anton çehov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anton çehov etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Kasım 2025 Cumartesi
4 Haziran 2025 Çarşamba
24 Şubat 2025 Pazartesi
28 Ocak 2025 Salı
28 ocak 1989, cumartesi
Etiketler:
anton çehov,
arsen gürzap,
atacan arseven,
cüneyt türel,
funda postacı,
gösteri kitapçığı,
ismet ay,
istanbul şehir tiyatroları,
leonid heifets,
neşe altıner,
savaş dinçel,
tiyatro
19 Aralık 2024 Perşembe
19 ARALIK
1686 daniel defoe'nun kurgu karakteri robinson crusoe, 28 yıl mahsur kaldıktan sonra adasını terk eder
1732 benjamin franklin, richard saunders takma adıyla poor richard's almanack'ı yayınlamaya başlamış; sonraki 25 yıl boyunca her yıl bir sayı çıkarmış
1843 charles dickens'ın a christmas carol adlı kitabı yayımlanmış, 6.000 kopya satılmış
1979 robert benton'ın yönettiği ve dustin hoffman ile meryl streep'in başrollerinde oynadıkları kramer kramer'e karşı gösterime girdi
1980 martin scorsese'nin yönettiği ve robert de niro'nun başrollerinde oynadığı raging bull gösterime girdi
1980 colin higgins'in yönettiği, dolly parton, jane fonda ve lily tomlin'in başrollerinde oynadıkları 9 to 5 gösterime girdi
2001 istanbul-harbiye'de muhsin ertuğrul sahnesi'nde istanbul şehir tiyatroları yapımı, başar sabuncu'nun anton çehov'dan uyarladığı ve yönettiği herkes aynı bahçede adlı oyununu seyrettim; başrollerde aliye uzunatağan, bennu yıldırımlar, erol keskin ve engin alkan oynuyorlardı
2015 ilk defa bir dv8 gösterisi seyrettim; paris'te grande halle de la villette'de llyod newson'ın sahneye koyduğu john
2015 aynı gün matinede annem ve babamla theatre du chatelet'de robert carsen'in sahneye koyduğu arthur freed'in müzikali singing in the rain'i seyrettik
Etiketler:
anton çehov,
başar sabuncu,
charles dickens,
daniel defoe,
dans,
dolly parton,
dustin hoffman,
edebiyat,
llyod newson,
martin scorsese,
merly streep,
müzikal,
robert carsen,
sinema,
tarihte bugün,
tiyatro
15 Kasım 2024 Cuma
15 KASIM
1956 elvis presley'in ilk oyunculuk deneyimini yaşadığı love me tender filmi gösterime girmiş
1978 harold pinter'in aldatma oyununun dünya prömiyeri londra'da gerçekleşti
1985 anton çehov'un martı oyununu ilk defa seyrettim; taksim sahnesi'nde sahnelenen istanbul devlet tiyatrosu yapımının yönetmeni yücel erten'di, başrollerde zuhal olcay, gönen bozbey, nihat ileri ve haluk kurtoğlu oynuyorlardı
2008 pina bausch'un düzenlediği festivalde bu akşam schauspielhaus'ta aurelien bory & phil soltanoff'un plus ou moins l'infini adlı muhteşem yapıtını, ardından sidi larbi cherkaoui'nin apocrifu'sunu ikinci kere tanzhaus nrw'de seyrettim
2013 bu ve ertesi akşam aynı günde matine-suare sahnelenen pina bausch'un hindistan esinli iki yapıtı bamboo blues'u ve sweet mambo'yu seyrettim; ikisini 3. ve 4. seyredişimdi
Etiketler:
anton çehov,
aurélien bory,
dans tiyatrosu,
elvis presley,
harold pinter,
phil soltanoff,
pina bausch,
sidi larbi cherkaoui,
tanztheater wuppertal,
tarihte bugün,
tiyatro,
yeni sirk,
yücel erten,
zuhal olcay
8 Kasım 2024 Cuma
08 KASIM
1988 anton çehov'un üç kızkardeş oyununu leonid heifets rejisiyle harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde seyrettim; daha sonra iki kere daha seyredeceğim oyunda arsen gürzap, candan sabuncu, neş'e altıner, ayhan kavas, yalçın boratap, argun kınal, berrin koper, şükrü türen, toron karacaoğlu, salih sarıkaya ve yıldıray şahinler oynuyorlardı
1991 mahler'in 2. senfonisi'ni ilk defa canlı dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı alexander schwink yönetiyordu, solistler zehra yıldız ile ruthild engert idi
1992 muammer karaca tiyatrosu'nda gülriz sururi tiyatrosu yapımı sokak kızı irma'yı seyrettim; haldun dormen yönetiyordu, gülriz sururi ve güven kıraç başrollerde oynuyorlardı
2013 düsseldorfer schauspielhaus'da dusan david parizek'in yönettiği goethe & elfriede jelinek'in faust 1-3 adlı projesini seyrettim, başrolde stefanie reinsperger oynuyordu
2015 romaeurope festivali kapsamında teatro india'da romeo castellucci'nin sahnelediği schwanengesang adlı gösteriyi seyrettim
Etiketler:
anton çehov,
dušan david pařízek,
elfriede jelinek,
faust,
gustav mahler,
gülriz sururi,
johann wolfgang von goethe,
leonid heifets,
romeo castellucci,
tarihte bugün,
tiyatro,
zehra yıldız
26 Ekim 2024 Cumartesi
26 EKİM
1899 anton çehov'un vanya dayı oyununun dünya prömiyeri moskova sanat tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş; oyunu konstantin sergeyeviç stanislavski yönetmiş ve çehov'un talimatlarına göre astrov'u oynamış, çehov'un sonraki eşi olga knipper de jélena'yı oynamış
1919 edward elgar'ın op. 85 mi minör viyolonsel konçertosu'nun dünya prömiyeri londra'da queen's hall'de gerçekleştirilmiş
1991 daha sonra üç kere daha seyredeceğim, istanbul şehir tiyatroları yapımı leonid heifets'in yönettiği, anton çehov'un vanya dayı'sını, cüneyt türel, tilbe saran, nurseli idiz, cihan ünal, kamran usluer, tanju tuncel, ismet ay, uğur kıvılcım'dan oluşan benzersiz bir oyuncu kadrosunun yorumuyla ilk defa seyrettim
2010 bomonti şebnem selışık aksan sahnesi'nde pieter ampe & guillherme garrido'nun still standing you adlı gösterilerini seyrettim
2014 roger bernat'nın seyircileri dansçı olarak kullandığı stravinski'nin bahar ayini gösterisini helsinki'de, çağdaş sanatlar müzesi kiasma'nın salonunda deneyimledim
2019 kopenhag'da tarihi kraliyet opera binasında liam scarlett'in spar dame balesini seyrettim
Etiketler:
anton çehov,
bale,
dans,
edward elgar,
le sacre du printemps,
leonid heifets,
liam scarlett,
onstantin sergeyeviç stanislavski,
roger bernat,
tarihte bugün,
tiyatro,
vanya dayı
10 Ekim 2024 Perşembe
10 EKİM
1974 mikis theodorakis, yunan askeri cuntasının devrilmesinden sonra ilk halk konserini atina'daki karaiskakis stadyumu'nda on binlerce coşkulu insanın önünde verdi
1996 cemal reşit rey konser salonu'nda john lurie & the lounge lizards konserine gittim
2002 cemal reşit rey konser salonu'nda nils petter molvaer konserine gittim
2007 schaubühne'nin bir oyununu ilk defa berlin'de seyrettim; falk richter'in yönettiği anton çehov'un üç kızkardeş'ini
2009 ilk defa krzysztof warlikowski'nin yönettiği bir operayı seyrettim, varşova teatr wielki'de varşova operası yapımı olarak alban berg'in wozzeck'ini
2010 beyoğlu'nun sokaklarında dolaşarak willi dorner'ın bodies in urban spaces gösterisini deneyimledim
2021 ayşe, nuray ve ben istanbul'dan arabayla filibe'ye gittik; bu ve ertesi akşam boris hristov kültür evi'nde dimitris papaioannou'nun transverse orientation gösterisini seyrettik
Etiketler:
alban berg,
anton çehov,
dans,
dimitris papaioannou,
falk richter,
konser,
krzysztof warlikowski,
mikis theodorakis,
müzik,
opera,
schaubühne am lehninger platz,
tarihte bugün,
tiyatro,
willi dorner,
woyzeck
31 Ocak 2024 Çarşamba
31 OCAK
1542 ispanyol alvar núñez cabeza devaca, iguazú şelalelerini keşfeden ilk avrupalı olmuş
1901 anton çehov'un üç kızkardeş adlı oyununun dünya prömiyeri moskova sanat tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş
1961 şempanze am, NASA'nın mercury-redstone 2 göreviyle cape canaveral'dan uzaya fırlatılmış; yaklaşık altı dakikayı ağırlıksız ortamda geçirdikten sonra kapsülüyle birlikte hiçbir zarar görmeden atlantik okyanusu'na düşmüş
1972 rosa von praunheim'ın nicht der homosexuelle ist pervers, sondern die situation, in der er lebt (sapık olan eşcinsel olan değil, içinde yaşadığı durumdur) filmi almanya devlet televizyonunda gösterildi
1977 renzo piano ile richard rogers'ın tasarladıkları beaubourg-centre pompidou açıldı
1986 istanbul pangaltı'daki dormen tiyatrosu'nda haldun dormen, metin serezli, aliye uzunatağan, kamuran usluer, hüseyin kutman, tilbe saran ve sanırım o akşamki gösterimde uğur yücel'in oynadıkları hangisi karısı adlı oyunu seyrettim; gülmekten öldüm
