merly tankard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merly tankard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2024 Cuma

Meryl Tankard’dan 46 yılı ilişkilendiren bir yapıt: “Kontakthof – Echoes of ’78”


Wuppertal- Barmen Operası'nın girişinde “Kontakthof – Echoes of ’78” ve “Kontakthof"un afişleri

biletlerim

“Kontakthof – Echoes of ’78”i beklerken

“Kontakthof – Echoes of ’78” alkışlarken

Gösteri sonrasındaki dansçılarla söyleşiden 

Pina Bausch’un (1940-2009) 1978 yılında ilk defa sahnelediği “Kontakthof”, onun başyapıtlarından biridir. Birebir kelime anlamı “Temas Alanı” olan “Kontakthof”, Avrupa toplumunun geleneksel olarak tanışmak, buluşmak ve dans etmek için, genellikle Pazar günleri bir araya geldiği, başka amaçlar, örneğin müzik-tiyatro-sinema gösterileri için kullanılmak üzere bir sahnesi de bulunan, yüksek tavanlı, geniş ve ferah bir toplanma mekanında, bir dans/balo salonunda geçer. [Kontakthof’u, şehirlerin genelev muhitlerinde hayatkadınlarının müşterilere kendilerini sundukları salon şeklinde yorumlayan yazarlar da var.]

“Kontakthof”un sahne ve kostüm tasarımı, Bausch’un Tanztheater Wuppertal topluluğunun ilk yıllarından itibaren yaratmaya başladığı biçim ve estetiğin, onunla birlikte en belirleyici figürlerinden biri ve Bausch’un o dönem hayat arkadaşı olan Rolf Borzik’e ait. Borzik’in müzik seçiminde ve başka birçok alanda da yapıta dahil olduğu biliniyor. 

“Kontakthof” ileriki yıllarda Bausch’un yapıtlarının ana izleklerini kuracak olan sevgiye ve sevilmeye duyulan özlem, sevilmek için bazen sakince bazen isterikçe icra edilen oyunlar, bir yandan karşı taraftan yakınlık ve şefkat arayışı, diğer yandan bunları tam anlamıyla bulamamaktan kaynaklanan kırılganlık ama aynı zamanda karşı tarafı incitme dürtüsü gibi temaları içeriyor.
20 kişilik kalabalık bir kadroya sahip yapıt, kadın-erkek bütün dansçıların teker teker sahnenin en önüne dikilip, bütün sahne ağzını kaplayan bir sıra yaptıktan sonra; kendilerini önden, arkadan, profilden duruşlarla, kollarını öne uzatarak, dişlerini göstererek, elleriyle saçlarını arkaya itip yüzlerini daha belirgin hale getirerek sundukları bir sekansla başlar. Bu sekans Bausch tiyatrosunun ikonik sahnelerinden biridir. 
Pina Bausch hayattayken, dans eğitimi almamış Wuppertalliler ile, “Kontakthof”un iki versiyonunu yapmıştır: 1999’da “Kontakthof. Mit Damen und Herren ab “65”” (Kontakthof. “65” üstü Hanımlar ve Beyler ile) ve, ölümünden bir yıl önce, 2008'de “Kontakthof. Mit Teenagern ab “14”” (Kontakthof. “14” üstü Gençler ile). 
Bausch’un ölümünün ardından Wim Wenders’in çektiği “Pina” filminin en ilginç bölümlerinden biri, yukarıda anlattığım ikonik sahnenin üç ayrı yaş dilimindeki kişilerle icra edilen versiyonlarından kısa anların, birbirini takip edecek şekilde arka arkaya montajlandığı sekanstır. O dönemki Tanztheater Wuppertal dansçılarının, 65 yaş üstündeki amatör hanımlar ile beylerin ve 14 yaş üstü amatör gençlerin adeta birbirlerinin gençlikleri, yetişkinlikleri ve yaşlılıklarıymış gibi alımlanabilecek bu sekans; Bausch’un ortaya koyduğu, sıradan insanın doğasına dair, yaştan bağımsız ve farklı dozlarda da olsa, değişmeyen ve değişmeyecek olan “kendini diğerlerine sunma/beğendirme” ritüelini çok etkili bir şekilde sunar ve bence Wenders’in, yakın dostu Bausch’u ve onun sanatını ne kadar iyi tanıdığının ve anladığının mükemmel bir göstergesi, bir okumasıdır.

Şimdilerde “Kontakthof”un yeni bir versiyonu sahnede: İlk sahnelenişinden tam 46 yıl sonra, bu sefer, o ilk sahnelenişinde rol almış olan dansçılar ile bir versiyon.
Bausch’un ölümünden sonra oğlu Salomon Bausch’un kurduğu Pina Bausch Foundation (Pina Bausch Vakfı), Londra’nın dans mabedi Sadler’s Wells ve Tanztheater Wuppertal Pina Bausch’un bir yapımı olan “Kontakthof – Echoes of ’78” (Kontakthof – ’78’in Yankıları), dünyanın dört bir köşesinden ortak yapımcılara da sahip: Amare (Lahey-Hollanda), LAC Lugano Arte e Cultura (Lugano-İsviçre), Festspielhaus St. Pölten (Avusturya), Seongnam Arts Center (Güney Kore) ve Shanghai International Arts Festival (Çin).
“Kontakthof – Echoes of ’78” konsepti ve mizanseni, “Kontakthof”un ilk sahnelenişinde oynamış ve 1978-1984 yılları arasında Bausch’un yapıtlarında önemli roller yaratmış ve üstlenmiş olan Avusturalyalı dansçı ve koreograf Meryl Tankard’a ait. Salomon Bausch’un Tankard’a telefonuyla başlayan projede, ilk sahnelenişte görev alan 20 dansçıdan günümüzde hayatta olan 14’ünden, bizzat Tankard’ın da dahil olduğu 9’u tekrar sahneye çıkması kabul etmiş. Yaşları 69 ile 81 arasında değişen bu dansçılar, alfabetik sırayla: Elisabeth Clarke, Josephine Ann Endicott, Lutz Förster, John Giffin, Ed Kortlandt, Beatrice Libonati, Anne Martin ve Arthur Rosenfeld.

Pina Bausch hayattayken "Kontakthof"u 30. yılında, ilk sahnelenişteki dansçılarla tekrar sahneleme fikrini etrafındakilerle paylaşmış ancak 2008'de bu proje gerçekleşmemiş. 
Tankard, Salomon Bausch’un kendisine yaptığı kadronun eksiklerini genç dansçılarla karşılayarak, “Kontakthof. “65” üstü Hanımlar ve Beyler ile”de olduğu gibi, yapıtının tamamını birebir sahneleme önerisinden farklı bir yola sapmayı tercih etmiş: Bausch’un, ara dahil üç saatlik süresiyle de devasa formatlı işlerinden biri olan bu yapıtı, birebir tekrar sahneye taşımak yerine, yapıttan bazı sahneleri/sekansları seçerek, ara dahil iki saatlik bir versiyon ortaya çıkarmış. Bu tercih; dansçıların yaşlarının, bedenlerinin ve yapabilirliklerinin dikkate alınmasının yanı sıra, Tankard’ın yorumunun “Kontakthof”dan bağımsızlaşan özgün anlamlara imkan vermesini de sağlıyor.

Kendi yapıtlarında sıklıkla film projeksiyonunu kullanan ve aynı zamanda film yönetmenliği diplomasına sahip Tankard, “Kontakthof – Echoes of ’78”i bütünüyle, 1978’deki ilk gösterimlerin Rolf Borzik tarafından kayıt edilmiş siyah-beyaz video görüntülerinden seçtikleri ile sahnedeki canlı icra arasındaki temas üzerine kurmuş. Dokuz dansçı, özgün “Kontakthof”un sahne tasarımı içerisinde, 1978’deki rollerinin aynılarını; birinci bölümde sahne ağzını bütünüyle kaplayan transparan perde üzerine, ikinci bölümde ise mevcut dekorun içerisindeki sinema perdesine ve yan duvarlarına yansıtılan arşiv görüntüleri ile eşzamanlı olarak icra ediyorlar. Bir yandan görüntüler akarken, dansçılar o görüntülerle senkron bir şekilde sahnede 46 yıl önce hangi sandalyeye oturdularsa, ona oturuyorlar; sahnenin hangi kısmında hangi hareketi yapmışlarsa onu yapıyorlar. 1978’de herhangi bir durumu veya hareketi beraber icra ettikleri dansçılar şu anda sahnedekilerden biri değilse, o dansçılar sanki varmış gibi pozisyon alıyorlar, örneğin sarılma hareketi ise, birisine sarılıyormuş gibi yapıyorlar. Tankard bu mizansen tasarımıyla sahnede, var olan dokuz dansçının yanı sıra, boşluklarını görünür kılarak olmayanları da var ediyor.
Diğer yandan, sahnede bulunan dansçıların -miş gibi yapmaları, özgün “Kontakthof” ile de konuşuyor; çünkü onda da bazı sahnelerde dansçılar karşılarında veya yanlarında bir partner olmadan bir sevgi/şefkat/ilgi gösterme pozisyonuna (örneğin, karşı tarafın belini kavramak gibi) girip, birinin gelip o pozisyonu doldurmasını beklerler.
Ancak, Tankard’ın bu seçimi yapıtın sonundaki bir sekansta; “Kontakthof”un bir diğer ikonik sekansı olan; pembe geceliği içinde gözleri kapalı ayakta durmakta olan kadına, giderek kalabalıklaşan siyah takım elbiseli erkekler güruhu tarafından gösterilen ve zamanla işkence ve tacize dönüşen şefkat ve ilgi sahnesinde, çok ilginç ve ikircikli bir sonuç vermiş. Tankard bu sekansta sahnedeki üç erkek dansçıyı da kullanmamayı tercih etmiş, dolayısıyla kadın sahnede tek başına, kaynağı görünmeyen müdahalelere maruz kalıyormuş gibi belli belirsiz hareket ediyor. Kadını taciz eden erkekler, doğal olarak, arkaya yansıtılan görüntüde gözüküyorlar ama hiçbiri sahnede fiziki olarak yok. Özgün versiyonda da kadının gözleri kapalı olduğu için bu sekans bu haliyle; kadın ya var olmayan dolayısıyla hayali kaynakların, yani kendi muhayyilesinde yarattığı varlıkların müdahalesine maruz kalıyormuş gibi yorumlanabilir, ya da geçmişte kalan anıların -ki o anılar tam da arkaya yansıtılan görüntüler olabilir- etkisiyle o durumu yaşıyordur. Bu noktada, özgün “Kontakhof” anlatısına göre ciddi bir anlam kayması olma ve bütünüyle farklı bir anlatının kurulma tehlikesi söz konusu.

Tankard’ın, Bausch’un özgün “Kontakthof”una eklediği tek bir sahne var, ama o da aslında özgün yapıtın bir sahnesinden esinlenme taşıyor. Özgün “Kontakthof”ta sahne ağzına dizdikleri sandalyelere oturan dansçılar, yaşadıkları hüsranla biten bir aşk hikayesini anlatırken, aralarından biri teker teker onlara mikrofon tutarak, hikayelerin o andaki kısımlarını duyulur kılar. Yani seyirci 19 farklı anı parçası dinlemiş olur. Tankard, birinci bölümün sonunda dokuz dansçıyı sahnenin ağzına oturtuyor ve onlara, gösteri sonrasındaki soru-cevap seansında dansçılardan birinden öğrendiğimize göre Tankard’ın “Kontakthof – Echoes of ’78”in yaratım aşamasında onlara yazılı olarak sorduğu bazı soruların cevaplarını tekrarlatıyor. Mikrofonu elden ele dolaştırarak; adlarını, yaşlarını, nereli olduklarını, neyi en çok özlediklerini, neyi en çok sevdiklerini söylüyorlar. Bu sekans, tam ara öncesinde, sahnedekiler ile bizler arasında daha samimi bir bağ oluşturuyor; bir anda onları bize daha da yaklaştırıyor. Onlara dair birinci ağızdan öğrendiğimiz bilgilerle araya çıkıyoruz. Ara bitip salona döndüğümüzde, sahneye tekrar mesafeliyiz, ama bu sefer de onları bizden ayıran şeffaf perde kalkmış; özgün yapıtta olduğu gibi sahnenin ön kenarına, dibimize kadar gelebiliyorlar.

Tankard video projeksiyon kullanımı yoluyla “Kontakthof – Echoes of ’78”in iki bölümünde iki ayrı görsel estetik ve anlam yaratıyor; ilk bölümde dansçılar devasa boyutlarda ve ön plandaki siyah-beyaz görüntülerin arkasında renkli ama küçük kalırken, ikinci bölümde arşiv görüntüleri, bu sefer sahnedeki mevcut sinema perdesine ve yan duvarlara yansıtıldığı için, dansçıları sarıyor ve ön plana çıkarıyor. Bana göre; estetik ve anlamsal açıdan ilk bölüm daha güçlü, çünkü üst üste binen görüntüler sayesinde ilk bölümde geçmiş ile şimdi arasındaki temas görsel olarak daha sıkı bir şekilde kuruluyor. Sahne ağzını bütünüyle kaplayan devasa perde üzerinde siyah-beyaz görüntülerde hareket eden figürler, adeta sahneye sinmiş hayaletler gibiler. haliyle görüntülerde günümüzde hayatta veya o anda sahnede olmayan dansçılar var. Hepsi video görüntüleri sayesinde geçmişten bugüne konuşuyor, bakıyor ve dans ediyorlar; bazılarının karşılığı şimdide var, onları bizzat sahnede görüyoruz zaten, ama bazılarının karşılıkları yok. Gösteri sanatları tam böyle bir şey değil mi; Haldun Taner’in Sersem Kocanın Kurnaz Karısı oyununu bitiren Fasulyeciyan’ın o ünlü repliğindeki gibi: “Ama teatro işte o zaman yaşamaya başlar. Çünkü Satenik’in bir şarkısı şu perdelerden birine takılı kalmıştır. Benim bir tiradım şu pervaza sinmiştir. Hıranuş’la Virjinya’nın bir diyalogu eski kostümlerin birinin yırtığına sığınmıştır. İşte bu hatıralar, o sessizlikte saklandıkları yerden çıkar, bir fısıltı halinde yine sahneye dökülürler. Artık kendimiz yoğuz. Seyircilerimiz de kalmadı. Ama repliklerimiz, fısıldaşır dururlar sabaha kadar.” İşte, Tankard’ın “Kontakthof – Echoes of ’78”inde de, 1978 yılının artık sahnede olmayan dansçıları; hareketleri, replikleri ve halleriyle sahne duvarlarının yüzeylerinde, kıvrımlarında, pervazlarında dolaşıyorlar…

“Kontakthof – Echoes of ’78”, 26 Kasım – 1 Aralık 2024 tarihlerinde Wuppertal’de Tanztheater Wuppertal Pina Bausch’un geleneksel mekanlarından biri olan Barmen Operası’nda sahnelendi. Aynı tarihlerde Tanztheater Wuppertal Pina Bausch topluluğu da “Kontakthof”un yeniden sahnelenmiş versiyonuyla programdaydı. Hatta 30 Kasım, Cumartesi ve 1 Aralık, Pazar günlerinde seyircilere matinede (14:00’te) “Kontakthof”u, suarede (19:30’da) “Kontakthof – Echoes of ’78”i, yani “Kontakthof”un iki versiyonunu arka arkaya seyretme imkanı sunuldu.

“Kontakthof”u beklerken

“Kontakthof”u alkışlarken

Tanztheater Wuppertal Pina Bausch topluluğunun sahnelediği “Kontakthof”, 20 kişilik kadrosunda Pina Bausch zamanından beri toplulukta olan Julie Shanahan, Michael Strecker, Andrey Berezin, Daphnis Kokkinos ve Nayoung Kim’in bulunması sayesinde, Bausch yapıtlarının atmosferini hala barındıran bir sahneleme olarak tatmin ediciydi. İki yıl önce topluluğun başına Fransız koreograf Boris Charmatz’ın getirilmesinin ardından, Bausch’un ölümünden sonra topluluğa giren genç ama aradan geçen zamanla Bausch’un tarzını sindirmiş dansçılar ayrıldı ve dansçı kadrosu ciddi bir değişime uğradı. Neyse ki topluluk, bünyesinde az da olsa Bausch döneminden kalan dansçıları barındırması sayesinde hala nitelik çıtasını yüksek tutabiliyor. Bunda genç dansçılardan Emily Castelli, Taylor Drury, Çağdaş Ermiş, Julian Stierli, Christopher Tandy ve Tsai-Wei Tien’in çabalarının da rolü olduğunun altı çizilmeli.

