gabriela carrizo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gabriela carrizo etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2026 Pazar

Palimpsest bir peyzajda yaratıcılığın ve yıkıcılığın şiddeti



Sahnede yarattıkları karanlık, tuhaf ve kabus/rüya-vari atmosferlerle tanınan, Gabriela Carrizo ile Franck Chartier’den kurulu Peeping Tom’un en yeni projesi Chroniques (Kronikler), geçtiğimiz Haziran ayında Nice’te prömiyer yaptığından beridir Avrupa sahnelerini dolaşıyor. Topluluktan Carrizo’nun yönetmenliğini üstlendiği Chroniques, Ulusal Nice Tiyatrosu ile ortak yapım olarak üretildi.

Perde açıldığında; etrafta büyüklü küçüklü taş blokların bulunduğu, gri ve siyahın hakim olduğu loş ve sisli bir ortamda, taşları hareket ettirmek, istiflemek ve şekillendirmekle meşgul olan 20. yüzyıl kıyafetleri içindeki adamlar (sanki araştırmacılar) dolaşıyor. Kayalardan en önde ve ortada olanının tepesinde ise, dev gibi bir mağara adamı zamanda donmuş ve haşmetli bir şekilde poz veriyor. Az sonra yer, kayalar ve taşlar sarsılıyor, sanki deprem oluyor. Burasının neresi, dünya üzerinde kayalık bir çöl mü, ay peyzajı mı; zamanın hangi dilimi, günümüz mü yoksa ilk insanların çağı mı, anlayamadan tepeden pat diye ağır bir paket düşüyor. Adamlardan biri paketi açıyor, içinden eskimiş bir fotokopi makinası çıkıyor. Bundan sonraki 70 dakika, çok da daha fazla aydınlanmayacak olan alacakaranlık sahnede, yavaş ve iniş-çıkışı ender olan bir tempoda geçecek.

Chroniques, Gabriela Carrizo’nun diğer işlerinde olduğu gibi, başlangıcı ile sonu olmayan ve birbirine pamuk ipliği ile bağlı parçalardan oluşan, serbest bir anlatı sunuyor seyirciye. Hiperrealist bir mekanda ve belli bir zaman diliminde (çoğunlukla günümüzde) geçen diğer Peeping Tom anlatılarından farkı olarak Chroniques’te, tam da adının çağrıştırdığı üzere, mekan farklı katmanlara, zaman da büyük ileri geri atlamalara sahip.
Mekanın katmanları; gösterinin çoğu aksiyonunun gerçekleştiği, büyük ve kalın bir çerçeve içine alınmış geniş üçgen ön sahne ile gösteri ilerledikçe açılan dar arka sahneden oluşuyor. Zamandaki sıçramalar ise seyirciye, beşi de erkek olan performansçıların kostümlerinin sekanstan sekansa değiştirilmesiyle fark ettiriliyor. Bazen, aynı sekansta da farklı dönemlerin kostümlerini giymiş performansçılar bir arada bulunabiliyorlar. Orta Çağ şövalye başlığı, 20. yüzyıl ortası gömlek-pantolon-ceket takım, İlk Çağ’ı çağrıştıran sadece kalçayı örten bir hayvan derisi parçası, herhangi bir dönemden olabilecek siyah keşiş kıyafetleri, Don Kişot’un berber leğeninden dönüştürdüğü miğferi, 1970’lerin astronot kıyafeti; Chroniques’te anlatının yerlerden bağımsız ve sınırlardan yoksun olarak zamanda serbestçe ileri geri seyahat ettiğinin kanıtları. Mekanlar ve zamanlar süperpoze oldukça, o mekanlarda ve zamanlarda yaşayan, hareket eden bedenler de süperpoze oluyorlar. Böylece ortaya eşzamanlı olarak üst üste binmiş, çok katmanlı bir anlatı çıkıyor.

Ama bu çok katmanlı yapıtta bir kişi ve bir obje ön planda. Kişi, dansçılardan Seungwoo Park. Peeping Tom’un sahnelediği yapıtlarda genellikle, yapıtta sahneye çıkanların kişisel hayat hikayeleri, gösteride dansçı-tiyatrocu olmalarının yanı sıra icra ettikleri diğer meslekleri ve becerileri anlatıya entegre edilir. Peeping Tom, bir yapıtı ortaya çıkarma süreci açısından Pina Bausch’tan esinlenir; Carrizo bu esini, Bausch’a hayranlığını dile getirerek gizlemez zaten. Dolayısıyla Chroniques’te Carrizo dansçılardan Park’ı, ressam tarafını ön plana çıkararak ve ana izleği onun başından geçenler üzerinden kurarak yapıtın protagonistine dönüştürmüş. Gösterinin ikinci yarısından itibaren kısmen, sonuna doğru ise tamamen açılacak olan arka sahnenin tamamıyla arka duvarını kaplayan devasa ve nefes kesici siyah-beyaz resmin de bizzat sahibi olan Park yapıtta bir sanatçıyı canlandırıyor. Park’ın canlandırdığı protagonist, Rönesans sanatçılarından Michelangelo ya da Da Vinci’yi andırıyor, çünkü Park’ın gösteride ortaya koyduğu yaratımlar çok yönlü; hem çizim, diyagram, resim yapıyor (arka sahne ilk açıldığında bir iskelenin üzerinde resmi yapmaktadır, altında insanlar birikir ve onu aşağı çekerler), hem yerde arızalı gibi hareket eden makine-objeleri çalıştırıyor (bu makineler gerçekte Lolo & Sosaku adlı sanatçı ikilisinin tasarladığı robotumsu objeler), hem ön sahnenin sağındaki geniş atölye masasında bir simyacı gibi renkli boya tüpleriyle uğraşıyor, hem heykel yapıyor. Bir sahnede Park’ın ellerinden biri düşüyor; evet yanlış okumadınız, bir eli kopup yere düşüyor ve o sırada rahipler gibi siyah uzun etekli kıyafetler giyinmiş olan diğer adamlar o elle, sanki bir topmuş gibi, ayaklarıyla oynuyorlar. Park, onların birbirlerine attıkları paslarla peyzajda savrulan elini yakalamak için aralarında gidip geliyor. El, sanatçının düşüncesini, tahayyül ettiğini hayata geçirmesini sağlayan en başat araç. Elini kaybetmek, adeta sanatını kaybetmek, icra edememek gibi.



Yazının devamını okumak için lütfen tıklayın.
Bu yazı 20.01.2026 tarihinde unlimited'de yayınlanmıştır.
Yukarıdaki fotoğraf ve videolar Mehmet Kerem Özel'e aittir; 15-16 Kasım 2026 tarihlerinde Antibes Anthea Tiyatrosu'nda çekilmişlerdir.

9 Aralık 2024 Pazartesi

09 ARALIK


1905 richard strauss'un salome operasının dünya prömiyeri dresden'de gerçekleştirilmiş

2008 berlin'de theater am schiffbauerdamm'da berliner ensemble yapımı, robert wilson'ın george büchner'in leonce und lena adlı oyunundan herbert grönemeyer'ın müziklerini kullanarak uyarladığı müzikali seyrettim

2005 ang lee'nin yönettiği, heath ledger ve jake gyllenhaal'un oynadığı, annie proulx'un öyküsünden uyarlanan brokeback mountain gösterime girdi

2017 bir akşam önce seyrettikten sonra bir kere daha seyretmek için hollanda'nın en güneyindeki heerlen'e gittim ve NDT 1 topluluğundan gabriela carrizo ile franck chartier'in tasarladıkları side b: adrift adlı üçlemeyi (the lost room, the missing door, the hidden floor) seyrettim; ertesi sabah 5:00'te kalkıp, 3.5 saatlik tren yolculuğudan sonra karlı amsterdam'dan uçağa binerek istanbul'a döndüm



7 Aralık 2024 Cumartesi

07 ARALIK

1732 londra covent garden'daki kraliyet opera binası william congreve'in the way of the world adlı oyunu ile açılmış

1742 georg wenzeslaus von knobelsdorff'un tasarımını yaptığı staatsoper unter den linden, carl heinrich graun'un cleopatra e cesare oyunu ile açılmış 

 1842 new york filarmoni orkestrası ilk konserini vermiş

1972 mürettebatın dünya'nın ünlü “mavi mermer” fotoğrafını çektiği son insanlı aya iniş görevi için apollo 17 fırlatıldı

2008 berlin'de staatsoper unter den linden'de staatsballett berlin'den mario bigonzetti'nin koreografisini yaptığı caravaggio adlı balenin dünya prömiyerini seyrettim; başrolde vladimir malakhov dans ediyordu 

 2016 paris'te opera garnier'de opera national de paris yapımı, krzysztof warlikowski'nin sahneye koyduğu gluck'un iphigenie en tauride operasını seyrettim

2017 gabriela carrizo ile franck chartier'in NDT 1 topluluğu için tasarladıkları side b: adrift adlı üçlemeyi (the lost room, the missing door, the hidden floor) ilk defa seyrettim; eindhoven'daki parktheater eindhoven'da



14 Kasım 2024 Perşembe

14 KASIM


1976 sidney lumet'in yönettiği ve faye dunaway, peter finch ile william holden'ın oynadıkları network gösterime girdi

1991 michael jackson'ın çığır açan morphing efektli black or white klibi 27 ülkede aynı anda mtv, fox tv ve bbc'nin top of the pops programında gösterildi

2008 ikinci kere pina bausch'un düzenlediği festivale gittim; düsseldorf'daki farklı tiyatro salonlarında bu akşam üç gösteri seyrettim: önce opera binasında bausch'un café müller & das frühlingsopfer programını, ardından schauspielhaus'ta alain platel'in les ballets c. de la b. yapımı pitie! ve akşamın son gösterisi olarak tanzhaus nrw'de sidi larbi cherkaoui'nin apocrifu

2013 merly tankard'ın stravinski'nin le sacre du printemps uyarlaması the oracle'ı tanzhaus nrw'de seyrettim; paul white dans ediyordu

2015 bu ve ertesi akşam stadsschouwburg amsterdam'da ndt 1'in gabriela carrizo'nun the missing door ve franck chartier'in the lost room adlı gösterilerini seyrettim



26 Eylül 2024 Perşembe

26 EYLÜL


1982 knigth rider (kara şimsek) dizisi yayınlanmaya başladı

1990 londra'da matinede adelphi theatre'da the leicester haymarket yapımı noel gay - l.arthur rose & douglas furber müzikali me and my girl'ü, suarede the old vic'de sam mendes'in yönettiği jean-paul sartre'ın kean oyununu seyrettim, başrolde benzersiz derek jacobi oynuyordu

2010 downton abbey dizisi yayınlanmaya başladı

2014 bu ve ertesi akşam pina bausch'un ölmeden bir ay önce prömiyerini gerçekleştirdiği son yapıtı, şili'den esinlenen como el mosquito en la piedra, ay si si si...'yi wuppertal'de barmen operası'nda seyrettim 

2022 paris'teki hastanelerden birinin şapeli olan chapelle saint-louis de la salpetriere'de peeping tom yapımı gabriela carrizo'nun sahnelediği yere-özgü ve sarmalayan gösteri la visita'yı burcu'nun kızı ada ve emre ile birlikte deneyimledik



24 Haziran 2024 Pazartesi

24 HAZİRAN


1374 aziz johannes dansı'nın aniden patlak vermesi; almanya'nın aachen şehrinin sokaklarındaki insanların halüsinasyonlar görmesine ve yorgunluktan yere yığılana kadar kontrolsüz bir şekilde zıplamaya ve seğirmeye başlamasına neden olmuş


1901 18 yaşındaki pablo picasso'nun ilk sergisi paris'te galeri vollard'da açılmış

1981 james bond filmi for your eyes only gösterime girdi

1982 paco pena'yı ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da

1988 aya iri müzesi'nde ünlü tenor guiseppe di stefano'yu canlı dinledim 

1990 moskova sanat tiyatrosu'ndan boris pokrovski'nin sahnelediği şostakoviç'in burun adlı operasını istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

1994 ünlü flüt sanatçısı james galway'i aya irini müzesi'nde canlı dinledim

2003 efsanevi şef ivan fischer ile orkestrası budapeşte festival orkestrası'nı ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da, alexander toradze solist idi

2006 ian anderson plays jethro tull konserini bodrum kalesi'nde dinledim

2016 rokoko döneminden kalma bir tiyatro binasında, münih'teki cuvilliés tiyatrosu'nda bir gösteri seyrettim; residenztheater topluluğunun sahnelediği dans tiyatrosunun yönetmeni peeping tom'un kurucularından gabriela carrizo idi, gösterinin adı the land



11 Haziran 2024 Salı

Peeping Tom’dan yeni yapıtlar

S 62° 58', W 60° 39' 'u beklerken (KVS, Brüksel, 17 Şubat 2024, © Mehmet Kerem Özel) 


Peeping Tom topluluğunun kurucuları Gabriela Carrizo ile Frank Chartier 2011’deki A louer’den uzun zaman sonra tekrar birlikte yarattıkları 2019 tarihli Kind’in ardından, son iki sezondur yeniden ayrı olarak birer yapıta imza attılar. Carrizo 2022’de NDT 1 dansçılarıyla birlikte ikinci koreografisini, La Ruta’yı tasarladı. Chartier ise 2023’te ikilinin kendi topluluğu için S 62° 58', W 60° 39' adlı bir yapıt üretti. La Ruta 2022-23 ve içinde bulunduğumuz 2023-24 sezonunda NDT 1’in programındaydı, S 62° 58', W 60° 39' ise dünya turnesine devam ediyor.

Frank Chartier’in S 62° 58', W 60° 39'’u Peeping Tom’un diğer işlerini bilenler için hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde başlıyor. Örneğin, tam da 32 rue vandenbranden’dan aşina olunduğu üzere sahneye aşırı gerçekçi bir şekilde tasarlanmış ve uygulanmış karlı, soğuk bir atmosfer hakim. 32 rue vandenbranden’da dağın tepelerine doğru bir düzlükte terk edilmiş gibi duran iki karavan vardı, burada ise buzlarla kaplı bir denizde hapis kalmış, arka tarafından gördüğümüz, yalnız bir yelkenli. 

Gösterinin başlamasıyla birlikte, teknenin arka kısmına oturmuş bir oğlan çocuğu bir anda buzlarla kaplı suların içine kayar, birisi telsizden yardım ister, teknenin elektriği gider, teknedekiler motoru çalıştırmaya çalışırlar, motorun çalışmaya başlama sesi Vivaldi’nin müziğine dönüşür, tekne bir yandan fırtınayla sallanırken mürettebat da bedenlerini esnek kullandıkları akrobatik hareketlerle şiddetli rüzgarla baş etmeye çalışırlar. Biraz sonra, buzların arasından tekneye dalgıç kıyafetli bir adam elinde bir çocukla çıkar. Bir yandan kucağındaki ölü oğluna “Oğlum seni özledim ve seni çok seviyorum, ilk adımlarında, ilkokul gününde yaşgünlerinin tamanında yanında olamadım, seni öpemedim, seni sevdiğimi söyleyemedim, özür dilerim” derken, bir yandan da kulağına götürdüğü telsizden ağlayan bebek sesi duymaktadır.

Sıra dışı ve kasvetli atmosfer, bebek figürü, bedenin elastik kullanımı, yerçekimini umursamazcasına tasarlanmış akrobatik hareketler; hepsi Peeping Tom’un hayranları için tanıdık. Ta ki, başlayalı henüz 10 dakika olmuşken gösterinin aldığı keskin viraja kadar. Ta ki, ölü bedenini sulardan çıkardığı oğluna ağıt yakan babayı oynayan Romeu Runa tam da o sahnede, sözlerinin devamında salonun gerisinde olduğunu farz ettiği yönetmene doğru dönüp “Bu ben değilim, bu sensin! Hayatını, gerçekleri değil hayal gücünü kullan!” diyerek onu hedef alana kadar. Evet bir anda, performanstan, ya da meğerse bu bir provaymış, provanın akışından çıkarız. Oyuncu yönetmene başkaldırmıştır. Hiç gecikmeden yönetmenin oyuncuya cevap vererek özür dileyen depresif sesini duyarız hoparlörden. Gösterinin ilerleyen dakikalarında da yönetmeni hiç görmeyeceğiz, sadece sesini hoparlörden duyacağızdır. Ettiği isyanın ardından sahneden oditoryuma inip, sonra da salonu terk eden oyuncunun ardından, özellikle topluluğun ilk yıllarından itibaren vazgeçilmez bir protagonisti olan Marie Gyselbrecht başta olmak üzere sahnedeki diğer performansçılar da yönetmene karşı isyanlarını dile getirirler. Örneğin Gyselbrecht yıllar boyunca yönetmenin onları oynamaya zorladığı travmatik rollerden, ortamlardan şikayet eder. Diğer bir oyuncu Runa’nın rolüne hemen talip olur, başka biri sahne tasarımının bile gerçek olmadığından, ekolojik duyarlılığın ön planda olması gerektiği zamanımızda dekorun bütünüyle plastik olduğunun eleştirisini yapar. Performansçılar Chartier’in; yarattığı kadın karakterlerin iki boyutlu olduklarından, ama onların üç boyutlu karakterler canlandırmak istemelerinden, topluluğun ekolojik ayak izini önemsemediğine, kadın-erkek ilişkilerinin toksik taraflarına odaklanmasından, her yapıtında kendini tekrarlamasına, ardı ardına şikayetlerini sıralarlar. Yönetmenin iknasıyla performansa geri dönülse de, az sonra başka bir şikayetle performans tekrar kesintiye uğrar. Bir süre sonra sahneye geri dönen Runa’nın; beynindeki ve bedenindeki bütün hatların, kasların, düşüncelerin ve duyguların birbirine karıştığı ve gösterinin son 20 dakikası boyunca süren devasa solo performansı ise takdire şayan.

Peeping Tom’un şimdiye kadarki yapıtları illa bir etiketle sınırlanacaksa dans tiyatrosu olarak tanımlanabilir; bu son yapıtta ise dans çok az, ama buna karşılık sahnede yaratılmış olan genel durum ve onu besleyen monologlar ve diyaloglar zekice kurulmuşlar ve usta bir zamanlamayla icra edildikleri için de tıkır tıkır işliyorlar. Karşımızda müthiş eğlenceli, komik, bazen durulan bazen hızlanan bir tempoda ama her anında seyircinin nabzını çok iyi tutan 110 dakikalık bir meta-tiyatro örneği var. S 62° 58', W 60° 39'’da bir performansçının isyanı sonucu “oyun”dan çıkılmasının ardından yönetmenine şikayette bulunan bir topluluğu seyrederiz; travmalarıyla tiyatro yoluyla baş etmeye çalışan bir yönetmen ile onun varoluşsal krize girmiş oyuncuları arasındaki gerilimli ilişkiye tanık oluruz. Yönetmeni hiç görmeyiz ama “provalar sırasında oditoryuma kurulu masasının arkasında, mikrofonla iletişim kuran muktedir yönetmen” imgesi misali hoparlörden sesini duyarız; sesi salonu adeta bir “tanrı” gibi kaplar, ama sesinin tonunda, vurgularında, karakterinde bir boynu eğilmiş, asası kırılmış, psikolojik olarak düşmüşlük hissi vardır. Zaman zaman “oyun” a geri dönülür ama çok uzun sürmez, çünkü performansçıların yönetmene isyanı derindir.

S 62° 58', W 60° 39' 'u alkışlarken (KVS, Brüksel, 17 Şubat 2024, © Mehmet Kerem Özel) 

Eğer Peeping Tom’a; yapıtlarına, kurucularına ve performansçılarına biraz aşinaysanız, gösteriyi daha da eğlenceli kılan üçüncü katmana vakıfsınız demektir; çünkü gösteride herkes birbirine ve yönetmene gerçek ismiyle hitap etmektedir, ve oyuncuların yönetmene dair itiraf ve isyanlarında sarf ettikleri düşüncelerin referansları, kökeni spesifik olarak Peeping Tom’un yapıtlarına aittir. Chartier okları kendine çekiyormuş gibi yapar; protagonistlerden biri gösteride iki defa onunla “Maalbeek’in Castelluci’si” (Maalbeek Brüksel’de Peeping Tom’un stüdyosunun bulunduğu semt) diyerek alay eder, Abramovic’in adı geçer, öyle sahneler olur ki Belçikalı kült yönetmen Jan Fabre’ınki geçmese de akla gelmemesi imkânsızdır. Chartier bu sayede son dönem Batı tarzı gösteri sanatlarına hakim olan bir sürü sahneleme tercihini, prova süreci alışkanlığını, oyuncu-yönetmen ilişkisini, oyunculukta gerçekçilik-yapaylık arayışlarını ve oyuncuların ego, kapris, ilgi manyaklığı ve fırsat avcılığıyla bezeli dünyalarını, yani aslında günümüzde gösteri sanatları pratiğine dair ne varsa hepsini tiye alır. Chartier acaba, yolculuğu sırasında buzlara sıkışıp ilerleyemeyen tekne imgesinde, yaratım sürecindeki bir yönetmenin, ama esas “günümüzde TikTok, Instagram ve YouTube'a yenildiği gösteri sırasında performansçılardan biri tarafından dile getirilen tiyatro sanatı”nın, krizde olduğunu ve ileriye dönük olarak yolunun açık olmadığını mı göstermektedir bize? Diğer toplulukları bilmem ama bu harikulade yapıtla Peeping Tom’un yolunun açık olduğu kesin!

 (KVS, Brüksel, 17 Şubat 2024, © Mehmet Kerem Özel) 

[Yazının (Carrizo'nun La Ruta'sına dair izlenimlerimi de içeren) bütün haline buradan ulaşabilirsiniz.]

5 Temmuz 2016 Salı

two works by peeping tom for ndt I: "the missing door” and “the lost room”

photo: danzon

atmosphere and inspirations
you come to the theater to see a dance or a dance theater piece, but it is impossible to define what goes on the stage as dance or dance theatre. yes, these two works contain parts with dance and also certain characteristics of dance theatre too. however, similar to other works or their creators which i had seen, it seems that, for them, rather than dance choreographies, it is more important to design a choreography to create a certain atmosphere on the stage. an atmosphere having the qualities which no one ever thought to create on stage before.

their inspiration is not a secret of course, especially the cinema of david lynch and all the things that those movies evoke: a mysterious, weird, surreal and nightmare-like atmosphere…
as for the content, i can associate it with ingmar bergman cinema: digging the relationships/problems in human relations, especially those in the family (between woman-man, parent-child, mother-son, mother-daughter, father-son) in such a way to hurt the parties…
in terms of stage aesthetics, firstly pina bausch and alain patel come to my mind…

in fact even only the names of the works give themselves away: "the missing door" and "the lost room".



beginning
a décor built in the emptiness of the stage: a room defined by its floor and two perpendicular walls. there are numerous doors and windows on the walls. one or two people sitting on the chairs in the empty spaces in two sides of the décor on the stage. some of the spotlights are placed in these areas and made a part of the atmosphere that was created on the stage: the ones that watch the scene on the stage and we, the audience, who watch both.

when we first encounter this stage under a darkish light when the curtain is raised, a light coming on and off from the pee hole of the door facing us is visibly seen; as if there is someone behind the door and looking at us from the hole. as one moves the light coming behind him/her goes off and reappears, just like when you look at the neighbor’s door when you are outside in the stair landing and think that there is no one home if there is light from the hole, but if there is a movement in the light you feel you are watched… this is the same situation, the same awkward feeling…
just like the name of the company who created these two works is “peeping tom” which means “watching/peeking” in slang, this work starts with a mise en scene that fully fits into their name.



illusions 
the doors open and close by themselves; a woman comes out of the man sitting on the couch; a man and pieces of paper scatter into the door which is opened by the wind; a built-in cabinet appears behind when the door, which had just opened to other space, is reopened; people who are lost in the bed; people who who come out of the bed; people who get lost in the side table; cabinets that keep lots of people who were stuck in them and fall out when the cabinet doors are opened; appliques that move along the walls on their own; wiping cloths escaping from the hands of their users and many more…

some protagonists only use décor doors when they go backstage (or maybe we should call this behind the décor) and come back to the stage (décor), while some of them freely pass from the side of the décor to go behind and to come afore. there should be a logic in stage traffic explaining when some of them use the décor and when some of them never use the décor. although i have watched the play for two times, i couldn’t figure this out because despite the small number of cast, the simultaneous movements of dancers on the stage are very intensive and intricate. numerous illusions take place simultaneously on the stage too…

mise en scene that distracts us, the audience, was especially designed to achieve these illusions. thus, it is quite difficult to follow, understand and interpret what’s going on the stage. even so, one thing is clear that they create such an atmosphere that it is impossible to remain unimpressed.




credits
what and whom am i talking about?
i am talking about the dance evening consisting of one work of two choreographer-dancers gabriela carrizo and franck chartier, the founders of belgian dance theater company “peeping tom”, whom i admire very much, prepared for netherlands dance theater (ndt1), one of the most prestigious dance groups of holland- and even of- the world.

first gabriela carrizo produces a 20-minute work for ndt in 2013 called “the missing door”, which had been staged in a triple program during 2013-14 season.
this time, ndt agrees with franck chartier for 2015-16 season. a program titled “start up” was prepared by matching chartier’s “the lost room” and carrizo’s work with “stop motion” of paul lightfoot and sol leon, general directors of ndt, which made a premier in 2014.
“start again” made a premiere on 1st october 2015 in den haag and had been on tour in several theaters of holland and belgium. i have caught it in amsterdam stadschouwburg performances in mid-november.



transition
in recent years, ndt organizes programs consisting of three short-term works; the rule of thumb is to give a break between each work. occasionally, if one of the works in the program is very short and stage-change isn’t complicated, they don’t give a break. by dimming the lights, they allow the audience to take a breath. carrizo and chartier’s works were subjected to a different procedure; they were connected to each other without giving a break with the most creative transition stage i have ever watched.

both works are set in a room, which, although look like each other in terms of their dimensions, differ in terms of wall and flooring materials and furniture. after carrizo’s work was completed the curtain falls, however it quickly opens again…
when it is open, we see that the dancers begin to change the stage. as a spotlight which sweeps the stage like a loose cannon falls on dancers, that dancer stops and salutes the audience and gets applauded. after the salutation of seven dancers which overlap with the light, the procedure of changing the scene continues.
stage-change in front of the audience, without concealment and technicians appearing during the performance are especially ordinary in pina bausch. this, in one sense, is one of her trademarks. however, the difference in carrizo and chartier’s mise en scene was that the décor was changed by the dancers in their costumes rather than the stage personnel. those who roll the carpet that complement the floor of the previous work and unravel the carpet of the next work, who remove the walls of the previous work and carry them backstage and install the walls for the next one, those who carry stage accessories and furniture to the stage are the dancers.

another oddity is that chartier’s work doesn’t start immediately after the décor is installed. in the new décor which looks like a hotel room, a housekeeper and a woman who is dressed up as a personnel manager checks the stage design. when the manager leaves the stage, the housekeeper takes out a drink from the fridge, picks a magazine from the table, sits on the bed and starts to enjoy herself. when the manager suddenly comes back to the room, the housekeeper hastily pulls herself together, checks the rooms once more, neatens the bed on which she sat and leaves the stage. just at that time the lights are dimmed, we hear the music which started the first work (that of carrizo’s) again. light percolates from the peeping hole of one of the doors like blinking. when stage lights are turned on again we understand that the new work actually starts when the door is opened and one of the protagonists enter inside.

by using the dancers as the protagonists, supporting individuals and stage technicians, by dividing the stage into two: the part with the décor and the part outside of it and by designing this transition mise en scene with a perfectly prepared choreography, carrizo and chartier astound, as the phrase goes, they perplex the audience in this indecisive world where they invite the audience.



challenge
the cast of the works that gabriela carrizo and franck chartier stage with their group “peeping tom” involves approximately six or seven people and not all of these artists are dancers. there are actors/actresses and singers among them.
another characteristic of this group is that there is no age limit for the performers, which include the ones at the age of 80 and the ones who are very young.
the dancers of peeping tom hold a very special place among dance groups in terms of the use of human body. the movements developed by carrizo and chartier, who are dancers as well, through their personal capabilities has no boundaries in terms of the shapes the body takes like complete convulsion, inversion of the body; twisting the arms and bewildering angles of feet especially through the tricks with wrists…

on the other hand, netherlands dance theater which is composed of young dancers thoroughly concentrated on neoclassical dance within the framework of the vision of paul lightfoot who has been the in-house choreographer of the group since 2002 and the general arts director of the group since 2011.
i believe that, for peeping tom, performing the eccentric body choreography which is specific to them with the dancers who mainly dance with neoclassical choreographies and, working with a more crowded and younger cast contrary to what they are accustomed to; and for ndt, offering works of a very different quality to their dancers and -more importantly- to the audience who are used to neoclassical works is a reciprocal defiance, of which, i think they come out smelling of roses.

while watching “the missing door” and “the lost room”, a world which even though i did not easily encounter on stage absorbed me for 70 minutes; i spent time there, i got lost, i got shivers and i was astounded.
when the work was over, i didn’t even want to get out of the seat feeling awestruck. madly applauses and reaction of the audience who sunk in their seats showed that i wasn’t the only one feeling that way…
 “start again” has completed its performances in 2015-2016 season. we’ll see if it will get invitations for international tours in coming seasons; i hope it does.

6 Haziran 2016 Pazartesi

"32 rue vandenbranden" by peeping tom



“peeping tom” is a group located in belgium, in which an argentinian and a french choreographer, gabriela carrizo and franck chartier collectively produce works. carrizo and chartier met while they were working for the famous belgian choreographer and orthopedic therapist alain platel. they gained recognition in europe especially with the triology consisting of le jardin (2001) – le salon (2004) – le sous sol (2007).

in addition to rewards they received with the trilogy, they continued to receive rewards successively and furthermore indulge into new collaborations. their last work “vader” received the best international dance work award of 2014 in barcelona, while their previous work “32 rue vandenbranden” received the best new dance work award in 2015 olivier awards. in may 2015 they produced a work named “the land” with the players of munich residenztheater which is one of the prestigious theater companies of germany. “the missing door” which was staged by carrizo in 2013 under the umbrella of ndt 1 which is one of the most important dance groups not only of holland but also of the world and, the new work of chartier which staged with the same dancers were included in the program of 2015-16 season of ndt1 to be performed successively the same night.

“peeping tom” must have been named after michael powell’s 1960 famous cult film which is about tension, murder and mostly peeping must have inspired carrizo and chartier in creating spooky mediums. of course being -in a sense-“peeped” by the audience is one of the most important tools affecting the mise en scene of the group. if one has to talk about cinema, setting aside powell’s film in “peeping tom”s works, there is in fact a significant influence of david lynch.

although i couldn’t watch the triology which brought them recognition, i am trying to catch their following works. i had the change to watch “a louer” in ludwigshafen germany in november 2013 and “32 rue vandenbranden” in leuven belgium in february last year.

in “32 rue vandenbranden”, carrizo and chartier continue to create disturbed characters who come to life in spooky atmospheres, to deal with hidden oddities in places which look real and to handle prodigiousness sometimes by emphasizing it or analyzing it in depth and to surprise and entertain the audience with situations, emotions and materials which are hard to come together.
confusion starts with the name of the work, it stands like an address in a settlement: “32 rue vandenbranden”: a street name and a house number.
before entering the hall, one thinks that the work can be set in a city, village or a town; but when you enter and see the design in the open stage, you experience your first shock:
an outdoor space covered with snow scattered to the first row of spectator seats; open as far as the eye can see, imperceptible mountain peaks in background, no tree; one caravan in each side; two red oblation candles in the back in the middle… as if you are on the top of a mountain.  a silent, desolate place; so what is this address then?

photo: herman sorgeloos

when the lights are dimmed we first hear the blow of the wind, then church bells, so there must be a town nearby… the lights of the caravans are on, movement starts. a long-haired, old woman is sitting in one of them… a pregnant  not-so-young women coming out of the caravan first sooths the baby with the head of an adult who is crying under -yes under- the caravan then pushes it back to the snow, under the caravan… a young couple is getting off the caravan; it seems that the woman wants to leave the man but she cannot; they entangle to each other, hit each other and then cuddle each other. they are the two halves of a part but they cannot fit together…
after a time, two man come behind the caravans from the side. one of them is on the back of the other and they are carrying luggage in their hands. it is clear that they had walked for a long time and freezing from cold… they are slant-eyed; they are surely strangers. well but what brought them here at the top of the mountain in this freezing cold? coincidence? bad luck? or is this the place they actually wanted to reach?

a young married couple; a not-so-young pregnant woman and her mother? (maybe her sister); two asians, two caravans and two oblation candles…



photo: herman sorgeloos


who is dead, who is alive, who is a djinn… who is good, who is evil… are the events expressed in a linear line or in zig zags… are they real, a dream or a nightmare… what kind of relationships are there between the protagonists? who is related to who… are we in this world or in after death… why are the protagonists this much weird and disturbed?
those who disappear and show up behind the doors… those who curl up their bodies like an elastic ghost that came out from cartoons… those who bend their arms, hands, feet and limbs… those who “float” in the air in a superhuman way… those who can be here and there at the same time; who turn into a bird and get aggressive and then suddenly turn into a human…





a selection of music which includes a woman who performs bellini’s casta diva and pink floyd’s “shine on you crazy diamond” alive at the same level of mastery; a far-eastern folk song and far-eastern pop song and which is not found odd…

in the brochure it says that the play was inspired by shohei imamura’s well-known 1983 film “the ballad of naramaya” film. however, thinking that i have seen that film, this play is related to that film only as a starting point. a story which doesn’t reveal itself easily, loosely woven with lots of emptiness…
perhaps there isn’t a clear-cut story; there are fragments that allow the audience to make up their own stories. and of course there is a great atmosphere… a dark atmosphere which doesn’t lack jokes and irony, which however has an intensive spookiness, uneasiness, loneliness and sadness…


peeping tom deserves to be followed…

10 Aralık 2015 Perşembe

peeping tom'un ndt'ye yaptığı iki iş


atmosfer ve esinler
tiyatroya dans veya dans tiyatrosu izlemeye geliyorsunuz, ancak sahnede olan biteni ne dans ne de dans tiyatrosu olarak tanımlamak mümkün. evet, bu iki yapıt dans kısımları içeriyor, dans tiyatrosunun bazı niteliklerini de, ancak yaratıcılarının seyrettiğim diğer işlerinde olduğu gibi, onlar için dans koreografisindense sahnede belli bir atmosferi yaratacak koreografiyi tasarlamak sanki daha önemli. evet, atmosfer. hem de, onlardan önce neredeyse kimsenin sahne üzerinde yaratmayı düşünmediği niteliklere sahip bir atmosfer.

esinleri gizli değil tabii; etki olarak özellikle david lynch sineması ve o filmlerin çağrıştırdığı her şey: gizemli, garip, sürreal ve kabusvari bir atmosfer.
içerik olaraksa ingmar bergman sineması diyebilirim; insan ilişkilerinin, ama ağırlıklı olarak aile içinde (kadın-erkek, ebeveyn-çocuk, anne-oğul, baba-oğul arasında) cereyan eden ilişkilerin/sorunların tarafları acıtırcasına deşilmesi.
sahne estetiği açısından pina bausch, alain platel ilk aklıma gelenler..

aslında, yapıtların sadece isimleri bile kendilerini yeterince ele veriyor:
"the missing door" (eksik kapı) ve "the lost room" (kayıp oda).





başlangıç
sahnenin boşluğunda kurulu bir dekor; bir oda; zemini ve birbirine dik iki duvarı ile tanımlı. duvarların üzerinde bir sürü kapı ve bir pencere. sahnede, dekorun iki yanında kalan boş alanlardaki sandalyelerde oturan bir-iki kişi; ışık spotlarının bazıları da bu alanlara yerleştirilmiş ve sahnede kurulan atmosferin bir parçası haline getirilmiş: sahnenin içindeki sahneyi izleyenler ve ikisini birden izleyen biz seyirciler.

perde kalkıp, alacakaranlık bir ışıkta bu sahneyle ilk karşılaştığımızda, kapılardan bize doğru olanının gözetleme deliğinden yanıp sönen bir ışık belirgin olarak gözüküyor; sanki kapının arkasında biri var ve delikten bize doğru bakıyor, hareket ettikçe de arkadan gelen ışık kesilip tekrar görünür oluyor; hani apartman holündeyken komşunun kapısına bakarsınız da, delikten ışık geliyorsa arkasında kimse yok demektir, ama ışıkta bir kıpırdanma varsa gözetleniyorsunuzdur ya, aynı o durum; o his.

değil mi ki bu iki yapıtı yaratan topluluğun adı "gözetleme/izleme" eyleminin ingilizce argo ifadesi "peeping tom", bu işleri de tam olarak adlarıyla özdeşleşen bir mizansenle başlıyor..




yanılsama - aldatmaca
kapılar kendi kendilerine açılıp kapanıyor; koltuğa oturan adamın altından bir kadın çıkıyor; rüzgarla açılan kapıdan içeriye bir adamla birlikte kağıtlar savruluyor; biraz önce diğer mekana açılan kapı tekrar açıldığında ardında bir gömmedolap çıkıyor; yatağın içinde yitip giden, yataktan çıkagelen insanlar; komodinlerde kaybolan insanlar; içinde tıkılı kalıp, kapaklarının açılmasıyla dışarıya dökülen bir sürü insanı saklayan dolaplar; kendine kendine duvarda hareket eden aplikler; kullanıcısının elinden kaçan toz bezleri; ve daha niceleri..

bazı protagonistler sahne arkasına (ya da belki de şöyle söylemek lazım: dekorun arkasına) giderken ve oradan tekrar sahneye (dekora) girerken sadece dekor kapılarını kullanıyorlar; bazıları ise serbestçe dekorun yanından arkaya geçip öne geliyorlar.
sahne trafiğinde kimlerin ne zaman dekoru kullandıklarının, kimlerin dekoru hiç bir zaman kullanmamalarının bir mantığı olsa gerek. iki kere izlememe rağmen o mantığı çözemedim; çünkü, kadro çok geniş olmasa da, dansçıların eşzamanlı olarak sahne üzerindeki hareketleri çok yoğun ve girift.
sahne üzerinde bir çok ilüzyon da gerçekleşiyor ve bunların olabilmesi için biz seyircilerin dikkatini dağıtacak, başka yere çekecek mizansenler özellikle yapılmış; dolayısıyla sahnede olan biteni takip etmek, anlamak ve anlamlandırmak oldukça zor, ancak öyle bir atmosfer yaratılıyor ki etkilenmemek imkansız.



künye
kimden ve neden mi bahsediyorum? hayranı olduğum belçikalı dans tiyatrosu topluluğu peeping tom'un kurucusu iki koreograf-dansçının, gabriela carrizo ile franck chartier'in hollanda'nın -ve hatta dünyanın- prestijli dans topluluklarından nederlands dans theater - ndt 1 için hazırladıkları birer işlerinden oluşan dans akşamından...

önce gabriela carrizo 2013'te ndt 1 için "the missing door" adlı 20 dakikalık bir iş yapıyor; bu yapıt 2013-14 sezonu boyunca üçlü bir programda sahneleniyor. ndt; 2015-16 sezonu için ise bu sefer franck chartier ile ortak bir iş yapmak üzere anlaşıyor.

chartier'in "the lost room" adlı işiyle carrizo'nunkini, ndt'nin genel sanat yönetmenleri paul lightfoot ve sol leon'un 2014'te prömiyer yapan "stop-motion" adlı işleriyle eşleştirilerek "start again" başlıklı bir program hazırlanmış.
"start again" 1 ekim 2015'te den haag'da prömiyer yaptı ve geçtiğimiz iki ay boyunca boyunca hollanda ve belçika'nın çeşitli tiyatrolarında turneye çıktı. ben "start again"i kasım ortasındaki amsterdam stadschouwburg temsillerinde yakaladım.



geçiş
ndt son yıllarda üç tane kısa-orta ölçekli yapıttan oluşan programlar düzenliyor; genel kabul her bir yapıt arasında ara verilmesi. bazen ve nadiren programı oluşturan yapıtlarından biri çok kısa ve sahne değişimi komplike değilse, bununla bir sonraki arasında ara verilmiyor, salon ışıkları hafifçe yakılarak, seyirciye nefes alması sağlanabiliyor.
carrizo ile chartier'in işleri ise farklı bir uygulamaya tabi tutulup, ara verilmeksizin ama hayatımda izlediğim en yaratıcı geçiş sahnesiyle birbirlerine bağlandılar.