1989 yücel erten'in yönettiği aliye uzunatağan'ın başrolünde oynadığı katherina blum'un çiğnenen onuru'nu ikinci kere seyrettim
2009 ilk defa yiğit sertdemir'in yönettiği bir oyunu seyrettim; kadıköy haldun taner sahnesi'nde leonce ile lena'yı
2010 diz boyu kar altındaki wuppertal'de, varresbeck mezarlığının orman kısmında (waldfriedhof) 2009 temmuz'unda toprağa verilmiş olan pina bausch'un mezarına yaptığım, sonraki yıllarda defalarca olacak ziyaretlerimin ilkini gerçekleştirdim; bu ilkinde yanımda annem vardı
Etiketler:
anton çehov,
centre pompidou,
gay,
haldun dormen,
mimarlık,
pina bausch,
ray cooney,
renzo piano,
richard rogers,
rosa von praunheim,
sinema,
tarihte bugün,
tilbe saran,
tiyatro,
yücel erten
28 Ocak 2024 Pazar
28 OCAK
1807 ilk gazlı sokak aydınlatması londra'da pall mall boyunca kurulmuş
1813 jane austen gurur ve önyargı romanını anonim olarak yayınlamış
1958 lego şirketi lego tuğlasının şu anki halinin patentini almış
1985 ray charles, michael jackson, lionel richie, tina turner, dianne ross, cyndi lauper, bette midler, quincy jones, bruce springsteen, stevie wonder, paul simon ve bir çok ünlü sanatçı tarafından icra edilen we are the world single'ı afrika için hayır amaçlı kaydedildi
1986 ailemle gittiğim atatürk kültür merkezi büyük salonu'nda istanbul devlet opera ve balesi'nin sahnelediği, yekta kara'nın yönettiği mozart'ın sihirli flüt operasından eve dönünce televizyonda uzay mekiği challenger'in cape canaveral'dan kalktıktan 73 saniye sonra patladığını, uzaya çıkacak ilk öğretmen christa mcauliffe dahil olmak üzere yedi mürettebatın tamamının öldüğünü öğrendim, ağladım
1989 leonid heifets'in istanbul şehir tiyatroları'nda sahneye koyduğu çehov üçlemesinden ilki olan vişne bahçesi'ni seyrettim; arsen gürzap, cüneyt türel ve ismet ay aklıma kazındılar
Etiketler:
anton çehov,
bette midler,
dianne ross,
edebiyat,
jane austen,
leonid heifets,
lionel ritchie,
michael jackson,
müzik,
paul simon,
ray charles,
tarihte bugün,
tina turner,
tiyatro,
uzay
17 Ocak 2024 Çarşamba
17 OCAK
1773 wolfgang amadeus mozart'ın exsultate, jubilate isimli motetinin dünya prömiyeri kastrato rauzzini'nin solistliğinde milano'da gerçekleştirilmiş
1904 anton çehov'un vişne bahçesi oyununun dünya prömiyeri moskova sanat tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş
1929 elzie segar'ın temel reis karakteri ilk defa bir çizgi romanda görünmüş
1934, cumhuriyet gazetesi
1993 nişantaşı'nda tiyatrokare yapımı müziksiz evin konukları'nda macide tanır'ı seyrettim
21 Ocak 2023 Cumartesi
atina'da dimitris karantzas'dan iki oyun
geçen haftasonu dimitris papaioannou'nun INK'ini seyretmek için gittiğim atina'daki boş akşamımda yunanistan tiyatrosunun yükselen yıldızlarından tiyatro yönetmeni dimitris karantzas'ın iki oyununu seyrettim: ilki, bu sezon sahneye koyduğu "vanya dayı", ikincisi geçen sezondan devam eden "günden geceye".
afiş
iki oyun farklı bağımsız tiyatro topluluklarının yapımları ve farklı tiyatro salonlarında sahneleniyorlar. ama karantzas sadece bağımsız topluluklarla çalışmıyor, o kadar popüler ki, yunanistan ulusal tiyatrosu'nda önümüzdeki mart'ın başına prömiyer yapacak şekilde "romeo ve juliet"i uyarlıyor, onassis stegi'de mayıs sonunda geli kalambaka ile birlikte yazdığı "the house" adlı oyunu yönetecek. geçtiğimiz atina & epidavros festivali'nde ise epidavros antik tiyatrosu'nda bir festival yapımı olarak "persler"i sahnelemiş ve övgü almıştı.
1987 doğumlu karantzas genç bir yönetmen olarak, günümüzde yunanistan'ın prestijli, ödenekli veya bağımsız kurumlarında edindiği bu yeri, ilk defa 2013'te, yani 26 yaşındayken, onassis stegi'de sahneleyip, ertesi yıl avignon festivali'ne davet edildiği, yunanistan'ın tanınmış yazarlarından olduğunu öğrendiğim dimitris dimitriadis'in "o kyklismos tou tetragonou" oyunundaki başarısına borçlu olmalı. liberation'dan övgüler alan bu yapım, lizbon calouste gulbekyan vakfı'na turneye de gitmiş.