"Kontakthof”u alkışlarken

"Kontakthof – Echoes of ’78” benzersiz sekiz dansçısını alkışlarken

2024-25 sezonunda; “Kontakthof” Haziran’da Aarhus ve Kopenhag’a turne yapacak, “Kontakthof – Echoes of ’78”in bundan sonraki ilk gösterimlerinin tarihleri ise belli değil, ama 2025’te Londra Sadler’s Wells’ten başlayarak iki yıl süreyle dünya turnesine çıkacağı planlanmış; yaşlarından dolayı dansçıların sağlıkları el verdiğince. Nitekim “Kontakthof – Echoes of ’78”in benim seyrettiğim 30 Kasım 2024 tarihli dördüncü gösteriminin ilk yarısında Meryl Tankard kalçasını incitti (ilk yarının sonundaki mikrofon sekansında bunu samimi bir şekilde belirtiği için seyirciler olarak haberimiz oldu) ve ikinci yarıda rol almayı planladığı bütün sekanslara ve de selama çıkamadı. Dolayısıyla “Kontakthof – Echoes of ’78” çok narin bir gösteri; tasarlandığı ilk haliyle ve planlanan şekilde iki yıl turne yapabilecek mi, şüpheli. O yüzden, eğer merak ediyorsanız ve imkanınız varsa, ilk fırsatta seyretmeye gayret edin...

Söyleşi bitiminde dansçıları alkışlarken

[Bu yazıdaki bütün fotoğraflar Mehmet Kerem Özel tarafından 30 Kasım 2024 tarihinde Wuppertal-Barmen Operası'nda çekilmiştir.]

[Bu yazının “Kontakthof – Echoes of ’78” gösterisinden fotoğraflarla olan versiyonu 4 Aralık 2024 tarihinde Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]

14 Kasım 2024 Perşembe

14 KASIM


1976 sidney lumet'in yönettiği ve faye dunaway, peter finch ile william holden'ın oynadıkları network gösterime girdi

1991 michael jackson'ın çığır açan morphing efektli black or white klibi 27 ülkede aynı anda mtv, fox tv ve bbc'nin top of the pops programında gösterildi

2008 ikinci kere pina bausch'un düzenlediği festivale gittim; düsseldorf'daki farklı tiyatro salonlarında bu akşam üç gösteri seyrettim: önce opera binasında bausch'un café müller & das frühlingsopfer programını, ardından schauspielhaus'ta alain platel'in les ballets c. de la b. yapımı pitie! ve akşamın son gösterisi olarak tanzhaus nrw'de sidi larbi cherkaoui'nin apocrifu

2013 merly tankard'ın stravinski'nin le sacre du printemps uyarlaması the oracle'ı tanzhaus nrw'de seyrettim; paul white dans ediyordu

2015 bu ve ertesi akşam stadsschouwburg amsterdam'da ndt 1'in gabriela carrizo'nun the missing door ve franck chartier'in the lost room adlı gösterilerini seyrettim



3 Haziran 2014 Salı

Koreografların Müzik ile İmtahanı


[Bu makale TEB Oyun Dergisi'nin 19. sayısında (Kış 2014) yayınlanmıştır.]


 Keersmaeker’den “Vortex temperum”

Müzik ile sahne sanatlarının ilişkisi bağlamında günümüzün en önemli sanatçılarından biri olan ve geçtiğimiz yıllarda İstanbul Tiyatro Festivali’nde de bir kaç işini izleme imkanı bulduğumuz Heiner Goebbels’in üç yıllığına genel sanat yönetmenliğini üstlendiği Ruhrtriennale’nin 2013 edisyonunda Anne Teresa de Keersmaeker’in iki yapıtı sahnelendi; ilki Keersmaeker ile Boris Charmatz’ın ortaklaşa sahneleyip bizzat dans ettileri, Bach’ın müziği üzerine “Partita no: 2” idi. Ağustos sonundan ekim başına 1.5 ay süren festivalin kapanış gösterisi ise Keersmaeker’in dünya prömiyeri gerçekleştirilen yapıtı “Vortex temporum” idi. Konsept olarak, sadece endüstri mirasından kalan yapıları gösteri mekanı olarak kullanan festivalde Keersmaeker’in yapıtı Bochum’da devasa endüstri yapısından kültür ve sanat mekanına dönüştürülmüş olan Jahrhunderthalle’de gerçekleşti.
“Vortex temporum” Keersmaeker’in topluluğu Rosas ile çağdaş müzik icrası konusunda uzmanlaşmış İctus topluluğunun ortak projesiydi.
Yapıtlarında Webern’den Bartok’a, Reich’dan de Mey’e çağdaş bestecilerin müziklerini kullanan Keersmaeker bu sefer de 1946 doğumlu, 1998’de aniden vefat etmiş çağdaş Fransız besteci Gérard Grisey’in aynı adlı bestesini kullandı. “Spektral müzik”in en önemli temsilcisi olarak görülen Grisey’in bestesi bu müzik türünün kilometretaşı olarak kabul ediliyor.

