FUTURE TONGUEXXX 'i beklerken (Kampnagel Hamburg, 23.08.2026 © Mehmet Kerem Özel)
Seyircilerin dört bir yöne eşit olarak yerleştirildikleri meydan tipindeki sahne düzeninin ortasında, yerden yaklaşık 30-40 cm yükseklikte kare bir platform bulunuyordu. Platformun üzerine, ondan daha geniş bir halı serilmişti. Berlinli sanat kolektifi Slavs and Tatars’ın “Mother Tongues and Father Throats” (Ana Diller ve Baba Boğazlar) adlı çalışması olan halının üzerinde Arap alfabesinin harflerini ve bu harfleri telaffuz etmek için kullanılan ağız kısımlarını gösteren bir diyagram dokulu. Dilin daha dünyevi, insanlar arasındaki iletişimdeki başat rolünün aksine, boğazı mistik bir dil kaynağı olarak ele alan çalışmadaki çizime bu anlamı güçlendirmesi açısından Kirill ve İbranice alfabelerindeki gırtlaksı ses birimleri [gh] ve [kh] da eklenmiş.
İkisi kadın ikisi erkek, ama hepsi birörnek kıyafetli ve makyajlı; etrafına kırmızı bulaşmış dudakları, altlarında dantelli külot, göğüsleri çıplak, beyaz renginde yarı saydam ön tarafı açık kıyafetleri ve ayaklarında kırmızı sandaletleriyle, yani aslında androjen görünümlü diyebileceğimiz dört performansçı yaklaşık 50 dakikalık gösteri boyunca platformun üzerinde ve etrafında önce yavaş ve sakin başlayan, gittikçe ivmelenen ama hiç bir zaman ritüelistik ve meditatif niteliği kaybolmayan bir koreografide hareket ettiler.
Koreografinin çıkış noktası, yukarıda da belirttiğim gibi insanlar arası iletişimdi; sahnedeki dört performansçı arasındaki iletişim ise önce bakma ve dokunma ile başladı. Bir yandan kendilerine sonra birbirlerine çekingen şekilde dokunurlarken, parmaklarını ağızlarına götürüp emerken, bir yandan da biz seyircilerle göz kontağı kuruyorlardı. Erotik çağrışımlar içeren dokunmalar giderek cinsel ilişki pozisyonlarına evrildi. Zaten gösterinin sahnelenme ortamının esinlenildiği Café Flesh adlı porno film nükleer bir kıyametin ardından, büyük çoğunluğu cinsel dürtülerini kaybetmiş insanlardan oluşan bir seyirci kitlesinin, cinselliğe olumlu bakan bir azınlığın sergilediği cinsel tiyatro gösterilerini hayranlıkla izlemesi hakkındaymış.
Gösteri ilerledikçe performansçılar platformun kenarlarında yerde duran sürahilerden ağızlarına aldıkları sularla gargara yapar gibi hareketlerle boğazlarından sesler çıkarmaya başladılar. Ardından hepsinin birden sürahilerden içtikleri suları havaya fışkırtmaları ve giderek bu sularla bütünüyle ıslanmaları yine erotik çağrışımlar içeriyordu. İlerleyen bir sahnede birbirlerini ağızlarından öperken sanki nefeslerini de birbirlerinin içlerinden, gırtlaklarından çeker gibiydiler. Zamanla, özellikle [gh] ve [kh] seslerinden türeyen heceler ve kelimeler ortaya çıkmaya, telafuz edilmeye başlandı. Önce fantastik bir dil gibi tınlayan sesler giderek tanıdık Homo Faber, Homo Technicus, Homo Sapiens, Veni vidi vici gibi Latince, ardından da güncel dillerdeki sözcüklere evrildi. O sırada meydanın iki yanındaki ekranlarda performansçıların ağızlarından çıkan kelimeler farklı yazı fontlarında hızlıca arka arkaya belirdiler.
Bir yandan sesler yükselir diğer yandan nefeslerin ritmi hızlanırken, bütün bu kaos içerisinde bir tek cümle anlaşılır ve farklı dillerde (İngilizce, Almanca, Fransızca, Lehçe, Latince vb...) tekrar edilir oldu: “Makamlar ahlakı değiştirir, nadiren daha iyiye doğru.” Romalı tarihçi Sallust’un güç-ahlak ilişkisine, güç elde eden insanın önceden örtülü olan kusurlarının ortaya çıkmasına hatta yozlaşmasına dair bu ünlü sözü ekranlarda hızla değişen kelimeler arasında anlık olarak tekrar tekrar gözüken Filistin bayrağıyla birlikte bizleri insanlar arası iletişimde dillerin hem geçmişinden hem de geleceğe dair bir ideal olma fikrinden koparıp doğrudan bugüne; şimdiye ve buraya mıhladı.
Nowak ritmi hiç dindirmeden, seyirciyi hep tetikte ve istim üstünde tutarak, giderek hızlandırarak, adeta Ravel’in Bolero‘su gibi, vurucu sona doğru yükselttiği kreşendoyla çok güçlü bir işe imza atmıştı. Tabii bu etkide, kendi dahil bütün performansçıların adanmış konsantrasyonlarının rolü çok büyük.
FUTURE TONGUEXXX 'i alkışlarken (Kampnagel Hamburg, 23.08.2026 © Mehmet Kerem Özel)
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayınlanmıştır.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder