johann wolfgang von goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
johann wolfgang von goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Kasım 2024 Cuma

08 KASIM


1988 anton çehov'un üç kızkardeş oyununu leonid heifets rejisiyle harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde seyrettim; daha sonra iki kere daha seyredeceğim oyunda arsen gürzap, candan sabuncu, neş'e altıner, ayhan kavas, yalçın boratap, argun kınal, berrin koper, şükrü türen, toron karacaoğlu, salih sarıkaya ve yıldıray şahinler oynuyorlardı

1991 mahler'in 2. senfonisi'ni ilk defa canlı dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı alexander schwink yönetiyordu, solistler zehra yıldız ile ruthild engert idi

1992 muammer karaca tiyatrosu'nda gülriz sururi tiyatrosu yapımı sokak kızı irma'yı seyrettim; haldun dormen yönetiyordu, gülriz sururi ve güven kıraç başrollerde oynuyorlardı

2013 düsseldorfer schauspielhaus'da dusan david parizek'in yönettiği goethe & elfriede jelinek'in faust 1-3 adlı projesini seyrettim, başrolde stefanie reinsperger oynuyordu

2015 romaeurope festivali kapsamında teatro india'da romeo castellucci'nin sahnelediği schwanengesang adlı gösteriyi seyrettim



29 Ekim 2024 Salı

29 EKİM


1786 italya yolculuğu johann wolfgang von goethe'yi ilk kez roma'ya, 'dünyanın başkentine' götürmüş 

1787 wolfgang amadeus mozart'ın don giovanni operasının dünya prömiyeri prag'da gerçekleştirilmiş 

1923 türkiye cumhuriyeti kurulmuş

1959 ilk kez rene goscinny'nin yazdığı ve albert uderzo'nun resimlediği asteriks ilk kez pilote adlı fransız dergisinde yayımlanmış

2014 kristian smeds'in kendi topluluğu ile sahnelediği veistajat'ı helsinki'de suomen kansallisteatteri binasının omapohja salonunda seyrettim



24 Mayıs 2024 Cuma

24 MAYIS

1918: béla bartók'un tek operası olan mavi sakalın şatosu'nun dünya prömiyeri budapeşte'de kraliyet opera binası'nda gerçekleştirilmiş

1956 eurovision şarkı yarışması ilk defa, gran premio eurovisione della canzone europea adı altında lugano'da yapılmış; oylama gizli gerçekleşmiş, isviçreli lys assia'nın refrain adlı şarkısı kazanmış

1999 janusz visniewski rejisiyle düsseldorfer schauspiel topluluğundan goethe'in faust'unu taksim sahnesi'nde seyrettim

2008 aydın teker'in hars adlı gösterisini garajistanbul'da seyrettim

2014 pina bausch'un viktor adlı yapıtını wuppertal'de opernhaus barmen'de üst üste iki akşam seyrettim 

2019 pina bausch'un macbeth uyarlaması er nimmt sie an der hand und führt sie in das schloss, die anderen folgen adlı yapıtını wuppertal'de opernhaus barmen'de üst üste iki akşam seyrettim



10 Mart 2024 Pazar

10 MART




1876 ilk telefon görüşmesi gerçekleşmiş; alexander graham bell, asistanı thomas watson'a "bay watson, buraya gelin, sizi görmek istiyorum" demiş

1959 tennessee williams'ın sweet bird of youth adlı oyununun prömiyeri new york'ta gerçekleştirilmiş

1964 simon & garfunkel the sound of silence adlı şarkılarının ilk versiyonunu kaydetmişler

2012 bu ve ertesi akşam wuppertal'deki opernhaus barmen'de pina bausch'un wiesenland isimli yapıtını seyrettim

2017 frank castorf'un berlin volksbühne am rosa luxemburg platz tiyatro kurumu ile efsanevi ilişkisi kesilmeden önce sahneye koyduğu son gösteri olan j. w. goethe'nin faust'unun dünya prömiyerini seyrettim



2 Mart 2024 Cumartesi

02 MART



1717 ingiltere'de ilk defa bir bale oynanmış; balenin adı the loves of mars and venus imiş
 
1808 heinrich von kleist'ın kırık testi adlı oyunu johann wolfgang von goethe'nin yönetmenliğinde weimar'da sahnelenmiş 

