dimitris papaioannou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dimitris papaioannou etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2026 Salı

pina bausch arşivim 12: seit sie (dimitris papaioannou), 19-20 mayıs 2018


gizem ve ayşe ile ilk defa wuppertal'e gelişimiz. 2010 yılında tanıştığım ve hemen kaynaştığım bu iki arkadaşım gösteri sanatları alanında çalışıyorlar ama bu kadar yıl bir pina bausch yapıtı seyretmek için benimle veya bensiz wuppertal'e gelmediler. şimdi üçümüzün de hayranı olduğu dimitris papaioannou pina bausch'un topluluğu tanztheater wuppertal ile bir gösteri sahneleyince, dünya prömiyeri gösterimleri için birlikte wuppertal'deyiz. paris'ten arkadaşım hang da geldi. gösteriler opera barmen binasında, çünkü schauspielhaus bakım-onarım için kapandı, ama biz schauspielhaus'un karşısında bir otelde kalıyoruz. gece de schauspielhaus'un mekanlarında düzenlenen bir parti var. ona katıldık.

onları bir kaç zamandır keşfettiğim ve wuppertal'e her gidişimde mutlaka bir kere yemek yediğim onkel ludwig'e götürüyorum. tam mevsimi, kuşkonmaz ısmarlıyoruz.

akşam gösteriyi seyrettikten sonra, wuppertal'e ilk defa birlikte geldiğim herkes gibi, onlarla da pina'nın mezarını ziyaret ediyoruz. hepimiz için unutulmaz anlardan biri oluyor bu ziyaret.

 

3 Haziran 2025 Salı

Türkiye dans sahnesinin genç kuşağından umut vaat eden bir koreograf: Şiva Canbazoğlu

How now becomes then'i beklerken (11 ekim 2024, istanbul)
© Mehmet Kerem Özel

A tangible blue'yu beklerken (01 haziran 2025, istanbul)
© Mehmet Kerem Özel

Koreograf-dans sanatçısı arkadaşım Gizem Bilgen’in hararetli tavsiyesiyle Şiva Canbazoğlu’nun, İlayda Evgin ile birlikte tasarladıkları ilk işleri How now becomes then’i sezonun başında, ekim’de karanlık ve dolambaçlı Perşembe Pazarı sokaklarının birinin üzerindeki tek göz bir mekan olan Galata Mekan'da seyretmiştim. Geçtiğimiz Pazar akşamı, sezonun sonunda bu sefer Canbazoğlu’nun tek başına koreografisini yaptığı A tangible blue’nun dünya prömiyeri ardındanki ikinci gösterimini dasdas’ın açık sahnesi’nde seyrettim. Bir nevi, 2024-25 İstanbul dans sezonunu Şiva Canbazoğlu ile açtım ve kapadım.

How now becomes then iki dansçı, bir halı ve bir ayaklı lambayla adeta bir noktürn gibiydi. Atmosfer yaratımı güçlüydü ama koreografik tasarım daha ön plandaydı; yoğun, odaklı ve tutarlıydı. A tangible blue ise yapım olarak ilkine göre daha kapsamlı bir iş; Şiva Canbazoğlu’nun yanısıra Beste Demir, Barış Diker, Diren Ezgi Yıldızkan ve Halil İbrahim Aygün oluşan beş kişilik yaratıcı dansçı kadrosu, her biri 1 x 1 x 1 metrelik 25 ahşap küp, farklı boyutlarda iki demir U-boru, çeşitli proplar… Bu sefer, nitelikli koreografik tasarım ile görsel tablolar yaratma dengesi başbaşaydı. İki yapıt arasında süreklilikler de vardı; özellikle içerik açısından, örneğin tükenmişlik hissinin harekete tercüme edilmesi gibi…


A tangible blue bana; bir yapının bozuma uğratılıp tekrar kurulması açısından Sidi Larbi Cherkaoui’nin, görsel şiirsellik ve ışık kullanımı açısından Dimitris Papaioannou’nun, akrobasiyle ettiği flört açısındansa Yoann Bourgeois’nın işlerini hatırlattı. A tangible blue içinde nefeskesici hareket tasarımları kadar seyretmesi keyif veren tablolar barındıran bir iş. Ve bunlar öyle sadece birkaç tane ve gelişigüzel serpiştirilmiş değiller; tam tersine, arka arkaya seyirciyi bombardımana tutan yoğunluktalar. Daha bir sahneyi, bir hareketi, bir fikri sindiremeden başka biri başlıyor ve bu böyle yaklaşık 80 dakika boyunca sürüyor. Gösteri uzayıp, tablolar, hareketler çoğaldıkça, sanki tutarlık dağıldı, odak silikleşti; en azından ben giderek daha fazla bir şekilde, aralarında bağlantı kurmakta zorlandım. Kanımca, 50-55 dakika sürse daha konsantre olabilecekken, güzelliklerinden dolayı atılmaya/kesilmeye kıyılamayan sahnelerden/hareketlerden dolayı yapıt bir süre sonra, hiç tekrara girmiyor olsa ve her yeni sahnede yeni ve etkileyici bir tiyatral/koreografik fikirle karşımıza çıksa da, biteviyeleşmekten kurtulamadı. Bunu engellemek için, Utku Kara imzalı ışık tasarımındaki çeşitlilik ve yaratıcılık bir noktaya kadar işe yarasa da, maalesef müzik seçiminin yapıtın etkisini azaltmadaki rolü büyüktü.
Gösteriden çıktığımda aklıma ilk gelen, bir gün önce Tanztheater Wuppertal’in kıdemli protagonistlerinden Malou Airaudo ile yaptığım söyleşide, onun söylediği bir şeydi: “Eğer bir iş tasarlıyorsam her gün ona bakıyorum ve bir şeyleri değiştiriyorum, çalışmaya devam ediyorum, ta ki “Evet, şimdi oldu!” diyene kadar. Pina da böyleydi. Nelken, ilk tasarlandığında beş saat kadar sürüyordu, Pina sonra onu üç saate indirdi ve ardından tekrar kesti ve sonunda arasız sahnelenen iki saatlik bir yapıta dönüştürdü. Bir yapıt ortaya koyarken, neyin önemli olduğuna bakmanız gerekir.”

How now becomes then'i alkışlarken (11 ekim 2024, istanbul)
© Mehmet Kerem Özel

A tangible blue'yu alkışlarken (01 haziran 2025, istanbul)
© Mehmet Kerem Özel

Şiva Canbazoğlu bu işiyle uzun zamandır Türkiye dans camiasında eksikliğini duyduğum üç şeyi barındırdığını gösterdi: Tutku, cesaret ve heyecan. 
A tangible blue da, ister tekrar ele alınıp kısaltılsın, ister bu haliyle sahnelenmeye devam etsin, ki önümüzdeki sezon kesinlikle devam etmeli ve daha çok insana ulaşmalı, uzun zamandır Türkiye dans sahnesinde üretilen işlerde eksikliğini duyduğum üç şeyi barındırıyor: Şiirsellik, etkileyicilik ve şaşırtıcılık.

