RI TE'i beklerken (25 Ağustos 2026 - Pact Zollverein, Essen) © Mehmet Kerem Özel
Flamenko dansına getirdiği avantgarde yorumla tanınan İsrael Galvan ile çağdaş dans dünyasında son yılların en radikal işlerine imza atan koreograf-performansçılarından Marlene Monteiro Freitas’ın birlikteliği benzersiz bir yapıtın ortaya çıkmasını sağlamış. İkilinin hazırladığı gösterinin başlığı Rİ TE, Freitas'ın anadili Portekizce’de “gülmek” (Rİ) ve “sen/seni/sana” (TE) kelimelerden oluşuyor ve “GÜL!” anlamına geliyor. Ama tabii ki iki hece birlikte okunduğunda, ister istemez İngilizce anlamıyla “ayin” de akla geliyor, ki zaten bu iki dilli anlam oyunu amaçlanmış olmalı.
Capo Verde Adaları doğumlu Freitas (1979) Anne Teresa de Keersmaeker’in ünlü dans okulu P.A.R.T.S.’taki eğitiminden sonra kendine has karnavalvari ve grotesk üslubuyla dans dünyasında kendine sağlam bir yer edinmeye başladı. 2018 yılında Venedik Bienali tarafından dans alanında Gümüş Aslan ödülüne layık görülen Freitas son işi NÔT ile 2025 yazında, dünyada gösteri sanatlarının Kâbe’si sayılan Avignon Festivali’nin prestij mekanı Papalar Sarayı Avlusu’na davet edildi.
Flamenkonun beşiği Sevilya doğumlu ve anne ile babası ünlü flamenko dansçıları olan Galvan (1973) ise flamenkoyu bedeninin içinden ve dişil bir enerjiyle yorumlayarak yenilikçi bir ifade dili yaratan sıradışı bir dansçı/koreograf. Kendi ülkesinde aldığı bir çok ödülle birlikte New York Bessie, Londra Ulusal Dans gibi uluslararası ödüllerin de sahibi olan Galvan dünya çapında bir çok festivalin yanısıra 2017 ve 2025’te iki kere Avignon Festivali’ne konuk oldu.
Rİ TE’te senografi çok yalın: Sahnede sadece yaklaşık 2-2m'lik ahşap bir kutu var. Kutu, geniş yüzeyi seyirciye bakacak şekilde dikine duruyor. Kutunun ön kapağı açılıp önüne yere konmuş, böylece burası bir tür platform olmuş. Kutunun dik duran arka kapağında/yüzeyinde yukarıda bir floresan takılı, önüne de iki eski moda kafe sandalyesi konmuş. Adeta insanlık tarihinin en eski ve en basit sahnesindeyiz; dikdörtgen bir oyun alanı ve alanın arkasını tanımlayan bir yüzey. Ama, Galvan ile Freitas gösteri boyunca kendilerini bu tanımlı oyun alanıyla sınırlamayacaklar; etrafında, üstünde, yakınında, uzağında serbestçe dolaşacaklar. Sona doğru ise, yapıt boyunca seyirciyle etkileşimi kesmeyen ikili, sandalyelerinin üzerinde seyirciye doğru gelip, tabir-i caizse en öndeki seyircilerin burunlarının dibine kadar girecekler. Floresan ara sıra göz kırpacak, titreyecek, sanki hayatın gündelik akışı içindeki kısa ve ani arızaları, kesintileri imlermişsecesine. Zaten Rİ TE biraz da bu arızalar üzerine kurulu.
Biz seyirciler yerlerimize otururken Galvan ile Freitas da sahnedeler, kol kola dolaşıyorlar, oyun alanının önünden ya da arkasından geçiyorlar, sahnenin yan taraflarındaki çıkıntılara oturuyorlar, birbirleriyle konuşuyorlar. O sırada dönüşümlü olarak klasik müzik ile eğlenceli hafif müzik çalıyor. Müzik değiştiğinde, önceki müziklerin hep aynı kısımları çalıyor, yani bir nevi tekrarlama yaşanıyor. İkili her müzik değişiminde tavır değiştiriyor; klasik müzik çalarken ciddileşiyor, yürüyüşleri, duruşları sertleşiyor, dikleşiyorlar, hafif müzikle bütün uvuzları oynuyor, gevşiyor, laçkalaşıyorlar.
İkisi de beyaz tulum giymiş, birbirlerine benziyorlar, ikiz gibiler ama detaylarda küçük farklılıklar var. Tulumunun üzerinde siyah bir kasap önlüğü takılı Galvan gerili olarak sardığı saçlarının orta çizgisine bir sıra çiçek yerleştirmişken, Freitas saç topuzuna aynı beyaz küçük çiçeklerden takmış, beline yeşil bir kemer bağlamış. Galvan’ın pembe uzun plastik botlarına karşılık, Freitas’ın ayaklarında topuklu ve sonradan anlayacağımız üzere altları çivili, flamenko/tap dansı yapmaya uygun koyu mavi bir ayakkabı var. Flamenko dansının ustası ayağında plastik botlar giymişlen, dolayısıyla ayak vuruşlarıyla ses çıkarması zorlaşıcakken, flamenko eğitimi almamış Freitas’ta bu dansa uygun ayakkabıların olması bile bize daha baştan gösterinin ne kadar sıradışı ve eğlenceli olacağına dair ipucunu veriyor.