1818 giovanni battista belzoni kefren piramitinin içinde bir lahit bulmuş, içi boşmuş

1825 son karayip korsanlarından roberto cofresí yakalanmış

1883 sanat tarihçisi, arkeolog, müzeci ve ressam osman hamdi bey tarafından 1882’de kurulan sanayi-i nefise mektebi öğretime başlamış

1956 fas bağımsızlığını kazanmış
 
1959 miles davis kind of blue albümünü oluşturan kayıtlardan ilkini gerçekleştirmiş

1965 the sound of music gösterime girmiş 

2019 utrecht'te stadschouwbourg'da hayran olduğum belçikalı kolektif fc bergman'ın 300 el x 50 el x 30 el isimli gösterisini bu ve ertesi akşam seyrettim; nina simone'nun sinnerman şarkısı gösteride önemli bir rol oynuyordu




19 Ocak 2024 Cuma

19 OCAK



1829 johann wolfgang von goethe'nin faust oyununun dünya prömiyeri braunschweig'daki saray tiyatrosunda gerçekleştirilmiş 

1853 giuseppe verdi'nin il travatore operasının dünya prömiyeri roma'da teatro apollo'da gerçekleştirilmiş

1884 jules massanet'nin manon operasının dünya prömiyeri paris'te opera comique'de gerçekleştirilmiş

1893 henrik ibsen'in sollness usta oyununun dünya prömiyeri berlin'de lessing tiyatrosu'unda gerçekleştirilmiş 

1915 birinci dünya savaşı sırasında birleşik krallık'a alman zeplin hava saldırılarının ilki gerçekleştirilmiş 

1955 scrabble masa oyunları pazarına girmiş

1973 genç dansçılara verilen prix de lausanne için ilk yarışma lozan'da  gerçekleştirildi 

1978 almanya'da son vosvos üretildi

1986 kenterler'de müşfik kenter'in tek başına oynadığı shakespeare potporisi kahramanlar ve soytarılar'ı seyrettim

1991 beyoğlu küçük sahne'de ortaoyuncular'dan ferhan şensoy'un yazıp, sahneye koyduğu ve hümeyra ile birlikte başrolünde oynadıkları içinden tramvay geçen şarkı adlı oyununu seyrettim

1993 bir richard wagner operasını ilk defa canlı seyrettim; istanbul devlet operası'nda giancarlo del monaco'nun sahneye koyduğu, benzersiz zehra yıldız'ın başrolünde oynadığı uçan hollandalı idobale'nin tarihindeki ilk wagner sahnelemesiydi

2011 martha argerich istanbul'da ilk defa konser verdi; boğaziçi üniversitesi albert long salonu'ndaki konserde argerich'e ayla erduran, ömer sipahi, lyda chen-argerich ve jing zhao eşlik ettiler



25 Ekim 2019 Cuma

on soruluk sohbetler 04: peter lee

Bu söyleşi dizisinde; evimize gelen çoktandır görmediğimiz bir misafir ile sohbet eder gibi, 23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında şehrimize bir sahne yapıtıyla konuk olacak uluslararası yönetmen ve koreograflarla konuşarak, onları ve yapıtlarını yakından tanımak istedik. Sıradaki konuğumuz Peter Lee.

Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel



Festivale katılan en ilginç işlerden biri olan, Kore Goethe Institut ile Nolgong’un ortak yapımı ve Peter Lee’nin yönettiği oyun, tiyatro tanımının sınırlarını zorlayan (veya onu içinde yaşadığımız dijital çağa uyarlayan) Being Faust: Enter Mephisto,” (Faust Olmak, Mefisto’ya Gir) Goethe’nin en önemli yapıtlarından biri olan Faust'u temel alan ancak sanal unsurlarla geliştirilmiş fiziksel bir oyun. Bu oyun formatında, bir grup oyuncu belirli bir zamanda bir araya toplanıyorlar. Her oyuncu genç Faust rolünü üstleniyor ve elinde akıllı telefonuyla, değerlerin ve ideallerin satışa sunulduğu Mephisto&co’nun cezbedici dijital dünyasına giriyor. Mephisto&co’nun dünyasında elde etmek istediklerimiz için hangi bedelleri ödemeyi göze aldığımızı görmeyi beklerken...

