phil soltanoff etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
phil soltanoff etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Kasım 2024 Cuma

15 KASIM


1956 elvis presley'in ilk oyunculuk deneyimini yaşadığı love me tender filmi gösterime girmiş

1978 harold pinter'in aldatma oyununun dünya prömiyeri londra'da gerçekleşti

1985 anton çehov'un martı oyununu ilk defa seyrettim; taksim sahnesi'nde sahnelenen istanbul devlet tiyatrosu yapımının yönetmeni yücel erten'di, başrollerde zuhal olcay, gönen bozbey, nihat ileri ve haluk kurtoğlu oynuyorlardı

2008 pina bausch'un düzenlediği festivalde bu akşam schauspielhaus'ta aurelien bory & phil soltanoff'un plus ou moins l'infini adlı muhteşem yapıtını, ardından sidi larbi cherkaoui'nin apocrifu'sunu ikinci kere tanzhaus nrw'de seyrettim

2013 bu ve ertesi akşam aynı günde matine-suare sahnelenen pina bausch'un hindistan esinli iki yapıtı bamboo blues'u ve sweet mambo'yu seyrettim; ikisini 3. ve 4. seyredişimdi








3 Ekim 2024 Perşembe

03 EKİM

fotoğraf: mehmet kerem özel

1990 suna korad ile mesut itku solistliğinde istanbul devlet opera ve balesi orkestrası'ndan carl orff'un carmina burana'sını aya irini müzesi'nde dinledim

2013 aurélien bory & phil soltanoff'un plan b adlı gösterilerini düsseldorf'da seyrettim 

2015 ilk defa teatro olimpico'da bir gösteri seyrettim; dimitris papaioannou'nun primal matter'ını

2019 pina bausch'un ölümünden önce sahnelediği son yapıtı olan como el musguito en la piedra, ay si si si…'yi ve ölümünün 10. yılını anmak üzere düzenlenen ein abend für pina gösterisini wuppertal-barmen operasında seyrettim



7 Aralık 2013 Cumartesi

NRW058 kişisel PINA40'ım

 

wuppertal’e ilk defa 2004 yılında gelmiştim; tabii ki pina bausch için. yoksa bu bir vadi boyunca yüksek yüksek bacaların yükseldiği, fabrikalarla kaplı, gri, ıslak kentte ne işim olabilirdi ki.. wuppertal’i zamanla keşfettim, sevdim, o başka.

pina bausch hayattayken düzensiz aralıklarla festivaller düzenlerdi; iki-üç yılda bir, üç-dört haftalık sürelerde, wuppertal’in yanısıra düsseldorf ve essen’deki devlete ait sahnelerin hepsini kullanarak, muazzam ve dünyada eşi benzeri görülmemiş organizasyonlardı bunlar.
dünyanın dört bir yanında çağdaş dans tiyatro ve çağdaş sirk toplulukları, dünya müziği sanatçıları ve geleneksel sanat icra eden toplulukların yanısıra [aydın teker “akabı” ile, galata mevlevihanesi sema gösterisi ile bu festivallere katılmıştı], tabii ki tanztheater wuppertal festival boyunca en az on farklı yapıt sahnelerdi. üç şehirde eş zamanlı, günde bazen üç hatta dört seans olarak programlanan gösteriler gecenin geç saatlerine kadar sürer; pina bausch bütün misafir toplulukların gösterileri sonrasında sahneye gelip, emeği geçen herkese birer çiçek hediye ederdi.

topluluk geçen sene londra’da bir aylık bir maratonda on yapıt sunduklarında, pina bausch’un hayattayken planladığı son programı gerçekleştirmiş oldular; ancak sonrasında çıkan yazılardan ve röportajlardan aşırı yoruldukları anlaşılıyordu.
onlardan 40. yıl gibi önemli bir kutlama için bile olsa wuppertal’de benzer bir performansı ve programı beklemek hayal oldu. nitekim jübile sezonu denerek sezona yayılan ama özellikle kasım ayına yoğunlaşan kutlama programında beş hafta her haftasonuna birer yapıt (bir haftasonu iki yapıt) yerleştirilmişti. pina bausch hayatta olsa bu zaman zarfında altı değil, en az on yapıt sahnelenirdi.

işte, 2004’te wuppertal’e ilk gelişimi bu festivallerden birinin son beş gününe göre ayarlamıştım. doktora tezimin savunmasından bir hafta önce geçmiştim ve bu seyahat kendime verdiğim bir ödüldü; hak etmiştim. çalıştığım yerden izin ve konsolosluktan viza almak kolay olmamıştı, ama insan istedi mi, bazı şeyler ne kadar zor da olsa, başarıyor.
o ilk sefer, arka arkaya her akşam bir pina bausch yapıtı izledim: çarşamba-perşembe schauspielhaus’ta “nelken”, cuma barmen operası’nda “o dido”, cumartesi yine opera’da “nefes” ve festivalin kapanış günü olan pazar schauspielhaus’ta “danzon”.
2008’deki festivale de cuma-pazar, üç günlüğüne gelmiş, her akşam üçer gösteriden, pina bausch’un yapıtlarının yanısıra alain platel, sidi larbi cherkaoui ve bory&soltanoff’un gösterilerini de izlemiştim.

bu sefer, şansım yaver gitti, PINA40 jübile sezonunun kasım ayı programının bütününü izleme imkanı elde ettim. beş haftasonu gösteriler, söyleşiler, 23 kasım - 01aralık arasına yoğunlaşan konserler; çok güzel bir kasım ayı geçirdim..

PINA40 jübile sezonu 16-26 ocak 2014 ve 10-25 mayıs 2014 tarihlerinde yoğunlaşarak devam edecek.

….

şimdiye kadar annemi, babamı, arkadaşımı yanımda wuppertal’e sürüklemişliğim var. 
anne ile babamı kasım ayının en önemli etkinliğine, stravinksi akşamına yine buralara getirdim; annemin 4., babamın 2. gelişiydi. ama esas, teyzemin wuppertal’e gelişi özeldi.

teyzem tam 39 yıl önce dedemle  wuppertal’e gelmiş ve iki hafta kalmış. dedem o zamanlar araba ticareti yaparmış; türk işçilere tanınan araba alma hakkını bazı işçiler dedem gibi ticaret yapanlara satarlarmış; arabalar almanya’da satın alınır, bir şöför ve işçinin kendisi ile birlikte (çünkü hudutta gümrük kontrol edermiş arabanın kime ait olduğunu) almanya’dan türkiye’ye karayoluyla getirilirmiş. işte, 24 yaşındaki teyzem o sene şöför olarak bütün yol boyunca bir volkswagen’i sürmüş.
teyzem iki hafta kalmış olmasına rağmen  wuppertal’den çok fazla bir şey hatırlamıyor, en bariz anıları schwebebahn ile, yemeyi hiç sevmediği ama türkiye’de olmayıp almanya’da olan tavuk lokantalarıyla ve pastanelerdeki lezziz poyinçiklerle (krapfen’lerle). maalesef o zamandan kalan fotoğrafı da yok; olsaydı, o yerleri bulur, aynı açılardan tekrar fotoğraf çekerdik: “40 yıl önce 40 yıl sonra” niyetine..
teyzemin ziyareti ile ilgili olarak bana ilginç gelen; pina bausch’un wuppertal’deki daha ilk yıllarında bu kenti ziyaret etmiş birinin yaklaşık 40 yıl sonra, yaklaşık 40 yıl önce sahnelenmiş bir dans akşamının rekonstrüksiyonuna tanık olması.

….

kasım ayının sonunda izlediğim “1980 – ein stück von pina bausch” ve mechthild grossmann söyleşisi hakkındaki izlenimlerimi biraz demlendikten sonra, ileriki günlerde blogumda paylaşacağım..

bir yandan da; herkes bir yıldönüm kutlarken, bari ben de ekim 2014’de wuppertal’e gelişimin 10. yılını kutlayayım diye düşünmekteyim...


4 Ekim 2013 Cuma

NRW001 çağdaş sirk & cie 111





aurélien bory ile phil soltanoff’un cie 111 topluluğunu ilk defa beş yıl önce pina bausch festivali kapsamında düsseldorf’da izlemiştim. sadece çubukların (pole) kullanıldığı “plus ou moins l’infini” ikilinin zekası ve yaratıcılığıyla salonu dolduran pina bausch dansçılarını, festivalin diğer sanatçılarını ve seyircileri kahkahaya boğduğu gibi büyülemişti de. hatta bausch dansçısı daphnis kokkinos sahnede olan bitene o kadar yüksek sesle ve sıklıkla gülmüş ve tepki vermişti ki önündeki yaşlı hanım dönüp onu uyarmıştı yaptığı “gürültü” yüzünden.

"plus ou moins l'infini"


bu haftasonu bitecek olan 23. düsseldorf altstadt festivali kapsamında cie 111 tekrar şehrin konuğuydular. beş yıl önce adlarını bir kenara yazmıştım; tekrar karşılaşınca kaçırmadım.
bory ile soltanoff bu sefer ilk defa 2002’de sahneledikleri ve tiyatro kurumlarından gelen ısrar üzerine 2013’te tekrar ele aldıkları “plan b” ile düsseldorf’taydılar. 2013-14 sezonunda paris’in prestijli kurumu theatre de la ville’de de aynı gösteriyi sunacaklar.

