tiyatro artı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro artı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Mayıs 2012 Perşembe
çok hücreli bölünen / altunkaya & tumluer
“çok hücreli bölünen” yaşadığımız topraklardaki her şeyi, evet akla gelebilecek her şeyi “podyuma çıkarıp”, gözlerimizin önüne sererek sivri-tatlı bir dille eleştiren kah acıtıcı kah eğlenceli bir oyun.
oyunun oynandığı mekan, mekanın sahibi, oyunun yazarı ve hatta kendisi de dahil olmak üzere oyuncunun elinden/ağzından hiç kimse kurtulamıyor; hepimiz payımıza düşen eleştiriyi alıyoruz, ama oyuncuya kız(a)mıyoruz, çünkü çok sevimli bir şekilde yapıyor ne yapıyorsa, çünkü biraz delice ve abartılı da olsa söylediklerinin hiçbiri yalan ya da yalnış değil.
shakespeare’in soytarıları gibi doğruyu söylerken eğlendiriyor; kinayeli veya sarkastik değil, aksine; samimi ve doğal.
“çok hücreli bölünen”in oyuncusu ve hazırlayanı aybike esin tumluer, metin yazarı ufuk tan altunkaya, oynandığı yer mekan+.
oyun 60 dakika. ön oyun ise; seyirci oyunun başlama saatine ne kadar kala mekana girerse o kadar sürüyor. "ön oyun" da nedir diye sormayın, erken gidip bizzat yaşantılayın.
2 Mart 2012 Cuma
şiddet üçlemesi 1 - ayna / tiyatro +

ufuk tan altunkaya oyun alanı – seyir alanı, oyuncu – seyirci ilişkilerini kurcalamaya devam ediyor. bu bağlamda tiyatro artı’nın yeni oyunlarından “şiddet üçlemesi 1 – ayna” altunkaya’nın tek seyircili rejisi “üç kişi”nin devamı niteliğinde. içerik olarak da iki oyun kuzenler. seyirci “üç kişi”de bir cinayetin katil zanlısı, tanığı ve maktulüyle arka arkaya ve teketek karşı karşıya geliyordu. son sözü alan maktul, diğer dünyadan gelip seyirciye öldürülüş hikayesini kendi bakış açısıyla anlatıyordu. “şiddet üçlemesi 1- ayna”da ise bu sefer hunharca öldürülmüş kadınlar ölüler diyarından dünyamıza geri gelip seyirciye neden, nasıl ve kim(ler) tarafından öldürüldüklerinin hikayesini anlatıyorlar.
tam sayamadım, ama sanırım hikayesi olan 12 kız çocuk/gençkız/kadın var. seyirci sayısı da 12 ile sınırlı tutulmuş çünkü oyun alanında siyah kumaşla yerden tavana kadar sınırlandırılmış 12 silindir kabin var. her seyirci bir kabine girip oturuyor, 12 oyuncu sırayla kabinleri dolaşıp hikayelerini anlatıyorlar. bu noktada, maalesef şöyle bir saptama yapmam gerekecek: oyuncular “oynamak”tan çok, “anlatıyorlar”; onlar birer anlatıcı. bizler de “seyretmekten” çok, “dinliyoruz”; dinleyiciyiz. başka bir deyişle; bu oyunda oyuncular ve seyirciler yerine anlatıcılar ve dinleyiciler var. bu durum hedeflenen bir şey mi, emin değilim; çünkü oyunculardan bazıları “oynamaya” çalışıyorlar, ancak çok azı bu işi hakkıyla başarıyor. burada da esas sorun sanırım metinden kaynaklanıyor. her bir oyuncunun maksimum 3-4 dakikası var; dolayısıyla canlandırdıkları kahramanların başlarından geçenleri ancak genel hatlarıyla, kaba çizgilerle aktarabiliyorlar, derinlemesine bir hikaye yok hiçbirinde. hikayeler, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde hemen büyük başlığın altındaki kısa açıklama kadar yüzeysel kalıyor. başka bir benzetmeyle; seyircinin beklentisini tatmin etmek ve dikkatini kaybetmemesini sağlamak için bir filmde gittikçe artan sayıda ve sıklıkta şiddet, bomba, öldürme sahnesi kullanmak gibi.
halbuki 12 tane yüzeysel anlatılan hikaye yerine, olayın kahramanlarının psikolojisine de eğilen, daha etraflıca, derin ve detaylı anlatılacak 6 hikaye daha etkili olabilirdi. böylece, hikaye bombardımanına tutulan seyircinin anlatılanı/şiddeti kanıksaması engellenirdi.
temeldeki eleştirim bir yana; sahnelemenin en canalıcı ve etkileyici özelliği, kabininizde tek başınıza oturmuş karşınızdakinin size anlattığı kişisel hikayeyi dinlerken, bir yandan da mekanın genelinde diğer anlatıcıların seslerini işitiyor olmanız. bu çokluk hissi; anlatılan hikayelerin toplumumuzda münferit olaylar olmadığının, aksine, bu olayların sıkça karşımıza çıkma yaygınlığının altını “tiyatral anlamda” çizmesi bakımından çok başarılıydı ve tüyler ürperticiydi.
oyun bittiğinde seyircilerin çıktığı kabinlere bu sefer oyuncuların girmesi ise bir kısırdöngüyü işaret etmesi anlamında oldukça karamsardı. altunkaya, seyircileri 42 dakika boyunca şiddet dolu 12 hikayeye maruz bırakarak yaratmayı hedeflediği etkinin çok daha fazlasını bence sondaki bu çok basit reji kararıyla sağlamış oldu; kursağımda bir yumruk, elmadağ’a çıkan yokuş çok zor geldi.
21 Mayıs 2011 Cumartesi
katletme üzerine bir oyun denemesi / ufuk tan altunkaya

"katletme üzerine bir oyun denemesi" yemek yeme, öpüşme, okşama gibi en basit ve temel insan eylemlerinin bile zamanla ve tekrarla şiddete dönüşmesi, ölümle bitmesi, doğası gereği şiddet ve ölüm ihtiva etmesiyle başlayıp; hamile kadın, bebek demeden her insankızı/oğlunun maruz kaldığı öldürme, işkence ve katletme hallerinden geçerek; amerikan gerilim filmlerinin müzikleri ve sonlara doğru, ironik bir sahnede çaykovski'nin valsi eşliğinde günümüzden geriye doğru son 50 yılın ölüm istatistiklerini de içererek kaçınılmaz sona ulaşıyor...
adındaki "oyun denemesi" tabiri çok yerinde, çünkü buna "oyun" demek zor; dememek de lazım, çünkü oyundan "öte/farklı" bir nitelik taşıyor.
"katletme/katledilme" halleri spesifik hikayeler üzerinden değil, genel durumlar üzerinden soyutlanarak aktarılmaya çalışılıyor. ancak, "tanımlı" bir hikaye anlatmama ve ele alınan durumları öze indirgemenin beraberinde getirdiği "azaltma" kaygısı o kadar uç noktadaki, bu sefer de sarf edilen tek tük cümleler, sorular ve kısa monologlar oldukça naif ve etkisiz kalmaya başlıyorlar; en azından ben öyle hissettim.
"katletme üzerine bir oyun denemesi"nde beni "sözler" etkilemedi; durumlar, duruşlar ve görsellik zihnimde daha vurucu bir etki bıraktılar. ve tabii ki mekan/sahne düzeni!
oyunu izlemeden önce bu yazıyı okuyanlar olur diye, ilk dakikalardaki şaşkınlık ve heyecan duygusunu onlardan çalmamak adına, oyunun biçimsel olarak çok temel bir özelliğinden bahsetmeyeceğim. ancak ondan bahsetmemek de, bu yapıtın en güçlü tarafını es geçmek oluyor. şu kadarını söyleyebilirim:
her bir katletme/öldürme durumuyla mekanın, oyun alanının ve seyirci-seyirci, oyuncu-seyirci ilişkilerinin yeniden "tanımlanması", katletme/öldürme ve şiddet temasının belli/belirli bir mekana, alana, bağlama veya coğrafyaya atfedilmesini engelleyerek; yapıtta ele alınan "hayati" temayı evrenselleştiriyor: öldürme/katletme/şiddet her yerde var; sadece orada veya burada, veya sadece sahnede değil, istinasız her yerde var! şiddet, seyirci olarak sizin olduğunuz/durduğunuz/oturduğunuz yerde de mevcut; ve aslında siz, isteniz de istemeseniz de bunun bir parçasısınız!
konsepti, metni ve yönetimi ufuk tan altunkaya'ya ait, tiyatro artı'nın yeni yapıtı "katletme üzerine bir oyun denemesi" cumartesileri mekan artı'da sahneleniyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