ülkesinde popüler olan genç bir yönetmenin iki oyununu tek günde seyredecek olmak, oyunlardan birinin en sevdiğim tiyatro metni olması ve yönetmenin avignon referansı merakımı gıdıklayan unsurlardı. ama beni esas heyecanlandıran oyunların fotoğraflarında gördüğüm mekan tasarımlarıydı. bu itkilerle, ılıman bir kış cumartesisinin akşama doğrusunda; 17:00'de başlayıp, araya iki tiyatro binası arasında 25 dakikalık bir yürüyüş ve hızlıca atıştırılan bir yemek sıkıştırdığım ve gece 23:15'te biten bir zamanı, hiç bilmediğim ama dinlemeyi çok sevdiğim bir dilde oyunlar seyretmeye ayırdım. pişman oldum mu? hayır! peki, nefesimi kesen ve bundan sonra kendini takip ettirecek yeni bir sanatçı keşfetmenin hazzını yaşadım mı? maalesef, bu soruya da hayır :)
sokakta
©Mehmet Kerem Özel
sokakta
©Mehmet Kerem Özel
karantzas "vanya dayı"yı 2020'de sanat direktörü olduğu theatro proskino bünyesinde sahneliyor. dolayısıyla bu yapım onun kendi tiyatro topluluğuyla yaptığı bir iş olarak kabul edilebilir.
toplulukla aynı isimdeki tiyatro mekanı yayalaştırılmış, insani ölçekli bir sokağın içinde ve gerek sahne gerekse seyirci alanı açısından oda tiyatrosu boyutlarında.
"vanya dayı" böyle bir yer için biçilmiş kaftan.
beklerken
©Mehmet Kerem Özel
beklerken
©Mehmet Kerem Özel
bu yapımı seyretmek istememin esas nedeni olan mekan tasarımı (maria panourgia), fotoğrafları gördüğümde beni kalbimden vuran bir anafikir üzerine kurulu: beyaz duvarlarla tanımlanan sahne mekanının neredeyse tamamımı kaplayan devasa boyutlarda ahşap bir masa. farklı tasarımlarda ahşap sandalyelerle çevrelenmiş öyle devasa bir masa ki bu, dört bir tarafında daracık hareket alanlarına izin veriyor.
"vanya dayı"nın hikayesini bilenler için, bu mekan tasarımı oldukça anlamlı. birebir vanya dayı ile sonya'nın oyunun sonunda üzerinde çiftliğin hesaplarını yaptıkları çalışma masası olmasının ötesinde, hikayenin protagonistlerine nefes alanı, hareket alanı, manevra alanı bırakmamasıyla oyunun temel duygusunun cisimleşmiş hali adeta bu devasa masa, tam da hikayenin kahramanlarının içinde bulundukları evin, ve de arazisiyle birlikte çiftliğin, hantallığıyla evdeki herkesin hayatlarının üzerine çöken, hayatlarını hiçleştiren çiftliğin ta kendisi.
alkışlarken
©Mehmet Kerem Özel
arasız iki saat süren oyun boyunca masanın üstü, altı ve kenarları karantzas tarafından ustaca kullanılıyor. karantzas'ın tek tek her bir sahnede masanın hangi kenarlarına kimleri, hangi şekilde oturttuğu, masa ve etrafındaki alanı kullanışındaki denge takdire şayan, ancak oyunun progatonistlerini ve aralarındaki ilişkileri doğru çözümlediği şüpheli. karantzas'ın dramaturjik açıdan fazlaca serbest davrandığını ve bunun sonucunda yapay bir yoruma ulaştığını söyleyebilirim. halbuki, bu kadar etkileyici, oyunun hikayesi bağlamında anlamlı ve potansiyelli bir mekan tasarımından enfes bir sonuç çıkarabilirmiş.
afiş
karantzas'ın yönettiği ikinci oyun, eugene o'neill'in "günden geceye"si, daracık bir sokak üzerindeki bir apartmanın zemin katında, köşelerindeki mevcut dört kolonun tanımladığı sahnesi ve dört yönde yükselen seyirci tribünleriyle meydan sahne biçimindeki keffallinia sokak tiyatrosu'nda sahneleniyor. düzeni sabit olan salon, 1987 yılında kurulan praxis tiyatrosu'nun ana mekanı. 1939 doğumlu, yani 83 yaşındaki, betty arvaniti topluluğun ve mekanın kurucularından, ve aynı zamanda 1950'lerden günümüze yunanistan'ın ünlü oyuncularından biri. zaten "günden geceye"deki ikonik mary tyrone rolünü de o üstleniyor. arvaniti, oyunun hikayesine göre ellilerinin ortasında olması gereken mary tyrone için biraz yaşlı duruyor, ama parmak ısırtan bir performans çıkarıyor. (yıllar önce ivo van hove rejisinde, bu sefer tam tersi, o zamanki yaşına göre çok genç bir rolü, antigone'yi oynayan juliette binoche'a amsterdam'daki oyundan sonraki soru-cevapta bu durum sorulduğunda, binoche'un verdiği cevabı merak edenler tıklasınlar)
arvaniti'yi, bu oyunu seyredene kadar tanımıyordum, oyundan sonra araştırınca yaşını, ününü, geçmişini ve bu topluluğun kurucusu olduğunu öğrendim. arvaniti klasik tarza sahip, çok iyi bir oyuncu. öyle ki, gözünüzü kapatıp seyrettiğinizde, sesinin tonuyla ve repliklerine yaptığı vurgularla sanki yıldız kenter yunanca konuşuyor zannedebilirsiniz.