5 Mayıs 2025 Pazartesi

Mario Banushi’nin kendine-özgü tiyatral dünyası

Goodbye Lindita 'yı beklerken
(Eleni Papadaki Stage - Rex Theatre, Atina - 20 Nisan 2024, 18:00)
© Mehmet Kerem Özel


MAMI'yi beklerken 
(Onassis Stegi, Atina - 16 Mart 2025, 14:00)
© Mehmet Kerem Özel


1998 Tiran-Arnavutluk doğumlu, 2004’ten beridir Yunanistan’da yerleşik ve Atina Konservatuvarı Tiyatro Okulu’ndan oyunculuk mezunu yönetmen Mario Banushi bugünlerde gösteri sanatları alanında Avrupa’nın, hatta dünyanın yükselen en genç yıldızı. 
Pandemi döneminin hemen ardından, 2022’de sahnelediği ilk yapıtı Ragada (Çatlak İzleri) ile dikkatleri üzerine çekince Yunanistan Devlet Tiyatrosu’ndan (National Theatre of Greece) gelen teklifle 2023 yılında sahneye koyduğu Goodbye Lindita (Hoşçakal Lindita), bir yandan üç yıl boyunca Atina’da kapalı gişe oynarken diğer yandan dünyayı gezdi. 2024 Şubat’ında Amsterdam Brandhaarden Festivali’ne, sonbaharında Madrid Güz Festivali’ne, Dresden ve Münih’e, 2025 Şubat’ında Avustralya’nın prestijli uluslararası gösteri sanatları festivali Adelaide Festivali’ne davet edilen Goodbye Lindita Belgrad’daki BİTEF Festivali’nden ödüllerle döndü. Goodbye Lindita önümüzdeki Haziran’da Wiener Festwochen’a ve Berliner Festspiele – Performing Exiles’a davet edilmişken, Banushi’nin yas üçlemesinin son halkası olan ve bu sefer Atina-Epidavros Festivali’nin siparişiyle yine 2023’te sahneye koyduğu Taverna Miresia – Mario Bella Anastasia (Nezaket Lokantası) içinde bulunduğumuz Mayıs ayında Montreal’den Antwerp’e, Haziran’da Londra’ya turneye çıkıyor olacak. Banushi’nin bu yılın Şubat-Mart aylarında Atina’da bu sefer de Yunanistan’ın başak bir prestijli kurumu, Onassis Stegi yapımı olarak dünya prömiyerini gerçekleştirdiği ve yine kapalı gişe oynayan yeni yapıtı MAMİ (ANNESİ) ise çıtayı daha yükseğe taşıyor: Temmuz ayında Avignon Festivali’ne davet edildi, hemen ardındansa Barselona - Grec Festivali’ne konuk olacak. Bu baş döndürücü uluslararası turne takviminden de anlaşılacağı üzere Banushi dünyada gösteri sanatları alanında son zamanların en aranan/istenen genç isimlerinden önde geleni. 
 2024 Nisan’ında merakımın ve tesadüfün ortaklığı sayesinde Atina’da Goodbye Lindita’yı seyretme şansına erip, Banushi’nin dünyasıyla ilk defa karşılaştığım bu gösteri beni derinden etkileyince, MAMİ’nin bu yılki Atina gösterimlerinden birini kaçırmamak için imkanlarımı ve kendimi zorladım. 80 dakikalık gösteri bittiğinde ayaklarım yere basmıyordu; MAMİ’ye tek kelimeyle hayran kalmıştım. 

Banushi, yakın tarihli bir röportajda MAMİ’nin, önceden yas üçlemesi olarak düşündüğü toplama eklemlendiğini, dolayısıyla bu ilk dört yapıtının bir dörtleme olarak ele alınabileceğini belirtiyor. Zaten, Goodbye Lindita ile MAMİ birçok ortak noktayı paylaşıyorlar. Bir kere, ikisi de tarifi mümkün olmayan, zorlarsam “kasvetli” diyebileceğim, gerçek ile hayali öğelerin iç içe geçtiği rüyamsı bir atmosfere sahipler. Goodbye Lindita’nın atmosferinin kasvetli ve hüzünlü olması doğal çünkü kızlarını kaybetmiş bir ailenin fertlerinin (anne, baba ve diğer üç kadının) teker teker, kendilerine özgü bir şekilde bu kayıpla başa çıkma hallerini ve tuttukları yası anlatıyor. MAMİ’de ise ölüm yok, tam tersine doğum var, hatta doğumlar var. MAMİ bir ebenin hikayesi. Ama onda da sahneden seyirciye, en azından bana geçen duygular; yalnızlık, kırılganlık ve melankoli.

İki yapıtın bir diğer ortak noktası sözsüz olmaları. Biraz araştırınca, ikisinin arasındaki Taverna Miseria’nın da sözsüz olduğunu öğreniyorum. Banushi, anlatılarını sözle değil, güçlü resimler ile kurmayı tercih ediyor, çünkü çocukluğundan beri bir resmin, bir çizimin hiçbir kelime olmadan anlatabildiği hikayelere hayran olmuş. Şimdi o da anlatmak istediği duyguları ortaya çıkarmak ve seyircilerine aktarmak için sahnede sadece resimler yaratıyor. 
Banushi’nin yalın ve şiirsel imgelerinde ışık başat bir rol oynuyor. Atmosferi oluşturmanın yanısıra, sıklıkla hem anlatı hem de sahneler arasında geçiş tekniği olarak kullandığı görüntü oyunlarını gerçekleştirmek için de ışık Banushi’nin ustalıkla başvurduğu bir öğe. Banushi’nin hareketli resimlerinden oluşan anlatısının diğer önemli öğeleri jestler ve -mimikler değil ama özellikle- bakışlar. Banushi’nin, hız olarak yavaş ilerleyen yapıtlarında seyircinin sadece, sindirmesine zaman tanınan bakışları takip ederek anlatıyı zihninde kurması; sahnedeki kişiler arasındaki ilişkileri, durumları yorumlaması mümkün. 
Jestlerin anlam yaratmada başat öğe olması açısındansa, Goodbye Lindita’dan ziyade MAMİ, bedenin ve hareketlerin daha ağırlıklı kullanılmasıyla dans tiyatrosuna göz kırpıyor. Boşuna değil Yunanistan basınında MAMİ’den bahsedilirken Dimitris Papaioannou’nun anılması. Tabii bunda MAMİ’nin sahnedeki kilit figürlerinden birinin, efsanevi Edafos topluluğunun Papaioannou ile birlikte kurucu ortağı Angeliki Stellatou olmasının etkisi büyük. 
Goodbye Lindita ile MAMİ’nin görsel dünyaları arasındaki bir fark ise; ilkinin folklorik tınılarına karşılık, ikincisinde bu referansların iyice azaltılmış olması. Belki Taverna Miseria’yı seyretmek lazım, ikisi arasındaki köprüyü kurmak için… Goodbye Lindita’nın Balkan yas tutma ve cenaze törenlerinden esinlenen folklorik dünyasında, Sergey Parajanov’un Gürcü ve Ermeni folklorunu kullanma şeklinden izler bulmak mümkün. Banushi ise bir söyleşisinde bu yapıtını tasarlamadan önce Parajanov’dan habersiz olduğunu belirtmiş.

İki yapıt arasındaki üçüncü bir ortaklık, Banushi’nin, yapıtın bir anında seyirciler arasından sahneye çıkıp sahnedeki olaya dahil olması. Taverna Miresia’nın oyuncu kadrosunda da onun adını görünce, bu durumun da Banushi’nin dünyasının ayrılmaz özelliklerinden biri olduğunu anlıyorum. Zaten yapıtlarının hepsi onun kendi yaşanmışlıkları ve ailesi ile ilgili. Dolayısıyla gösterinin bir noktasında kısa bir süreliğine sahneye çıkıp, hikayeye dahil olma tercihi çok doğal. Ama bir o kadar da ilginç, çünkü böyle bir mizansen tercihiyle daha önce hiç karşılaşmadım. Banushi’nin bir anda seyircilerin arasından sahneye çıkması, gösteriyi gerçek ile temsil, orası ile burası, o zaman ile şimdi arasında bir ara alana konumlandırıyor; seyreden birisinin eyleyen birisine dönüşmesi, bir bakıma sahneye müdahale ediyor olması, yapıta meta bir özellik katıyor. Ama üzerine basarak, altını kalınca çizerek yapılan bir metalaştırma değil Banushi’ninki; sakince, telaşsızca ve sanki doğal akışındaymış gibi…

Banushi Ragada’da annesinden, Goodbye Lindita’da üvey annesinin ani ölümünden, Taverna Miseria’da altı yaşına kadar yaşadığı Arnavutluk’taki ev hayatında babasından, daha doğrusu babasının yokluğundan esinlenmiş, MAMİ’de ise annesinin ebelik mesleğinden yola çıkmış. Ama MAMİ’de tek bir kadın/anne yok; beyaz geceliği ile bir yaşlı kadın var, genç hamile bir kadın var, bisikletli genç bir kız var, genç bir kadın var, doğurtan kadın bir cüce var. Yaşlı kadının başında, ona bakan, onu kucaklayıp yatağına yatıran, altını temizleyen genç bir adam da var. Genç adam kadının torunu belki de, ya da bir hasta bakıcı. Ama başka bir sahnede, genç kadın ile önce flörtleşen sonra gerdeğe giren genç adam da aynı kişi. Kadınların hepsinin, aynı kişinin farklı yaşları/halleri olduğunu düşünüyorum. Çizgisel olmayan ve karakterleri tanımlı olmayan bir anlatı var karşımda. Bir de sözsüz. Böyle olunca, her seyirci bu yap-bozda kendisine ait, strüktürünü kendisinin kuracağı bir hikayeyi okuya/göre-biliyor.
Banushi MAMİ’de buna imkan sağlayacak şekilde, senografiyi de çağrışımlara açık bırakmış. Alacakaranlık sahne alanı genel olarak boş; sadece tek odalı, kırma çatılı, bir penceresi ve bir kapısı olan bir ev (çocuk çizimlerindeki en temel özellikleriyle bir ev, tek eksiği tüten bacalı bir çatı) ve yüksek bir sokak lambası direği var. Oturduğum yerden zemin gözükmüyordu, ama sanırım toprak kaplıydı. Burası bir kentin kenarında, kentin artık kırsala dönüştüğü sınırda bir yerdi sanki, ya da David Lynch’in gerçeküstü filmlerinden birinin ıssız ve tekinsiz seti. Goodbye Lindita bir evin oturma odasında, Taverna Miseria ise banyosunda geçerken, yani Banushi bundan önceki yapıtlarında iç mekanlara odaklanırken, MAMİ’deki dış/boş alan kullanımı Banushi’nin sahnenin boş ve sınırlandırılmamış alanını da ustalıkla kontrol edebildiğini ispatlıyor. Pina Bausch’un seyircinin gündelik hayatından tanıdığı, bildiği mekanlarda ve eşyalar arasında yeşerttiği rüya atmosferi gibi Banushi de kişisel geçmişinden ilham aldığı ve kolektif hafızanın yadırgamadığı gündelik ortamlarda gerçeküstü, doğaüstü bir anlatı kuruyor.  


Goodbye Lindita'yı alkışlarken 
(Eleni Papadaki Stage-Rex Theatre, Atina - 20 Nisan 2024) 
© Mehmet Kerem Özel


MAMI 'yi alkışlarken
(Onassis Stegi, Atina - 16 Mart 2025) 
© Mehmet Kerem Özel

Müthiş bir duyarlılık ve 27 yaşı ile ters orantılı bir olgunluğa sahip Mario Banushi’ninki sahne dili, her ne kadar Parajanov’u, Papaioannou’yu, Romeo Castellucci’yi, Pina Bausch'u ya da Lynch’i akla getirse de, çok biricik ve özgün. Yukarıda bahsettiğim birçok şeyin yanı sıra; kokuların, dokuların, renklerin ve bedenselliğin de önemli bir bileşeni olduğu, derin bir sembolizmin büyük rol oynadığı Banushi’nin dünyası; onun kişisel geçmişinden, yaşamışlıklarından ve çevresinden yola çıksa da kolektif bilinçaltımıza, gündelik ve herkese ait olana duyusal olarak hitap ediyor ve böylece karşılığını seyircide buluyor. Öyle olmasa ne Atina seyircisi, ne de dünyanın dört bir yanındaki festival direktörleri onun yapıtlarına bu ilgiyi gösterirlerdi. O kadar ki, Venedik Tiyatro Bienali’nin bu seneki programında yer almasa da, bienalin direktörü ünlü oyuncu Willem Dafoe sırf MAMİ’yi seyretmek için geçtiğimiz Mart ayında Atina’yı ziyaret etti. Banushi’ye gösterilen ilginin, Avignon Festivali’nin genel sanat yönetmeni Tiago Rodrigues tarafından “Bu seneki festivalin en güzel keşiflerinden biri olacağına inanıyorum" diyerek tanıttığı MAMİ’nin Avignon gösterimlerinin ardından daha da artacağını söylemek içinse müneccim olmaya gerek yok. İleriki yıllarda dünya sahnelerinde onun adını daha çok duyacağız. Yapıtlarında beden çıplaklığı olduğu için Banushi’nin Türkiye’den davet alma ihtimali çok düşük; o yüzden ne yapıp edin, imkanlarınızı zorlayın, onun bir yapıtını yurtdışında yakalayın, pişman olmayacaksınız; “Kesin bilgi!”.

MAMI 'yi alkışlarken
(Onassis Stegi, Atina - 16 Mart 2025) 
© Mehmet Kerem Özel


[Bu makale Tiyatro Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]

30 Kasım 2024 Cumartesi

30 KASIM


1876 arkeolog heinrich schliemann miken'de agamemnon'un altın maskesini bulmuş

1955 patricia highsmith'in yetenekli bay ripley adlı romanı yayımlanmış

1975 keith jarrett'ın the köln concert albümü piyasaya çıktı

1979 pink floyd'un the wall albümü piyasaya çıktı

1982 michael jackson'ın thriller albümü piyasaya çıktı

2019 atina'da ag. nikolaus semtinde bir kafede dimitris papaioannou ile söyleşi yaptım; röportaj art.unlimited'de ve tiyatro dergisi'nde yayınlandı



29 Kasım 2024 Cuma

29 KASIM


1948 ilk defa bir opera naklen televizyonda yayınlanmış; new york metropolitan operası'ndan verdi'nin othello'su 

1990 william shakespeare'in kral lear oyununun en etkileyici yorumlarından birini seyrettim; istanbul şehir tiyatroları yapımını ışıl kasapoğlu yönetiyordu, erol keskin, cüneyt türel, tilbe saran, betül arım, hüseyin köroğlu, burçin oraloğlu, kamran usluer, şükrü türen, mustafa alabora ve hakan pişkin oynuyorlardı

2004 ismael ivo'nun naked hamlet adlı yapıtını crr dans tiyatrosu yapımı olarak cemal reşit rey konser salonu'nda seyrettim

2013 bu ve devamındaki iki akşam pina bausch'un 1980 adlı yapıtını wuppertal'de barmen operası'nda seyrettim

2013 gösteriden sonra wuppertal'de cafe ada'da uhuhboo project konserine gittim

2017 istanbul bomonti babylon'da michelle gurevich konserine gittim

2019 bu ve ertesi akşam dimitris papaioannou'nun the great tamer gösterisinin dünyadaki son gösterimlerini atina'da megaron'un büyük salonunda seyrettim





10 Ekim 2024 Perşembe

10 EKİM


1974 mikis theodorakis, yunan askeri cuntasının devrilmesinden sonra ilk halk konserini atina'daki karaiskakis stadyumu'nda on binlerce coşkulu insanın önünde verdi

1996 cemal reşit rey konser salonu'nda john lurie & the lounge lizards konserine gittim

2002 cemal reşit rey konser salonu'nda nils petter molvaer konserine gittim

2007 schaubühne'nin bir oyununu ilk defa berlin'de seyrettim; falk richter'in yönettiği anton çehov'un üç kızkardeş'ini

2009 ilk defa krzysztof warlikowski'nin yönettiği bir operayı seyrettim, varşova teatr wielki'de varşova operası yapımı olarak alban berg'in wozzeck'ini

2010 beyoğlu'nun sokaklarında dolaşarak willi dorner'ın bodies in urban spaces gösterisini deneyimledim 

2021 ayşe, nuray ve ben istanbul'dan arabayla filibe'ye gittik; bu ve ertesi akşam boris hristov kültür evi'nde dimitris papaioannou'nun transverse orientation gösterisini seyrettik





3 Ekim 2024 Perşembe

03 EKİM

fotoğraf: mehmet kerem özel

1990 suna korad ile mesut itku solistliğinde istanbul devlet opera ve balesi orkestrası'ndan carl orff'un carmina burana'sını aya irini müzesi'nde dinledim

2013 aurélien bory & phil soltanoff'un plan b adlı gösterilerini düsseldorf'da seyrettim 