geçtiğimiz haziran başında paris’te izlediğim bir-iki gösteriyi hangi kategoriye koyacağımı bilememiştim; dans, tiyatro, sirk, akrobasi, sihirbazlık, hepsinden biraz biraz olan işlerdi bunlar, ama tek bir kategoriyle de sınırlandırılamıyorlardı.
 düsseldorf altstadt festivali’nin kitapçığı aradığım “kategori”yi tanımlamış: bu tarz gösterilere “cirque contemporain” (çağdaş sirk) adı veriliyormuş. peki nedir “çağdaş sirk”? bir kere adında “sirk” tabiri geçiyor ama bu tarz gösterilerde hayvanlar kullanılmıyor; sirklerde sadece insanların yaptığı ilüzyon, akrobasi, jonglörlük, ip cambazlığı, pole (direk) dansçılığı, palyaçoluk gibi gösteriler bu kapsama giriyor.
ancak asıl önemli olan, bunların geleneksel bir sirk gösterisinde olduğu gibi “numaraların” sadece zorluklarının üstesinden gelerek “yapabilirlik”in önemsenmesi ve öne çıkartılması değil, gösterinin aynı zamanda belli bir hikaye anlatması, dramaturjisinin olması, karakterlere sahip olması; koreografiyle, tiyatral olanla, performansla arasındaki sınırların -tümüyle kalkmasa da- belirsizleşmesi. hatta sahne mekanının, sahneleme tekniğinin de sorgulanması, yenilenmesi (örneğin paris’te izlediğim circ’ombelico’nun “da/fort” adlı gösterisi sanatçılarla seyircilerin içiçe, tıkış kıkış bir arada oldukları bir kamyonun içinde geçiyordu).
 “çağdaş sirk" hakkında belki kısaca şöyle de denebilir: sadece bedensel zanaatten ibaret olmayıp, kendini sanatın bir türü olarak var eden bir sahne etkinliğine evrilmesi.
özellikle 70’lerin başından itibaren fransa’da önemsenerek ortaya çıkan bu yeni sirk kültürü o dönemden günümüze ülke genelinde açılan ünlü sirk okullarıyla da desteklenmiş.

bu tarzın en önemli temsilcilerinden philippe genty’yi ne mutlu ki istanbul’da defalarca izleme şansına erdik. son tiyatro festivalimize “hans ya da heiri” ile konuk olan zimmermann & de perrot da yine “çağdaş sirk” yapan sanatçıların önde gelenlerinden. fransa’dan jérome savary, charlie chaplin’in kızı ve damadı victoria chaplin ile jean-baptiste thierrée, torunu james thierrée, almanya’dan andré heller, bernhard paul gibi isimler ve circus cirkör, les doigts de la main gibi topluluklar bu tarzın önemli temsilcilerinden. ilk kurulduğunda sanatsal yanı güçlü olan küçük bir toplulukken günümüzde 5000 çalışanı ile hollywoodvari bir endüstriye dönüşmüş olan ünlü cirque du soleil ve istanbul’a bu sezon konuk olacak cirque éloize gibi topluluklar ise “çağdaş sirk” yelpazesinin en popüler ucunda duran isimler.






işte bory ile soltanoff’un “plan b”si tam da çağdaş sirk’e bir örnek. hepsi siyah takım elbise içinde, beyaz gömlekli ve kravatlı dört erkek sanatçı akrobasiden, hareket tasarımına, ilüzyondan, jonglörlüğe uzanan geniş bir yelpazede 80 dakika boyunca sahnede harikalar yarattılar. ilerleyen dakikalarda dimdik bir duvara dönüşecek olan eğimli bir zemin üzerinde akla hayale gelmeyecek yaratıcılıkta ve tıkır tıkır işleyen bir koreografiyle izlediğimiz dört adam sadece zoru “çok kolaymış” gibi başarmıyorlar; çağımıza dair kabusvari bir atmosferi de betimliyorlardı.

siyah takım elbiseleri, durmadan kravatlarını ve üstbaşlarını düzeltmeleri; kaygan bir zeminde varolmaya, tutunmaya çalışan; birbirini ezerek, birbirinin başına basarak yükselen, en yukarıya tırmanan dört adam günümüzün acımasız, insan öğütücü finans sektörünün piyonları da olabilirler, kafkaesk bir girdabın parçaları da.
 kaçınılamayan bir kabus gibi durmadan tekrar eden bir sıklıkta duvarın arkasından yükselerek beliren ve önlerindeki eğimli zeminde kayıp, sahnenin yanından kaybolup arkada tekrar beliren adamların yüzeydeki deliklerden bir anda kaybolmaları, ya da yine bazı zemin parçalarının beklenmedik anlarda dışarı fırlayarak gerilimi arttırmasıyla yaratılan tekinsiz atmsofer ne kadar “dava” ise; başka bir sahnede yapışkan malzemeden yapılmış bir kıyafet giyen adamın mesafe alıp kendini fırtlattığı duvardaki bez yüzeye yapışarak sanki bir karafatma veya sinek gibi yapıştığı yüzeyden kıyafetinin fermuarını açıp içinden sıyrılması da o kadar “dönüşüm”ü anımsattı bana.

80 dakikalık yapıtın ikinci yarısında projeksiyonun da ustaca kullanılarak bory ile soltanoff düzlem mefhumuyla iyice oynayıp bulanıklaştırarak tam bir keyifli seyirlik ortaya koydular. sahnede yatayda hareket eden dansçıların üstten çekilen canlı görüntülerinin arkadaki perdeye yansıtılmasıyla sanki düşeyde hareket ediyorlarmış “gibi” bir ilüzyonun yaratılması insanın normalde düşeyde yapamayacağı hareketlerin yapılıyor “gibi” sunulmasını sağldı; bu fikrin sunduğu olanaklardan sonuna kadar faydanılması da seyirciyi gittikçe yükselen bir hayret ve beğeni seviyesine çıkardı.