baba karakterinin yumuşak bir yorumla verilmesini garipsedim, abi kardeşi oynayan genç oyuncularsa başarılıydılar.
oyunculuk bir yana, yukarıda yazdığım gibi bu oyuna da, ilki gibi, beni esas sürükleyen merak, görsellerinden.gördüğüm kadarıyla, yine, "gerçekçi" olmaya çalışmadan hikayenin ruhuna dokunmayı başaran mekan tasarımıydı (eleni manolopoulou).
beklerken
©Mehmet Kerem Özel
mekan tasarımında öne çıkarılan iki öğe, toprak ve sis, oyunun hikayesine de hakim iki öğe.
toprak; bir yandan hikayenin konusu olan dört kişilik ailenin babası james tyrone'un hayatı boyunca ailesinin, yani eşinin ve iki erkek çocuğunun üzerinde tuttuğu arsa/arazi/toprak satın almayı ve bencilce zengin olmayı ifade etmesi kadar, tam da bu davranışı yüzünden ailenin yaşamının hem duygusal açıdan, hem de iki ferdi için, anne mary ve küçük oğul edmund için, yakın gelecekte olasılığı yüksekleşen fiziksel açıdan mezara dönüşmesini imgeselleştiriyor.
toprak oyunda nasıl kullanılıyor: oyun başladıktan bir süre sonra james ile büyük oğlu jamie (james jr.) ellerine kürek alıp sahnenin bir köşesini kazıyorlar ve oyunun sonraki sahnelerinden bazıları onların açtığı bu toprak çukurun içinde geçiyor. örneğin, ikinci perdedeki yemek sahnesi.
©Mehmet Kerem Özel
©Mehmet Kerem Özel
©Mehmet Kerem Özel
(bu fotoğraflar oyun arasında ve bittikten sonra çekilmişlerdir)
©Mehmet Kerem Özel
hikayenin çıkışsız ve melankolik atmosferini belirleyen ana unsurlardan bir diğeri olan sis, mekan tasarımında yaratıcı bir fikirle imgeleştirilmiş. sis hissi mekanı çevreleyen, bölen ve tavana farklı boyut ve yüksekliklerde asılı sayısız şeffaf panonun oluşturduğu katmanlaşma ve yığınlaşma ile sağlanmış. tavandan sarkmakta olan sabit panoların yanısıra, oyun sırasında oyun alanı içinde oyuncular tarafından farklı yönlere sürülen şeffaf panolar sayesinde/yüzünden seyirciler oyunun hiç bir anında oyun alanının tümünü net bir şekilde göremiyorlar. aynı şekilde, oyuncuların görüntüleri de bazen net bazen flu oluyor. pano yüzeylerinin yansıtma ve engelleme özellikleri sayesinde/yüzünden sesler de bazen net bazen boğuk geliyor. sahneye birebir duman püskürtülmeden, gerek görsel gerekse de işitsel olarak sis atmosferini yaratmak için bundan daha yaratıcı bir fikir olamazdı herhalde. sahne tasarımında dumanın kullanılmaması gibi, ses tasarımında da, metinde sıklıkla arkaplanda çaldığı belirtlen sis düdüğünün kullanılmadığını belirtmeme gerek yok sanırım.
alkışlarken
©Mehmet Kerem Özel
karantzas'ın iki yapımda da, etkileyici mekan tasarımlarının ötesine geçip, dramaturji, sahneleme ve oyuncu yönetimi olarak kayda değer bir performans ortaya koyamadığını üzülerek söylemeliyim. yine de kendisine, bir aksilik olmazsa mart başında bir şans daha vereceğim.
hamiş:
yurtdışındaki akşamlarımda gösteri seyretme alışkanlığım ve geleceğe dönük olarak genç bir yönetmeni keşfetme merakım beni bir yandan da geçmişe götürdü, 1980'lerin sonu 90'ların başında istanbul'da hayranlıkla seyrettiğim iki yapımı yeniden hatırlamama vesile oldu. ikisi de, gencay gürün'ün genel sanat yönetmenliği sırasında istanbul şehir tiyatroları'nda sahneleniyordu.
ilki; dört kere seyrettiğim "vanya dayı". sanırım, leonid heifetz'in yönettiği ve cüneyt türel, tilbe saran, nurseli idiz, cihan ünal ve kamuran usluer'in oynadığı o benzersiz yorumun üzerine başka bir "vanya dayı"yı hiç bir zaman beğenemedim, bundan sonra da beğenmem çok zor olsa gerek. (aklım seyredemediğim deutsches theater berlin yapımı, jürgen gosch imzalı vanya dayı'da kalmadı değil)
diğeri ise, yanılmıyorsam istanbul'da şimdiye kadar tek bir versiyonu sahnelenmiş olan "günden geceye". gencay gürün'ün ilk ve tek türkçe çevirisini yaptığı, hakan altıner'in yönettiği ve nedret güvenç, toron karacaoğlu, arif akkaya ve yalçın boratap'ın oynadıkları bu yapımın bence benzersiz özelliği sahnelendiği salondu, gürün'ün sayesinde harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nin fuayesinin bir kısmından dönüştürülmüş olan cep tiyatrosu. yaklaşık 50 kişi kapasiteli bu salonda biz seyirciler, sanki oyunların geçtikleri mekanların misafirleri gibiydik. bu vesileyleorada seyrettiğim ve unutamadığım "iyi geceler anne"yi de anmış olayım..
