17 Eylül 2026 Perşembe

Eszter Salamon'dan güçlü bir performans: RED

RED'i beklerken (Kampnagel Hamburg, 23.08.2026 © Mehmet Kerem Özel)

2007-2014 yılları arasında İstanbullu çağdaş dans- ve tiyatroseverlerin dünyadan alternatif ve kavramsal işler üreten sanatçılarla tanışmasını sağlayan efsanevi iDANS Festivali’nin konukları arasında, ilk gösterisi What a Body You Have, Honey (Nasıl bir vücudun var, Tatlım) ile olmuş Macar koreograf Eszter Salamon RED (KIRMIZI) adlı son gösterisinin dünya prömiyeri ile festivalin kapanışını Kampnagel’in 1 numaralı salonunda yaptı. 

Geleneksel Macar dansı ve klasik bale eğitimi alan Salamon kariyerinin başından itibaren baskın normların, kadın bedeninin duruşlarının ve kadın bedenine yönelen bakışların sistematik bir şekilde dekonstrüksiyonuna yönelegeldi. Salamon’un kariyeri boyunca ilgi duyduğu ve giderek de üzerinde derinleştiği figürlerden biri ise, 1892-1978 yılları arasında yaşamış, grotesk ve kışkırtıcı performanslarıyla modern performans sanatına öncülük etmiş ve günümüzden geriye bakıldığında punk hareketinin habercisi olarak da görülen radikal ve avantgarde dansçı, kabare yıldızı ve oyuncu Valeska Gert. Salamon ilk defa, 2014 yılında başladığı ve kimlik, özgünlük ve köken fantezilerine karşı bir bellek oluşturmak üzere anıt kavramını sorguladığı MONUMENT (ANIT) dizisi kapsamında 2017 yılında ürettiği MONUMENT 0.3: The Valeska Gert Museum (ANIT 0.3: Valeska Gert Müzesi) ve MONUMENT 0.5: The Valeska Gert Monument (ANIT 0.5: Valeska Gert Anıtı) adlı gösterilerle Gert'in yaşamından ve çalışmalarından izleri dönüştürerek onunla tarihötesi ve kurgusal bir diyalog kurdu. Çektiği ilk kısa filmi, 2022 tarihli Reappearance (Yeniden Ortaya Çıkma) Gert hakkında olan Salamon aynı yıl 16. Lyon Çağdaş Sanat Bienali’nde Study for the Valeska Gert Pavilion (Valeska Gert Pavyonu için Çalışma) adlı performatif bir enstalasyon sergiledi.

1920’lerde bir yandan sessiz film yıldızı, bir yandan da Berlin avangardının radikal, grotesk ve muhalif sanatçılarından biri olan Valeska Gert Nazi rejiminden dolayı Weimar Cumhuriyeti'nden kaçarak New York'a sürgüne gitti ve orada 1939’da Beggar's Bar kabaresini açtı. II. Dünya Savaşı’nın bitiminin ardından 1947'de Almanya'ya dönerek bu sefer Berlin'de 1949’da Hexenküche kabaresini kurdu. Gert gerek New York’ta gerekse de Berlin’de açtığı bu kabarelerde pasifist şiirlere, anti-faşist şarkılara, atom bombasına ve toplu yok oluşa karşı haykırışlara imkan tanıyan sanatsal ütopya alanları yarattı. Gert ilerleyen yıllarda Federico Fellini, Rainer Werner Fassbinder ve Volker Schlöndorff'un gibi ünlü yönetmenlerin filmlerinde de rol aldı.

Salamon sahnede tek başına olduğu RED’de aynı Gert’in tiyatroyu, pandomimi, dansı, sinemayı, şiiri ve şarkıyı karıştırdığı gösterileri gibi bir çok farklı medyumu; performansı, müziği (sahnedeki gitardan çıkardığı sesleri çoğaltarak ve looper pedalıyla tekrarlatarak), hareketi ve sözü/metni bir arada kullandı. Salamon bu araçları kullanırken zemini ve üç bir tarafındaki duvarları beyaza boyalı sahne mekanına üç boyutlu bir kanvas gibi davrandı; burayı 80 dakikalık gösteri sürecinde duvar köşelerindeki açıklıklardan girip çıkarak mekana taşıdığı farklı spatula, fırça, sünger ve tabii ki kırmızı boya ile bir hafıza ve direniş alanına, hatta gösteri MONUMENT serisinde olmasa da, bir “anıt”a çevirdi. Başta bir tabula rasa olan beyaz mekan 80 dakika sonra farklı niteliklerde, dokularda, kalınlıklarda çizili, boyalı, sürülü, püskürtmeli kırmızı bir alana dönüştü. Süreçte Salamon’un duvarlarda ve zeminde gerçekleştirdiği çizimler, çizgiler, lekeler, yazılar üstüste de binerek, mekanı katmanlı bir karaktere büründürdüler. Performans bu açıdan mekanda zamanı ve dolayısıyla kendi içindeki hafızasını da görünür kıldı. Salamon beden olarak da bu süreç içinde oluşan mekanın katmanlarından biri haline geldi, zira başta üzerindeki bembeyaz tulum zamanla kırmızılaştı; önce lekelendi, bir noktada zemine boca ettiği kırmızı boyanın üzerinde sürüklenmesiyle bütünüyle renk değiştirdi. Benzer bir mantıkla Salamon performansın bir sekansında başına yerleştirdiği peruğu da sonradan çıkarıp boya dolu kovaya batırıp yüzeylere sürerek bir tür fırça gibi kullandı. Kısa bir sekans boyunca sahne sadece kırmızı ışıkla yıkanarak bütün seyir-oyun alanını kırmızıya boyandı, böylece biz seyirciler de o kırmızının içine alınmış olduk. RED’e tanık olurken, Aksiyon/Eylem resminin (action painting) ya da Yves Klein’ın Anthropométrie’lerinin akla gelmemesi imkansızdı, ancak Salamon’un resim/resmetme sanatını performansında daha çok materyal ve sanatsal bir jest olarak kullandığı fark ediliyordu.

Salamon, performans sırasında bir kaç kere dillendirdiği üzere, tarihin sistematik olarak susturduğu sanatçılardan biri olan Gert’e ses olan bu çalışmasında bizleri Gert'in baş eğmeyen ruhuna, normalliği, statükoyu ve tabuları altüst etme gücüne geleneksel bir canlandırma veya nostaljik bir saygı duruşu yoluyla değil, tam da Gert’in radikal, grotesk ve avantgarde yaklaşımının izinde, anti-faşist bir punk estetiğiyle tanıklık ettirdi. 80 dakika sonra başlangıçtaki bembeyaz sahne mekanı ve sahnedeki beden nasıl maruz kaldığı müdahalelerden beslenerek yepyeni bir kimliğe, kırmızının katmanlarına bürünen bir manifestoya dönüşmüşse, biz seyirciler de salona girdiğimizdeki halet-i ruhiyede değildik artık, benzersiz ve güçlü bir performansın etkisiyle dönüşmüştük.

Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayınlanmıştır.
 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder