Hele mevki komutanımızın evi bana pek lanetli ve uğursuz bir yer olarak görünürdü. Her önünden geçişimde ona nefretle bakardım. Kıyıdaysa bunları unutabiliyordum. Bazen hapishanenin penceresinden bakarken uzaklara, ucu bucağı görünmeyen bu çölün enginliğine dalıverdiğim olurdu. Ötelerdeki her şey canıma yakın, değerliydi benim için… Göğün sonsuz maviliğindeki parlak ve sıcak güneş, Kırgız kıyısından gelen bir Kırgızın uzaklardan işitilen şarkısı… Uzun zaman baktıktan sonra yoksul, kararmış bir çadırı seçmeye başlarsın; çadırdan çıkan dumanı, iki koyunuyla uğraşan Kırgız kadını fark edersin. Hepsi fakir, yabanidirler, ama serbesttirler de. Mavi, saydam havada bir kuş beller, uzun zaman gözden kaçırmadan uçuşunu izlersin; işte suyun üstünden süzüldü ve işte göğün maviliğinde kayboldu, hah, işte yeniden güçlükle seçilen bir noktacık halinde beliriverdi… Baharın ilk günlerinde kıyıdaki kayalardan birinin yarığında keşfettiğim zavallı, cılız bir çiçekle bile hastalıklı bir bağ kurmuştum. 

…”

 

-Fyodor Mihayloviç Dostoyevski  

Çeviri: Nihal Yalaza Taluy

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

 

23 Eylül 2020 Çarşamba

on soruluk sohbetler 16: nadir sönmez

 [bu röportaj 22.09.2020 tarihinde unlimited'de yayınlanmıştır.]

Nadir Sönmez, Fotoğraf: Canberk Üregel 

23. İstanbul Tiyatro Festivali esnasında başlattığımız ve Arter’de gösterilen performans işleri ile sürdürdüğümüz On Soruluk Sohbetler serimize malum pandemiden ötürü, hayal ettiğimizden çok daha uzun bir ara vermiştik. Ancak, mevcut koşullardan ötürü fiziki mekanda ve gerçek zamanda bir araya gelmek halen çok mümkün olmasa da, Türkiye'de ilk kez 18-22 Eylül 2019 tarihleri arasında gerçekleşen Istanbul Fringe Festivali'nin ikinci edisyonu bu sene seyircisiyle, bazen canlı yayın aracılığıyla olmak üzere, dijital mecralarda buluşuyor. 21-27 Eylül 2020 tarihlerinde YouTube, Zoom, WhatsApp ve diğer sosyal medya mecralarından ücretsiz takip edilebilecek festivalde dans, performans ve tiyatro gösterileri, atölye çalışmaları, sanatçı-izleyici buluşmaları, söyleşiler ve kapanış partisi yer alıyor. Biz de bu fırsattan istifade sizler için programda yer alan yerli ve yabancı sanatçıları ve onların yapıtlarını yakından tanımak, içinden geçmekte olduğumuz koşullarla nasıl başa çıktıklarını anlamak istedik. Dizimizin ilk konuğu, Art Unlimited’de daha önce yazar olarak da yer almış olan ve festival seyircisiyle canlı yayın üzerinden Erkek Cinayeti adlı işi ile buluşacak olan Nadir Sönmez. 

Tiyatronun/dansın özü sizce nedir? Çağdaş tiyatroyu/dansı günümüzde nasıl tanımlarsınız? 
Tiyatro da dans da hem icra edenlerin hem de izleyenlerin empatilerine yoğunlaşmalarını sağlıyor. Çağdaş tiyatro ve dansa gelince, her ikisi de kendi içinde çok çeşitlilik gösteren örneklere sahip olduğu için bir tanımlama getiremiyorum. Gelecekte öğrencilerim olsa ve bana yaşadığımız dönemi tanımak için önemli sahne sanatçılarından örnekler vermemi isteseler Dimitris Papaioannou, Krystian Lupa ve Romeo Castellucci gibi isimler aklıma ilk gelenler olurdu. 

"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz bir sanatçı ya da size ilham verdiğini düşündüğünüz biri var mı? 
Yazarken bir kısmıyla gerçek hayatta tanışmadığım birçok insanla iletişime geçme şansım oluyor ve beni etkileme biçimlerine cevap veriyorum. Fiziki koşulları çok yalnız bir eylem olmakla birlikte ruhen doyurucu olmasının sebebi de bu olmalı. Etkilendiğim insanların sayısı çok fazla ama üzerimde en büyük iz bırakan sanatçılar arasında Michel Houellebecq ve Gaspar Noé’yi sayabilirim. Bir de buradan her yazdığımı okuyan anne ve babama onları çok sevdiğimi söylemek istiyorum. 

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi oluyor mu? 
Olaylardan, insanlardan ve eserlerden ilham alıyorum. Rüyalarımın etkisi olduğunu söyleyemem. Öte yandan hayatımda büyük yer kaplayan fantezilerimdeki özgürlüğümü yazarken de yaşamaya çalışıyorum.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl? 
Her iletişim türü gibi sanat da dönüşüme vesile olabilir herhalde, ama bu ne kadar formel ifade edilirse inanması o kadar zor oluyor. Dünyayı takip etmek söz konusu olduğunda ise kullandığım araçlar arasında bana en çok zevk verenlerden biri sanat. 

“Fringe” sizin için ne anlama geliyor? 
Bu soruya ne cevap versem ileride dönüp baktığımda rahatsız olacağım bir şey söyleyecekmişim gibi geliyor :) 

Neden özellikle bu işinizle Istanbul Fringe Festivali’ne katılmaya karar verdiniz? 
Erkek Cinayeti Türkiye’de gay bir erkek olarak yaşamanın ve gay kültürüne dair metinler yazmanın nasıl hissettirdiğini, günlüğüme yazıyormuş ya da yakın arkadaş çevreme anlatıyormuş gibi açıklıkla paylaştığım bir metin. İstanbul Fringe Festivali de Türkiye’de bana ifade özgürlüğüm olduğunu hissettirebilecek sayılı alanlardan biri olduğu için başvurdum ve ne mutlu ki kabul ettiler. Fringe ekibi Erkek Cinayeti’ni programlarına dahil ettikten sonraki diyalog sürecinde projemi benim kendimden şüphe ettiğim zamanlarda bile sahiplendiğinde ve savunduğunda, sundukları platformun ve desteklerinin sanatsal gelişimim için ne kadar önemli olduğunu fark ettim. 

Istanbul Fringe'de gösterdiğiniz yapıtınızı tek bir cümleye tercüme etmeniz gerekse bu ne olurdu? 
Şehvet sözcüğünün Türk Dil Kurumu’nun internet sitesindeki tanımında bir hata var mı? 

Yapıtınızın fiziksel bir mekanda ve gerçek zamanda seyirciyle karşılaşması yerine onu online olarak dijital bir platformda göstermek sizce nasıl bir etki yaratacak? 
Eğer seyirci karşısına çıksaydım performans esnasında seyirciden çok etkilenecektim. Dijital versiyonda ise tepkilerden haberdar olmayacağım. Erkek Cinayeti metnini zaten seyirciyi mahremiyetime dahil etmeye yönelik yazmıştım. Projeyi dijital bir versiyona adapte ederken bu mahremiyet hissini nasıl körükleyebilirim diye düşündüm. Umarım katılımcılar düşüncelerimi stalk’luyor gibi hisseder. 

İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu bu yeni pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını gelecekte nasıl dönüştürecek? 
Pandemi döneminde tıbbın, bilimin ve sosyal etkileşimin yaşamlarımızdaki önemini daha iyi anlama şansımız oldu. Muhtemelen bu üretimlere yansıyacaktır. Zamanın nasıl geçtiğine ve koşullar değiştiğinde onu nasıl algıladığımıza odaklandık, bu durumun da etkilerini görebiliriz. Ayrıca performans sanatlarında pandemi öncesinde prim yapan belirsizlik hissi artık hayatlarımızın ortak bir unsuru. Belki sanatçılar belirsizliğe nasıl tepki verdiğimizi ve hareketliliğin azalmasını da yorumlarlar. Başka insanların sağlığımız için potansiyel tehlike teşkil etmesi ise aslında her daim bir nebze geçerliliği olan bir durum. Şu an başka bedenlerden zarar görme ihtimali ekstrem görünürlükte yaşandığı için herkes insan ilişkilerini de gözden geçiriyor. Yine de olur da pandemi biterse diğerlerine karşı daha temkinli hale gelmiş olmayız da sosyalliği ve cinselliği daha coşkulu yaşarız ve bu sahneye de yansır gibime geliyor. 

Sizce ülkenizdeki gösteri sanatları çevresi pandeminin zorlayıcı koşullarıyla nasıl başa çıkıyor? 
Her yerde olduğu gibi burada da sanatçılar sahne sanatlarını dijital ortamda yaşatmanın olanaklarını araştırıyorlar. Ayrıca maddi zorluklarla mücadele için dayanışma formülleri üretiliyor.

18 Eylül 2020 Cuma

“Dubrovski”den..



“…
Bu sırada Vladimir, içindeki acıyı hareket ve yorgunlukla boğmak için, korunun derinliklerine doğru ilerliyordu. Yola ize aldırış ettiği yoktu. İkide bir çarpan dallar elini yüzünü örseliyor, ayakları sık sık çamura batıyordu. O ise hiçbir şeyin ayrımında değildi. Sonunda dört bir yanı sık ağaçlarla çevrili bir düzlüğe ulaştı. Küçük bir derecik, sonbaharın yarı yarıya çıplaklaştırdığı ağaçların arasında sessizce kıvrıla kıvrıla akıp gidiyordu. Vladimir durdu, soğuk çimenlere oturdu, birbirinden karanlık düşünceler üşüştü aklına… Bütün şiddetiyle duyumsuyordu yalnızlığını. Geleceği korkunç bulutlarla kaplıydı. Troyekurov’la aralarındaki düşmanlığın onu yeni mutsuzluklara sürükleyeceğini kestiriyordu. Ufacık serveti de yabancı ellere geçerse tam bir yoksulluğa düşecekti. Orada uzun süre kımıldamadan oturarak birkaç solgun, buruşuk yaprağı sürükleyip götüren derenin sessizce akışını seyretti. Bu akışla hayat arasındaki değişmez, yalın benzerlik bütün canlılığıyla gözlerinin önünde belirdi. Sonunda havanın kararmaya başladığını görüp kalktı ve bir dönüş yolu aradı. Onu doğruca evinin kapısına götüren patikaya çıkıncaya kadar, yollarını bilmediği bu koruda daha uzun süre dolaştı durdu.
…”

-Aleksandr Sergeyeviç Puşkin
Yüzbaşının Kızı – Bütün Öyküler Bütün Romanlar – 
Çeviri: Ataol Behramoğlu
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

15 Eylül 2020 Salı

"Ingrid Bergman: In Her Own Words" adlı belgeselden..



Ingmar Bergman hakkında:

“Onun gibi bir sanatçı tarafından yönetilmek ve küçük bir aile birlikte çalışıyormuş gibiydi. Oyuncularına çok yakın çalışır ve ne istediğini bilmesine rağmen önerilere açıktır ve oyuncularının içgüdüsel tepkilerinin peşine düşmeye de çok isteklidir. Buna dayandırarak geliştirir. Asla şöyle demez: “Benimle tartışmak senin işin değil.” Hayır, sizden daha fazlasını alacak ve siz de ona istediğini geliştirmede yardım edeceksinizdir. Dolayısıyla, onunla olan ilişkiniz çok yakın bir ilişkidir.
Herkesin yaptığı gibi ben de tartışırım başlangıçta. Zorumdur. Sahnelerden, diyaloglardan ve kurgudan tartışırım. Hatırım için tartışmam. Kendi kısmımı geliştirmeye çalışmak için değil; filmi, olayı, herkes için geliştirmeye çalışırım. Olabilecek olanın en iyisinin olmasını isterim. Bazen çok sakar olurum ve bir şeyi söylemenin ince yolunu falan da kullanmam. Çok açık ve dürüstümdür, patavatsızlık yaparım."

Yönetmen: Stig Björkman, (2015)

10 Eylül 2020 Perşembe

"Dorian Gray'in Portresi"nden...