1 Şubat 2022 Salı
on soruluk sohbetler 59: joan yago
GalataPerform’un düzenlediği ve Türkiye’nin ilk oyun yazarlığı festivali olma özelliğini taşıyan Yeni Metin Festivali, bu yıl onuncu kez 1-28 Kasım 2021 tarihleri arasında, “nefes” teması odağında, hibrit bir yapıyla hem fiziksel alanda hem de dijitalde gerçekleşti. Festivalde, oyunları Türkçeye çevrilerek sahnelenmiş okumaları gerçekleştirilen uluslararası oyun yazarları ile yaptığımız sohbetlerin son konuğu Joan Yago.
İyi bir oyunun/oyun yazarlığının özü sizce nedir?
Vay, hiç emin değilim. Ancak bunun, seyirciye ne yapmak ve onlara ne olmasını istediğinizi bilmek ile ardından, bunun istediğiniz şekilde çalıştığından emin olana kadar yazınız üzerinde çok uğraşmakla bir ilgisi olmalı.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
İnanmak istiyorum. Aksi halde neden bunu yapmaya devam edeyim? Tiyatronun “kıvılcımı yakma” gücüne sahip olduğunu biliyorum: bir gösteri, emin olduğunuz bir şey hakkında şüphe duymanıza neden olabilir, anlamanızı ve kendinizden çok farklı bir karakterle bağlantı kurmanızı sağlayabilir ve böylece siz de “bir şeyler yapılması gerektiğini” fark edebilirsiniz"… Ama bu sadece başlangıç; eğer bir politik tiyatro deneyimi alkışlarla sonlanıyorsa, bu demektir ki o deneyim hiçbir şey ifade etmiyor. Perde kapandığında ve gösteri bittiğinde, etrafımızdaki dünyayı değiştirmek için elimizden geleni yapmak için çalışmaya başlamalıyız.
İnsanlığın küresel ölçekte içinden geçmekte olduğu pandemi süreci sizce gösteri sanatlarını nasıl dönüştürmekte?
Dijital tiyatro, İnternet'ten canlı yayınlanan tiyatro ve, "kaydedilmiş tiyatro" olarak adlandırdığımız diğer her türlü kaynağın gelişeceğini ve daha yaygın, ilginç ve erişilebilir hale geleceğini düşünüyorum, ancak canlı tiyatro son 2500 yılda ortadan kalkmadığı gibi, yok olmayacak.
"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz veya size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Anton Çehov, Caryl Churchill veya Roland Schimmelpfenning gibi hayran olduğum birçok oyun yazarından büyük ihtimalle etkilenmişimdir. Ayrıca bana daha yakın olan genç Katalan tiyatroculardan, örneğin El Conde de Torrefiel topluluğundan Pablo Gisbert’ten. Ancak referanslarımın çoğunun muhtemelen televizyon programlarından (The Simpsons, The Office veya Parks and Recreation gibi) veya Alex Robinson'ın Box office poison veya Charles Burns'ün Sugar Skull gibi çizgi romanlarından geldiğini kabul etmek zorundayım.
söyleşinin devamını okumak için tıklayın.
Etiketler:
anton çehov,
ayşe Draz,
caryl churchill,
galataperform,
mehmet kerem özel,
on soruluk sohbetler,
roland schimmelpfennig,
söyleşi,
tiyatro,
yeni metin festivali,
yeniperform
13 Temmuz 2012 Cuma
1921 / f. w. murnau / schloss vogelöd
max reinhardt’ın öğrencisi olmuş ve sahnelediği oyunlarda oynamış olan murnau’nun en tiyatral filmlerinden biri “schloss vogelöd” (vogelöd malikhanesi).
filmin başrol kadın oyuncusu, çehov’un yeğeni ve stanislawski’nin öğrencisi olga tschechowa, göründüğü bütün sahnelerde abartılı tiyatral jestleri ile öne çıkıyor zaten.
genel olarak malikhanenin iç mekanlarında geçen filmin atmosferi de oldukça tiyatral. murnau iç mekan çekimlerinde kapıları ve pencerelerden gelen ışığı çok ustaca kullanarak, tiyatral kalitesi yüksek görseller yaratmış. karakterlerin iç dünyalarıyla da örtüşen bu sahneler filmin en etkileyici anlarını oluşturuyor.
ancak, sadece iç mekan çekimlerinde değil, dış çekimlerde de murnau'nun mekan kurma ve gerilim yaratma kabiliyeti hayranlıkverici. örneğin, bu park sahnesinde üç büyük ağaç gövdesiyle tanımlanan üçgen alan ve yarattılan daralma hissi çok başarılı.
murnau bir yıl sonra çekeceği "nosferatu"nun görsel hazırlığını da bu filmde yapmış gibi; özellikle de bu kabus sahnesiyle..
12 Mayıs 2012 Cumartesi
hayat ile oyun, gerçek ile kurmaca ne kadar içiçe geçebilir
“oyuncu” filmi iki oyuncunun gerçek bir yazar ile gerçek bir oyuncu hakkındaki bir oyunun provaları sırasındaki görüntülerinden oluşuyor. sırasıyla; oyuncular: cüneyt türel ile tilbe saran, yazar: anton çehov, oyuncu: olga knipper, oyun: “elin elimde”.
ocak ayının ortalarında başlayıp cüneyt türel’i kaybettiğimiz 1 mayıs’a uzanan prova süreci tilbe saran için -filmin sonlarına doğru kendisinin de belirttiği gibi- “hayat” ile “oyun”un bütünüyle içiçe geçtiği, sınırlarının muğlaklaştığı bir zaman dilimi olmuş.
her ne kadar bu sürece bizzat tanık olmamış, sadece koltuklarımızda oturan seyirciler de olsak, filmi seyrederken çoğu kez bizler de filmde cüneyt türel’in veya tilbe saran’ın ağızlarından çıkan sözlerin hangisinin oyun replikleri hangisinin o andaki gerçek fikirlerini/durumlarını/duygularını yansıtan sözler olduğunu kestiremiyoruz. tilbe saran’ın dediği gibi hayat ile oyun hiç bu kadar içiçe olmamıştı.
dün akşam küçük sahne’de “elin elimde” oyununun başlangıç saatinde türkiye’nin çok özel tiyatrocularından birini, cüneyt türel’i andık.
“elin elimde”ye biletimi ilk gün almıştım; cüneyt türel ile tilbe saran karşılıklı oynarlardı da, kaçırılır mıydı; hele de başar sabuncu yönetmişse, bir de oyunun konusu çehov hakkındaysa.
dün akşam küçük sahne’de biletimin koltuğuna oturdum. “elin elimde” sahnelenmeyecekti. sahne ağzı perdeyle kapalıydı, ortasına büyük bir projeksiyon perdesi yerleştirilmişti. “oyuncu” adlı bir film gösterilecekti. filmin başlamasına 15 dakika vardı. cüneyt türel’i düşündüm; onu ilk sahnede seyrettiğim oyunları; “vahşi batı”, “aç sınıfın laneti”, “vişne bahçesi”... onu ve tilbe saran’ı birlikte seyrettiğim, seyretmeye doyamadığım, tekrar tekrar seyretttiğim, tam beş kez seyrettiğim, unutamadığım “vanya dayı” geçti zihnimden sahne sahne… ve tabii, başta “abelard ve heloise” olmak üzere akbank prodüksiyon tiyatrosu oyunları geldi aklıma... türel ile saran’ın birlikteliğinden doğan veya beslenen işler -en azından benim takip ettiğim dönemde- kesinlikle türkiye tiyatro tarihinin unutulmazları arasındalar.
ve sonra fark ettim ki, cüneyt türel benim için biraz da tilbe saran. hatta; cüneyt türel’i tilbe saran’sız düşünmek neredeyse imkansız benim için. “oyuncu” filmi bittiğinde bu kanım pekişti; benim için cüneyt türel ile tilbe saran özdeşleştiler…
tilbe saran’ın filmde dediği gibi, onun bütün itirazlarına rağmen iyi ki evren ercan “elin elimde”nin prova sürecini kayda geçirmiş. 70 dakikalık bu film; her ne kadar kendisini daha yeni kaybetmişken yakınları ve biz cüneyt türel severler için yoğun bir hüzün barındırsa da, tiyatro sanatı ve tiyatronun gücü adına benzersiz bir kayıt.
o zaman diliminin tarihe ve geleceğe miras kalması çok çok iyi oldu. evren ercan’a teşekkürler…
“oyuncu” bugün “elin elimde”nin sahnelenme saati 18:30’da tekrar küçük sahne’de gösterilecek.
Etiketler:
anton çehov,
cüneyt türel,
in memoriam,
tilbe saran,
tiyatro
3 Ekim 2011 Pazartesi
yüzlerimizdeki lekeler

nuri bilgen ceylan’ın filmleri hiçbir zaman “benim filmlerim” olmadı. n.b.c. sinemasını “koza”dan beri ilgiyle, keyifle, hayranlıkla izledim; o kadar.
n.b.c.’ın “duruş”unu hep biraz “uzak” bulmuşumdur; kendini herkesin ötesinde (ve belki de üzerinde) bir yere konumlar gibi.
“bir zamanlar anadolu’da” sadece adıyla bile yeterince iddialı. sinema tarihine geçmiş iki “bir zamanlar” filmi varken, bunlara yeni bir coğrafya eklemek cesaret ister. bu cesaret de öyle her sinemacıda yoktur.
“bir zamanlar”ın “amerika“ ve “batı” versiyonları hafızamda çok gerilerde; onları “anadolu” ile karşılaştıramayacağım. sinema yazarları bu konuya bir ucundan dokunur nasıl olsa. biçimlerinin ötesinde içerik bakımından net olarak hatırladığım “amerika” ve “batı”nın birer suç hikayesi anlatmaları. “anadolu” da bu anlamda kriminal bir ton içeriyor; neyse ki çok daha ötesini barındırıyor.
n.b.c. sinemasına mesafeli duruşum bir yana, “bir zamanlar anadolu’da”yı çok beğendim.