2015 ilk defa teatro olimpico'da bir gösteri seyrettim; dimitris papaioannou'nun primal matter'ını

2019 pina bausch'un ölümünden önce sahnelediği son yapıtı olan como el musguito en la piedra, ay si si si…'yi ve ölümünün 10. yılını anmak üzere düzenlenen ein abend für pina gösterisini wuppertal-barmen operasında seyrettim



14 Eylül 2024 Cumartesi

14 EYLÜL


1985 golden girls yayınlanmaya başladı

2009 cemal reşit rey konser salonu'nda david helfgott konserine gittim

2015 yıllardır merak ettiğim avustralyalı yeni sirk topluluğu strange fruit istanbul'a geldi ve ortaköy sahilinde bir gösteri sundu: swoon! çok güzeldi

2019 dimitris papaioannou'nun tanztheater wuppertal ile sahnelediği seit sie adlı yapıtını bu ve ertesi akşam iki kere daha seyretmek için istanbul'dan catanzaro'ya gittim; aynı zamanda papaioannou ile söyleşi de yapacaktım, ancak basın görevlisi ile iletişimsizlik olunca, söyleşi aralık ayındaki atina seyahatime kaldı



13 Ağustos 2024 Salı

13 AĞUSTOS


-3114 mayalar tarafından kullanılan takvim başlamış

1642 hollandalı gökbilimci christiaan huygens, mars'ın güney kutup başlığını keşfetmiş

1876 bayreuth festspielhaus (festival evi) richard wagner'in halka üst başlıklı opera dizisinin ilk tam performansıyla açılmış

1967 arthur penn'in yönettiği ve warren beatty ile faye dunaway'in başrollerinde oynadıkları bonnie and clyde gösterime girmiş; ben bu filmi ilk defa 1980'lerin sonunda trt'de salı akşamları yayınlanan sinema kuşağında seyrettim, son sahnesinden çok etkilendim

2004 atina yaz olimpiyat oyunları yönetmen-ressam-koreograf dimitris papaioannou'nun tasarladığı nefes kesici birthplace gösterisi ile başladı






18 Haziran 2024 Salı

18 HAZİRAN


1991 ünlü acapella topluluğu hilliard ensemble'ı aya irini müzesi'nde seyrettim

2009 efsanevi tenor juan diego florez ilk defa canlı dinledim; aya irini müzesi'ndeki konserde borusan istanbul filarmoni orkestrası'nı alessandro vitiello yönetiyordu

2016 stockholm'de isveç kraliyet tiyatrosu'nda ünlü isveç tiyatro topluluğu dramaten'den bir oyun seyrettim

2017 dimitris papaioannou'nun the great tamer adlı gösterisini ilk defa seyrettim; amsterdam stadschouwbourg'daydı. gösteri sonrasında yapılan soru-cevap'ın ardından papaioannou'nun yanına gidip fotoğraf çektirip imzasını aldım, yanımda arkadaşlarım gizem ve ayşe vardı



12 Haziran 2024 Çarşamba

12 HAZİRAN


1942 anne frank, amsterdam'da saklandığı günlüğüne ilk yazısını yazmış

1981 steven spielberg'in kutsal hazine avcıları filmi gösterime girdi

1995 shirley bassey'i istanbul abdi ipekçi spor salonu'nda canlı dinledim

2015 ilk avrupa olimpiyat oyunları'nın açılışı bakü'de gerçekleştirildi; açılış törenini dimitris papaioannou tasarladı


 

19 Mayıs 2024 Pazar

19 MAYIS



1993 janusz visniewski'nin tolstoy'dan uyarladığı kamaşma adlı oyunu taksim sahnesi'nde seyrettim

1994 ilk defa hans scharoun'un sıradışı konser binası berlin philharmonie'de bir konser seyrettim. ilk defa daniel barenboim'u canlı seyrettim; chicago senfoni orkestrası'nı yönetti; arkadaşım burcu ile prag dönüşü bir günlüğüne berlin'deydik, gündüz metroda akşamki konserin afişini gördüm, philharmonie'nin karşısındaki, yine scharoun'un şehir kütüphanesini ziyaret ettikten sonra, philarmonie'ye gittik, tabii ki yer yoktu ama konserden bir saat önce öğrencilere bilet satılacağını öğrendik, yağmurlu bir gündü, kuyrukta ilk sırada iki saat bekledikten sonra biletlerimiz aldık, içeri girdik, fuayedeki bütün köprü ve merdivenlerde, oditoryumdaki bütün seyirci teraslarında dolaştım, elimi koltuklarda, duvarlarda gezdirdim. konser de enfesti, barenboim o sıralarda berliner philharmoniker'in yeni orkestra şefi olmayı umuyordu, olamadı, orkestra üyeleri simon rattle'ı seçtiler, o da bir kaç yıl sonra berlin staatsoper unter den linden'in başına atandı.

1997 andreas scholl'ü ilk defa canlı dinledim; cemal reşit rey konser salonu'nda 

1998 milva'nın, giorgio strehler rejisiyle brecht şarkıları söylediği piccolo teatro di milano yapımı tiyatral konseri lütfi kırdar kongre merkezi'nde seyrettim

1999 la fura dels baus topluluğundan f@ust sürüm 3.0 adlı gösteriyi istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

2002 genco erkal'in nazım hikmet'in yapıtlarından uyarladığı, yönettiği ve yıldız kenter, ayla algan, tilbe saran, zuhal olcay, ışık yenersu, zeliha berksoy, jülide kural, sema moritz ve zeynep tanbay ile birlikte oynadığı nazım'a armağan adlı gösteriyi rumelihisarı'nda seyrettim 

2009 amsterdam stadschouwbourg'da iki akşam üst üste sidi larbi cherhaoui'nin origine isimli dans gösterisini seyrettim

2017 herzog & de meuron'un tasarladıkları hamburg'daki elbphilharmonie'de, açıldığı sezon, açıldıktan dört ay sonra konser dinledim; ndr elbphilharmonie orchester'i hannu lintu yönetiyordu, solist vadim gluzman idi

2018 şimdiye kadar seyrettiğim gösteriler arasında beni en çok etkileyenlerden biri olan, dimitris papaioannou'nun tanztheater wuppertal pina bausch topluluğu ile sahneye koyduğu seit sie adlı yapıtı üst üste iki akşam wuppertal'de opernhaus barmen'de seyrettim; ikinci akşamda yanımda arkadaşlarım gizem ile ayşe de vardılar



7 Mayıs 2024 Salı

euripides laskaridis'in yeni cevahiri: lapis lazuli

beklerken 
(onassis stegi, atina, 21 nisan 2024, © mehmet kerem özel)

2019 Kasım’ında Euripides Laskaridis’in Elenit adlı gösterisinin dünya prömiyerini tesadüf eseri seyretmiştim; Dimitris Papaioannou’nun The Great Tamer turnesinin son gösterimleri için Atina’daydım, bir akşamım boştu, Onassis Stegi’deki Elenit’e bir şans verdim, pişman olmadım. Elenit’ten keyif aldım, güldüm eğlendim, özellikle Laskaridis’in bizzat canlandırdığı Marie Antoinette ile Madonna karşımı grotesk ve gülünç karaktere hayran kaldım. O zaman buraya gösteri ile ilgili bir izlenim yazısı yazmıştım.

Laskaridis 2022 Kasım’ında Elenit’in sonuncusu olduğu üçlemesinin ikinci halkası Titanlar ile İstanbul Tiyatro Festivali’ne konuk oldu. Kendisinin buluşma teklifi ile, İstanbul’a vardığı yağmurlu akşamda, ayağının tozuyla Mecidiyeköy’den metroyla Tepebaşı’na yolu eliyle koymuş gibi bularak geldiği Fıccın’da Ayşe Draz ve arkadaşım Emre ile birlikte yemek yedik ve tanışmış olduk. 
İki kişilik Titanlar’ı, on kişi kadrolu Elenit’ten sade ama yoğun ve etkili buldum, ve üçlemenin ilk ve genel olarak en çok beğenilen halkası, Laskaridis’in tek başın sahnede olduğu Relic’in peşine düştüm. Laskaridis ara ara bana nereye turne yapacağının haberini verdi, ama 2022-23 sezonunda kendime Relic’i ne Madrid’de ne de Paris’te seyretme şansı yaratabildim.

2023 yazında Avignon’da Boulbon taş madenindeki tribünlerde Ayşe Draz ile oturmuş Philippe Quesne’nin Le jardin des délices gösterisinin başlamasını beklerken, elinde bileti koltuğunu arayan Laskaridis’i gördük, sarıldık; Onassis Stegi’nin organizasyonuyla genç Yunan sanatçılarla birlikte bir haftalığına Festival’e gelmiş. İlerleyen akşamlardan birinde, festival barı Mahabharata’da, aralarında bulunduğu Yunan ekipten bir süreliğine ayrılıp bizim, Türkiyeli ekibin, Ayşe ile birlikte oraya dört günlüğüne oyun seyretmeye geldiğimiz Özlem Hemiş ve Aylin Alıveren’in yanına geldi, sohbet ettik; 2024’ün Bahar’ında yeni işinin prömiyerinde Atina’da buluşmak dileğiyle sözleşip ayrıldık.

2024’ün Nisan ayının sonlarında, Papaioannou’nun son yapıtı INK’in 1.5 yıllık dünya turnesi ardındanki son Atina gösterimleri ile Laskaridis’in yeni yapıtı Lapis Lazuli’nin prömiyer gösterimleri, 2019 Kasım’ında olduğu gibi yine çakıştı ve biz Avignon ekibi, bir eksikle (Ayşe Draz’sız), ama yanımıza bu sefer arkadaşım Emre'yi, koreograf/dans sanatçısı Gizem Bilgen’i ve tiyatro yazarı/yönetmeni/oyuncusu Murat Mahmutyazıcıoğlu’nu katarak, 23 Nisan tatilini fırsat bilip Atina yollarına düştük. 

Laskaridis Lapis Lazuli ile, Titanlar ve Elenit’ten daha çılgın, daha serbest, kendisinin esinlenmeleri gibi seyirciye çağrıştırdıkları da bol olan bir gösteri yaratmış. 
Gösteri sonrasında Laskaridis’i bizzat tebrik etmek için çıkmasını beklediğimizden dolayı, oldukça geç bir saatte de olsa oturduğumuz Koukaki semtinin barlarından birinde, müthiş yüksek enerjili ve keyifli garson kızın getirdiği biralar ve margaritalar eşliğinde kendi aramızda Lapis Lazuli’yi konuşurken; siyah-beyaz sessiz sinema estetiğinden 70’lerin Cüneyt Arkın filmlerine (ki o filmler gibi büyük ihtimalle benzerlerinin çekildiği Yunan filmlerinin de etkilendiği B-tipi sinema örneklerine), Japon ve Çin geleneksel tiyatrolarından Robert Wilson’a, Balkan motiflerinden cinsel birleşme, doğum ve düğün geleneklerine, çizgi roman estetiğinden bilim-kurguya, bir çok şeyi dillendirdik. 
Lapis Lazuli, -Aylin’in deyişiyle- birçok yerden/alandan aldığı ilhamları harmanlayan haliyle tam da bir queer art örneğiydi. Gösterinin biçim ve içerik açısından oldukça, hatta fazlaca kalabalık olduğunda, bazı sahnelerin gereksiz yere uzatıldığı için sarktığında nasıl hemfikirsek, Laskaridis’in zanaatkarane biçimde malzeme kullanma, hele de -Özlem’in vurguladığı gibi- ucuz malzemeden harikalar yaratma konusunda müthiş becerikli olduğu konusunda da hemfikirdik.


alkışlarken
(onassis stegi, atina, 21 nisan 2024, © mehmet kerem özel)

Seyrettiğimiz akşamki Yunan seyirci gösteride müthiş eğlendi, güldü; arkadaşlarımı bilmiyorum, yan yana oturamamıştık, ama ben de genel olarak gösterinin, Laskaridis’in bütün yapıtlarına sinen absürdlük ve gülünçlüğün bu sefer tavan yaptığı halinden büyük keyif aldım, eğlendim, hatta bazı sahnelerde katılarak güldüm. Laskaridis yine yapmıştı yapacağını; yüzyıllara mal olmuş tipleri almış, onlarla oynamış, onları altüst etmişti; belki bu sefer Titanlar ve Elenit’te olduğu gibi özgün figürler/karakterler/protagonistler değildi yarattıkları, ama örneğin kurt adam tipinden tam da ona has bir karakter yaratmıştı; içgüdülerine teslim olan ama bir yandan da garip bir naiflik barındıran, sevimli, dertli, kızamadığınız, korkamadığınız, psikolog koltuğuna uzanmış halinde onda kendinizi görüp eğlendiğimiz. 
Kurt adama karşılık saf kız tipinden ise tırsmamız içten bile değildi, çünkü Laskaridis ondaki tehlike barındıran tarafı ortaya çıkarmış, tabii ki mizah katmayı ihmal etmeden. Bizim seyrettiğimiz akşam saf kızı canlandıran dans sanatçısı Maria Bregianni'nin, -Gizem'in deyişiyle- hem etkileyici beden plastiğiyle hem de mimik ve ses virtüözlüğüyle sergilediği dört dörtlük performansı da bu figürün başarısında önemli rol oynuyordu hiç kuşkusuz.

ayrılırken
(onassis stegi, atina, 21 nisan 2024, © mehmet kerem özel)

Lapis Lazuli, 4-20 Nisan arasında, neredeyse kapalı gişe olan Atina gösterimlerine 26-27 Nisan’lara konulan iki ekin hemen ardından; Mayıs ayının ortasından itibaren Madrid ve Filibe’ye, yaz festivallerinden Amsterdam Julidans ve Barselona Grec’e ve sonbaharda Paris, Torino, Reggio Emilia, Liège, Charleroi, Floransa ve Espoo-Finlandiya’ya uğrayacak dünya turnesinin ilk etabına başlayacak. Yolu açık, bazen ince bazen kaba mizahına vakıf olacak seyircileri bol olsun!

19 Mart 2024 Salı

19 MART


1882 antoni gaudí tarafından tasarlanan ve günümüzde tamamlanmamış olan barselona'daki sagrada familia bazilikası için ilk temel taşı yerleştirilmiş 

1896 antonín dvořák'ın op. 104 çello konçertosu'nun dünya, prömiyeri bestecinin yönetiminde londra'da gerçekleştirilmiş 

1953 akademi ödülleri ilk kez televizyonda yayınlanmış; sunucu bob hope imiş 

1994 tarlabaşı'nda manastır'dan dönüştürülmüş istanbul sanat merkezi'nde kumpanya yapımı, naz erayda'nın yazdığı ve yönettiği, her akşamki başlama saati güneşin batışına göre değişen, tarlabaşı sokaklarından gelen seslerin başat öğelerinden biri olduğu canlanan mekan adlı gösteriyi seyrettim

2016 dimitris papaioannou'nun still life isimli gösterisini bu ve ertesi akşam antwerp'te de singel'de seyrettim



5 Aralık 2023 Salı

on soruluk sohbetler 103: polina ionina (the how theater)

©Kenneth Morton

Bu yıl 5. yaşını kutlayan ve 16-23 Eylül 2023 tarihleri arasında gerçekleşmiş olan İstanbul Fringe Festival’de, Türkiye'den ve dünyadan tiyatro, dans, performans disiplinlerinde üretilen yenilikçi ve alternatif gösterilerin seyircilerle buluştu ve ayrıca atölyeler ve paneller düzenlendi. 
Bu haftaki konuğumuz The How Theatre New York'ta yerleşik uluslararası bir hareket, oyuncu ve müzisyen topluluğu. The How'un misyonu; seyircilerin ve sanatçıların çok çeşitli bakış açıları, biçimlerle ve hikayelerle meydan okuyabilecekleri bir yer yaratmak. Topluluğun üyeleri dünyanın duygusal sıcaklığını alıp fiziksel formda tezahür ettirmeye ve gelenekleri yıkmaya inanıyorlar. Tiyatral denemeler yapmayı, müzisyenleri çalışmalarına dahil etmeyi seven The How Theatre topluluğunun festivalde sundukları My Favorite Person (Favori İnsanım), erkek ile kadın arasındaki ilişki dinamiklerini mekân, şekil ve ses kullanarak araştıran iki kişilik bir hareket tiyatrosu gösterisiydi. Şimdi sıra gösterinin yönetmeni Polina Ionina ile yaptığımız sohbette.

