luz casal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
luz casal etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Şubat 2024 Cuma

23 ŞUBAT


532 bizans imparatoru 1. justinian aya sofya'nın inşası için emir vermiş

1455 batı dünyasında basılı olan ilk kitap gutenberg incili basılmış

1898 émile zola j'accuse'ü yazdığı için hapse atılmış

2011 luz casal'i ilk defa canlı olarak konserde dinledim; konser aya irini kilisesi'ndeydi



25 Aralık 2012 Salı

kasım günlüğü



yoğun bir zamandan geçiyorum; çok sevdiğim bloguma yaz(a)mıyor olmam, vakitsizliğimin en bariz göstergesi.. tiyatro, konser, dans; yoğun bir şekilde arka arkaya bir sürü iş izliyorum, ama haklarında yazacak vakit yaratamıyorum. hayatımın diğer parçaları, sanat olaylarını ancak takip etmeme zaman tanıyorlar; haklarında yazmama değil!

bir boşluk buldum değerlendiriyorum; işte kasım ayım:

01.11.cantuaria quartet ve 02.11.trio joubran ile kasım'a caz'la sıkı bir giriş. 03.11.dördüncü kardeşlerin stravinski akşamı.

05.11.yaka beyaz ve 06.11.parti, tiyatro sezonuna sahnehal'de balıklama atlayışım; ekip'in cem uslu imzalı ve rejili parti'si 2.5 saatlik süresine rağmen sıkmayan, gerilimi her an tetik üstünde, ülkenin şimdisi'nden insan portrelerini polisiye bir tatla sunan iyi bir oyun, keşke oyuncular canlandırdıkları karakterlerden genç ve deneyimsiz gözükmeselerdi.

07.11.ateşli sabır, geçen senenin ödüllü şehir tiyatrosu yapımlarından; silüetlerin dansı biraz naif değil mi; hayranı olduğum mert turak ne yazık ki şaşırtmıyor; çoğu rüştünü ispatlamış oyuncu gibi tek viteste.

08.11.ak indo fb eauty, new york'ta yaşayan ve çalışan koreograf-dansçımız korhan başaran'ın dans topluluğuyla çoktandır beklenen istanbul ziyareti; hayal kırıklığı; halbuki geçen sene aksanat'ın küçük sahnesindeki sunumunda ne kadar yoğun ve etkiliydi.

09.11.flamenco hoy, carlos saura'nın kendi filmlerinden uyarladığı tek sahne gösterisi; filmde görüntü yönetmeni vittorio storaro'nun gölgeleri ve yansımaları kullandığı sinematografisi alçakgönüllü de olsa sahneye taşınabilmiş; dansçı ve müzisyenler filmdeki kadar creme de la creme ol(a)masalar da, görselliği ön planda, kalburüstü bir flamenko gösterisi.

10.11.lorin maazel yönetiminde amsterdam concertgebouw kraliyet orkestrası'nın iksv'nin 40., hollanda-türkiye ilişkilerinin 400. yılı kutlama konseri.

11.11.ah symrna'm güzel izmir'im, nesrin kazankaya ve tiyatro pera ekibinden yunan-türk savaşı'nın ve izmir'in yakılışının sonrasına farklı bir bakış; sahnede bolca rumcayı duymak, sirtakiyi izlemek ne kadar duygulandırıcı; ancak, oyunun kalitesi için aynı şeyi söylemek mümkün değil.

12.11.yokuş aşağı emanetler, altıdan sonra tiyatro'dan kentin sokaklarına, kamusal alana taşan sıradışı bir proje.

13.11.macbeth, demet evgar'ın pangar'ından tutkuyla ve müthiş bir özenle sahneye konulduğu belli, ancak reji ve oyunculuk sorunları olan bir shakespeare uyarlaması.

14.11.albert long hall'de brahms akşamı; violacı ruşen güneş neden o kadar asık suratlıydı, neden etrafındaki gençlerden bir gülümsemeyi bile esirgedi, bilinmez; akşamda oda müziğinin sohbeti eksikti.