Sizce tiyatronun özü/ruhu nedir? Çağdaş tiyatroyu bugün nasıl tanımlarsınız? 
Geleneksel olarak tiyatro, bir merak alanını temsil eder. Başka bir deyişle, tiyatro, gündelik olmayanı deneyimleyebileceğiniz bir alandır. Sinemanın daha güçlü bir etkiye sahip olduğu bu dijital çağda bile, tiyatro dramatik ve tematik bir alan olarak kendine özgü özelliklerini koruyor. Bunun tiyatronun ruhu olduğuna inanıyorum. Onun kendi kimliği. Çağdaş tiyatroya gelince, değeri özünde aynı. Bununla birlikte, tiyatro sınırlı erişilebilirliği ile karşı karşıya kal. Çeşitli medyalar, başkalarına ulaşma kapasiteleri sayesinde güç kazanıyorlar ancak tiyatronun fiziksel bir mekan olarak sahip olduğu kendine has özelliği onun gücünü sınırlıyor. Dramatik deneyim ve gösteri mekanının değeri değişmez.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl? 
Evet. Sanat, bireyin kendini ifade eden doğasını biçimlendirir. Bu, bireylere kendilerini dönüştürmeleri için bir fırsat sağlamaya yardımcı olur. Öte yandan, sanat çok kişisel bir deneyimdir. Sanatsal bir bağlantı sağlandığında, sanat aktif olarak insanlarla etkileşime girer ve onları belirli bir yöne doğru iter.

Dünyanın mevcut durumunu her anlamda göz önünde bulundurduğunuzda, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil sorun nedir? 
Artan siyasi gerilimler, mülteciler, ABD-Meksika sınırı gibi ulusal ihtilaflar, Brexit meselesi, iklim değişiklikleri; tüm dünyada karşılaştığımız sayısız sorun var. Son zamanlarda, segye-in (Korece “dünya vatandaşı” anlamına gelir) yerine jigu-in (Korece “dünya insanı” anlamına gelir) kelimesini kullanma fikrinden ilham aldım. Bunun nedeni, “dünya vatandaşı” teriminin, birbirinden ayrıştırılmış ulusları ima etmesi, oysa karşılaştığımız sorunlar bizim uluslar-ötesi bir eyleme geçmemizi gerektiriyor. Ancak aramızda çeşitli duvarlar var; bazıları nefret veya korkudan, bazıları da elde edilen kazançları korumak için oluşturulmuş. Kolektif bir uluslar-ötesi eylem için, kırılmış duyguların bu duvarlarını yıkmaya yönelik bir çalışmaya öncelik tanınmalı. 

Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalarınız işlerinizde rol oynuyor mu? 
Her şey ilham verici. Genellikle bir projeye odaklanırken, ya o proje hakkında rüyalar görürüm ya da hiç uyumam. (Gülüyor)

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmış olduğunuz bir yapıta adını vermeye ne zaman karar veriyorsunuz?
Genelde bir projeye belli bir başlıkla başlarım. Bir projenin gerçekten tasarlanmış ve planlanmış, öngörülen bir vizyonu vardır ve bu vizyon başlığı ile birlikte ortaya çıkar. Tabii ki de başlıklar son ürünle birlikte değişirler, ancak bir işin her zaman bir başlığı vardır.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited

22 Kasım 2013 Cuma

NRW046 dişil faust

 


elfriede jelinek “sekundärdrama” diye bir tür yaratmış kendine; dert edindiği tiyatro metinlerinden yola çıkarak yazdığı oyunlar bunlar, ancak kendi başlarına sahnelenmelerine izin vermiyor, çıkış noktası olan oyun sahnelenirken yanında, üstünde, “altında” sahnelenmesini şart koşuyor “ikincil drama”lar bunlar.
jelinek ilk olarak lessing’in “nathan der weise” (bilge nathan)’ı için yazmış böyle bir ikincildrama. birbuçuk yıl önce çek yönetmen dušan david pařízek’in zürich schauspielhaus’ta sahneleyeceği “faust” için de “faustIn und out” çıkmış ortaya. [faust’a eklenen “in” ve out” eklerinin malum anlamları dışında, almancada “in” eki eril bir kelimeye eklendiğinde o kelimeyi dişil hale getirir; örneğin arbeiter: erkek işçi, arbeiterin: kadın işçi]

bu sezon düsseldorf schauspielhaus’da seyrettiğim iki oyunundan hayranlıkla bahsettiğim çek yönetmen pařízek, ilk defa zürih’te sahnelediği “faust 1-3” adlı projesini, ekim sonunda aynı oyuncu kadrosu ve sahne tasarımıyla düsseldorf’a taşıdı.