Önce altı müzisyenden oluşan İctus topluluğu (piyano, keman, viyola, cello, flüt ve klarinet) sahnenin en önüne gelip, normal konser düzeninde, yani oturarak bestenin ilk bölümünü icra ettiler. Müzisyenler sandalyelerini kaldırarak sahneden çıkarlarken, bu sefer altı dansçı onların bulundukları noktalara gelip müziksiz olarak, müzisyenlerin çalgılarını çalarkenki beden hareketleri, çalgılarıyla bedenleri arasındaki ilişkiler, ve partisyonlarının gerektirdiği içsel devinimlerden esinlenerek tasarlanmış koreografiyi sergilediler. Ardından müzisyenler tekrar sahneye gelip bu sefer ayakta ve piyano dahil olmak üzere hareket halinde müzik icrasına devam ederken, bir kişinin eklendiği dansçılar da (piyano iki elle çalındığından dolayı bu andan itibaren piyanoyu iki dansçı temsil etmeye başladı) zeminde tebeşirle ince bir çizgi halinde çizilmiş olan farklı genişlikteki daireleri ve yayları izleyerek devinmeye başladılar. Altı müzisyen ve yedi dansçı her biri durmadan değişen yörüngelerde birbirlerine yaklaşarak, uzaklaşarak, toplanarak, ayrışarak, sanki gezegenelerden oluşan bir galaksi sistemi gibi hareket ettiler. Piyano da bu büyük devinimde yer aldı; yapıtın son bölümünde şeflik yapacak olan kişi piyanoyu yavaş yavaş yörüngeler halinde çevirirken, piyanist de ayakta ve hareket halinde partisyonu çalıyordu. Başat olarak piyanonun belirleyici olduğu hareket düzeni sonunda, piyano sahnenin en önünden en arkasına daireler çizerek bir yolculuk yaptı ve orada tekrar sabitlendi. Bu sırada sahnenin tavanında soyut bir spiral şeklinde tasarlanmış ışık bantları spiralin kalın tarafından kıvrık ince ucuna doğru yanarken, sahne farklı ışık kaliteleriyle aydınlanır oldu; yukarıda sadece spiralin en ucunu temsil eden küçük ışık bantı yandığında sahnenin büyük bir kısmı karanlıktaydı, ama dansçılar ve müzisyenler hareket etmeye devam ediyorlardı. Sahne bütünüyle karardığında, arkada piyanonun etrafına yerleşen ama hala ayakta olan müzisyenler şefin direktifleri eşliğinde yaklaşık bir dakikalık bir bekleyişten sonra bütün ışıklar yanmasıyla üçüncü bölümü çalmaya başladılar. Bu sefer sadece dansçılar hareket ederek, gittikçe şiddetinin ve hızının arttığı bir girdabın bileşenlerine dönüştüler. Bu sayede, “Vortex temporum”un kelime anlamı “zaman girdabı” sahnede soyut da olsa gerçeleşmiş oldu.

İlk dinleyişte (ve muhtemelen sonraki dinleyişlerde kolay kolay) kulağa “sıcak” gelmeyen, ama canlı yaşantılandığında hipnotik etkisine kapılmanın kaçınılmaz olduğu bir besteyi, sadece bestenin içerdiği biçimsel özelliklerden (örneğin partisyondan, çalgıların birbirleriyle ve yapıtın geneliyle olan ilişkilerinden, çalgıların onları çalan bedenlerle olan ilişkilerinden, vb.) yola çıkarak, sahnelemeye hiç bir anlamsal veya öyküsel bir katman eklemeden dans diline aktarmak ve bunu seyircilere, dikkatlerini bir an bile kaçıramadıkları şekilde onları hipnotik bir etki altına alarak “seyrettirebilmek” herhalde ancak Keersmaeker gibi usta bir koreografın başarabileceği bir iş.
Mekan kullanımının ve özellikle de mevcut mekanın, yani Jahrhunderthalle’nin çok az müdahele edilmiş, olabildiğince özgün bırakılmış, gerek enine, gerek derinliğine gerekse de yükseliğine nefeskesici boyutlardaki mekanının “Vortex temporum”un seyirci üzerinde bıraktığı etkide büyük rolü var.

Keersmaeker’in bu son yapıtı 2013-14 sezonu içinde Brüksel La Monnaie Operası’na, Atina Onasis Kültür Merkezi’ne, Antwerp, Lille, Paris ve Londra’ya konuk olacak.
.


Tankard’dan “The Oracle”

Tanztheater Wuppertal Pina Bausch’un 40. yılı olması sebebiyle 2013-14 sezonu boyunca sürecek olan PINA40 etkinliklerinin önemli ayaklarından biri 13-17 Kasım 2013 tarihlerinde Düsseldorf’da Tanzhaus NRW’de gerçekleşti. Eski Pina Bausch dansçıları yeni koreografileriyle seyirci karşısına çıktılar. Bunlar arasında öne çıkan gösteri Meryl Tankard’ın “The Oracle” adlı yapıtıydı.

Tankard, Bausch’un efsanevi dansçılarından biri; Tanztheater Wuppertal’in ilk döneminde, 1978-1984 yılları arasında “Café Müller”den “Kontakthof”a, “Bandeneon”dan “1980”e bir çok Bausch klasiğine katkıda bulunmuş, dans etmiş ve 1988 yılına kadar da konuk dansçı olarak topluluğa destek vermiş.
Tankard Wuppertal’den ayrıldıktan sonra, memleketi Avustralya’ya dönmüş, ilk önce kendi topluluğunu daha sonra “Avustralya Dans Tiyatrosu”nu kurmuş ve zamanla kendi dans stilini yaratmış bir sanatçı. 1999’dan itibaren dünyanın önemli bale ve dans topluluklarında yapıtları sahnelenen Tankard, 2009’da Pina Bausch’un ani vefatından sonra, yerine geçebilecek isimlerden en çok telaffuz edileniydi.

Solo bir yapıt olan “The Oracle”ın konsept ve mizanseni Tankard’a ait; koreografik malzeme ise yapıtta dans eden Paul White ile Tankard’ın ortak çalışması sonucu ortaya çıkmış. 2009 tarihli yapıt o sene Avustralya’da “En iyi koreograf” ve “En iyi erkek dansçı” ödüllerini almış. Kendisi de Avustralyalı olan Paul White 2012’den beri Tanztheater Wuppertal Pina Bausch dansçısı.