15.11.bernarda alba'nın evi, oyunbaz'dan enfes bir lorca uyarlaması; az, öz, grotesk ve vurucu; şarap tadında tiyatro keyfi.

16.11.yalnızlar kulübü, ikinci kat'tan ikinci sami berat marçalı imzalı ve rejili oyun; pınar çağlar gençtürk parlıyor.

17.11.kadir has üniversitesi'nde yeni seyir halleri toplantısı; alternatif tiyatrolar neden alternatif; tiyatrocular ve seyirciler karşılıklı içlerini döktü..

19.11.lullabay bir cihangir hikayesi, pangar'dan bir oyun daha; zuhal gencer'i özlemişim, "ıssızlığıın ortasında"da uğur polat'la ne ikili olmuşlardı! ne kadar iyi bir uyarlamaydı; okan uysaler'e selam. lullabay ise tam pişmemiş sanki; çıkış noktası ve bazı sahneler iyi, oyunun sırıtan tarafları ise işi bozmuş.

20.11.iksv salon'da üçlü piyano akşamı: tınıları uzun süre kulaklarımda kalan enfes bir dizi-konser: hauschka, o'halloran, johannson.

21.11.midori ile özgür aydın'dan crr'de olağanüstülüğü olmayan bir performans.

22.11.büyük usta nusrat fateh ali han'ın öğrencisi asif ali han ve ekibinden enfes bir konser; kavvali müziğinin ritmiyle havalandığımız ve bir daha yere inmek istemediğimiz istisnai bir 90 dakika.

23.11.dar ayakkabıyla yaşamak, şehir tiyatrolarında kovaçeviç-tuncer üçlemesinin "şimdilik" son halkası; halkanın en güçlüsü.

24.11.borusan müzik evi'nde berlin radialsystem V'den 20:00'den 24:00'e radikal bir müzik şöleni.

25.11.üç oyunluk maraton pazarı: üsküdar tekel'de gürman'dan çehov makinası, garajistanbul'da arslan'dan oda ve adam, bomonti'de countdown.
çehov makinası, devlet tiyatrolarının bu seneki çıtaüstü oyunlarından; çehov'un metinlerini bilenler için ayrı bir keyif; sahneleme çok özenli, aynı "macbeth" gibi tutkulu bir sahne tasarımı; bu kadar abartmaya gerek var mıydı; döner sahne rejiye ne kadar hizmet etti.
mesut arslan'ın oda ve adam'ı bu yılın en iyi oyunlarından biri; metin çok iyi, hepileri ve öztürk çok çok iyiler, sahne tasarımı olağanüstü; reji ise mükemmel; bir de keşke seyircilere "işte seyredeceğiniz budur" diyen bir sayfalık dramaturji metni dağıtılmasaydı; bir sanat ürününün yaratıcıları yaptıkları iş hakkında bu kadar açık ve net bir şekilde "konuşmalı" mı; seyirciye açık kapı hiç bırakılmamalı mı!
içlerinde ilyas odman'ın da bulunduğu dört performansçıdan perform2012 projesi countdown itiraf ve iktidar üzerine çok basit ama çok güçlü ve samimi bir iş; seyretmesi zaman zaman çok keyifli zaman zaman iç burkucu.

27.11.extremadura'lı ispanyol diva luz casal'in istanbul'da ikinci konseri; geçen seferki yarısı dolu aya irini'nin aksine bu sefer işsanat tıklım tıklım; sesinin ve bedeninin her daim kırılgan bir güzelliği olan alçakgönüllü luz yine büyüledi beni..

28.11.barselo, ikinci kat'ın "aut" ekibinin (kul & uçaray) yeni oyunu; bu sefer yeraltının başka delhizlerine girmeyi denemişler ancak "aut" kadar etkili değil; biraz tekrar hissi.

29.11.disosya, ikinci kat'ın, geçen seneki sahnehal versiyonunu yenileyerek ikinci kat'a taşıdığı neilson uyarlaması; mekan kullanımı, özellikle de prolog bölümünde çok iyi; yönetmen marçalı bence istanbul'da mekanı en iyi kullanan yönetmenlerden biri. pınar çağlar gençtürk mükemmelötesi.

24 Şubat 2011 Perşembe

luz istanbul'daydı...


luz casal’ın hafiften arızalı, hüzün dolu ve derinden gelen sesini ilk duyduğumdan bu yana yaklaşık 20 yıl geçmiş. pedro almodovar’ın “yüksek topuklar” (tacones lejanos) filmini osmanbey’deki site sinemasının kocaman salonunda seyretmiştim; filmin enfes şarkılı sahnelerinde çalarken yüreğe işleyen “un ano de amor” ve “piensa en mi”yi meğer luz casal söylüyormuş; sonradan, 1997’de bir madrid yolculuğunda almodovar filmlerinin müziklerinden oluşan albümü satın aldığımda öğrenmiştim adını. demek 14 yıldır luz casal adı, sanı ve sesiyle hayatımda; mutlu, neşeli anlarıma, ama özellikle hüzünlü zamanlarıma eşlik etmiş sesiyle. ve bunca yıldır umutsuzca beklemiştim şehrime gelsin, konser versin. dün akşam muradıma erdim.
aya irini’de çok alakasız insanlar da vardı, alkışlarından ve şarkılara vücutlarıyla eşlik etmelerinden benim gibi luz casal hayranı oldukları belli olanlar da. imzaya kalan üç türkten biriydim, tek erkektim; diğerleri ispanya konsolosluğunun çalışanları ve hanımlar. luz casal üzerini değiştirip kulisten yanımıza geldiğinde göz alıcı güzellikteydi; koyu turkuaz-nil yeşili bir döpiyes giymiş, aynı kumaştan eşarp ve şapkayla başını örtmüştü. hayatımda aldığım en güzel, en zarif imzalardan birini attı “la pasion” albümünün fotoğraflarından birine.
yaklaşık yarım saat önce o fotoğraftaki siyah kıyafetiyle söylemişti “lo eres todo”yu bis olarak; ardından üç şarkı daha. eğer o söylemeseydi, hayatımda bir ilki gerçekleştirip en yüksek sesimle bağıracak, ben talep edecektim o insanın içine işleyen şarkıyı; neyse ki gerek kalmadı. sadece piyano eşliğinde söyledi “çok güzel bir aşk şarkısıdır” diyerek sunduğu “lo eres todo”yu; uzun alkışlar sonunda sahneye geri geldiğinde, konser boyunca giydiği beyaz, uzun etekli, derin dekolteli, sırtı ve kolları bütünüyle açık kıyafeti değiştirmiş; yakası dalga gibi gelen, etek boyu kısa siyah elbiseyi giymişti. salondan tık çıkmıyordu, herkes büyülenmiş gibiydi; bense kısık sesle eşlik ediyordum yarımyamalak ispanyolcamla ezbere bildiğim sözlere.


Fotoğrafına her baktığımda
Daha önce görmediğim
Yeni bir tarafını fark ediyorum
Y me hace sentir, lo que nunca crei.

Siempre te he mirado indiferente,
Eras tan solo un amigo,

Ve senin her şeyim olduğunu, benim için her şey olduğunu tekrar ederim
Başlagıcım ve bitişimsin.
Mi norte y fikrimsin, özrümsün,
Mi acieto y açlığımsın, mi equivocaiton,
Ölümüm ve yeniden doğuşumsun,
Eres mi aliento y mi agonia,
Gecem ve gündüzümsün.

Bana neşeni ver, tu buen humor,
Bana melankolini ver,
Tu pena y dolor,
Bana kokunu ver, bana tadını ver,
Dame tu mundo interior,
Dame tu sonrisa y tu calor,
Bana ölümünü ve yaşamını ver,
Tu frio y tu ardor,
Bana sakinliğini ver, bana öfkeni ver,
Dame tu oculto rencor.

Mi norte y
fikrimsin, özrümsün,
Mi acieto y açlığımsın, mi equivocaiton,
Ölümüm ve yeniden doğuşumsun,
Eres mi aliento y mi agonia,
Gecem ve gündüzümsün.
Te lo pido por favor
Que me des tu compania,
Gecem ve gündüzümsün.
Sen her şeyimsin.


12 müzisyen vardı sahnede. “la pasion”un bakır üflemelilerle ve yaylı çalgılarla zenginleştirilmiş latin ritimli şarkılarında bütün orkestra sahnedeydi. “sencilla alegria”dan söylediği şarkılara ise sadece gitaristler, bas, piyano ve perküsyonculardan biri eşlik etti. “piensa en mi”yi gitar ve bas eşliğinde, “lo eres todo”yu sadece piyano eşliğinde yorumladı. “un ano de amor”u söylerken omuzlarına mavi bir pelüş aldı. konserin son iki şarkısı eski yıllarından hızlı pop şarkılarıydı; bütün salon çoştu; hiç bırakmak istemedim/k.
luz casal kırılgan, insancıl, alçakgönüllü ve içtendi; bizlerle olmaktan heyecan ve keyif duyduğu belli oluyordu. yerlere kadar eğilerek verdiği selamlarla, her an her şekilde bizlerle iletişim kurma çabasıyla gönlümü(zü) kazandı. bir sonraki sefere daha fazla türkçe öğreneceğim diye söz vererek ayrıldı sahneden. bir buçuk saatlik konserin tadı damağımda kaldı; şimdiden özledim ve gözüm şimdiden luz'un sözünü verdiği bir sonraki seferde; umarım arayı uzun tutmaz.

4 Şubat 2011 Cuma

"freedom here, here, here, here, here, here, here... for everyone!"


buika'yı ayşe'nin kitap kulübü'nden gülda hanım'ın vesilesiyle tanıdım. bir yıl dolmadan istanbul'da -yanılmıyorsam- dördüncü konseri olunca da kaçırmadım; bu akşam cemal reşit rey konser salonu'ndaydım.

ateş parçası bir kadın; seksi, cazibeli, baştançıkarıcı...
kırılgan, kol-kanat gerilmeye muhtaç, insanın içini saran sevecen mi sevecen bir gülüşe sahip küçük bir kız çocuğu...
buğulu, puslu bir ses. samimiyet yüklü, taa yüreğinin içinden kopup gelen haykırışlar, sesinde inişler çıkışlar, pesler tizler...
aşk acısından ağlayan ("duele el amor"), sevinçten gülücükler dağıtan, piyanistle karşılıklı cilveleşen, sahnede dans eden, müzisyen arkadaşlarının fotoğraflarını çeken, bir anda kopup başka diyarlara giden bir cin...
"el ultimo trago", "volver", "luz de luna" gibi tanıdık şarkıları ve meksika müziğinin yaşayan efsanesi chavela vargas klasiklerini bambaşka şekillere dönüştüren bir büyücü. sanki bir voodoo ayini...

"freedom here, here, here, here..." derken iki eliyle başını, yüreğini, karnını, cinsel organını, bacaklarını, kollarını kavrayıp gösteriyor; hepsine, hepimize özgürlük diliyor buika.
müzikte olduğu kadar özel hayatında da sınırları zorlayan özgür bir dünyalı buika.
bu akşam crr'de yüreklerimize işleyen, bedenimizi kıpırdatan bir konserle kalbimizi çaldı; çalmadı aslında, bizler seve seve teslim ettik.

gülda hanım'a teşekkürler; buika'ya dikkatimi çektiği için.

...