Freitas ile Galvan iki sevimli soytarı gibiler; bir anda kendinden emin şekilde kendini havaya kaptıran ama sonra bir anda da bulunduğu ortamdan ya da yaptığından utanıp kendine gelen, biraz tedirgin, hafif sakar, hafif alaycı, biraz garip, biraz beceriksiz. Aralarından biri dışarıya dönük, diğeri içe kapanık; Laurel ile Hardy gibiler. Bir yandan eğlenerek oyun oynarken, diğer yandan hafif bir yarış, gerilim de hissedilmiyor değil aralarında; hafiften atışıyorlar, birbirlerine meydan okuyorlar, ama birbirlerini baştan da çıkarıyorlar.
Dışa dönük, dışavurumcu, ifadeleri güçlü, sert ve belirgin olanı Freitas; durağan, sessiz, mütevazi, şefkatli ve içe dönük olanı Galvan. Freitas sadece bedenini değil, her zamanki gibi –ve adeta imzasına dönüşen şekilde- mimiklerini (gözlerini ve ağzını) kullanmada da usta; abartılı, grotesk ifadeleriyle dikkatleri üstüne çekiyor, hatta zaman zaman Galvan’dan rol bile çalıyor.
Galvan ile Freitas’ınki, neşe ve mizah dolu olduğu kadar gerilimli bir diyalog. Bu diyalogda zamanlamalar, verilen esler, duruşlar, -birbirlerine ve seyirciye- bakışlar, bir hareketi yaparken bir anda kesintiye uğratmalar büyük rol oynuyor. Bu diyalog, özellikle Freitas tarafından seyirciyle kurulan flörtöz bir ilişki bir de barındırıyor.
Galvan ile Freitas’ın yetiştikleri coğrafyayı düşünürsek, Rİ TE’deki bu ikili boğa ile güreşçisi olabilir, hatta konvansiyonel kadın-erkek rollerini altüst etmiş olabilirler, çünkü gösteri boyunca defalarca tekrarlanacak bir jest kombinasyonu var: Freitas bir matador gibi “Oley” diyecek; ki “oley” ağzından her zaman o kadar kolay çıkmayacak, ilk söyleyişinde sadece ağzını oynatacak, yeniden denediğinde önce gırtlağından bazı sesler çıkacak ve bunlar zamanla “Oley”e dönüşecekler, sonrasında da binbir çeşit “oley” şekli olacak. Freitas ilerleyen dakikalarda defalarca seyircileri de ayartarak “oley”lerine eşlik ettirecek. Jest kombinasyonunun devamında; Freitas “oley”ini söyleyince ya da seyircilere söyletince, Galvan parmaklarını dudaklarına götürüp etrafa bir öpücük verme jesti yapacak, Freitas da hemen ardından yüzünü yana dönüp tükürecek. Bu adeta ritüelvari jest kombinasyonu gösteri boyunca ikilinin yarattığı farklı durumlarda tekrarlanacak; örneğin Freitas berber gibi Galvan’ı sakal traşı ediyormuş ya da doktor gibi Galvan’ı muayene ediyormuş gibi yaptığında, her seferinde “oley-öpücük-tükürme” kombinasyonu aynı sırayla gerçekleştirilecek. Sanki bu sahneler, ama bir taraftan da yapıtın tamamı, ikilinin yaşadığı coğrafyada maçolukla özdeşleşmiş matador imgesinin gündelik hayatın her anında yaşandığını, mizahi bir dille gözlerimizin önüne seriyor.
Yaklaşık 60 dakikalık gösterinin son çeyreğinde önce Galvan sonra Freitas birer soloyla flamenkonun ritimlerinden, hareketlerinden, tempolarından ve seslerinden esinlenerek, ama bütün kurallarına meydan okuyarak bunlarla “oynuyorlar”, flamenkoyu adeta yapıbozuma uğratıyorlar; yani bildik hareketleri dönüştürüyor, tempoları sekteye uğratıyor, ritimleri tuhaflaştırıyor, flamenkoya eşlik eden tanıdık nidalar yerine garip ama espirili sesler çıkarıyorlar.
Rİ TE ‘a genel olarak baktığımda, yapıtın ana fikrinin sanki geleneksel bir dans türünü ve onun etrafında şekillenen toplumsal hayatın ürettiği jestleri altüst etmek üzerine kurulu olduğu kanısına varıyorum.
Rİ TE’ı Freitas, Paris’te her güz düzenlenen prestijli Festival d’Automne (Güz Festivali)’nin 2022 yılındaki edisyonundaki ana konuklarından biri olması vesilesiyle kendisine sunulan imkanlarla davet ettiği sanatçılardan biri olan Galvan ile sadece dört günde ortaya çıkarmış. Yani Rİ TE arkasında öyle uzun bir araştırma, çalışma, deneme süresi olan bir gösteri değil. Bu nedenle ele aldığı tema, ve onu ortaya koyuş şekli odaklı da olsa, iddialı veya derinlikli değil, ama zaten her projenin büyük laflar etmesi, gösterişli olması, arkasında derin anlamlar veya anlam katmanları barındırması gerekmiyor. Biraz çapakları kalmış, eğlenceli ve yaramaz Rİ TE dağınıklıktan ve doğaçlamadan beslenen, hatta biraz da kendini ciddiye almamanın hazzıyla yaratıldığı belli olan, seyretmesi ve dahil olması çok keyifli bir buluşma.
RI TE'i alkışlarken (25 Ağustos 2026 - Pact Zollverein, Essen) © Mehmet Kerem Özel
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayınlanmıştır.