Uzun atölye çalışması süreci sonucunda koreografik malzemenin ortaya çıktığı, Tankard’ın kullanılacak müziğe son aşamada karar verdiği “The Oracle”, bu oluşum süreci dolayısıyla bir “Bahar Ayini” uyarlaması olmasından ziyade “Bahar Ayini” müziğini kullanan bir iş.
Yapıtın bariz bir librettosu yok; ancak kanımca sanatçının yeni bir üretim ortaya koyabilmesi için kendini masaya yatırıp kurban etmesini anlatıyordu.
“Bahar Ayini” çalmaya başlamadan önceki yaklaşık 10 dakikalık prologda kuş cıvıltıları, bomba sesleri, kilise çanları, ortaçağ müziği ve görsel tasarımı fotoğrafçı Régis Lansac’a ait kaleydospik görüntülerdeki dansçı bedeniyle yaratılan bir çok diğer şeklin yanısıra haç formu; yapıtın isminin de “Kehanet” olduğu düşünüldüğünde dini çağrışımlara kapı açmakta. Ancak, bu atmosferin dini anlamlardan ziyade geçmiş zamanlara ait bir duyguyu resmettiğini düşünmek de mümkün, çünkü video projeksiyonun yansıtıldığı arka yüzey üstüste bir kaç boya katmanın gözüktüğü, pentimentovari efekt yaratan bir etkiye sahipti.
“Bahar Ayini”nin çalmaya başlamasıyla beliren dansçının, eteğimsi kumaş parçasını birinci bölümde başını ve yüzünü kapatacak şekilde öne doğru sarkıtarak sadece bedeninin ve ayaklarının gözükmesi, ikinci bölümde beline takarak bu sefer başının ve torsosunun görünür olup ayaklarının kaybolması; kanımca ruh-fizikalite, akıl-duygu, baş-ayak ikilemlerini, buradan hareketle de, sanatçının yaratım sürecindeki sancılarını ifade ediyordu. Pina Bausch’un en ünlü ve herkesin alıntı yaptığı “Koreografi yapmaya ayaklardan değil baştan (zihinden) başlarım” sözlerini düşününce Tankard’ın yapıtının anlamı katmerlendi.
Bazı hareketler ise, Tankard ve White gösteri sonrasında yapılan söyleşide hiç bir şekilde etkilenmediklerini belirtseler de, Nijinski’nin ünlü “Bir Faun’un Öğleden Sonrası” koreografisindeki bir kaç temel harekete gönderme yapıyordu.

“Bahar Ayini”nin “Seçilenin/Bakirenin dansı” isimli, yaklaşık beş dakika süren ünlü son bölümünde, erkek dansçı sahnede bütünüyle çıplak dans ederek yaratım sancılarını doğum metaforuna bağladığı gibi, müziğin dinamizmini ve giderek temposu yükselen aksak ritimlerini de mükemmel bir şekilde koreografik dile aktardı. Paul White “tükenecek” kadar nefes nefese kaldı ama kendini yeniden doğurmuş da oldu.

 .


Schläpfer’den “Nacht Umstellt”

Martin Schläpfer dört sezondur Ballet am Rhein Düsseldorf Duisburg’un genel sanat yönetmenliğini yapıyor. Ballett am Rhein bir yandan Schläpfer’in gittikçe daha da ilginçleşen kendi işlerinin dünya prömiyerlerini gerçekleştirirken, diğer yandan da Hans von Manen’den Kylian’a, Nils Christie’den Cunningham’a, Balanchine’den Jerome Robbins’e geniş bir yelpazede dünya modern dans/bale tarihine mal olmuş koreografileri ve yeni/genç koreografların dünya prömiyeri işlerini sergiliyor. Schläpfer’in hazırladığı programlara ve topluluğun performansına bakınca, Ballett am Rhein’ın Almanya’nın opera kurumu bünyesindeki en iyi bale topluluğu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Nitekim, 2013 eylülünde hem Schläpfer hem de topluluk önemli ödüller aldılar: Tanz dergisinin uluslararası eleştirmenler tarafından belirlenen “2013 – Yılın dans topluluğu” ödülü ve Schläpfer’e İsviçre Dans Ödülü.

Schläpfer’in en yeni çalışmalarından biri “Nacht umstellt” (Gecenin kuşattığı). Yapıt müzik olarak Schubert’in 16 Alman Dansı, Bitmemiş Senfonisi ve “Die Nacht” (Gece) adlı şarkısı ile çağdaş İtalyan besteci Salvatore Sciarrino’nun “Il suono e il tocere” ve “Shadows of Sound” (Sesin gölgeleri) adlı besteleri içeriyor. Müziklerin yerleştiriliş kurgusu şu şekilde: Merkezde Bitmemiş Senfoni var, onun önünde ve arkasında Sciarrino’nun yapıtları, çeperde (yani yapıtın başlangıcında ve sonunda) ise yine Schubert’in diğer yapıtları.
“Bitmemiş Senfoni” ve Sciarrino’nun yapıtları Düsseldorf Opera Orkestrası tarafından canlı çalınıyor; Wen-pen Chien’in şefliğindeki orkestranın icrası çok çok iyi. Yapıtı başlatan 16 Alman Dansı ile sonlandıran “Die Nacht” şarkısı ise banttan veriliyor; danslarda Alfred Brendel’in kaydı kullanılmış.