Performansın özü sizce nedir?
Performansın özü mevcudiyettir. Ancak mevcutsak, o zaman en hakikatli özümüze inme şansımız olur. Performans dışında bunu gerçekten yapma şansımız ne zaman? Günlük yaşamda bu kadar savunmasız olmakta zorlanıyoruz. Bir performansta mevcut olmaya izin vermek, seyirci ile sanatçı arasında yakın bir bağ yaratır. Bu alanda da sihir gerçekleşir. Bu alanda gerçek benliğimizi gösterebilir ve birbirimizi gerçekten görebiliriz. Birbirimize ilham verebileceğimiz ve birbirimizin varlığını kutlayabileceğimiz yer burasıdır.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Kesinlikle. Sanat insanın dünyaya bakış açısını değiştirme gücüne sahip. Küçük bir kızken ilk izlediğim performansı, bir dans gösterisini hatırlıyorum. Tiyatroya tek kişi olarak girdiğimi ve tiyatrodan tamamen yeni, gördüklerimle sonsuza kadar değişmiş bir şekilde çıktığımı hatırlıyorum. Herhangi bir sanatın, birinin bakış açısını değiştirme ve bazen de hayatını değiştirme gücü var. Sanatın bu dönüştürücü gücünün, sanat eserini çevreleyen enerjiyle ilgisi olduğunu düşünüyorum. Bir şekilde izleyicilere ve gösteride çalışan insanlara aktarılıyor veya onlar tarafından solunuyor.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Bir yapıt üzerinde çalışırken en çok birlikte çalıştığım insanlardan, yani ekibimden ilham alıyorum. Bana sonsuz ilham veriyorlar. Her bireyin kendine özgü yetenekleri olduğuna yürekten inanıyorum ve bu eşsiz "armağanlarla" iş birliği yapmak en büyük mutluluklarımdan biri. Pandeminin ortasında My Favroite Person’ı yaratmaya karar verdiğimde, daha önce hiç birlikte çalışmamış olmalarına rağmen Tana Sirois ve David Lawrence Glover ile çalışmam gerektiğini biliyordum. İlk defa ilk provamızda birlikte hareket ettiler. Odanın enerjisi eşsizdi. Onları doğaçlarken gördüğümde sanki bir şey alev almış gibiydi. Sanatlarının niteliğini zaten biliyordum ama ilk etkileşimlerini görünce bunun başka bir seviyede olduğunu anladım. Doğal olarak sundukları kırılganlık, dürüstlük, bağlılık ve güven, her yönetmen için gerçekten bir hediye. Tana'nın hareketlerinde hassasiyet ve ham bir duygu var, David'de ise tarif edilmesi zor bir samimiyet ve neşe. Bu projedeki yönetmen yardımcım Veronika Vozniak'ın benim göremediğim şeyleri görme yeteneği çok keskin. Mekânı ve hareketi saf bir şekilde görüyor. Tana, David ve Veronika'nın bu yapıtta işbirlikçilerim olduğu ve bu gösteriyi birlikte geliştirebildiğimiz için kesinlikle minnettarım. Onlarla sonsuz bir saf ilham söz konusu. Onlara derinden saygı ve hayranlık duyuyorum. Ayrıca Dimitrios Papaioannou, Ivan Viripaev, Dada Masilo, Anais Maviel ve başkalarının çalışmalarından da inanılmaz derecede ilham alıyorum. Rüyalarla özel bir ilişkim var. Uyanık olmakla uykuda olmak arasında benim için birçok "işin" gerçekleştiği bir boşluk var. Çoğu zaman bu görüntüler veya fikirler uykuya dalmadan hemen önce aklıma geliyorlar. Ve çok daha sonradan tekrar ortaya çıkarak bana adeta bir deja vu yaşıyormuşum gibi hissettiriyorlar. Bu anların oldukça büyülü bir yanı var.

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Hazır olduğunda yapıtın başlığını kendisinin seçtiğini hissediyorum. My Favroite Person ismi aslında çok yakın bir arkadaşımın konserini izlerken birdenbire aklıma geldi. Adeta bu başlık aklıma düştü ve onu kafamdan çıkaramadım. Diğer bazı yapıtlar önce bir başlıkla başlıyor ve sonradan fikir geliyor. Her gösteri için her zaman farklı.

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
İşlerimde beni herhangi bir sanatçı veya kişiden daha çok, içinde bulunduğum ortam etkiliyor. Almatı, Kazakistan'da doğdum ve annem tarafından kendi hayatımı yaratmam konusunda çok teşvik edildim. Gençken yalnız geçirdiğim çok zaman oldu, bir nevi kendi halime bırakılmıştım. O zamanlar yapmayı en çok sevdiğim şey, içinde bulunduğum ortamı gözlemlemekti. Bir sürü çiçek, meyve ağacı ve ahududu çalılarıyla dolu inanılmaz bir bahçemiz vardı. O bahçedeki her ayrıntıyı gözlemledim. Her yaprağı, her taşı, kedi ve köpeğimizin her alışkanlığını biliyordum. Bunun, nerede olduğumu gözlemlememde ve belki de bunu yaptıklarıma yansıtmamda büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Tabii ben de her çocuk gibi o bahçede pek çok hikaye uydurmaya başladım. Onları da yazdım (her ne kadar nasıl yazacağımı henüz bilmesem de). Bu yüzden annem eve geldiğinde karalayan benle karşılaşırdı. O zamandan beri, içinde bulunduğum ortamın, yerini, hayal gücüme bırakmasına izin verdim. Çimlerin nasıl hareket ettiğini izlemek veya yanından geçen bir kişinin bir tutam saçı kulağının arkasına atmak için elini nasıl kaldırdığını görmek her zaman heyecan verici ve bu basit, gündelik anların işlerini gerçekten etkileyebileceğini bilmek de.

Sohbetin devamını okumak için tıklayın.

22 Kasım 2023 Çarşamba

INK - notlar..

[yıl bitmeden, hakkında bitmiş bir yazı hazırlayamadığım, ama benim için bu yılın en etkileyici ve unutulmaz gösterisi olan INK hakkında aldığım notları paylaşıyorum.]



INK, megaron, 12 ocak 2023, dünya prömiyeri
(fotoğraflar: mehmet kerem özel)


15 ocak 2023, uçakta, istanbul'a dönerken... 

iki dünya var; biri içerde yaşanan, diğeri dışarıya doğru yansıtılan. ilki midenin seviyesinde; su dolu, çalkantılı, girdaplı, duygusal, duyumsal; doğallık, cinsellik burada barınıyor, buradan doğuluyor da. diğeri baş seviyesinde; akıl, düşünceler, etrafa saçılan ışıklar... 
sahnedeki siyah pantolonlu ve kolları sıvalı siyah gömlekli yaşlı adam bu iki dünyayı barındırıyor...

yaşlı adam ilk anda birdenbire zeminden bir ahtapot yakalayıp çıkarıyor, vura vura etini ehlileştiriyor, ısırıp bir parça koparıyor, yiyor, sonra sandalyeye oturup dinleniyor.. o sırada fıskiyenin adamın kafasının hizasından belli bir yarıçapta hareket ederek su fışkırtması, fışkıran suyun arkadaki perdeye çarpması...

ahtapot avlamak çok yunan bir olgu. illa aşçı olmasına gerek olmadan, bütün yunanların yaptığı bir şey; denizden yakalayıp, sahilde kayalara vurarak etini yumuşatıp yemeleri...
ama ahtapot gösteride bununla kalmıyor, gösteri boyunca dönüp dönüp geri gelen, sıklıkla kullanılan bir imge: penisin üzerindeki ahtapot.. çocuk başlı ahtapot...

yaşlı adamın sahnede gösteri boyunca kullandığı eşyalardan biri: içi yarıya kadar su dolu küre. 
başlangıçta sahnenin zemini şeffaf. zeminin altında bir yaratık sürünüyor; çıplak, beyaz. o yaratık o ahtapot mu, silindirik yüzeylere sahip ve sulu sahne mekanı da o içi su dolu küre mi...

çıplak, beyaz, genç oğlan ile giyimli, siyah, yaşlı adam. papaioannou'nun "iki"likleri; "primal matter"da zirvesine ulaşan... "2" adında bir gösterisi bile var...
vals müziği... iki kişilik bir dans...

ikisi bir sahnede içi su dolu küreyle oyun oynuyorlar; önce karşılıklı, sonra rekabetçi şekilde, sonra birlikte/aynı tarafta/paylaşarak. biri diğerinin gençliği mi... çocukluktaki masumiyeti mi paylaşıyorlar... 
yaşlı adamın yakalayıp yediği ahtapot aslında kendi çocukluğu, kendi masumiyeti mi..
yaşlı adam, içindeki çocuğu mu öldürüyor, kendi çocukluğunu mu yiyor; kendi çocuğunu yemek kendini yemiş olmak aslında.. geçmişinle, masumiyetinle bir şeyleri tekrar paylaşmak istediğin için mi yersin kendi dölünü.. yoksa tekrar çocukluğuna dönmek için mi.. ama bu imkansız tabii; hüzünlü olan da bu değil mi, ne kadar istesen de geriye dönemiyecek, zamanı geri çeviremeyecek olmak..

yaşlı adamın pikaba yerleştirip çaldığı plak... bittiğindeki cızırtı... özlem...

"bir faun'un öğleden sonrası"; buğdaylar, üremek, semen kokusu, güneş ışığının ısıttığı bedenin şehvetle ve bir yılan gibi kıvrım kıvrım kıvrılması, kendini tatmin etme...

kırmızı 
yaşlı adam bir sirk yöneticisi mi... 
ipler, oryantal müzik... 
bir "ucube gösterisi" mi seyrediyoruz... 
fanus içindeki bebek, kafasının yenmesi, dehşet, hazza gömülmek, hazzın içinde kaybolmak..
havadan düşüp paramparça oluyor; parçalanan akıl mı... 

çırpınan küçük yaratıklar; balık mı, yoksa okyanusun derinliklerindeki ilk canlılar mı... beyaz oğlan getiriyor onları; onun çocukları mı, spermleri mi... havayla temas edince zamanla hareketsizleşiyorlar... 
bir tanesini önce yaşlı adam yiyor, sonra oğlan da; hatta aynı yerden ısırıyorlar, yan yanalar...

siyah kayış, kırmızı su boruları, siyah masa, siyah tabure, şeffaf küre, disko topu...

yaşlı adamın panoya ipleri yerleştirip, oğlanı baygınken çekmesi... sonra kement atıp, onu ayıkken çekmesi... [ikinci gece o kement bir türlü gitmiyor, istenilen noktaya, papaioannou ardı ardına atıyor kementi, ertesi gün julian'la buluştuğumuzda papaioannou'nun ikinci gün bir kaç kere akış aldığını, stresli olduğunu söylüyor, zaten ikinci akşamda bir çok şey prömiyer akşamı gibi akmıyor]

yaşlı adamın küreye su doldurup amuda kalkmış oğlanın ağzına su akıtması, sonra küreyi o haldeki oğlanın kaba etlerinin arasına yerleştirip oğlanın altına girmesi ve bu sefer onun küredeki suyu içmesi, sonra bir sevişme sonrası rehavetindeymiş gibi baygın sırtüstü yatmaları bir süre... enfes bir sahne!

beyaz siyahı şeffaf panoya sarıyor, ehlileştirilen baş kaldırıp karşısındakine, onun ona yaptığının aynısını yapıyor...

perdenin arkasında disko topu ışıldıyor, perdeyi açıp, onu içeriye alıyor, içeride parıldıyor, parıltıları içerden perdeye düşüyor... 
yaşlı adam önce topu asıyor, sonra oğlanı. oğlan asılıyken yaşlı adam gergin; karşılıklı dönüyorlar...

masa üzerindkie koşu, önce dört ayak üzerinde, sonra yavaş yavaş hızlanarak, emin adımlarla. 
zaman yolculuğunda bir tünel adeta: geriye çekiliyor ve baştaki ana geri dönüyoruz; masumiyete mi, sıfır noktasına mı... o ehlileştirme anına mı... 

3 Eylül 2023 Pazar

2022-2023 gösteri sanatları sezonu

tiyatro
 
.como convertirse en piedra manuela infante ****.5 (06ksm) 
.barazek ibrahim arıcı arsız kumpanya ****.5 (18ksm) 
.namevcut konferans rimini protokoll ****.5 (01nsn) 
.verrückt nach trost thorsten lensing ****.5 (09ekm, berlin) 
.bir terennüm firuze engin / gülhan kadim orchestra theatre ****.5 (11hzr) 
.het eind van het begin van het einde jetse batelaan theater artemis ****.5 (25hzr, çevrim içi-kayıt) 
.drive your plow over the bones of the dead olga tokarczuk – simon mc burrney / simon mcburney complicité ****.5 (18tem, çevrim içi-kayıt) 
.cimri moliere / elif temuçin tiyatro bereze **** (11ksm) 
.irma vep’in esrarı charles braun ludlam / oğuz utku güneş altsahne **** (16nsn) 
.pleasant island silke huymans & hannes derere **** (10mys) 
.kral ölüyor eugene ionesco / semih fırıncıoğlu tiyatro bereze **** (09ara) 
.iki efendinin uşağı alaturka goldoni – kıvanç kılınç / muhammet uzuner cihangir atölye sahnesi **** (31mrt) 
.dans is lekker ritmisch bewegen op muziek jetse batelaan theater artemis **** (24hzr, çevrim içi-kayıt) 
.şirreti evcilleştirmek william shakespeare / kemal aydoğan moda sahnesi ***.5 (25mrt) 
.the tempest william shakespeare / robert wilson ivan vazov national theatre ***.5 (30nsn, sofya) 
.çember’in anası burçak çöllü kumbaracı 50 ***.5 (01ara) 
.rückkehr nach reims didier eribon / thomas ostermeier schaubühne ***.5 (08ekm, berlin) 
.kindheitsarchive caroline guiela nguyen schaubühne & les hommes approximatifs ***.5 (10ekm, berlin) 
.onu bir su birikintisine atsan iki güne parmaklarının arası yüzgeç gibi deri bağlar bertold brecht /  cenk dost verdi ekip kafile ***.5 (22ksm) 
.wij/zij carly wijs bronks theatre ***.5 (25hzr, çevrim içi-kayıt) 
.harika şeyler listesi duncan macmillan – jonny donahoe / lerzan pamir talimhane tiyatrosu ***.5 (03ock) 
.bence katil öldürdü kurtcebe turgul / gökhan kocaoğlu istanbul devlet tiyatrosu  ***.5 (10ock) 
.kızlar ve oğlanlar dennis kelly / muharrem özcan oyun atölyesi ***.5 (11ock) 
.ağaçlar ayakta ölür alejandro cosano / nedim saban tiyatro kare *** (18ara) 
.anne florian zeller / onur ünsal tiyatro in *** (22ekm) 
.neredeyse eşittir joonas hassen khemiri / ismail sağır tiyatro.da *** (05ksm) 
.tek kullanımlık hikaye volkan çıkıntıoğlu / gülhan kadim kumbaracı 50 *** (27ekm) 
.eve dönüşler fredrik brattberg / kemal aydoğan moda sahnesi *** (19ock) 
.peer gynt henrik ibsen / lars eidinger & john bock schaubühne *** (08ekm, berlin) 
.resurrexit cassandra jan fabre teatro vascello *** (05ekm, roma) 
.aramızdaki sarmaşık zinnure türe proje difüzyon *** (14ara) 
.taxídi megális méras mésa sti nýchta tou eugene o’neill / dimitris karantzas theatro odou kefallinias *** (14ock, atina) 
.kral übü alfred jarry / doğa nalbantoğlu sarı sandalye *** (12ksm) 
.hayat seni çok seviyorum ilhan sami çomak / kemal aydoğan moda sahnesi **.5 (22mrt) 
.misket turgay yılmaz /  kayhan berkin kadıköy boa sahne **.5 (31mys) 
.eşkal derviş aydın akkoç / kemal aydoğan moda sahnesi ** (22ekm) 
.theío vánia anton çehov / dimitris karantzas theatro proskino ** (14ock, atina) 
.1984 george orwell – robert icke – duncan macmillan / murat daltaban nilüfer kent tiyatrosu ** (07mys) 
.tartuffe moliere / yiğit sertdemir istanbul şehir tiyatrosu  ** (18ock) 
.hamlet william shakespeare / engin alkan istanbul şehir tiyatrosu   ** (06ock) 
.cadı kazanı arthur miller / yiğit sertdemir istanbul şehir tiyatrosu   *.5 (30ksm) 
.evlilikten manzaralar ingmar bergman – kayhan berkin / kayhan berkin versus tiyatro *.5 (13ara) 
.toz murat mahmutyazıcıoğlu / hira tekindor id iletişim *.5 (01ksm) 
.bir ruhun hikayesi ingmar bergman – benedicte acolas / serap eyüboğlu istanbul devlet tiyatrosu *.5 (16ksm) 
.vişne bahçesi anton çehov / mehmet birkiye kocaeli şehir tiyatrosu *.5 (10hzr) 
.ben picasso jeffrey hatcher / turan günay istanbul devlet tiyatrosu  * (07mrt)

