Berlin’in dünyaca tanınan ödenekli tiyatro kurumlarından Schaubühne, 26 yıldır her nisan ayında 10 günlük bir uluslararası festival düzenliyor: Festival Internationale Neue Dramatik (Uluslararası Yeni Drama Festivali), kısa adıyla FIND.
Festival, Almanya dışından davet edilen tiyatro insanları ve toplulukları ile Schaubühne’nin karşılaşması, birlikteliği, bir araya gelmesi niteliğinde, çünkü programda Almanya içinden Schaubühne yapımları dışında herhangi bir topluluğun oyunları yer almıyor. Bu karşılaşma ve tanışma, festivale davet edilen yabancı tiyatro insanlarının ileriki yıllarda Schaubühne’de oyun sahnelemelerini de beraberinde getiriyor. Katie Mitchell, Robert Lepage, Simon McBurney, Caroline Guiela Nguyen bu isimlerden ilk aklıma gelenler. FIND’ın 2026 edisyonunda bu sanatçılardan biri, tekrar festivalin odağına kondu: Katie Mitchell.
Dünyada birçok prestijli opera ve tiyatro kurumunda gösteriler sahneleyen Mitchell kendi ülkesi Birleşik Kralık’ta uzun yıllar boyunca Royal Shakespeare Company ile Royal Court Theatre’ın yerleşik yönetmeniydi. Çalışmalarının biçimsel karakteristiğini oyunculuk, sahne tasarımı ve canlı video çekimini yenilikçi bir şekilde bir araya getirerek oluşturan Mitchell, tematik olaraksa kanonik metinleri feminist bir bakış açısıyla ele alarak, bu metinlere özgün yorumlar geliştirmesiyle tanınıyor.
FIND 2026’da üç Mitchell gösterisi programdaydı. Bunlardan biri Yunanistan Ulusal Tiyatrosu & Royal Court Theatre ortak yapımı “Cow | Deer” (2025), diğer ikisi Schaubühne yapımı “Orlando” (2019) ve “Bluets” (2026) idi. “Bluets”in festival kapsamındaki gösterimi aynı zamanda oyunun Almanca versiyonunun prömiyeriydi. Festivali takip ettiğim tek gün zarfında bunlardan ilk ikisini seyretme imkanım oldu.
"Cow | Deer" (İnek | Geyik), Katie Mitchell'in yazar Nina Segal ve ses tasarımcısı Melanie Wilson ile birlikte ortaya çıkardığı bir gösteri. 2025-2026 sezonundan itibaren üç yıllığına Yunanistan Ulusal Tiyatrosu artistik direktörlüğüne getirilen Argyro Chioti’nin, “yurtdışındaki tiyatro insanları ve kurumlarla ortak yapımlar ve iş birlikleri gerçekleştirerek, sürdürülebilir ve sistematik bir şekilde tiyatronun küresel varlığını güçlendirme” vizyonu çerçevesinde Pina Bausch’un “Kontakthof” (1978) adlı ikonik başyapıtıyla birlikte, içinde bulunduğumuz sezonda programa aldığı Mitchell’in "Cow | Deer" adlı gösterisinin dünya prömiyeri 2025 yılında Royal Court Theatre’da gerçekleştirilmiş.
"Cow | Deer", konuşma metni olmayan bir gösteri. Dört performansçı foley* stüdyosuna dönüştürülmüş sahnede, bir inek ile bir geyiğin bir gün boyunca yaşadıkları olayları sadece sesleri kullanarak anlatıyorlar. Sahne bir foley stüdyosuna dönüştürülmüş ancak gösteri bir foley gösterisi değil. Burada sahneye yansıtılan bir görüntü yok, yani performansçılar hareketli bir görüntüye, bir filme eşlik eden efektler ve sesler üretmiyor, doğrudan sadece efekt ve ses üretiyorlar. Gösteri sırasında eğer bir görüntü, bir film oluşuyorsa, biz seyircilerin zihninde oluşuyor. Gözlerinizi kapatsanız, sadece seslerin rehberliğinde inek ile geyiğin başlarından geçenleri zihninizde canlandırabilirsiniz. Ama bu gösteride gözlerinizi kapatmayı da tercih etmiyorsunuz, çünkü sahnede canlı olarak üretilen efekt ve seslerin üretiliş şekilleri bir tasarıma, bir koreografiye sahip ve bu da başlı başına bir performans; dolayısıyla o performansı seyretmek, takip etmek istiyorsunuz.
Ayrıca, seslerin kendileri ile üretiliş şekilleri arasındaki karşıtlık (hafif rüzgarda ağaçlardaki yaprakların hışırdama sesinin performansçıların ellerini portatif bir vestiyere asılmış -aslında parti süslemeleri olarak kullanılan- ince uzun metalize simli şeritlerin arasında gezdirmesiyle üretilmesi gibi örneğin), hem seyirci açısından ilginç, hem de yabancılaştırma efekti gibi işleyerek seyircinin pastoral ve cennetsi bir manzarada hayale dalmasını engelliyor. Bu da seyirciye, insan bakış açısının ve algısının ötesindeki bir dünyaya hayvanların algısı üzerinden bakmanın, o dünyayı hayvanların algısıyla duyumsamasının kapısını aralıyor.
Gösteri ilk yarısında gerek biçimiyle, gerekse de yaratılan ses dünyasıyla beni içine çekmiş olsa da, ilerleyen zamanla tekrara düşüşü ve hangi seslerin kayıttan verileceği hangilerinin sahnede canlı üretileceği konusunda verilmiş kararların karışıklığı ve keyfiliği (başlardan sadece insan yapımı sesler, örneğin uzaktan geçen bir arabanın veya yukarıdan geçen bir helikopterin sesi, ve hayvanların, hareketleri dışında çıkardıkları sesler, örneğin kuşların cıvıltıları, banttan verilirken, ilerleyen sahnelerde hikayenin bizzat protagonistleri olan inek ve geyiğin nefes seslerinin de banttan verilmesi) konsantrasyonumu dağıttı ve giderek gösteriden kopmama neden oldu. Bu sefer de Korina Kokkali, Christos Thanos, Joanna Toumpakari ve Alexandros Zotaj’dan oluşan ekibin müthiş bir adanmışlık ve titizlikle icra ettikleri performansa odaklanarak dikkatimi diri tutmaya gayret ettim.
-----------------------------------
*Foley, sinema ve televizyon dünyasında bir filmin post-prodüksiyon aşamasında ayak sesleri, kıyafet hışırtıları, kapı gıcırtısı gibi günlük ses efektlerinin stüdyo ortamında görüntüyle eş zamanlı olarak yeniden üretilerek ses bandına eklenmesi tekniğidir.
Bu yazıdaki bütün görseller Mehmet Kerem Özel'e aittir. (26.04.2026, Berlin)
Bu yazının, gösterilerden görseller içeren özgün hali Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.











