öncelikle, yapısal olarak hoşuma gitti: gece ile gündüz, kırsal ile kent, geniş açılar ile yakın planlar, geniş açık dış alanlar ile sıkışık kapalı iç mekanlar.
muhammet uzuner ve -bir kez daha- taner birsel’in oyunculuğuna hayran kaldım.
yılmaz erdoğan’ın bu filmde ne aradığını düşündüm. [cem yılmaz’ın bir sonraki ferzan özpetek filminde ne arayacağını düşünmedim!] yılmaz erdoğan faktörü olsa olsa n.b.c. filmlerinin türkiye’de kemikleşmiş seyirci sayısını biraz yukarı çekmekten öte bir işe yaramayacak. polis müdürü rolünü ondan çok daha iyi canlandıracak; uzuner ve birsel ile birlikte üçgenin dengesini hakkıyla kuracak nice oyuncumuz yok mu; hele ki n.b.c. gibi tanınmamış, amatör oyunculardan cannes’da ödül alacak performanslar alabilecek düzeyde bir yönetmen için.
filmin bütün ikincil ve üçüncül rollerindeki oyuncularını da hayranlıkla izledim. yarattığı karakterlerle onlara bu imkanı sağlayan n.b.c.’ı takdir ettim.
...
“bir zamanlar anadolu’da” en çok etkilendiğim ise; film boyunca savcının yanaklarında ışığa bağlı olarak koyu koyu görünür olan lekeler ile doktorun yanağına filmin bitmesine çok az kala sıçrayan kan damlası arasındaki neden-sonuç ilişkisi idi.
son jenerikte bahsi geçen çehov alıntılarını filmi seyrederken fark etmemiş olsam da, doktor cemal'in tam da bir çehov karakteri gibi, içinde yaşadığı toplumsal ortama, ekonomik koşullara, geleneklere, değer yargılarına yenik düşmeye yazgılı melankolik hali oldukça dokundu bana.
öyle böyle değil, gerçekten “olağanüstü” görüntülerinin ve yağmurun yıkadığı camlara eşlik eden neşet ertaş türküsünün ötesinde, filmi benim için anlamlı ve unutulmaz kılan da bu oldu; yüzlerimizdeki lekelerin izini sürmüş olması…
6 Ocak 2011 Perşembe
"belki"lerin hiç bitmemesi için...

"vanya dayı"nın en sevdiğim sahnelerinden birinde sonya üvey annesi yelena andreyevna'ya şöyle der: "yok, belirsizlik daha iyi... ne de olsa umuttur..."
20. yüzyılın hemen başında çehov'un sonya'sının belirsizlik, gerçeği bilmemeyi/öğrenmemeyi seçme üzerinden beslediği umudu, aynı yüzyılın sonlarına doğru sabahattin kudret aksal’ın "bay hiç" oyununun yalnız kadını da paylaşıyor.
bambaşka bağlamlarda; biri kırsalda diğeri kentte, biri rusya'da diğeri türkiye'de ve belki de dünya'nın herhangi bir metropolünde iki kadın, iki insan. yıpranmış ve yalnız.
aksal'ın yalnız kadını önce kendine erkek bir karakter yaratıyor; sonra onu giydiriyor, sonra da ona roller biçiyor: belki bir şair, yok olmadı, belki sokaktan geçen mutsuz bir adam, yok bu da değil, o zaman olsa olsa bir vampir olmalı, hayır fazla olağanüstü oldu, demek ki eski kocasının muhbiri, onu gözetlesin diye yollanmış, yok maalesef bu da değil, eh o zaman ancak bir hırsız olabilir, en mantıklısı bu, birdenbire kapısına dayandığına göre, ama bu da değil. peki ne? kim bu adam?
gecenin sakinliğinde ("in the still of the night") birdenbire çıkagelen bu esrarengiz adam, bu koyu renk şapkalı ve koyu takım elbiseli adam (uzaktan uzaktan rene magritte'in melon şapkalı koyu takım elbiseli adamını çağrıştırıyor) bir hiç aslında; "bay hiç"; kadının hayalinde kurduğu bir figür, yalnızlığına yoldaş olmasını umarak... bay hiç kadının aynadaki aksi; bir kilometre ötedeki diğer pencerenin soluk, titrek ışığı.
"bay hiç"te ülkü duru ile iştar gökseven'e kırmızı, yıpranmış bir berger koltuk eşlik ediyor; hiç bir şeyin olmadığı sahnede yalnız başına duran tek bir koltuk.
enver başar'ın ışık tasarımı ustaca; karanlıkları delen, delmeye çabalayan aydınlık çerçeveler; hayalgücünün pencereleri...
kerem ayan'ın rejisi abartısız ve işlevsel; temel olana, öze odaklanmış; hiç bir fazlalılığı yok.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












.jpeg)













