27 Mayıs 2025 Salı
26 Mayıs 2025 Pazartesi
25 Mayıs 2025 Pazar
12 Mayıs 2025 Pazartesi
3 Kasım 2024 Pazar
03 KASIM
27 Temmuz 2024 Cumartesi
27 TEMMUZ
27 Mayıs 2024 Pazartesi
27 MAYIS
1971 john lennon imagine şarkısını ingiltere, tittenhurst park'taki ascot sound ev stüdyosunda kaydetti
25 Mayıs 2024 Cumartesi
25 MAYIS
13 Mayıs 2024 Pazartesi
13 MAYIS
1767 wolfgang amadeus mozart'ın 11 yaşındayken yazdığı ilk operası apollo et hyacinthus'un dünya prömiyeri salzburg'da gerçekleştirilmiş
9 Kasım 2023 Perşembe
on soruluk sohbetler 97: theodoros terzopoulos
9 Şubat 2022 Çarşamba
on soruluk sohbetler 61 : przemysław błaszczak
18 Temmuz 2018 Çarşamba
TEB Oyun 38 / Yaz 2018
Faşizme Direnme Bonn Kammerspiele’de Olağanüstü Bir Sahneleme, Zehra İpşiroğlu
BBT Oyunlarından Ruh Hallerimiz Üzerine Çeşitlemeler, Zeynep Baykal
Baba Sahne ile Söyleşi, Derya Özer
İstanbul Dans Sahnesi, Kerem Özel
Theodoros Terzopoulos “Tragedya Delilik Demektir, Delilik İse Tragedya“ Terzopoulos’la Tragedya Üzerine Söyleşi, Tuğba Çelik - Bahan Gökçe
Kan Bulaşmaya Devam Ederken Delilikle Hesaplaşmak, Tuğba Çelik - Bahan Gökçe
Gülmenin ve Ağlamanın Sınırında: Ajax-The Madness, Nazım Sarıkaya
Hareket Atölyesi: Kolektif Bir Dişi Varlık, Hareket Atölyesi
Umut Kırcalı Yönetmenliğinde Tayf Kolektif, Pınar Yılmaz
Umut Kırcalı ile Tayf Kolektif Üzerine ile Söyleşi, Pınar Yılmaz
Dirmit: Bir Varoluş Mücadelesi, Nural Uslu
Rüyadan Uyanma Vakti: Yutmak, Emre Alpun
16 Mayıs 2018 Çarşamba
bergama tiyatro festivali'nden izlenimler...
türkiye'nin ilk opera rejisörü ve iksv istanbul müzik festivali'nin başlangıcından itibaren uzun yıllar direktörü olan aydın gün bir gazete röportajında söylemişti, bir rüyası vardı: batı anadolu'nun antik tiyatrolarında düzenlemecek büyük bir festival.
eren arıkan ve kabak&lin ekibi bu yıl aydın gün'ün rüyasını bir nebze olsa da hayata geçirdi: asklepion antik tiyatrosu'nu da kullanan bergama uluslararası tiyatro festivali 10-13 mayıs 2018 tarihlerinde gerçekleşti.
festivali son iki gününde takip ettim. sadece antik tiyatroyu ve çevresini kullanan işlerle değil, bergama'nın tamamını içine alan, kendisine dahil eden yaklaşımıyla festival bana büyük keyif verdi, gönlümde büyük bir yer edindi.
arasta'da püfür püfür esen rüzgarla yaprakları dalganan çınarın altında, kuş cıvıltıları ve tavla sesleri arasında kahvemi, çayımı içerken oyunlar (sen istanbul'dan daha güzelsin / bam & yaşamak mı zor çince mi? / mekan artı) seyretmek... oyundan önce yine arasta'da kumru yerken yan masaya efsanevi yunan rejisör theodoros terzopoulos'un gelip oturması, onunla merhaba'laşmak... 50 kişilik kapasitesi yüzünden kapısının önünde, içerideki kapalıgişe işi ayakta seyretmek pahasına heyecanlı, meraklı, güleryüzlü insanların uzun kuyruklar oluşturduğu kızıl avlu'dan kös kös geri dönmek... antik bir yunan tiyatrosunda antik bir yunan kahramandan esinlenen çağdaş bir yapımı (ajax, the maddness / attis tiyatrosu) seyrederken, oyunun sadece kırmızı ışığın kullanıldığı loş bir anında başımı kaldırıp yukarı bakınca tepemde yıldızlarla kaplı sonsuz gökyüzünü görmek... sokakta yürürken, istanbul sahnelerinden tanıdığım bir tiyatrocuyla karşılaşmak, selamlaşmak, ayaküstü konuşmak... rüzgarın deli gibi estiği antik bir kentin sokaklarında, delhizlerinde, sütunlarının arasında, çeşmesinin etrafında, tapınağının duvarında, agorasının merdivenlerinde güneşin batmasına yakın alacakaranlık bir vakitte sahnelenen bir yere-özgü işle (whispers / gastkollektiv) binyıllar öncesinden günümüze uzunan fısıltılara kulak vermek... yoldan, elini tuttuğu çocuğuyla birlikte geçenin kafasını çevirip dikkatini çekince, gelip yanıma oturduğu kasabanın meydanında dört palyaçonun sevimli hikayesine (catastrophe / copenhagen commedia school) dahil olmak... istanbul'un tiyatro hayatına büyük emekleri geçmiş bir hocayla oyunlarda ve akropolde karşılaşmak... çağdaş mimariye ve imkanlara sahip bir tiyatro salonunda; kah türkçe sözlerle sezen aksu şarkıları söyleyen bir alman tiyatrocu/şarkıcının doğu berlin'den bergama'ya uzanan hikayesini dinlemek (der kleine spatz vom bosporus / tuğsal moğul), kah almanya'da yabancı düşmanlığı nedeniyle katledilen türkiye asıllı insanların hikayelerine ortak olmak (NSU monologları / bühne für menschenrechte), kah iranlı bir koreografın kaligrafi estetiğinde günümüz orta doğu kadınının ve erkeğinin çıkmazlarını, dertlerini anlattığı dans gösterisine çarpılmak (bodytext / modjgan hashemian & maxim gorki theater studio R)...
bunlar benim iki günde yaşadıklarım, seyrettiklerim, yetişebildiklerim. bir de bu iki günde, ve diğer iki günde seyredemediklerim, yetişemediklerim var. başkalarının yaşamış, seyretmiş oldukları; atölyelere katılanların, söyleşilere panellere gidenlerin, 50 kişilik kapasiteli kızıl avlu'daki işlere girebilenlerin, sezen aksu şarkılarını alman aksanla söyleyen kız yerine faust'un hikayesini dinlemeyi seçenlerin, akropole gitmek yerine meddaha kulak verenlerin...
bergama tiyatro festivali geçtiğimiz haftasonumu şenlendirdi; en son 23 yıl önce ziyaret ettiğim bu etkileyici rum kasabasının sokaklarında, çarşısında, antik akropolün kalıntıları arasında tekrar dolaşmamı sağladı, kamusal alanda etrafımdaki insanlarla paylaşarak keyifle oyunlar seyretmeme vesile oldu, bir yerleşmenin tiyatroyla nasıl canlanacağına tanık etti beni. dahası, umudumu yeşertti.
umarım festival tek defalık kalmaz; devamı gelirse, ben her mayıs bir haftasonumu bergama'ya ayırırım, kesin bilgi!
27 Eylül 2017 Çarşamba
21. istanbul tiyatro festivali'nin programına kişisel bir bakış
13-26 kasım 2017 tarihleri arasında iksv tarafından düzenlenecek olan 21. istanbul tiyatro festivali'nin programı açıklandı. ilkbahardaki basın toplantısında söylendiğinden farklı olarak festival 10 yerine 14 gün, 4 yerine 6 yabancı yapım, 10 yerine 13 yerli yapım içeriyor. bunlar, kağıt üzerinde olumlu gelişmeler.
önce iksv'ye bir teşekkür: sezon içinde sanatsal yönü ağır basan yabancı sahne yapımlarının neredeyse hiç turneye gelmediği bir "dünya kenti"nde bu festival sayesinde şehrin tiyatro izleyicilerinin ve tiyatrocularının dünya tiyatrosundan örnekler izleyebilmeleri çok önemli; o yüzden iki fazla yapım iki fazla yapımdır.
şimdiden şunu söyleyebilirim: bu seneki festivalin bizlere tanıtacağı iki önemli isim wajdi mouawad ve angelin preljocaj.
lübnan asıllı kanadalı wajdi mouawad son 10-15 yılın en önemli tiyatro yazar ve yönetmenlerinden biri. mouawad geçen yıl paris'in önemli ödenekli tiyatrolardan la colline - theatre national'in başına getirildi.
sanata meraklı istanbul seyircisi mouawad'ı dennis villeneuve'un 2010 tarihli muhteşem "incendies" (içimdeki yangın) filminden hatırlamalı. film hem iksv istanbul film festivali'nde gösterilmiş hem de daha sonra vizyona girmişti. mouawad bu filmin uyarlandığı oyunun yazarı. "yanık" adıyla ve cem emüler rejisiyle 2011-12 sezonunda istanbul devlet tiyatrosu'nda da sahnelendi bu oyun. ama "yanık"ın esas 2010 yılında hollanda-türkiye etkinlikleri kapsamında rotterdam tiyatrosu (ro theater) tarafından cemal reşit rey konser salonu'nda sahnelendiği bir versiyonu var ki; nefesim kesilerek ve hayranlıkla izlemiştim; wajdi mouawad adını da ilk defa o zaman duymuştum.
[eğer izlenimlerimi merak ederseniz burayı tıklayarak okuyabilirsiniz. blogumda ayrıca mouawad'ın "yanık"ını da içine alan dörtlemesi hakkında kapsamlı bir yazı yazmıştım; belki onu da okumak istersiniz; eğer öyleyse tıklayın.]
mouawad bu yılki festivale kendisinin yazdığı, yönettiği ve tek kişi olarak oynadığı "seuls" oyunuyla geliyor; yani onu komple bir tiyatrocu olarak değerlendirebileceğiz. kesinlikle kaçırılmamalı!
angelin preljocaj ise arnavut asıllı fransız bir koreograf. çok daha ünlü ve aranır olduğu, ve yetkin işler ürettiği yıllarda topluluğuyla ankara'ya turneye gelmişti. preljocaj'ın yolunun istanbul'a düşmesi gecikti ama hiç olmamasından iyi.
zamanında paris opera balesi'ne işler yapmış olan, ilk dönem yapıtları çok daha yenilikçi ve özgür olan preljocaj son yıllarda sanki biraz, yerleşik olmanın verdiği rehavete kapılmış gibi. umalım bu en yeni işi "fresk" bizi havalara çıkarsın; kesinlikle kaçırılmamalı.
bu yılın yabancı konukları arasında çok yakından tanıdığımız iki isim var: terzopoulos ve ostermeier. ikisi de çok büyük iki isim; avrupa tiyatrosunun temel taşlarından. ne mutlu ki iki tiyatrocunun da işlerini defalarca istanbul'da izledik. bu seferkileri de mutlaka izleyeceğiz, kaçar mı! ancak şehrimizde dünya tiyatrosundan çok az örnek izleyebiliyorken, keşke işlerini daha önce seyretmediğimiz başka ustaları tanısaydık diye düşünmeden de edemiyorum. almanca konuşulan ülkelerin tiyatrocularından bu şehrin izleyicisinin ve tiyatrocusunun tanımadığı ama tanıması gereken o kadar çok isim var ki; "bir ostermeier daha" yerine onlardan biri olsaydı keşke. keza terzopoulos yerine avrupa tiyatrosundan çağrılabilecek bir çok isim sayılabilir.
yabancılardan son ikisinden biri çocuk oyunu. uzun yıllar sonra ilk defa geçen festivalde bir çocuk oyunu programa alınmıştı ama topluluk terör korkusuyla istanbul'a gelmekten vazgeçmişti. bu sefer yine bir çocuk oyunu konmuş programa, bence çok yerinde bir karar.
son yabancı yapımın yönetmeni pedro penim'i ise yine geçen festivalde çılgın, eğlenceli ancak biraz çapaklı ve gelişigüzel bir iş olan "zululuzu" ile tanımıştık. penim'e kesinlikle ikinci bir şans verebiliriz.