ikisinin işi de bir odada geçiyor; bu odalar boyut olarak birbirine benzer olsa da duvar ve zemin malzemesi ve mobilyalar birbirinden farklı.
carrizo'nun işi bittikten sonra, perde kapanıyor ancak kapanmasıyla tekrar açılması bir oluyor; açıldığında dansçıların sahneyi değiştirmeye başladıklarını görüyoruz. bir yandan da sahnede serseri mayın gibi dolaşan bir spot ışığı dansçıların üzerine denk geldikçe, o dansçı yaptığı işi bırakıp seyirciye selam veriyor ve alkışını alıyor. 7 dansçının ışıkla örtüşen selamları bittikten sonra da sahne değişimi devam ediyor.
özellikle pina bausch'ta sahne değişimlerinin seyircinin önünde yapılması, gizlenmemesi, temsil esnasında sahneye teknisyenlerin çıkması olağandır; bu, bir anlamda bausch'un alamet-i farikalarından biridir. ancak carrizo ile chartier'in mizansenindeki farklılık dekor değişimini sahne görevlilerinin değil, kostümler içindeki dansçıların yapıyor olmaları. 
yerde bir öncekinin zeminini tanımlayan halıyı rulo yapıp, altından bir sonraki zemini çıkaran; bir öncekinin duvarlarını söküp sahne arkasına taşıyıp, sonrakininkini kuran, sahne aksesuarlarını ve mobilyaları sahneye taşıyanlar dansçılar.

başka bir ilginçlik ise; chartier'in işinin dekorunun montesi bittikten hemen sonra yapıt başlamıyor olması. 
bir otel odasına benzeyen yeni dekorda oda hizmetçisi ve sorumlu personel müdürü kılıklı bir hanım sahne tasarımını kontrol ediyorlar; müdire sahneden çıkınca hizmetçi buzdolabından içecek çıkarıp, masadan dergi alıp yatağa oturarak keyif yapmaya başlıyor; müdire ansızın tekrar odaya geldiğinde, hizmetçi apar topar toplanıyor, etrafa tekrar göz atıp, oturduğu yatağın örtüsünü düzeltip sahneden çıkıyor. işte ancak o zaman, sahnenin ışığı kararıyor, ilk işi (yani carrizo'nunkini) başlatan müziği tekrar duyuyoruz, kapılardan birinin gözetleme deliğinden içeriye göz kırparcasına ışık süzülüyor; sahne ışıkları tekrar yandığında o kapının açılıp protagonistlerden birinin içeri girmesiyle yeni yapıtın esas şimdi başladığını anlıyoruz.

carrizo ile chartier dansçıları hem hikayenin protagonistleri hem hikayenin yardımcı kişileri hem de sahne teknisyenleri olarak kullanarak; sahneyi dekorlu kısım ve onun dışında kalan kısım olarak ikiye ayırarak; ve bu koreografisi müthiş hazırlanmış geçiş mizansenini kurgulayarak; davet ettikleri ikircikli dünyada seyirciyi afallatıyorlar, tabir yerindeyse allak bullak ediyorlar.



meydan okuma
2015 gabriela carrizo ile franck chartier'in les ballets c. de la b.den ayrılıp peeping tom'u kurmalarının 15. yılı. 
kendi topluluklarıyla sahneledikleri işlerin kadroları genellikle 6-7 kişi ve bu sanatçıların hepsi dansçı değil; aralarında tiyatrocular, şancılar var. topluluğun bir başka özelliği ise performansçılarında yaş konusunda sınır tanımaması; 80 yaşında oyuncuları da var, çok genç olanları da.
peeping tom'un dansçıları dans toplulukları arasında beden kullanımı bakımından çok özel bir yerde duruyorlar; kendileri de dansçı olan carrizo ile chartier'in kişisel marifetleri yoluyla geliştirdikleri hareketler bedenin aldığı şekiller bağlamında sınır tanımıyor: bedenin bütünüyle kıvrılması, tersyüz olması; uzuvların bükülmesi; özellikle ayakların bilek oyunları yoluyla hayret verici açılar alması gibi..

bütünüyle genç dansçılardan kurulu nederlands dans theater 1 ise 2002'den beridir topluluğun yerleşik koreografı, 2011'den beridir de genel sanat yönetmeni olan paul lightfoot'un vizyonu çerçevesinde iyiden iyiye neoklasik dansa yoğunlaştı.

peeping tom'cular için onlara özgü ve onlarla özdeşleşmiş ayrıksı beden koreografisini ağırlıklı olarak neoklasik koreografilerde dans eden dansçılarla yapmak ve alıştıklarından daha kalabalık ve genç bir kadroyla çalışmak; ndt için ise neoklasik işlere alışmış olan dansçılarına ve -daha da önemlisi- seyircisine bambaşka kalitede işler sunmak tam bir karşılıklı meydan okuma kanımca ve iki tarafta da bu meydan okumadan alınlarının akıyla ve kârla çıkmışlar fikrindeyim.

"the missing door" ve "the lost door"'u seyrederken, başta da dediğim gibi sahne üzerinde kolay kolay tanık olunmayan bir dünya 70 dakika boyunca içime işledi; orada vakit geçirdim; kayboldum; ürperdim ve hayretler içinde kaldım; bittiğinde huşu içinde, koltuğumdan kalkmak bile istemedim.. çılgınca alkış ve salonun ışıkları yandığında koltuklarına gömülmüş seyirci tepkisi, bu duygularımda yalnız olmadığımı gösterdi..

"start again" programı hollanda-belçika şehirlerinde turladığı 2015-16 sezon temsillerini tamamladı. bakalım önümüzdeki sezon uluslararası turne davetleri alacak mı.. umarım..