.
Gösterim, son yıllarda adından çok söz ettiren ve dünyanın neredeyse bütün önemli dans topluluklarına yapıt üretmek üzere davet edilen koreografların önde geleni Crystal Pite’ın yapıtı ile başladı. Aynı zamanda topluluğun eski dansçılarından biri olan Pite, 2008’de NDT için tasarladığı “Frontier”i 2024’te Ballet BC için özel olarak tekrar düzenlemiş.
Pite “Frontier”de insanın bilinmeyen ile olan ilişkisini, “bilinmeyen”i gölge/ler olarak tanımlayarak ele almış. Aydınlık, ferah, mizah dolu ve sadece harekete odaklı yapıtları da olan Pite’ın dünyasında karanlık bir damar da var ve o damarın baskın olduğu yapıtları daha derin ve etkileyici. “Frontier” de onlardan biri. Ara olduğunda etkisinden uzun süre çıkamadım, hatta akşam bittiğinde, sadece onu seyretseymişim diye bile düşündüm.
Işık tasarımcısı Tom Visser, alacakaranlık seviyesinde aydınlattığı sahnenin iki yanındaki şeffaf perdelerin ardında hareket ettirdiği ışık spotlarıyla gölgeler yaratarak da yapıtın tekinsizlik hissini güçlendiriyor, ancak esas Pite, gölgeleri dansçılara canlandırtıyor; başlarındaki kapüşondan ayaklarına kadar siyah giydirdiği dansçılar yarı-karanlık sahnede şekilsiz varlıklar gibiler (sahne tasarımı Jay Gower Taylor’a, kostüm tasarımı Nancy Bryant’a ait). Nasıl ki gölge bir yandan gözle görebildiğimiz fiziksel bir gerçeklik iken, diğer yandan da psişik dünyamızın karanlık tarafını temsil eder, gölgeleri canlandıran dansçılar da yapıt boyunca beyaz kıyafetli üç dansçıyı bazen manipüle ediyorlar bazen de kümelenip karanlık bir lekeye dönüşerek onlara arka plan oluyorlar. Topluluğun kümelenmesi, ayrışması, yankılanması, yansıması ve çoğalması, bir dansçının diğer dansçı tarafından manipüle edilmesi, Pite’ın yapıtlarında koreografik olarak kompozisyon ve yapı kurma açısından başvurduğu ve ustası olduğu yöntemler. Pite “Frontier”de de bu ustalığının en etkileyici örneklerinden birini veriyor. Ballet BC’nin dansçıları da Pite’ın akan, dalgalanan, bedenlerin uzadığı koreografisini icra etme konusunda çok başarılılar; bedenleriyle zarif ve kıvraklar.
Visser’in ışık tasarımının yanısıra, Eric Whitacre’ın korolu bestesi ile başlayıp Owen Belton imzalı fısıltı ve yankılardan oluşan ses peyzajı ile devam eden müzik de, yapıtın ürkütücü olduğu kadar etkileyici atmosferini besleyen öğelerden bir diğeriydi.
.
Topluluğun şimdiki genel sanat yönetmeni, eski NDT dansçısı ve koreograf Medhi Walerski’nin “Sway” adlı yapıtı Adrien Cronet’nin davul ve vurmalı çalgıların baskın olduğu elektro müziğinin hakim olduğu gizemli ve huzursuz bir uzamda, koreografik olarak karşılıklı denge ve gerilme ile var olmaya çalışan yedi figürü karşımıza getirdi.
“Sway” bariz bir anlatı içermesinden çok bir duyguya, bir varoluş durumuna odaklanan bir yapıttı. Bu duygu, bu varoluş durumu da insanın etrafındaki diğer insanlarla kurduğu ilişkiden beslenerek yeşerttiği umut idi. Walerski’nin gösterişten çok nüanslara odaklanan, abartısız ve dokunaklı hareket diliyle tasarladığı ve solo ve duolarla kurguladığı koreografisi dansçılar için özel olarak dikilmiş kıyafetler gibiydi, sanki onlar dışında başkaları tarafından icra edilse bu kadar etkili ve bu kadar doğal olmayacakmış gibi.
.
Programın son yapıtı, Ohad Naharin’in tedrisatından geçme eski Batsheva dansçısı ve koreograf Shahar Binyamini’nin Ballet BC için 2023’te tasarladığı, ancak şimdiden Arjantin’den Antwerp’e birçok başka dans topluluğunun repertuvarına girmiş olan “Bolero X” idi. Seyirci nezdinde bu kısa sürede edindiği aşırı ilgi ve ünü sadece Maurice Ravel’in 1928 tarihli popüler bestesi dolayısıyla değil, koreografik açıdan da fazlasıyla hak eder nitelikteki “Bolero X”, onu sahneleyen diğer topluluklar gibi, Ballet BC’nin de 24 kişilik kadrosunun tamamını kullanmasıyla görkemliydi de. Bu görkem, Ballet BC’nin Kanada ve A.B.D.’de, gittiği şehirlerdeki dans okulu öğrencilerini de katarak performansçı kadrosunu 50 kişiye çıkardığı gösterimlerde, haliyle daha da artıyor.
Binyamini kendine has bir “Bolero” hazırlamış, ama “Bolero” denince ilk akla gelen ve bir başyapıt olan Maurice Bejart’ın “Bolero”suna da selam durmaktan geri kalmamış. Şöyle ki, Bejart’ınki gibi, Binyamini’n “Bolero”su da yoğun bir erotik duyguyla sarmalanmış. Aslında Bejart’ın erotizimi ile Binyamini’nki arasında ciddi bir fark da yok değil; ilkininki insani, ikincisininki hayvani nitelikte. Bejart’ınkinde özellikle kollar ve torsodaki kasılmalar ön plandayken, Binyamini bedenin tamamına odaklanmış, bu da aslında Binyamini’nin geçmişinden, yani Gaga tekniğinden besleniyor olmasından kaynaklanıyor.
Yapısal olarak ise, aynı Bejart’ınkinde olduğu gibi, Binyamini’ninkinde de yapıtın başlangıcında merkezdeki dansçının (seyrettiğim akşamda benzersiz Emanuel Dostine) etrafını üç bir yandan saran diğer dansçılar, giderek kademe kademe, adeta bir ritüel gibi olan dansa dahil oluyorlar. Ancak “Bolero X” ilerledikçe, Bejart’ınkinde tek kalan solistin aksine, odaktaki sololar çoğaldı, onlara duolar eklendi. Sona doğru ise bütün topluluk, önce kendi içinde bir girdap, sonrasında ise önden arkaya doğru üçgen olarak genişleyen bir şekilde, baştan itibaren hareket eden dansçının, yani Dostine’in liderliğinde tek bir bütüne dönüştü. Müzikteki o ünlü kreşendoya ulaşan son viraja girildiğinde, topluluk yüzleri seyircilere dönük ve kilitlenmişçesine bakarak, bireysellikleri birliğin içinde erittiler; ayaklarla, kollarla ve bedenin tamamıyla kıvrılan tek bir büyük dalga, tek büyük bir organizma oldular.
Ballet BC’nin dansçıları bu yaklaşık 15 dakika süren yapıtı konsantre şekilde güç, hassasiyet ve dramatik etkiyi birleştirerek ve bu sayede adeta seyircileri hipnotize ederek icra ettiler.
.
Bütün fotoğraf ve videolar Mehmet Kerem Özel'e aittir (05.02.2026, Theater Bonn, Bonn)
Bu yazının bir versiyonu Kineo Dergi'de yayınlanmıştır.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder