17 Şubat 2026 Salı

on soruluk sohbetler 127: Loïse Manuel ve Hugo Marchand


Sizce performansın özü nedir?
Özgürlük

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl? 
Evet. Belki de her birimizin içindeki sanatçıyı uyandırarak ve çocuklara güvenerek.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu? 
İnsan doğası. Bilinçaltı günlerimizi şekillendirir, beden bizi ortaya çıkarır, açıklanamaz olan bizi yüceltir. 

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Bir anda bir şey oluyor, ne yaptığımızı anlamaya başlıyoruz. Başlık, performansa açılan kapı ve onu bulmak o kadar kolay değil.

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim? 
Çok fazla var. Buster Keaton hala favorimiz.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.

9 Şubat 2026 Pazartesi

Transit'ten


“Bakın oğlum,” diye konuştu, “mültecilerin geçtiği bütün ülkeler gelenlerin transit geçmek yerine ülkelerinde kalacağından korkuyor. Bu nedenle transit vizesi sınırdan girdikten sonra ülkeyi belli bir süre içinde tekrar terk edeceklere veriliyor.” Yaşlı adamın bakışları birden değişiverdi. Oğullarını artık yaşamın içine bırakan babaların aşırı gururlu ses tonuyla bana şunları söyledi: “Genç delikanlı! Buraya geldiniz, yanınızda doğru dürüst eşyanız bile yok, tek başınasınız, nereye gideceğinizi de bilmiyorsunuz. Vize de almamışsınız. Vizeniz olmazsa valilik size oturma izni vermeyecektir. Eğer şansınız varsa kendi gücünüzle veya rastlantı sonucu kuracağınız bir dostluk, size karanlıkların içinden, okyanusun ötesinden uzanacak bir dost eli ya da bir komite aracılığı ile vizenizi alacaksınız! Bunu başardığınızda kendinizi bir an için mutlu hissedeceksiniz. Fakat kısa süre sonra fark edeceksiniz ki, mutluluğunuz geçici. Sizin tek bir amacınız var. Bu yeterli değil. Doğrudan stratosferden geçerek amaçladığınız ülkeye giremezsiniz. Denizlerden ve ara ülkelerden geçmelisiniz oraya ulaşmak için. Size bir transit gerekli. Çokça zeka ve çok zaman da… Evet, çok zaman gerekebilir. Benim ise bekleyecek zamanım yok, acele etmeliyim. Ancak size şöyle bakınca, zamanınızın benimkinden de az olduğunu görüyorum. Çünkü gençliğiniz söz konusu. Fakat kendiniziz dağıtmayın, şu anda transit vizesinden başka her şeyi aklınızdan çıkarın. Deyim yerindeyse, hedefinizi bir süre için unutun. Şu anda önemli olan oraya giderken geçeceğiniz ara ülkeler. Yoksa yola çıkmanız suya düşebilir. Müracaat edeceğiniz konsoloslukları, geçeceğiniz hiçbir ülkede kalmayacağınıza inandırmak zorundasınız. Onlar sizden kanıtlar isteyecektir. 
Diyelim ki, her şeye rağmen bütün bunları başardınız… Bence bunun bir mucizeden farkı yoktur. Çünkü az sayıda gemiye binmek isteyen bir sürü insan var. Haydi diyelim ki, işiniz rast gitti, yola çıkmanız artık güven altında. Eğer Yahudi iseniz, sizin Yahudi olduğunuzu sanmıyorum, Yahudi cemaatinden, safkan iseniz Hıristiyanlardan, hiçbir dine inanmıyorsanız, ateist iseniz, kızılsanız, partinizden veya başka bir kuruluştan yardım görürsünüz. Fakat oğlum inanma ki, sen hemen gemilerden birine binebileceksin. Bunları başarana kadar çok zaman geçmiştir, ana hedef çok uzaklarda kalmıştır. Vizenin süresi bitmiştir. Elinde transit vizesi olsa da, giriş vizen olmadı mı onun hiçbir değeri yoktur. Böylece her şey yeniden başlarsın ve bu böyle sürüp gider. 
Diyelim ki, günün birinde her şeyi başardın… Gel oğlum, seninle düşlerimize devam edelim, vizen, transit vizen, çıkış vizen, her şey hazır. Yola çıkmak üzeresin, sevdiğin bütün insanlarla vedalaştın, her şeyini geride bıraktın, kafandaki tek düşünce varacağın hedef, seni oraya götürecek gemiye adım atmak üzeresin… Dün bir gençle tanıştım, senin yaşlarında, her şeyi vardı elinde. Tam gemiye binmek üzereyken, liman başkanlığı evraklarına en son damgayı basmayı reddetti.”

-Anna Seghers
(çeviri: Ahmet Arpad)
Everest Yayınları

seyahat kağıtları: 5 - 8 şubat 2026, bonn-gelsenkirchen-münster


 

8 Şubat 2026 Pazar

on soruluk sohbetler 126: piero issa & ole petter knarvik



Yukarıda: Piero Issa, Aşağıda: Ole Petter Knarvik 


Sizce performansın özü nedir?
Bizim için performansın özü, mevcudiyet ve bağlantıda yatıyor. Performans, performansçıların ve seyircilerin eşit zeminde buluştuğu, paylaşılan bir an. SANS'ta bu mevcudiyet; dinleme, yanıt verme ve o anda olanlara tümüyle dikkat etme yoluyla yaratılıyor. Performans, mükemmellik değil, özgünlük ve insani bağla ilgili.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Evet, sanatın dönüştürücü gücüne derinden inanıyoruz. Sanat, kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkimizi değiştirebilir. SANS'ta dönüşüm, çocukların gözlemden katılıma, çekingenlikten meraka geçişlerinde olduğu gibi, fark edilmeden gerçekleşiyor. Bu küçük etkileşim anları, özgüven, açıklık ve aidiyet duygusu yaratıyor.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu?
Başlıca ilham kaynaklarımız gerçek karşılaşmalar, yaşanmış deneyimler ve insani durumlar. SANS, Kabil'deki çocuklarla yaşanan spontane bir anın sonucunda doğdu; burada kısıtlar yaratıcı özgürlüğe dönüştü. Oyun, ritim ve çocukların doğal hareketlerinden ilham alıyoruz. Rüyalar doğrudan bir kaynak olmasa da, hayal gücü, sezgi ve beklenmedik olana açıklık sürecimizi güçlü bir şekilde yönlendiriyor. 

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz?
Bir başlık genellikle eserin özü netleştiğinde ortaya çıkıyor. SANS için başlık, elektrik, teknoloji ve kelimelerin yokluğunu yansıtıyor ve geriye kalanlara işaret ediyor: mevcudiyet, beden ve insani bağ. Başlık, eserin ne olmaya çalıştığından ziyade, gerçekten ne olduğunu anladığımızda ortaya çıkıyor.

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Belirli bir sanatçıdan ziyade, en çok, özellikle çocuklar olmak üzere, tanıştığımız insanlardan etkileniyoruz. Dürüstlükleri, merakları ve tamamen mevcut olabilme yetileri, sanatsal yaklaşımımızı şekillendirdi. Farklı kültürel ve sosyal bağlamlarda çalışmak da performans ve katılım hakkında nasıl düşündüğümüzü önemli ölçüde etkiledi.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.

5 Şubat 2026 Perşembe

bu akşam bonn operası'nda: connecting the continents





 

on soruluk sohbetler 125: mónica muñoz




Sizce performansın özü nedir?
 
Bence performansın özü, seyircinin eserle bağ kurmasını sağlayarak derin duygular uyandırmak için hakiki insan deneyimini, duygularını ve ilişkilerini açığa çıkarmak. 

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl? 
Evet, sanat özellikle çocuklar için son derece dönüştürücü olabilir; sosyal bağlar, empati, dayanıklılık gibi temel yaşam becerilerini geliştirmelerine yardımcı olabilir ve nihayetinde kendilerini, başkalarını ve dünyayı daha derinden ve anlamlı bir şekilde kavramalarını sağlayabilir. Özellikle de giderek daha fazla ekranlarda yaşayan bir toplumda, canlı performans sanatı bir direniş eylemi… 

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinizde etkisi olur mu? 
Ben her zaman bir saksağan sanatçı oldum. Bu, farklı bir alanda ilginç bir kavram bulup onu kendi alanınıza geri getirmekle ilgili. Kendinizi tek bir medyuma hapsetmemeniz, bir kitap okumanız, bir film izlemeniz gerektiği anlamına geliyor. Yaptığınız işten tamamen farklı bir şey yapın ve o alanda ortaya çıkan bir şeyin sizin alanınızı nasıl aydınlatabileceğini sorun. Şeyler arasındaki çapraz etkileşim; işte ilginç şeylerin ortaya çıktığı yer burası. Ve evet, bazen bir rüya olabilir bu, sanatta sürrealizme çok ilgi duyuyorum. 

Eğer zaten halihazırda bir adı yoksa, üzerinde çalışmakta olduğunuz yapıta adını vermeye ne zaman karar verirsiniz? 
Bazen bir esere sürecin oldukça erken bir aşamasında, hatta bazen başlamadan önce bile bir başlık vermeniz gerekiyor. Çoğu zaman bu başlık nihai başlık olmuyor. Bir eser yaratma sürecinde, birçok şey planladığınızdan farklı bir yönde gelişiyor. Sonra sanki eser, doğru başlıkla birlikte, gözlerinizin önünde beliriyor… 

Sanatınızı etkilediğini düşündüğünüz biri veya bir sanatçı var mı, varsa kim?
Pina Bausch. 18 yaşındayken onun okulunda okumak için Almanya'ya gittim. Çağdaş dansın ne olabileceğinin sınırlarını, çağdaş dansın manzarasını değiştirdi; her zaman kışkırtıcı ve asla geleneksel değil. Pina'nın çalışmaları nadir, büyülü bir şey. Sanatı sınırları aşıyor, insan deneyiminin evrensel doğası hakkında bizimle dürüst ve doğrudan konuşuyor.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.

3 Şubat 2026 Salı

Değişmek'ten


...Ludovic bana bir şeyler anlatıyordu, sonra bir şey söyledi, ben de gülümsedim. Bu gülümsemeyle dudaklarımın arkasında gizlenen dişlerim ortaya çıktı ve Ludovic, beni incitmemek için elinden geldiğince nazik olmaya çalışarak, bence şu dişlerin için bir şey yapmalısın. Ne kadar yakışıklı çocuksun, yazık şu yüzüne. Tüm içimin utançtan yandığını hissettim, bir kez daha. Nezaketi hiç fayda etmiyordu, Elan, sanki utanç dünyanın özüne kazınmış, bireysel iradeyi geçersiz kılan, bundan etkilenmeyen, nesnel bir duyguydu, sanki hiçbir şey, ne nezaket ne incelik ne gurur ne tarihsel süre. Ne halk isyanları, hiçbir şey dünyanın sonsuza dek utanca mahkum etmeyi seçtiği şeyleri değiştiremezdi: yoksulluk, çirkinlik, aşağılık. Ludovic konuşmaya devam etti – sesindeki sıcaklığı unutmuyorum- Paris’te bir şeyler başarmak istiyorsun ama bu dişlerle olmaz, beden söylemesi, Kuzeyliyim diye bağırıyor bunlar, anladın mı ne demek istediğimi? 
Bana çatal bıçağı nasıl tutacağımı öğrettiğin günkü gibiydi, hiçbir şey söylemedim. Susmayı öğrenmiştim. Utancımı gizlemek için ağzımı açmadan gülümsemeye çalıştım. Ludovic garsona eliyle işaret ederek hesabı istedi. Garson sessizce yaklaştı. Ludovic önce ceketinin iç cebinden cüzdanını, sonra da cüzdanının içinden American Express kartını çıkardı ve, Sana bir muayenehaneden randevu almama izin verir misin? Halledelim şu işi, gereğini yaparlar, sen hiçbir şey ödemeyeceksin. Başımı salladım, Evet, evet, çok isterim. 
Utanç yüzümden akıyordu ama mutluydum, ne kadar heyecanlandığımı bir bilsen.

-Édouard Louis
(çeviri: Ayberk Erkay)
Can Yayınları