“...
Demek kendinden çok şey kattın, öyle mi? Bu kadar kibirli olduğunu bilmezdim Basil. Şu kaba saba güçlü yüzüne, kömür karası saçlarına bakıyorum da; fildişi ve gül yaprağından yaratılmışa benzeyen bu Adonis’le aranda en küçük bir benzerlik göremiyorum. O bir Narkissos, sevgili Basil, sense… Entelektüel bir havan olduğunu kabul ederim ama güzellik, hele ki gerçek güzellik, entelektüelliğin başladığı yerde biter. Akıl, başlı balına bir abartı biçimidir ve bir yüzde var olan uyumu bozar. İnsan oturup bir şeyi düşünmeyegörsün, bir anda safi burun, safi alın falan kesilir; korkunç görünür. Mürekkep yalamış, mesleğinde başarılı olmuş adamlara bir baksana; ne kadar da çirkinler! Kilise mensuplarını bunun dışında tutuyorum elbette. Zaten kilisede pek düşünmezler. Bir piskopos, seksen yaşına geldiğinde de, on sekiz yaşındayken ondan söylenmesi istenenleri söylemeye devam eder, bu yüzden de, doğal olarak her zaman son derece güzel görünür. Şu, tablosu beni büyüleyen, adını asla söylemediğin, gizemli genç arkadaşın hiç düşünmüyordur bence. Bundan neredeyse eminim. Kışın seyredecek çiçeğimiz olmadığında gözümüzü gönlümüzü açan, yazınsa zihnimizi serinletip ferahlatacak bir şeyler istediğimizde işimize yarayacak beyinsiz, güzelim bir yaratıktan ibaret. Hiç böbürlenme Basil; sen ona zerre kadar benzemiyorsun.”
“Beni anlamıyorsun Harry,” diye karşılık verdi ressam. “Elbette ona benzemiyorum. Bunun gayet iyi farkındayım. Aslında bakarsan, ona benzesem üzülürdüm. Ne o, omuz mu silkiyorsun? Sana gerçeği söylüyorum. Sahip olunan her türlü fiziksel ve zihinsel ayrıcalığın felâkete sürükleyen bir yanı vardır; devrik kralların sendeleyen adımlarında izini sürebileceğimiz türden bir felâket. Diğerlerinden farklı olmamak daha iyidir. Çirkinler ve aptallar bu dünyada her şeyin en güzeline sahiptirler. Kafaları son derece rahat, ağızları bir karış açık öylece oturup oyunu izleyebilirler. Zafer nedir bilmezler belki ama en azından, yenilgiyi de tatmazlar. Hiç istiflerini bozmadan, kayıtsız, gürültüsüz patırtısız yaşayıp giderler; tıpkı hepimizin yaşaması gerektiği gibi. Ne başkalarını felâkete sürüklerler, ne de yaban ellerde heder olurlar. Senin mevkin ve malın mülkün Harry; benim az çok sahip olduğum zekâm ve artık ne kadar değeri varsa, sanatım; Dorian Gray’in ise güzelliği; Tanrı’nın bize lütfettiği bu şeyler yüzünden acı çekeceğiz, hem de büyük acılar.
...”          

-Oscar Wilde
(Çeviri: Didar Zeynep Batumlu)
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