Prolog niteliğindeki 16 Alman Dansı’nda; dansçılar için zorluk derecesi iyice arttırılmış (örneğin: priouette’ler yukarda passé’de döndürülmek yerine, aşağıda, plié yardımı olmadan çarpraz beşinci pozisyondan “sur le cou de pied” olarak) ve yaratıcı fikirlerle bezenmiş neoklasik bir koreografi izliyoruz. Sahnenin en gerisinde devasa, simsiyah iki kapı kanadı var, altından ve yanlarından ışık sızıyor; beyaz bir ışık; sanki gündüz gibi.
Schubert’in piyanoyla çalınan neşeli, günlük güneşlik Alman danslarından sonra ilk şoku Sciarrino’nun müziği ile yaşıyoruz; sanki cehennemden çıkıp gelmiş, iç kıyıcı, rahatsız edici, sessizlikleri de gerilimin bir parçası olarak kullanan dinamik bir ses dünyası. Tekinsiz bir atmosfere girdiğimiz kesin; koreografi ve ışık da müziğin izinden gidiyor. Koreografide neoklasik hareketlerden eser kalmıyor; bedenler burkulup, kıvrılmaya, adeta bir kuklanın parçaları gibi bağımsız hareket etmeye başlıyor. Kapı kanatlarının aralarında sızan ışığın rengi maviye dönüyor; gece ve uyku bütün tekinsizliğiyle üzerimize iniyor.
Bir sahnede; erkek dansçıların ayaklarında kadın dansçıların giydiği bale pabuçları, zemine sertçe vurarak geçip gidiyorlar. Dansçıların kolları, gövdeleri, bacakları kırılıyor, bir kabusun içindeymişlercesine sanki bedenler ters dönüyor. Triolar, duolar müthiş bir hızla birbirini takip ediyor; sahnede mekan kullanımı asimetrikleşiyor; önceden tahmin edilmeyen sürpriz giriş-çıkışlar oluyor.
Bu kaosun ardından gelen Schubert’in Bitmemiş Senfoni’si koreografideki sert ve yırtıcı durumu değiştirmiyor; ancak sahneye müthiş bir melankoli ve yalnızlık hakim oluyor. İki bölümlü senfoninin ilk bölümünde tek bir kadın dansçının solosunu izliyoruz. Schläpfer’in gözde ilham perilerinden balerin Yuko Kato’nun bedeni minyon ve kırılgan, ama enerjisi kararlı ve mücadeleci. Senfoninin ikinci bölümünde ise 30 kişilik topluluğu bütün gücüyle ve etkisiyle yeniden sahnede hissediyoruz. Bir kabusun içinde miyiz yoksa cehennemde mi belirsiz, ama ikisi de az çok aynı kapıya çıkıyor zaten; yalnız ve savunmasız olduğumuz kesin. 
Tekrar bir Sciarrino sekansı gerilimi iyice arttırıyor ve ardından gelen, bir nevi arınma gibi, Schubert’in dört erkek sesi için “Die Nacht” şarkısı yapıtı sonlandırıyor. “Die Nacht”ta bütün sahne kararıyor, sadece kapı kanatlarının altından masmavi bir ışık boyuyor sahneyi. Prolog’da gördüğümüz iki erkek bir kadından oluşan üçlü tekrar sahnedeler; kabusları onlar görmüşler, yaşamışlar; üçlünün arasındaki çetrefil ilişkiler kabusun kendisi olmuş sanki. Şimdiyse, “Die Nacht”ın dingin etkisiyle durulmuşlar, kabuslar geride kalmış, bulutlar açılmış, berrak ve sakin bir gökyüzünün altındalar sanki; fırtınalar atlatılmış ve sonunda huzur bulunmuş gibi..

90 dakikalık “Nacht umstellt”de hiç bir fazlalık, hiç bir tekrar yok; Schläpfer hiç bir koreografik kelimesini veya cümlesini yapıt içinde tekrar etmiyor; oldukça dolu ve yoğun bir iş!
Schläpfer’in becerisi ve başarısı, sadece tasarladığı koreografiyle değil, müzik seçimiyle de kendisini gösteriyor; koreografi ile müzik bütünleşmiş, etle tırnak olmuşlar sanki.
Sciarrino kendi bestelerini “Sessizlikte, boşlukta, yoklukta kendimizle karşılaşırız; ve hatta, kaybolup gitmiş rüyalarımız gibi geceleri ortaya çıkan korkularımızla” diye açıklarken; Schubert’in “Die Nacht”ının evangelist teolog Friedrich Adolf Krummacher imzalı dizeleri “Ne güzelsin/mutlu sessizlik, göksel istirahat!/görüyor musun, parlak yıldızlar nasıl/göğün yaylalarında dolaşıyorlar/ve aşağıya, bize bakıyorlar/uzak diyarların masmaviliğinden sessizce” diye fısıldamakta bizlere. Martin Schläpfer’in koreografisi de; gecenin hüküm sürdüğü kabusların dünyasından geçirerek huzura ulaştırırken bizleri, araç olarak bedenin peyzajını kullanıyor..

2 Haziran 2014 Pazartesi

TEB Oyun, kış 2014 / 20. sayı



Turgut Özakman'ın Oyun Yazarlığı Sevda Şener 
Tiyatro Toplumbilimi Üzerine II Özdemir Nutku
Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatro Festivali'nden İki Çarpıcı Oyun Zehra İpşiroğlu
Tiyatro ve Sinemayı Ustalıkla Birleştiren Bir Oyun: İz Beki Haleva 
Arzularına Kavuşamamış Kanadı Kırık Bir Martı'mıyız? Banu Çakmak
Cyrano'nun Ruhu Zeynep Baykal 
Koreografların Müzikle İmtihanı Kerem Özel 
Karaca Tiyatrosu Anılarım ve Gerçekler Hasan Kuruyazıcı 
Üstün Akmen ve Koltuk Tozu Hasan Anamur
Tiyatro ve Erotizm Selen Korad Birkiye 

DOSYA: Türkiye Sanat Kurumu Yasası Ne Getirecek, Neler Götürecek II 
Sanatçılar Girişimi Bildirisi
Demokrasinin Öznesi Özgür Bireydir Atillâ Say
TÜSAK Yasa Tasarısı Taslağı ve Sanatsal Yıkım Yılmaz Onay
TÜSAK'a Karşı TSK Özelleştirmeye Karşı Özerkleşme Canol Kocagöz
Deli Gömleğine Hayır... Orhan Aydın
Özgün, Özerk ve Özel Bir Sanat Alanı İstiyoruz Mehmet Ege
Mücadelemiz Seyircimiz İçin Atsız Karaduman
Sanatsız Toplumlar Gelişmemişliğin Göstergesidir Üstün Akmen
Özel Tiyatrolara Devlet Yardımı Üstüne Kuramsal Düşünceler Günay Akarsu 

