johann wolfgang von goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
johann wolfgang von goethe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Mayıs 2025 Salı
24 Mayıs 2025 Cumartesi
8 Kasım 2024 Cuma
08 KASIM
1988 anton çehov'un üç kızkardeş oyununu leonid heifets rejisiyle harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde seyrettim; daha sonra iki kere daha seyredeceğim oyunda arsen gürzap, candan sabuncu, neş'e altıner, ayhan kavas, yalçın boratap, argun kınal, berrin koper, şükrü türen, toron karacaoğlu, salih sarıkaya ve yıldıray şahinler oynuyorlardı
1991 mahler'in 2. senfonisi'ni ilk defa canlı dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı alexander schwink yönetiyordu, solistler zehra yıldız ile ruthild engert idi
1992 muammer karaca tiyatrosu'nda gülriz sururi tiyatrosu yapımı sokak kızı irma'yı seyrettim; haldun dormen yönetiyordu, gülriz sururi ve güven kıraç başrollerde oynuyorlardı
2013 düsseldorfer schauspielhaus'da dusan david parizek'in yönettiği goethe & elfriede jelinek'in faust 1-3 adlı projesini seyrettim, başrolde stefanie reinsperger oynuyordu
2015 romaeurope festivali kapsamında teatro india'da romeo castellucci'nin sahnelediği schwanengesang adlı gösteriyi seyrettim
Etiketler:
anton çehov,
dušan david pařízek,
elfriede jelinek,
faust,
gustav mahler,
gülriz sururi,
johann wolfgang von goethe,
leonid heifets,
romeo castellucci,
tarihte bugün,
tiyatro,
zehra yıldız
29 Ekim 2024 Salı
29 EKİM
1786 italya yolculuğu johann wolfgang von goethe'yi ilk kez roma'ya, 'dünyanın başkentine' götürmüş
1787 wolfgang amadeus mozart'ın don giovanni operasının dünya prömiyeri prag'da gerçekleştirilmiş
1923 türkiye cumhuriyeti kurulmuş
1959 ilk kez rene goscinny'nin yazdığı ve albert uderzo'nun resimlediği asteriks ilk kez pilote adlı fransız dergisinde yayımlanmış
2014 kristian smeds'in kendi topluluğu ile sahnelediği veistajat'ı helsinki'de suomen kansallisteatteri binasının omapohja salonunda seyrettim
24 Mayıs 2024 Cuma
24 MAYIS
1918: béla bartók'un tek operası olan mavi sakalın şatosu'nun dünya prömiyeri budapeşte'de kraliyet opera binası'nda gerçekleştirilmiş
1956 eurovision şarkı yarışması ilk defa, gran premio eurovisione della canzone europea adı altında lugano'da yapılmış; oylama gizli gerçekleşmiş, isviçreli lys assia'nın refrain adlı şarkısı kazanmış
1999 janusz visniewski rejisiyle düsseldorfer schauspiel topluluğundan goethe'in faust'unu taksim sahnesi'nde seyrettim
2008 aydın teker'in hars adlı gösterisini garajistanbul'da seyrettim
2014 pina bausch'un viktor adlı yapıtını wuppertal'de opernhaus barmen'de üst üste iki akşam seyrettim
2019 pina bausch'un macbeth uyarlaması er nimmt sie an der hand und führt sie in das schloss, die anderen folgen adlı yapıtını wuppertal'de opernhaus barmen'de üst üste iki akşam seyrettim
Etiketler:
aydın teker,
bela bartok,
dans,
dans tiyatrosu,
eurovision şarkı yarışması,
faust,
janusz visniewski,
johann wolfgang von goethe,
macbeth,
müzik,
opera,
pina bausch,
tarihte bugün,
tiyatro
10 Mart 2024 Pazar
10 MART
1876 ilk telefon görüşmesi gerçekleşmiş; alexander graham bell, asistanı thomas watson'a "bay watson, buraya gelin, sizi görmek istiyorum" demiş
1959 tennessee williams'ın sweet bird of youth adlı oyununun prömiyeri new york'ta gerçekleştirilmiş
1964 simon & garfunkel the sound of silence adlı şarkılarının ilk versiyonunu kaydetmişler
2012 bu ve ertesi akşam wuppertal'deki opernhaus barmen'de pina bausch'un wiesenland isimli yapıtını seyrettim
2017 frank castorf'un berlin volksbühne am rosa luxemburg platz tiyatro kurumu ile efsanevi ilişkisi kesilmeden önce sahneye koyduğu son gösteri olan j. w. goethe'nin faust'unun dünya prömiyerini seyrettim
2 Mart 2024 Cumartesi
02 MART
1717 ingiltere'de ilk defa bir bale oynanmış; balenin adı the loves of mars and venus imiş
1808 heinrich von kleist'ın kırık testi adlı oyunu johann wolfgang von goethe'nin yönetmenliğinde weimar'da sahnelenmiş
1818 giovanni battista belzoni kefren piramitinin içinde bir lahit bulmuş, içi boşmuş
1825 son karayip korsanlarından roberto cofresí yakalanmış
1883 sanat tarihçisi, arkeolog, müzeci ve ressam osman hamdi bey tarafından
1882’de kurulan sanayi-i nefise mektebi öğretime başlamış
1956 fas bağımsızlığını kazanmış
1959 miles davis kind of blue albümünü oluşturan kayıtlardan ilkini gerçekleştirmiş
1965 the sound of music gösterime girmiş
2019 utrecht'te stadschouwbourg'da hayran olduğum belçikalı kolektif fc bergman'ın 300 el x 50 el x 30 el isimli gösterisini bu ve ertesi akşam seyrettim; nina simone'nun sinnerman şarkısı gösteride önemli bir rol oynuyordu
19 Ocak 2024 Cuma
19 OCAK
1829 johann wolfgang von goethe'nin faust oyununun dünya prömiyeri braunschweig'daki saray tiyatrosunda gerçekleştirilmiş
1853 giuseppe verdi'nin il travatore operasının dünya prömiyeri roma'da teatro apollo'da gerçekleştirilmiş
1884 jules massanet'nin manon operasının dünya prömiyeri paris'te opera comique'de gerçekleştirilmiş
1893 henrik ibsen'in sollness usta oyununun dünya prömiyeri berlin'de lessing tiyatrosu'unda gerçekleştirilmiş
1915 birinci dünya savaşı sırasında birleşik krallık'a alman zeplin hava saldırılarının ilki gerçekleştirilmiş
1955 scrabble masa oyunları pazarına girmiş
1973 genç dansçılara verilen prix de lausanne için ilk yarışma lozan'da gerçekleştirildi
1978 almanya'da son vosvos üretildi
1986 kenterler'de müşfik kenter'in tek başına oynadığı shakespeare potporisi kahramanlar ve soytarılar'ı seyrettim
1991 beyoğlu küçük sahne'de ortaoyuncular'dan ferhan şensoy'un yazıp, sahneye koyduğu ve hümeyra ile birlikte başrolünde oynadıkları içinden tramvay geçen şarkı adlı oyununu seyrettim
1993 bir richard wagner operasını ilk defa canlı seyrettim; istanbul devlet operası'nda giancarlo del monaco'nun sahneye koyduğu, benzersiz zehra yıldız'ın başrolünde oynadığı uçan hollandalı idobale'nin tarihindeki ilk wagner sahnelemesiydi
2011 martha argerich istanbul'da ilk defa konser verdi; boğaziçi üniversitesi albert long salonu'ndaki konserde argerich'e ayla erduran, ömer sipahi, lyda chen-argerich ve jing zhao eşlik ettiler
Etiketler:
edebiyat,
ferhan şensoy,
giuseppe verdi,
henrik ibsen,
hümeyra,
johann wolfgang von goethe,
martha argerich,
müşfik kenter,
opera,
richard wagner,
tarihte bugün,
tiyatro,
william shakespeare,
zehra yıldız
25 Ekim 2019 Cuma
on soruluk sohbetler 04: peter lee
Bu söyleşi dizisinde; evimize gelen çoktandır görmediğimiz bir misafir ile sohbet eder gibi, 23. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında şehrimize bir sahne yapıtıyla konuk olacak uluslararası yönetmen ve koreograflarla konuşarak, onları ve yapıtlarını yakından tanımak istedik. Sıradaki konuğumuz Peter Lee.
Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel
Festivale katılan en ilginç işlerden biri olan, Kore Goethe Institut ile Nolgong’un ortak yapımı ve Peter Lee’nin yönettiği oyun, tiyatro tanımının sınırlarını zorlayan (veya onu içinde yaşadığımız dijital çağa uyarlayan) Being Faust: Enter Mephisto,” (Faust Olmak, Mefisto’ya Gir) Goethe’nin en önemli yapıtlarından biri olan Faust'u temel alan ancak sanal unsurlarla geliştirilmiş fiziksel bir oyun. Bu oyun formatında, bir grup oyuncu belirli bir zamanda bir araya toplanıyorlar. Her oyuncu genç Faust rolünü üstleniyor ve elinde akıllı telefonuyla, değerlerin ve ideallerin satışa sunulduğu Mephisto&co’nun cezbedici dijital dünyasına giriyor. Mephisto&co’nun dünyasında elde etmek istediklerimiz için hangi bedelleri ödemeyi göze aldığımızı görmeyi beklerken...
Sizce tiyatronun özü/ruhu nedir? Çağdaş tiyatroyu bugün nasıl tanımlarsınız?
Geleneksel olarak tiyatro, bir merak alanını temsil eder. Başka bir deyişle, tiyatro, gündelik olmayanı deneyimleyebileceğiniz bir alandır. Sinemanın daha güçlü bir etkiye sahip olduğu bu dijital çağda bile, tiyatro dramatik ve tematik bir alan olarak kendine özgü özelliklerini koruyor. Bunun tiyatronun ruhu olduğuna inanıyorum. Onun kendi kimliği. Çağdaş tiyatroya gelince, değeri özünde aynı. Bununla birlikte, tiyatro sınırlı erişilebilirliği ile karşı karşıya kal. Çeşitli medyalar, başkalarına ulaşma kapasiteleri sayesinde güç kazanıyorlar ancak tiyatronun fiziksel bir mekan olarak sahip olduğu kendine has özelliği onun gücünü sınırlıyor. Dramatik deneyim ve gösteri mekanının değeri değişmez.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet. Sanat, bireyin kendini ifade eden doğasını biçimlendirir. Bu, bireylere kendilerini dönüştürmeleri için bir fırsat sağlamaya yardımcı olur. Öte yandan, sanat çok kişisel bir deneyimdir. Sanatsal bir bağlantı sağlandığında, sanat aktif olarak insanlarla etkileşime girer ve onları belirli bir yöne doğru iter.
Dünyanın mevcut durumunu her anlamda göz önünde bulundurduğunuzda, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil sorun nedir?
Artan siyasi gerilimler, mülteciler, ABD-Meksika sınırı gibi ulusal ihtilaflar, Brexit meselesi, iklim değişiklikleri; tüm dünyada karşılaştığımız sayısız sorun var. Son zamanlarda, segye-in (Korece “dünya vatandaşı” anlamına gelir) yerine jigu-in (Korece “dünya insanı” anlamına gelir) kelimesini kullanma fikrinden ilham aldım. Bunun nedeni, “dünya vatandaşı” teriminin, birbirinden ayrıştırılmış ulusları ima etmesi, oysa karşılaştığımız sorunlar bizim uluslar-ötesi bir eyleme geçmemizi gerektiriyor. Ancak aramızda çeşitli duvarlar var; bazıları nefret veya korkudan, bazıları da elde edilen kazançları korumak için oluşturulmuş. Kolektif bir uluslar-ötesi eylem için, kırılmış duyguların bu duvarlarını yıkmaya yönelik bir çalışmaya öncelik tanınmalı.
Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalarınız işlerinizde rol oynuyor mu?
Her şey ilham verici. Genellikle bir projeye odaklanırken, ya o proje hakkında rüyalar görürüm ya da hiç uyumam. (Gülüyor)
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmış olduğunuz bir yapıta adını vermeye ne zaman karar veriyorsunuz?
Genelde bir projeye belli bir başlıkla başlarım. Bir projenin gerçekten tasarlanmış ve planlanmış, öngörülen bir vizyonu vardır ve bu vizyon başlığı ile birlikte ortaya çıkar. Tabii ki de başlıklar son ürünle birlikte değişirler, ancak bir işin her zaman bir başlığı vardır.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited
Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel
Festivale katılan en ilginç işlerden biri olan, Kore Goethe Institut ile Nolgong’un ortak yapımı ve Peter Lee’nin yönettiği oyun, tiyatro tanımının sınırlarını zorlayan (veya onu içinde yaşadığımız dijital çağa uyarlayan) Being Faust: Enter Mephisto,” (Faust Olmak, Mefisto’ya Gir) Goethe’nin en önemli yapıtlarından biri olan Faust'u temel alan ancak sanal unsurlarla geliştirilmiş fiziksel bir oyun. Bu oyun formatında, bir grup oyuncu belirli bir zamanda bir araya toplanıyorlar. Her oyuncu genç Faust rolünü üstleniyor ve elinde akıllı telefonuyla, değerlerin ve ideallerin satışa sunulduğu Mephisto&co’nun cezbedici dijital dünyasına giriyor. Mephisto&co’nun dünyasında elde etmek istediklerimiz için hangi bedelleri ödemeyi göze aldığımızı görmeyi beklerken...
Sizce tiyatronun özü/ruhu nedir? Çağdaş tiyatroyu bugün nasıl tanımlarsınız?
Geleneksel olarak tiyatro, bir merak alanını temsil eder. Başka bir deyişle, tiyatro, gündelik olmayanı deneyimleyebileceğiniz bir alandır. Sinemanın daha güçlü bir etkiye sahip olduğu bu dijital çağda bile, tiyatro dramatik ve tematik bir alan olarak kendine özgü özelliklerini koruyor. Bunun tiyatronun ruhu olduğuna inanıyorum. Onun kendi kimliği. Çağdaş tiyatroya gelince, değeri özünde aynı. Bununla birlikte, tiyatro sınırlı erişilebilirliği ile karşı karşıya kal. Çeşitli medyalar, başkalarına ulaşma kapasiteleri sayesinde güç kazanıyorlar ancak tiyatronun fiziksel bir mekan olarak sahip olduğu kendine has özelliği onun gücünü sınırlıyor. Dramatik deneyim ve gösteri mekanının değeri değişmez.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet. Sanat, bireyin kendini ifade eden doğasını biçimlendirir. Bu, bireylere kendilerini dönüştürmeleri için bir fırsat sağlamaya yardımcı olur. Öte yandan, sanat çok kişisel bir deneyimdir. Sanatsal bir bağlantı sağlandığında, sanat aktif olarak insanlarla etkileşime girer ve onları belirli bir yöne doğru iter.
Dünyanın mevcut durumunu her anlamda göz önünde bulundurduğunuzda, bir sanatçı olarak sizin için en önemli ve acil sorun nedir?
Artan siyasi gerilimler, mülteciler, ABD-Meksika sınırı gibi ulusal ihtilaflar, Brexit meselesi, iklim değişiklikleri; tüm dünyada karşılaştığımız sayısız sorun var. Son zamanlarda, segye-in (Korece “dünya vatandaşı” anlamına gelir) yerine jigu-in (Korece “dünya insanı” anlamına gelir) kelimesini kullanma fikrinden ilham aldım. Bunun nedeni, “dünya vatandaşı” teriminin, birbirinden ayrıştırılmış ulusları ima etmesi, oysa karşılaştığımız sorunlar bizim uluslar-ötesi bir eyleme geçmemizi gerektiriyor. Ancak aramızda çeşitli duvarlar var; bazıları nefret veya korkudan, bazıları da elde edilen kazançları korumak için oluşturulmuş. Kolektif bir uluslar-ötesi eylem için, kırılmış duyguların bu duvarlarını yıkmaya yönelik bir çalışmaya öncelik tanınmalı.
Bir yapıt üzerinde çalışırken, hangi kaynaklar size ilham veriyor? Rüyalarınız işlerinizde rol oynuyor mu?
Her şey ilham verici. Genellikle bir projeye odaklanırken, ya o proje hakkında rüyalar görürüm ya da hiç uyumam. (Gülüyor)
Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmış olduğunuz bir yapıta adını vermeye ne zaman karar veriyorsunuz?
Genelde bir projeye belli bir başlıkla başlarım. Bir projenin gerçekten tasarlanmış ve planlanmış, öngörülen bir vizyonu vardır ve bu vizyon başlığı ile birlikte ortaya çıkar. Tabii ki de başlıklar son ürünle birlikte değişirler, ancak bir işin her zaman bir başlığı vardır.
Söyleşinin devamını okumak için tıklayın: unlimited
22 Kasım 2013 Cuma
NRW046 dişil faust
elfriede jelinek “sekundärdrama” diye bir tür yaratmış
kendine; dert edindiği tiyatro metinlerinden yola çıkarak yazdığı oyunlar
bunlar, ancak kendi başlarına sahnelenmelerine izin vermiyor, çıkış noktası
olan oyun sahnelenirken yanında, üstünde, “altında” sahnelenmesini şart koşuyor
“ikincil drama”lar bunlar.
jelinek ilk olarak lessing’in “nathan der weise” (bilge
nathan)’ı için yazmış böyle bir ikincildrama. birbuçuk yıl önce çek yönetmen dušan
david pařízek’in zürich schauspielhaus’ta sahneleyeceği “faust” için de
“faustIn und out” çıkmış ortaya. [faust’a eklenen “in” ve out” eklerinin malum
anlamları dışında, almancada “in” eki eril bir kelimeye eklendiğinde o kelimeyi
dişil hale getirir; örneğin arbeiter: erkek işçi, arbeiterin: kadın işçi]
bu sezon düsseldorf schauspielhaus’da seyrettiğim iki
oyunundan hayranlıkla bahsettiğim çek yönetmen pařízek, ilk defa zürih’te
sahnelediği “faust 1-3” adlı projesini, ekim sonunda aynı oyuncu kadrosu ve
sahne tasarımıyla düsseldorf’a taşıdı.
“faust” büyük salonda oynanırken, jelinek’in metni “faustIn
und out” tiyatro binasının bodrumundaki küçük prova salonunda oynanıyor. sadece
50 seyirci sığıyor buraya, üç de kadın oyuncu: gretIn, faustIn ve geistIn.
yaklaşık 70-75 dakika sonra bu oyun bitince, seyirciler
oyuncularla birlikte yukarıdaki oyuna dahil oluyorlar. eğer baştan itibaren
büyük salondaki “faust”u izlemek istiyorsanız, bir kere daha gelmelisiniz.
bunun bir goethe oyunundan ziyade jelinek’in damgasını
vurduğu bir proje olduğunu düşündüğümden ben “faustIn und out”a bilet alıp,
bodruma “kapatılan” 50 kişiden biriydim. eğer boş akşamım kalırsa, “faust 1-3”ü
bir de yukarda baştan sona izlemeyi planlıyorum, bakalım..
goethe’nin “faust”una pek hakim değilimdir; I ve II olarak
iki “faust” olduğunu bilmiyordum. “faust”un içindeki sahneleri, karakterleri,
olayları da ezbere bilmem. tabii ki genel hikayeyi az çok biliyorum: faust ile
mephistoteles’in (yani şeytanın) anlaşması, faust ile gretchen arasındaki ilişki..
jelinek, onu bilenlerin tahmin edeceği üzere, goethe’nin
“faust”unun kadın ile olan ilişkisine odaklanmış. bunu yaparken de, yazım
sürecinde avusturya’da ortaya çıkan dehşetengiz bir olaydan ilham almış.
öz kızını 24 yıl boyunca bodruma hapsedip, onunla cinsel
ilişkiye giren, ondan yedi çocuğu olan üçünü yukarı çıkarıp büyüten, üçünü aşağıda
hapsetmeye devam eden, birini ölü doğduğu için bodrumda yakan josef fritzl
olayındaki kız çocuğundan hareketle “kadın”ı kız çocuk – anne – abla olmak
üzere üç oyuncuya paylaştırmış, “erkek”i ise baba, tanrı ve şeytan olarak “her
şeyi kapsayan, her şeyi elde eden, her şeyi hesaba katan”.
tiyatronun bodrumunda, sandalyeler dört bir yanda duvara
yaslanmış şekilde 50 kişi jelinek’in kadını, erkeği, iktidar olgusunu ve
felsefeyi sorgulayan metnini üç kadın oyuncudan izliyorsunuz.
pařízek,
jelinek’in uzun ve kesintisiz metnine hem strüktür kazandırmak, hem de
seyircilerin metinin içinde kaybolmasını önlemek için sanırım; bazı başlıklar
oluşturmuş ve bunları iki duvardaki karatahtalara yazmış: “kadın kısmını
zararsız hale getirmek”, “doğru bodruma”, “üzerimden sadece babam geçebilir”,
“benden önce yeme hakkına sahip köpekten bile sonra geliyorum”, “içim sadece
babama ait”. konusu biten başlığın üzeri çiziliyordu.
dört bir duvardaki televizyon ekranlarından yukarıdaki
“faust”un canlı görüntülerini takip etmek mümkündü, bazı sahnelerde yukardaki
oyunun sesleri de duyuldu, bazı sahnelerde ise aşağıdaki kadın oyuncuların
görüntüsü ve sesi yukarıda canlı yayınlandı. bir araysa; yıllar önce yapılmış
bir televizyon programında gencecik jelinek ile o zamanların ünlü bir futbolcusunun
“garip” sohbetini seyrediyorsunuz: futbolcu, evlilikte kadın ile erkeğin
tanımlanmış görevleri olduğunu, kadının görevlerinden birinin erkeğin
çoraplarını yıkamak olduğunu, evde futbol ayakkabılarını kendisinin
temizlediğini, ama evdeki diğer temizliğin ve düzenin karısından beklediğini,
temiz ve düzenli bir eve geldiğinde kafasının rahat ettiğinden falan bahsediyordu.
hemen arkasından bir futbol maçı görüntülerini de izledik; penaltılarda golü
kaçıran bu futbolcuydu sanırım.
sonradan öğreniyorum ki, "je später der abend” isimli
bu sohbet programı 1976 yılında yayınlanmış, o dönem çok ünlü olan futbolcunun
adıysa uli hoeneß’miş.
neden sonra, yukarıdaki oyunculardan biri elinde balta, yarı
çıplak bir şekilde aşağıya iniyor, “tamam, oyun bitmiştir” deyip, hepimize
sandalyelerimizin altındaki bej trenchcoat’ları giymemizi söyleyip (üç kadın
oyuncunun üzerinde oyunun başından beri bej trenchcoatlar vardı; böylece biz 50
seyirci de birer “gretIn/faustIn/geistIn” olduk), büyük sahnenin altındaki
delhizlerden geçerek, tam sahnenin ortasına çıkarıldık ve karşıya, salona
bakacak şekilde dizdirildik; karşımızda
ışıkları açık salonda seyirciler, karşılarında bodrumdan gelmiş 50+3 “faustIn”;
bir süre boyunca iki seyirci grubu birbirine baktırıldı. sonra bizler salona
davet edildik, bizim için ayrılmış koltuklara oturduk ve “yukarıdaki” oyunun
devamını izledik. üç kadın oyuncu da oyuna dahil oldular.
sonradan okuduğum eleştiri yazılarında yukarıdaki “faust”ta
iki erkek oyuncunun durmadan rol değiştirerek faust ve mefistoteles olarak, ya
da bazen ikisi de faust oalrak “faust I” ve “faust II”den seçilmiş cümleleri
pinpon topu oynar gibi birbirlerine pasladıklarını; bu kes-yapıştır metnin çok
ustaca hazırlanmış olduğunu ve iki erkek oyuncunun bir ustalık gösterisi
sergilediklerini öğrendim.
eleştirmenlerin çoğu söz birliği etmişcesine bu bölümün “faust”
metninin hala ne kadar çağdaş, günümüze hitap eden bir içeriğe sahip olduğunu
kanıtladığını, üç kadının bodrumdan çıktıktan sonra oyuna dahil olmalarıyla oyunun
yoğunluğunun kaybolduğunu, ekseninin kaydığını, temposunun düştüğünü ve anlamının
kaybolduğunu yazmışlar. dolayısıyla, üç kadının yokluğunda oynanan “yukarıdaki”
faust’u merak etmemek imkansız.
seçimini başından itibaren aşağıdaki “faustIn und out”tan
yapmış ve goethe’nin “faust”una alman eleştirmenler kadar hakim olmayan bir
izleyici olarak yukarıda kadınların eklenmesiyle devam eden oyunda doğal olarak
ben bir kopukluk hissetmedim; bodrumdaki atmosfer ve bakış açısı olduğu gibi
yukarıya taşınarak devam ettiği için olsa gerek.
başından itibaren “geleneksel” bir faust izlemeyeceğimi
tahmin ettiğim ve jelinek’in tarzını da az çok bildiğim için bu durum beni
rahatsız etmedi.
kaldı ki, yönetmen parizek’in çok iyi bir iş çıkardığını
düşünüyorum. “bodrum” fikrini birebir gerçekleştirmesi, bizleri duvar kenarına
dizmesi, jelinek’in futbolcuyla olan tv söyleşisini oyuna eklemesi, aşağıdaki
seyircileri trenchcoatlarla birer faustIn’e çevirip yukarda iki seyirci
kitlesini birbirlerine baktırması ve yukarıda devam eden oyunda: gretIn’in
bahçede iki faust’un arasında kalarak gerçekleşen “etkileşim” sahnesi ve
intiharının ardından faust’lardan biri tarafından kukla gibi kolları
oynatılarak konuşturulmaya devam ettirilmesi oyunun içerdiği etkileyici ve
güçlü buluşlardan bende en öne çıkanlarıydı. ve tabii ki kadın oyunculardan
faustIn’in söylediği son cümle: “lütfen şimdi burada bütün olanlardan erkeği
çekip atın. Çıkarma yapmasını biliyorsunuzdur umarım.”
seyrettiğimin ne kadarı goethe’nin “faust”uydu tartışılır,
ama jelinek’in “faustIn”i, ya da daha doğrusu parizek’in “faust 1-3”ü olduğu
kesin ve bu çağda, 2013’te böyle bir “faust” yorumu seyretmekten büyük keyif
aldığımı söylemeliyim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






