2 Eylül 2020 Çarşamba

2019-2020 gösteri sanatları sezonu

tiyatro 
.babaannemin masalı yiğit sertdemir / nihal g.koldaş altıdan sonra tiyatro **** (07şbt)
.sahibinden kiralık özen yula / biriken biriken **** (19ara)
.lungs duncan macmillan / matthew warchus the old vic **** (04tem, uzaktan)
.barakalar ve saraylar georg büchner / yücel erten tiyatro pera ***.5 (25ock)
.kel şarkıcı eugene ionesco / kerem kurdoğlu artniyet ***.5 (04ock)
.kalabalık duası volkan çıkıntoğlu / güray dinçol fiziksel tiyatro araştırmaları ***.5 (21ock)
.vahşet tanrısı yasmina reza / celal kadri kınoğlu dasdas sahne ***.5 (12ock)
.daha iyi günlerimiz olmuştu szabolcs hajdu /  muharrem özcan oyun atölyesi ***.5 (19ock)
.ne evet ne hayır oğuz atay / özge erdem haha tiyatro ***.5 (10ock)
.sıfır telaş onur özaydın / doğu akal tiyatroperest ***.5 (07mrt)
.fil soren ovesen / soren ovesen tiyatro bereze ***.5 (08ksm)
.ver parayı andreas sauter & bernhard studler / kemal aydoğan & çağlar yalçınkaya moda sahnesi ***.5 (06mrt)
.tuhaf bir miras hikayesi peter quilter / yelda baskın bakırköy belediye tiyatroları *** (09ksm)
.benimle gelir misin? ebru nihan celkan / sami berat marçalı b planı *** (22ara)
.narin napalm philip ridley / eyüp emre uçaray ikincikat tiyatro *** (06ara)
.araba kullanmayı nasıl öğrendim? paula vogel / sami berat marçalı oyun atölyesi *** (15ksm)
.parrhesia ekip / salih usta tiyatro kast *** (24ara)
.kadar zinnure türe & oya bacak & sedat can güvenç / özgül akıncı proje difüzyon – yoğunluk *** (10ksm)
.50 mal lenz – ein versuch georg büchner / gernot grünewald residenztheater *** (29hzr, uzaktan)
.hayalet kumpanya anton çehov / yiğit sertdemir altıdan sonra tiyatro **.5 (18ara)
.faust goethe / yiğit sertdemir artist-karşı sanat **.5 (09ksm)
.symposion platon / anja behrens det kgl teater **.5 (26ekm, kopenhag)
.dansöz şamil yılmaz / şamil yılmaz mekan sahne **.5 (06ksm)
.cyrano de bergerac edmond rostand / katrine wiedemann det kgl teater **.5 (28ekm, kopenhag)
.yaralarım aşktandır şebnem işigüzel / berfin zenderlioğlu **.5 (19ock)
.iyi bir güneş gülce uğurlu / ata ünal gülce uğurlu ** (11mrt)
.rüya – şeyh bedrettin destanı nazım hikmet & bahan gönce & deniz gündoğmuş / bahan gönce heybe tiyatro ** (16ksm)
.personas kuartet ilknur güneş / ilknur güneş uyumsuz tiyatro ** (14ock)
.paravanlar jean genet / yağmur yağmur kültüral performing arts ** (03ock)
.kaldırım serçesi başar sabuncu / yiğit sertdemir altıdan sonra tiyatro ** (17ara)
.die verdammten luchino visconti / ersan mondtag schauspiel köln ** (30ock, köln)
.yak bunu lanford wilson / sami berat marçalı b planı & toy ** (22şbt)
.ein puppenheim. eine isolation henrik ibsen / branko janack deutsches theater berlin ** (18hzr, uzaktan)
.hayali’nin hayali burçak çöllü / yiğit sertdemir nilüfer belediyesi tiyatrosu ** (12şbt)
.k. franz kafka / philipp preuss schauspiel leipzig *.5 (06hzr, uzaktan)
.don kişot’um ben m.d.cervantes & m.bulgakov / emrah eren baba sahne * (04ara)

dans 
.blaubart. beim anhören einer tonbandaufnahme von bela bartoks oper “herzog blaubarts burg” bela bartok / pina bausch tanztheater wuppertal pina bausch ***** (31ock- 01şbt, wuppertal)
.seit sie dimitris papaioannou tanztheater wuppertal pina bausch ***** (14-15eyl, catanzaro)
.ein abend für pina tanztheater wuppertal pina bausch ***** (03ekm, wuppertal)
.the great tamer dimitris papaioannou two ***** (29-30ksm, atina)
.como el musguito en la piedra, ay si si si… pina bausch tanztheater wuppertal pina bausch ****.5 (03ekm, wuppertal)
.elenit euripides laskaridis osmosis **** (28ksm, atina)
.yolluk ilyas odman **** (26ksm)
.manual focus mette ingvartsen **** (13hzr, uzaktan)
.spar dame liam scarlett det kgl ballet **** (26ekm, kopenhag)
.gölge veri melih kıraç  çıplak ayaklar kumpanyası ***.5 (11ock-21şbt)
.hisler arşivi gizem aksu moda sahnesi *** (29ara-22ock)
.dans ana-log (heyamola – hal – rutin – re:altıondokuz – rüya-sal) deniz özaydın – ışıl derya bıçakçı – evrim akyay – ebru cansız – deniz-ejder keskin mdt istanbul **.5 (20ksm)
.naerme (distant closeness – 5 ballerinas) lucas limas – melissa hough norwegian national ballet **.5 (11hzr, uzaktan)
.yunus emre uğur seyrek istanbul devlet opera ve balesi **.5 (04şbt)
.dansın ustaları (kimlikler – stkh – cafe de nar – kurban – siyah ve beyaz) uğur seyrek – aydın teker – beyhan murphy – uğur seyrek – mehmet balkan mdt istanbul **.5 (04mrt)
.corpus dogma 2: on the other hand tina taargard det kgl ballet **.5 (26ekm, kopenhag)
.dökk mattia caretti – luca camellini – elena annovi fuse * *.5 (16ekm)
.lady macbeth walter matteini – ina broeckx imperfect dancers company *.5 (13ara)
.twenty20 frameworks (octopus – rOOms – digging – that time may cease and midnight never come – somewhere only we know – filter out – through the wire – unlieashing ghosts from urban darkness) lea tirabasso – joy alpuerto ritter & lukas steltner – masako matsushita – chiara taviani & henrique furtado vieria – ekin tunçeli – mate meszaros & nora horvath – julien carlier – alessandro carboni *.5 (25hzr, uzaktan)

müzikal 
.das dschungelbuch rudyard kipling & cocorosie / robert wilson düsseldorfer schauspielhaus ***.5 (02şbt, düsseldorf)

opera 
.tristan und isolde richard wagner / natascha metherell det kgl operan **** (27ekm, kopenhag)
.dido & aeneas henry purcell / sasha waltz sasha waltz & guests *** (01eyl, berlin)

kukla 
.altın elma hilal polat / hilal polat olası işler *** (16ock)
.die unendliche geschichte michael ende / anton bachleitner düsseldorfer marionettentheater *** (02şbt, düsseldorf)

çağdaş sirk 
.pss pss louise spagna compagnia baccala **** (28eyl)
.solo for 2 soren ovesen / giacomo ravicchio teatregruppen batida **** (05ekm)

performans
.performing art noe soulier ***** (13ekm)
.the quiet volume ant hampton & tim etchells ****.5 (05şbt, 12:00-ingilizce, 15:00-türkçe)
.digital silence lotte van den berg building conversation ****.5 (28mys, uzaktan)
.oslo mette edvardsen **** (15şbt)
.show me a good time gob squad **** (20-21hzr, uzaktan)
.we are the king of ventilators chris thorpe & tim etchells **** (19hzr, uzaktan)
.my documents – share your screen!: OR ALL YOUR CHANGES WILL BE LOST - tim etchells lola arias künstlerhaus mousonturm **** (06hzr, uzaktan)
.medium yoğunluk ***.5 (28şbt)
.kuyu başak günak **.5 (27şbt)
.my documents – share your screen!: lazaro - lagartijas tiradas al sol lola arias künstlerhaus mousonturm **.5 (12hzr, uzaktan)
.gaia – ein cyborg oper kainkollektiv *.5 (27hzr, uzaktan)

çocuk-gençlik oyunları 
.mr.nobody jaco von dormael / jan gehler düsseldorfer junges schauspiel **** (03şbt, düsseldorf)
.winged horse nikos kazantzakis / vassilis mavrogeorgiou megaron for children **** (30ksm, atina)
.an-sızı-n elif temuçin / erkan uyanıksoy tiyatro bereze ** (04ock)

tiyatral oyun/öykü okuması 
.türkan hanım’ın ölümü selçuk baran / ayşe draz tiyatro hemhal **** (07mrt)
.book of job bryan doerries theater of war *** (01tem, uzaktan)
.bulaş-ık çiğdem şimşek & sinan akçan beraberce derneği **.5 (11ağs)

festivaller 
istanbul fringe festivali (18-22 eylül)
.wreck pietro marullo insieme irreali company ***.5 (17eyl)
.effigies ioanna angelopoulou *** (18eyl)
.see me eliza kindziuk *** (21eyl)
.cute (skin) lisa rosamilia matroos danza **.5 (19eyl)
.manbuscha pablo girolami girolami & todeschi company **.5 (21eyl)
.sweet swan sway nyko piscopo arb dance company ** (22eyl)
.petite mecanique humaine mohamed kouadri-samuet & emmanuelle jay company kontamine ** (21eyl)
.toilet pump pak wei ming cultural connections *.5 (21eyl)
.amuninni marco laudani ocram dance company *.5 (21eyl)
.travel of clowns amir shahbaznaznd grup ışık * (22eyl)

22. uluslararası istanbul kukla festivali (24 ekim-03 kasım)
.iplerin altında nadia imperio kronikocab ***.5 (01ksm)
.mpseror 404 angeles de trapo puppet theatre company ** (30ekm)
.nos volvimos bufalos compania banyan * (31ekm)

23. istanbul tiyatro festivali (13 kasım – 01 aralık)
.seslenen parçalar begüm erciyas ***** (24ksm, 19:30)
.io şahika tekand / şahika tekand studio oyuncuları ***** (13ksm)
.ionesco dosyası eugene ionesco / emmanuel demarcy-mota  paris şehir tiyatrosu  ****.5 (22ksm)
.yevgeni onegin puşkin & tuminas / tuminas  eugene vakhtangov t.  ***.5 (21ksm)
.traptown wim vandekeybus  ultima vez  ** (17ksm)
.bak sen! talin büyükkürkciyan ** (24ksm)
.being faust - enter mephisto goethe & von blomberg lee goethe institut&nolgong  *.5 (21ksm, 18:30)
.her yol kuzeye çıkar karin ponties  bale moskova  *.5 (18ksm)
.sirk fyodorov & didenko / didenko  uluslar tiyatrosu  * (19ksm)
.iran konferansı vyrypaev / rzyhakov  uluslar tiyatrosu  * (23ksm)

atta - çocuklar ve gençler için uluslararası sanat festivali (17 kasım – 09 aralık)
.happy manif david rolland & valerie guiaga ****.5 (23ksm, 13:00)

auawirleben – theaterfestival bern (08 - 21 mayıs)
.be arille f. simon senn ** (18mys, uzaktan)

wiener festwochen (15 mayıs – 21 haziran)
.this instrument tim etchells & aisha orazbayeva **.5 (14hzr, uzaktan)

impulse theater festival (04 - 14 haziran)
.in praise of forgetting, part 2 oliver zahn ***** (07hzr, uzaktan)
.es ist zu spaet arne volgelgesang internil ***.5 (13hzr, uzaktan)

holland festival 2.0-2.0 (11 - 21 haziran)
.the just and the blind marc bamuthi joseph & daniel bernard roumain & drew dollaz ***.5 (19hzr, uzaktan) 

stavros niarchos foundation summer nostos festival (21 - 28 haziran)
.the oedipus project sofokles / bryan doerries theater of war ***.5 (24hzr, uzaktan)

ntm mannheimer sommer (09 - 19 temmuz)
.esctatic mozart daniel cremer * (15tem, uzaktan)

die irritierte stadt (21 - 26 temmuz)
.chameleon home kieron jina & mathias becker **.5 (23tem, uzaktan)

1 Eylül 2020 Salı

2019-2020 müzik sezonu

.berlin filarmonisi piyanolu dörtlüsü ***** (cemal reşit rey konser salonu, 08ara)
.rodolfo leone - sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası ***** (lütfi kırdar k.m., 23ock)
.andreas ottersamer - sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası ****.5 (lütfi kırdar k.m., 13şbt)
.andreas ottensamer & borusan quartet ****.5 (süreyya operası, 17şbt)
.vikingur olaffson **** (zorlu p.s.m., 27eyl)
.yeol eum son – jay yang – gürer aykal – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (lütfi kırdar k.m., 07ksm)
.karen cargill – thomas sondergard – dr symfoniorkestret **** (25ekm, dr koncerthuset - kopenhag)
.i, clara: lucy parham & tilbe saran **** (cemal reşit rey konser salonu, 22ara)
.vikingur olaffson - patrick hahn – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (cemil topuzlu açıkhava tiyatrosu, 19ağs)
.ray chen – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (lütfi kırdar k.m., 17ekm)
.dorothea röschmann – ilber ortaylı – sascha goetzel – borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (lütfi kırdar k.m., 12ara)
.zehra yıldız gecesi XXII: tuğba mankal dekak – maria tomassi – özge kalelioğlu – berk dalkılıç – levent bakırcı – can okan ***.5 (cemal reşit rey konser salonu, 27ara)
.alexander melnikov *** (01eyl, kammermusiksaal - berliner philharmonie)
.angela gheorghiu – ludovic morlot – borusan istanbul filarmoni orkestrası **.5 (lütfi kırdar k.m., 09ock)