dans
 
.INK dimitris papaioannou 2works ***** (12-13ock, atina) 
.la trilogie des contes immoraux (pour europe) phia menard cie non nova ***** (07nsn, lille)
.fugue/trampoline yoann bourgeois ***** (25eyl, paris) 
.room with a view (la)horde ballet national de marseille  **** (24eyl, paris) 
.das triadische ballet oskar schlemmer – gerhard bohner bayerisches junior ballet **** (09ekm, berlin) 
.navy blue oona doherty OD works **** (23eyl, paris) 
.goldberg variations anne teresa de keersmaeker rosas **** (08nsn, paris) 
.raw are the roots (i contain multitudes – jakie) felix landerer – eyal & behar NDT 1 ***.5 (11mys, çevrim içi-naklen) 
.nutcrusher sung-im her ***.5 (05hzr) 
.la visita gabriela carrizo peeping tom *** (26eyl, paris) 
.cri de coeur alan lucien oyen ballet de l’opera de paris *** (24eyl, paris) 
.chapter 3: the brutal journey of the heart sharon eyal L-E-V *** (23eyl, paris) 
.common ground[s] & le sacre du printemps malou airaudo – germain acogny – pina bausch **.5 (27eyl, paris) 
.guintche marlene monteiro freitas **.5 (30eyl, paris) 
.la bayadere marius petipa istanbul devlet balesi *.5 (15mrt)

opera 
.aufstieg und fall der stadt mahagonny bertold brecht & kurt weill / ivo van hove opera ballet vlaanderen ****.5 (11eyl, antwerp) 
.dafne wolfgang mitterer / aurelien bory compagnie 111 ****.5 (29eyl, paris) 
.alceste christoph willibald gluck / sidi larbi cherkaoui teatro dell’opera di roma ***.5 (07ekm, roma) 

sokak gösterisi 
.demons of society john bell - clare dolan - adam cook bread and puppet theater ***.5 (17eyl) 

performans 
.solo? zeynep günsür yüceil ****.5 (26ara) 
.bir sergi turu ayşe draz ****.5 (05ock) 
.slalom sena başöz ***.5 (08mys) 
.günbatımı melodrama melih kıraç **.5 (10hzr, 13:00)

festivaller 
het theatre festival, 8-18 eylül, gent 
.the sheep song fc bergman ***** (11eyl) 
.any attempt will end in crushed bodies and shattered bones jan martens grip & dance on ensemble ***.5 (09eyl) 
.elisabeth gets her way jan martens grip ***.5 (10eyl) 

istanbul fringe festivali 2022, 17-24 eylül 
.komma, punkt etienne sarti & clarissa ray porst danzon compagnie ***.5 (20eyl) 
.orlando lamprini gkolia ***.5 (20eyl) 
.conversations with a frog sofia casprini sanpapie dance and physical theatre *** (20eyl) 
.8 rachel lum deca.dance co *.5 (20eyl) 

romaeuropa festival 2022 - xxxvii edizione, 8 eylül - 3 kasım
.opening night marcos morau la veronal *** (06ekm) 

26. istanbul tiyatro festivali, 25 ekim - 26 kasım 
.vida javier aranda cia javier aranda ****.5 (19ksm) 
.titans euripides laskaridis osmosis **** (23ksm) 
.nuh’un gemisini aramak gökhan erarslan / ayşe draz enka sanat ***.5 (15ksm) 
.juliet and romeo william shakespeare / ben duke lost dog ***.5 (04ksm) 
.jungle book reimagined akram khan akram khan company *.5 (28ekm) 
.pasolini – fuochi segreti monica casadei artemis danza * (21ksm) 

51. biennale teatro, 15 haziran – 02 temmuz, venedik 
.het land nod fc bergman ****.5 (17hzr) 
.naturae armando punzo compagnia della fortezza **** (15hzr) 
.cuspidi valerio leoni *** (16hzr) 

77. festival d’avignon, 5 – 24 temmuz, avignon 
.paysages partagés caroline barneaud & stefan kaegi (chiara bersani & marco d’agostin, el conde de torrefiel, sofia dias & vítor roriz, begüm erciyas & daniel kötter, stefan kaegi, ari benjamin meyers, émilie rousset)  rimini apparat & theatre vidy-lausanne ***.5 (09tem)
.EXIT ABOVE after the tempest anne teresa de keersmaeker rosas ***.5 (06tem) 
.le jardin des delices philippe quesne vivarium studio & theatre vidy-lausanne ** (06tem) 
.G.R.O.O.V.E. bintou dembélé *.5 (08tem)

58. festival off avignon, 7 – 29 temmuz, avignon
.DEJA richard mcguire - collectif krumple collectif krumple ***** (07-08tem) 
.dracula – lucy’s dream bram stoker – yngvild aspeli cie plexus polaire ****.5 (07tem) 
.pour sortir au jour olivier dubois cie olivier dubois **** (07tem) 
.blockbuster nicolas ancion - collectif mensuel collectif mensuel **** (07tem) 
.enquanto você voava, eu criava raízes artur luanda riberio – andrecurti cia dos à deux **** (08tem) 
.DOS marco delgado – nadine fuchs – valentin pythoud delgado fuchs ***.5 (10tem) 
.sous le plancher benedicte guichardon cie lebel apres minuit ***.5 (09tem) 
.not I camille mutel cie lilou ***.5 (10tem) 
.THISISPAIN hillel kogan ***.5 (07tem) 
.poussiere sophie mayeux cie infra *** (07tem) 
.fiBraM amine boussa – jeanne azoulay cie chrikiz *** (07tem)
.fall and flow ata wong chuntat theatre del feuille ** (09tem) 
.faraekoto cie 6eme dimension cie 6eme dimension *.5 (09tem)

75. festival d’aix-en-provence, 4 – 24 temmuz, aix-en-provence
.ballets russes igor stravinski / klaus maekelae – orchestre de paris ****.5 (11tem) 
.wozzeck alban berg / simon mcburney **** (10tem) 
.picture a day like this george benjamin / daniel jeanneteau – marie-christine soma ***.5 (12tem) 
.l’opera de quat’sous kurt weill – bertold brecht / thomas ostermeier comedie française **.5 (12tem)

68. athens – epidaurus festival, 01 haziran – 26 ağustos, atina-epidavros
.l’etang robert walser / gisele vienne cie gisele vienne ****.5 (20tem) 
.medea frank castorf  ***.5 (21tem)