18 Kasım 2013 Pazartesi

NRW042 meryl tankard'dan çarpıcı bir solo bahar ayini



geçen hafta çarşambadan pazara “pina40” etkinliklerinin düsseldorf ayağı yoğun bir programla gerçekleşti. cuma-cumartesi günlerinde düsseldorf operası’nda tanztheater wuppertal pina bausch, bausch’un hindistan’dan esinlenerek gerçekleştirdiği “bamboo blues” ve “sweet mambo” adlı yapıtları matine-suare olmak üzere arka arkaya sunarken, çarşambadan pazara düsseldorf’un sadece dansa (salon danslarından çağdaş dansa, flamenkodan tangoya dansın her türüne) vakfedilmiş kurumu tanzhaus nrw’de, vakti zamanında toplulukta yer alan eski pina bausch dansçılarının koreografileri seyirci karşısına çıktı
bu beş gün “pina40”ın, bausch’un hayattayken düzenlediği dört devasa festivalin havasına en çok yaklaşılan zamandı. örneğin; cumartesi günü düsseldorf operası’nda öğlen 14:00’de “bamboo blues” ile başlayıp, raphaelle delaunay ile morena nascimento’nun koreografilerini seyretmiş olarak gece 24:00 sularında tanzhaus nrw’den çıkmanız mümkündü; bir saat önce opera’daki gösteride sahnede olan dansçıları tanzhaus nrw’deki gösterilerde seyirci olarak görmek, seans aralarında gerçekleşen söyleşi ve film gösterilerine katılmak, susanne linke ile marion cito arasında oturarak bir gösteri izlemek ve onlarla sohbet etmek mümkündü.
düsseldorf programını çarşamba akşamı meryl tankard’ın “the oracle” ve fabien prioville’in “the smartphone project” gösterileri açtı. 



meryl tankard, pina bausch’un wuppertal’deki ilk döneminden, efsanevi dansçılardan biri; 1978-1984 yılları arasında “café müller”den “kontakthof”a, “bandeneon”dan “1980”e bir çok bausch klasiğine katkıda bulunmuş, 1988 yılına kadar da konuk dansçı olarak topluluğa destek vermiş.
tankard daha sonra, memleketi avustralya’ya dönmüş, ilk önce kendi topluluğunu kurmuş, daha sonra “avustralya dans tiyatrosu”nu, 1999’dan itibaren de dünyanın çeşitli bale ve dans topluluklarında yapıtları sahnelenmekte.
[pina bausch vefat ettiği zaman, yerine geçebilecek isimlerden en çok telaffuz edileni meryl tankard idi. kamuoyuna 2015’de yeni bir yapıt sahneleyeceklerini açıklayan tanztheater wuppertal pina bauch’un sanat yönetmeni lutz förster, koreografın kim olacağına dair ipucu vermediği için, tankard hala olası adaylar arasında sayılır.]




tankard düsseldorf’a, “bahar ayini” uyarlaması olan “the oracle” adlı solo yapıtı ile geldi. 2009 tarihli ve o sene avustralya’da “en iyi koreograf”, “en iyi erkek dansçı” ödüllerini almış olan yapıtta, koreografik çalışmaya da ortak olan paul white dans ediyordu.
[kendisi de avustralyalı olan white’ın 2012’den beri tanztheater wuppertal pina bausch dansçısı olduğunu ekliyim.]



“the oracle”ın bariz bir librettosu yoktu; ancak kanımca sanatçının yeni bir üretim ortaya koyabilmesi için kendini masaya yatırıp kurban etmesini anlatıyordu.
“bahar ayini” çalmaya başlamadan önceki prologda kuş cıvıltıları, bomba sesleri, kilise çanları ve ortaçağ müziği ve görsel tasarımı fotoğrafçı régis lansac’a ait kaleydospik görüntülerdeki dansçı bedeniyle yaratılan bir çok diğer şeklin yanısıra haç formu; yapıtın isminin de “kehanet” olduğu düşünüldüğünde dini çağrışımlar yapmakta. ancak, bu atmosferin dini anlamlardan daha çok, geçmiş zamanlara ait bir duyguyu resmettiğini düşünmek de mümkün. çünkü video projeksiyonu üstüste bir kaç boya katmanın gözüktüğü, pentimentovari efekt yaratan geniş bir yüzeye yansıtılıyordu.




“bahar ayini”nin çalmaya başlamasıyla beliren erkek dansçının bazı hareketleri ise, nijinski’nin “bir faun’un öğleden sonrası” koreografisindeki bir kaç temel harekete gönderme yapıyordu.
dansçının, eteğimsi kumaş parçasını birinci bölümde başını ve yüzünü kapatacak şekilde öne doğru sarkıtarak sadece bedeninin ve ayaklarının gözükmesi, ikinci bölümde beline takarak bu sefer başının ve torsosunun görünür olup ayaklarının kaybolması; kanımca ruh-fizikalite, akıl-duygu, baş-ayak ikilemlerini, buradan hareketle de, sanatçının yaratım sürecindeki sancılarını ifade ediyordu. [değil mi ki, bausch’un en ünlü ve herkesin alıntı yaptığı sözlerinden biri “koreografi yapmaya ayaklardan değil baştan başlarım”dır…]




“bahar ayini”nin “kurban edilenin dansı” isimli, yaklaşık beş dakika süren ünlü son bölüm, erkek dansçının sahnede bütünüyle çıplak dans ederek yaratım sancılarını doğum metaforuna bağladığı gibi, müziğin dinamizmini ve giderek temposu yükselen aksak ritimlerini mükemmel bir şekilde koreografik dile aktardı; erkek dansçı “tükenecek” kadar nefes nefese kaldı ama kendini yeniden doğurmuş da oldu.