festivalin yerli yapımlarına gelirsek; bazılarını, sahneleyecek kurum veya topluluklar sezon programlarını açıklarken öğrenmiştik zaten, ama festival için olacaklarını bilmiyorduk. dolayısıyla çoğu pek sürpriz olmadı. hatta moda sahnesi'nin "fırtına"sı, festivalden 1.5 ay önce, yani önümüzdeki hafta sahnelenmeye başlayacak bile; festival programına alınmasının ne anlamı oldu o zaman. "sezon festivali yutacak" derken kast ettiğim buydu. diğer yerli yapımları da hemen festival ertesi izlemeye başlayabileceğiz sanırım; dolayısıyla kısıtlı bütçelerimizi yerliler yerine yabancılara harcamak daha stratejik bir karar olur.
20. ile 21. festival arasındaki en ilginç bağ ise; geçen festivalde istanbul şehir tiyatroları yapımı olarak yöneteceği açıklanan "martı"nın kadrosundan garip bir yönetmelik maddesi gereği çıkartılan serdar biliş'in bu festivalde aynı metni kendi topluluğuyla sahneleyecek olması.
festivalde dansın bir yabancı iki yerli yapıma düşmüş olması geçen edisyonda da yaşanan bir sorundu. demek ki festivalin zamanının kısalması dansı etkilemedi. bunu iyi bir şey mi yoksa kötü mü olarak algılayacağız, bilemedim. şaka bir yana; ileriki yıllarda dans ve performans disiplinlerinin festivalde daha fazla görünür olmasını diliyorum.
festivalin yan etkinlikleri geçen sefer olduğu gibi yine dopdolu; umarım nitelik olarak da öyledir.
yabancı konuklara yerli tiyatronun showcase'ini yapıyor olmak da olumlu; umarım amacına ulaşır. ancak şuna da dikkat çekmek lazım; bu seneki festivalde iksv'nin proje ortaklığı yaptığı hiç bir yerli veya yabancı yapım yok.
bununla bağlantılı olarak bir noktayı daha belirtmek isterim; sadece festival kapsamında sahnelenecek, ne öncesinde ne sonrasında izleme şansımızın olmayacağı "biricik" herhangi bir prodüksiyon da yok (mesela genco erkal'in kadın tiyatrocularla sahnelediği nazım projesi gibi, ya da mahir günşıray'ın lorca gecesi gibi). dolayısıyla yıllar sonra 21. festival deyince aklımızda kalacak olanlar yine yurtdışından gelen konuklar olacak.
toparlarsam; festival ve yan etkinlikler programına genel olarak baktığımda bir dağınıklık gördüğümü söylemeliyim; bir omurgası, etrafında şekillenen bir teması yok gibi. olmak zorunda değil tabii, ancak "toplamaymış gibi duran" bir festival de bizleri ona kolay kolay "bağımlı" yapmayacakmış gibi.
gariplik notu:
programda açıklanmadığı halde festivalin internet sitesine konan "program değişikliği" ibaresiyle öğrendiğimiz üzere "werther!" diye bir oyun da programa alınmış ancak yerini "seuls"e bırakmış. daha programın resmi olarak açıklandığı saatlerde siteye "program değişikliği" diye bir ibare koymak ilginç ve garip tabii. tiyatro festivali'nin sitesini düzenleyen arkadaşların acemiliği sayesinde istanbul'a getirilmek istenip de getirilemeyen yapımlardan birini daha öğrenmiş olduk böylece :)
28 Temmuz 2010 Çarşamba
prometheus'ların ikincisi

sahnede yunanca, almanca ve türkçe konuşan oyuncular. oyun antik kafkasya'da geçiyor. derinden gelen atmosferik müziğe silah top sesleri, şehir alarmı eşlik ediyor. arasıra piazzolla'nın keskin hatlı bir tangosu giriyor. boğazdan geçen eğlence teknelerinden surlara çarpan melodiler ise rol çalıyorlar; hem de, tekneler hareket ettiği için surround ses sistemi atmosferinde! bir ara kafkas havaları geliyor püfür püfür, ne güzel tam da oyunun coğrafyası diyorsunuz, ardından dümbelekli oryantal esintiler çarpıyor yüzünüze.
sonra yavaş yavaş azıcık geçkin ama vakur dolunay beliriyor gökte; bulutların arasından sakin sakin, biraz gizemli seyrediyor -jannis kounellis tarafından- ellibin siyah gözlükle doldurulmuş yuvarlak diskini rumelihisarı'nın, ve çemberin etrafında tıklımtıkış oturmuş hayranlarını yetkin dikinciler'in.
daha önceki yıllarda festivalde seyrettiğim terzopoulos oyunlarından daha aydınlık, daha umut dolu bir yorum içeriyor gibiydi "zincire vurulmuş prometheus".
terzopoulos oyunun sonunda, bir leitmotif gibi oyunboyu üç dilde tekrarlattığı "bir gün gelecek!" repliğini seyircilere de onaylattı; hepimizin, "bir gün gelecek"ine olan inancımızı tazeletti; hepimiz birer prometheus'a dönüşerek ayrıldık hisar'dan.
(kikladik dişi figür, m.ö.2500'ler)

ajans 2010'un "yetkin dikinciler’in “prometheus” rolünü oynadığı performansın biletleri tükenmek üzere…" şeklindeki lansmanını boşa çıkarmayacak şekilde, yetkin dikinciler'i doyasıya seyretmeye gelmiş, iğne atsan yere düşürmeyecek kalabalık biraz hayalkırıklığı ile ayrıldı hisar'dan, zira tam da terzopoulos'a yaraşır bir tarzda oldukça yalın ve soyuttu sahneleme; yani, yetkin dikinciler bol bol konuştu ama klasik veya antik anlamda rol yapmadı, arkaik jestlerle uzun uzun karnını ovaladı.
zaten oyun biraz uzun olsaydı, öyle arasız falan dinlemez kalkıp giderdi seyirci; tam, aralarında konuşmaya başlamışlardı ki oyun bitti.
dikinciler bile "bilgili bir tek kişinin beğenisi bilgisiz bütün bir yığına bedeldir” diye düşünürken bana laf düşmüyor. yine de umarım; sadece dikinciler sayesinde hisar'a gelmiş kitle arasından sıkılmamış ve kafasında "demek ki tiyatro böyle de olabiliyormuş" diyen meraklı birileri çıkar.
terzopoulos hakkında şahika tekand'ın sözleri ise, sahne sanatlarının herhangi bir dalında eğitim alan herkese ders niteliğinde: “dürüsttü, sahne üzerinde çok dürüsttü ve tiyatroyu, tiyatro olarak değerli kılan bir yolu vardı. sene 1989-90. studio’yu açmıştım ama bir tiyatro topluluğum yoktu, performans grubum vardı. terzopoulos’un ‘bakkhalar’ını seyrettiğimde ben asıl olarak tiyatroyu neden seçtiğimi bir kere daha fark ettim. ve eve dönüp ilk oyunum ‘gergedanlaşma’nın tekstini yazmaya başladım o gece.”
...
sahne sanatları alanında ajans-2010'un kaydadeğer uluslararası işbirliklerine imza atmış olan dikmen gürün dünki cumhuriyet'te, muhsin ertuğrul'un önayak olduğu rumelihisarı'ndaki tiyatroda önceleri ve sonraları keyifle ve zevkle oyunlar seyrettiğimizden bahsediyor ve son yıllardaki anlamsız yasak yüzünden oranın ancak çok zahmetli izinlerle etkinliklere açılabildiğinden yakınıyordu.
istanbullu bir seyirci olarak benim için de rumelihisarı'nın özel bir anlamı var; ben de orada -kendimce- özel anlara tanık oldum. hisarın tiyatrosu boyut olarak o kadar ölçekli ki; hem arka planında ağaçlar, burçlar, boğaz ve karşı kıyının oluşturduğu müthiş bir espas var hem de sahneye, oyuncuya elinizi uzatacak mesafedesiniz; en arkada oturan seyirci bile rahatlıkla sahnedeki mimikleri takip edebiliyor. gerçekten de tiyatro -ve hatta konser- mekanı olarak benzersiz bir yer.
ama sanırım, günümüzde durmaksızın boğaziçi'ni delen gürültülü teknelerin taciz ettiği rumelihisarı'nda tiyatro seyretmek artık keyif değil ıstırap.



