“faust” büyük salonda oynanırken, jelinek’in metni “faustIn und out” tiyatro binasının bodrumundaki küçük prova salonunda oynanıyor. sadece 50 seyirci sığıyor buraya, üç de kadın oyuncu: gretIn, faustIn ve geistIn.
yaklaşık 70-75 dakika sonra bu oyun bitince, seyirciler oyuncularla birlikte yukarıdaki oyuna dahil oluyorlar. eğer baştan itibaren büyük salondaki “faust”u izlemek istiyorsanız, bir kere daha gelmelisiniz.
bunun bir goethe oyunundan ziyade jelinek’in damgasını vurduğu bir proje olduğunu düşündüğümden ben “faustIn und out”a bilet alıp, bodruma “kapatılan” 50 kişiden biriydim. eğer boş akşamım kalırsa, “faust 1-3”ü bir de yukarda baştan sona izlemeyi planlıyorum, bakalım..

goethe’nin “faust”una pek hakim değilimdir; I ve II olarak iki “faust” olduğunu bilmiyordum. “faust”un içindeki sahneleri, karakterleri, olayları da ezbere bilmem. tabii ki genel hikayeyi az çok biliyorum: faust ile mephistoteles’in (yani şeytanın) anlaşması, faust ile gretchen arasındaki ilişki..

jelinek, onu bilenlerin tahmin edeceği üzere, goethe’nin “faust”unun kadın ile olan ilişkisine odaklanmış. bunu yaparken de, yazım sürecinde avusturya’da ortaya çıkan dehşetengiz bir olaydan ilham almış.
öz kızını 24 yıl boyunca bodruma hapsedip, onunla cinsel ilişkiye giren, ondan yedi çocuğu olan  üçünü yukarı çıkarıp büyüten, üçünü aşağıda hapsetmeye devam eden, birini ölü doğduğu için bodrumda yakan josef fritzl olayındaki kız çocuğundan hareketle “kadın”ı kız çocuk – anne – abla olmak üzere üç oyuncuya paylaştırmış, “erkek”i ise baba, tanrı ve şeytan olarak “her şeyi kapsayan, her şeyi elde eden, her şeyi hesaba katan”.

tiyatronun bodrumunda, sandalyeler dört bir yanda duvara yaslanmış şekilde 50 kişi jelinek’in kadını, erkeği, iktidar olgusunu ve felsefeyi sorgulayan metnini üç kadın oyuncudan izliyorsunuz.
pařízek, jelinek’in uzun ve kesintisiz metnine hem strüktür kazandırmak, hem de seyircilerin metinin içinde kaybolmasını önlemek için sanırım; bazı başlıklar oluşturmuş ve bunları iki duvardaki karatahtalara yazmış: “kadın kısmını zararsız hale getirmek”, “doğru bodruma”, “üzerimden sadece babam geçebilir”, “benden önce yeme hakkına sahip köpekten bile sonra geliyorum”, “içim sadece babama ait”. konusu biten başlığın üzeri çiziliyordu.




dört bir duvardaki televizyon ekranlarından yukarıdaki “faust”un canlı görüntülerini takip etmek mümkündü, bazı sahnelerde yukardaki oyunun sesleri de duyuldu, bazı sahnelerde ise aşağıdaki kadın oyuncuların görüntüsü ve sesi yukarıda canlı yayınlandı. bir araysa; yıllar önce yapılmış bir televizyon programında gencecik jelinek ile o zamanların ünlü bir futbolcusunun “garip” sohbetini seyrediyorsunuz: futbolcu, evlilikte kadın ile erkeğin tanımlanmış görevleri olduğunu, kadının görevlerinden birinin erkeğin çoraplarını yıkamak olduğunu, evde futbol ayakkabılarını kendisinin temizlediğini, ama evdeki diğer temizliğin ve düzenin karısından beklediğini, temiz ve düzenli bir eve geldiğinde kafasının rahat ettiğinden falan bahsediyordu. hemen arkasından bir futbol maçı görüntülerini de izledik; penaltılarda golü kaçıran bu futbolcuydu sanırım.
sonradan öğreniyorum ki, "je später der abend” isimli bu sohbet programı 1976 yılında yayınlanmış, o dönem çok ünlü olan futbolcunun adıysa uli hoeneß’miş. 

neden sonra, yukarıdaki oyunculardan biri elinde balta, yarı çıplak bir şekilde aşağıya iniyor, “tamam, oyun bitmiştir” deyip, hepimize sandalyelerimizin altındaki bej trenchcoat’ları giymemizi söyleyip (üç kadın oyuncunun üzerinde oyunun başından beri bej trenchcoatlar vardı; böylece biz 50 seyirci de birer “gretIn/faustIn/geistIn” olduk), büyük sahnenin altındaki delhizlerden geçerek, tam sahnenin ortasına çıkarıldık ve karşıya, salona bakacak şekilde dizdirildik;  karşımızda ışıkları açık salonda seyirciler, karşılarında bodrumdan gelmiş 50+3 “faustIn”; bir süre boyunca iki seyirci grubu birbirine baktırıldı. sonra bizler salona davet edildik, bizim için ayrılmış koltuklara oturduk ve “yukarıdaki” oyunun devamını izledik. üç kadın oyuncu da oyuna dahil oldular.




sonradan okuduğum eleştiri yazılarında yukarıdaki “faust”ta iki erkek oyuncunun durmadan rol değiştirerek faust ve mefistoteles olarak, ya da bazen ikisi de faust oalrak “faust I” ve “faust II”den seçilmiş cümleleri pinpon topu oynar gibi birbirlerine pasladıklarını; bu kes-yapıştır metnin çok ustaca hazırlanmış olduğunu ve iki erkek oyuncunun bir ustalık gösterisi sergilediklerini öğrendim.
eleştirmenlerin çoğu söz birliği etmişcesine bu bölümün “faust” metninin hala ne kadar çağdaş, günümüze hitap eden bir içeriğe sahip olduğunu kanıtladığını, üç kadının bodrumdan çıktıktan sonra oyuna dahil olmalarıyla oyunun yoğunluğunun kaybolduğunu, ekseninin kaydığını, temposunun düştüğünü ve anlamının kaybolduğunu yazmışlar. dolayısıyla, üç kadının yokluğunda oynanan “yukarıdaki” faust’u merak etmemek imkansız.

seçimini başından itibaren aşağıdaki “faustIn und out”tan yapmış ve goethe’nin “faust”una alman eleştirmenler kadar hakim olmayan bir izleyici olarak yukarıda kadınların eklenmesiyle devam eden oyunda doğal olarak ben bir kopukluk hissetmedim; bodrumdaki atmosfer ve bakış açısı olduğu gibi yukarıya taşınarak devam ettiği için olsa gerek.
başından itibaren “geleneksel” bir faust izlemeyeceğimi tahmin ettiğim ve jelinek’in tarzını da az çok bildiğim için bu durum beni rahatsız etmedi.



kaldı ki, yönetmen parizek’in çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum. “bodrum” fikrini birebir gerçekleştirmesi, bizleri duvar kenarına dizmesi, jelinek’in futbolcuyla olan tv söyleşisini oyuna eklemesi, aşağıdaki seyircileri trenchcoatlarla birer faustIn’e çevirip yukarda iki seyirci kitlesini birbirlerine baktırması ve yukarıda devam eden oyunda: gretIn’in bahçede iki faust’un arasında kalarak gerçekleşen “etkileşim” sahnesi ve intiharının ardından faust’lardan biri tarafından kukla gibi kolları oynatılarak konuşturulmaya devam ettirilmesi oyunun içerdiği etkileyici ve güçlü buluşlardan bende en öne çıkanlarıydı. ve tabii ki kadın oyunculardan faustIn’in söylediği son cümle: “lütfen şimdi burada bütün olanlardan erkeği çekip atın. Çıkarma yapmasını biliyorsunuzdur umarım.”

seyrettiğimin ne kadarı goethe’nin “faust”uydu tartışılır, ama jelinek’in “faustIn”i, ya da daha doğrusu parizek’in “faust 1-3”ü olduğu kesin ve bu çağda, 2013’te böyle bir “faust” yorumu seyretmekten büyük keyif aldığımı söylemeliyim.