şubat ayı pedro almodovar'ın şarkıcılarından biriyle başladı, bir başkasıyla bitecek.
sıradan insanlara göre "arızalı tipler" olarak görülen bu iki kadın sanatçı benzersiz sesleriyle ve hüzünlü yorumlarıyla kulaklarımızda tınlayacak bu ay.
buika'nınki silinmeye yüz tutmuşken, luz'unkiyle büyüleneceğiz...

şubat sürprizi: luz casal 23'ünde aya irini'de!

4 Ocak 2011 Salı

yılbaşı gecesinin ışığı: luz casal



yıllarca paris operası’nın yöneticiliğini yapmış; alain platel’in “wolf”ü, michael haneke’nin “don giovanni”si gibi tartışmalı yapımların yolunu açmış intendant gerard mortier geçen yılın başında paris’ten önce new york’a transfer olacaktı, son dakikada madrid teatro real’e (kraliyet operası’na) geçti. ayağının tozuyla, bağlantıları sayesinde 31 aralık silvester akşamı gala programını arte’den naklen yayınlattı.

gershwin’in “küba üvertürü” ile başlayan program zarzuelalar, compania antonio gades’in “carmen”inden bölümler, usta gitarist juan manuel cañizares'in kısa konseri ve aida gomez ile cristian lozano solo ve duo danslarıyla devam etti.
damardan ispanyol bir menü hazırlanmıştı. fazla klasikti. mortier’in yenilikçi, denemeye açık, zaman zaman sansasyonel yaklaşımı pek hissedilmiyordu. ispanyol sahne sanatlarından daha yaratıcı, daha çağdaş bir derleme olsaydı keşke. neyse…

programın benim için en heyecanlı ve olağandışı bölümü luz casal’dı.
evet, geçtiğimiz haziran’da istanbul konseri son dakikada duyurulan ve -yeniden teşhis konulan kanser yüzünden- duyurulduğu gibi de son dakikada iptal edilen luz casal tekrar sahnelerdeydi.

haziran’da acilen ameliyat olmuş, aradan geçen süre zarfında iyileşmiş olmalıydı. saçları oldukça kısa, kendisi biraz yorgun gözüküyordu. senfoni orkestrası eşliğinde tek bir şarkı söyledi: “piensa en mi”. s
ahnede gözüktüğü anda “bravo”lar yükseldi, şarkı bittiğindeyse madrid seyircisi çılgınca alkışladı luz’u. kanseri yenmiş olup olmadığını bilmiyorum ama görünen o ki morali yüksekti.

internet sitesinden anlayabildiğim kadarıyla luz casal 4 şubat’ta madrid’de kanser derneği yararına bir konser verecek.
umarım bir an önce eski sağlığına kavuşur, müzik çalışmalarına ve dünya konserlerine kaldığı yerden devam eder. umarım yolu istanbul’a düşer…

13 Mayıs 2010 Perşembe

BU KONSER KAÇMAZ!


18 mayıs 2010 salı akşamı istanbul'da benim çoktandır dört gözle beklediğim, arada sırada internet sitesine girip konser programına bakıp keşke buraya da gelse diye içimi geçirdiğim, burada albümleri satılmazken yurtdışından getirttiğim bir sanatçı konser verecek.
hayır, harry connick jr. değil. LUZ CASAL.

sesine almodovar'ın filmlerinden aşina olduğum, en az o filmler kadar kırılgan, arızalı ve melankolik bir sese, dilini anlamasanız da içinize işleyen derin bir yaşanmışlıkla yorumladığı şarkılara sahip luz casal.

luz casal istanbul'a "la pasion" adlı son albümünün turnesi dolayısıyla geliyor ancak kesin salı akşamı aya irini'de onun harikalar yarattığı iki şarkıyı "piensa en mi"yi ve "un año de amor"u canlı dinleyeceğiz.
eğer konserin şarkı listesinde "lo eres todo" olmazsa, hiç yapmadığım bir şeyi yapabilirim. o ana kadar bununla avunacağım: