pedro almodovar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pedro almodovar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Mart 2024 Pazartesi

25 MART


421 cuma 12:00'de venedik şehri kurulmuş 

1843 bir nehirin altından geçen ilk tünel, thames tüneli 18 yıllık inşa sürecinin ardından londra'da açılmış

1988 pedro almodovar'ın mujeres al borde de un ataque de nervios filmi gösterime girdi 









9 Ocak 2021 Cumartesi

dolunaya övgü : tonada de luna llena


siz siz olun, akademik bir makaleye çalışırken, sözlü şarkı dinlemeyin.. spotify'da "haftalık keşif" açıktı, sıradaki şarkı çalmaya başladığında, melodisi tanıdık geldi: adını ezbere bilmiyordum ama şarkının her viraj alışına çok iyi aşinaydım.

evet, tanıyordum bu şarkıyı, hatta çok da seviyordum.. şarkı dikkatimi ilk, bir kaç yıl önce işsanat'ta silvia perez cruz konseri sırasında çekmişti. cruz'un bu şarkının da içinde olduğu albümünü defalarca dinledim; yerel ispanyolca şarkılara yaylı çalgılar eşliğinde yaptığı cazvari yorumu çok yakıştırdım. cruz'un mezzo ve puslu sesine de hayran kaldım.. yukarıda ilk paylaştığım video, istanbul konserindeki kadroyla arles'da roma uygarlığı'ndan kalma bir açıkhava tiyatrosunda verdiği konserden.. 

akademik makaleyle uğraşmak pek keyifli bir şey değildir, en azından benim için. o yüzden, çalışırken, her an kaçacak/kaytaracak yer ararım. bu sefer bir şarkıya sığındım. spotify'a şarkının adını yazdım: "tonada de luna llena". "tüm şarkıları gör" listesindeki sayısız yorumu arka arkaya dinledim. farklı yorumlardan da olsa aynı şarkıyı arka arkaya dinlemekten bırakın sıkılmak o kadar keyif aldım ki bir de şarkının adını verdiğim çalma listesi yaptım, sevdiğim yorumları oraya sıraladım. merak edenleriniz tıklasın.

yetinmedim tabii, şarkıyı araştırmaya başladım. önce sözlerini merak ettim, ispanyolcasını bulup google translate'te ingilizceye çevirdim. luna'nın ay olduğunu biliyordum, tonada de luna llena ise "dolunayın sesi"ymiş meğer. şarkının sözleri dolunaya bir övgü adeta, ama tabii dolunayın getirdiği her türlü hisle birlikte; esriklik, haşinlik, tutku, hayranlık, gizem.. ekşisözlük'te birisi can yücel vari serbest bir çeviri yapmış, hiç fena değil. merak edenleriniz tıklasın. 

yine ekşisözlük'teki yazılardan şarkının almodovar'ın "a flor de mi secreto" (sırrımın çiçeği) filminde kullanıldığını öğrendim. o filmi izlerken fark etmemiştim, halbuki almodovar filmlerinin müziklerinin sıkı takipçisiyimdir, bu aradan kaçmış. 

bir şarkının isminde "ay" geçer de pina bausch bir yapıtında kullanmaz mı. tabii ki kullanır. pina, abd'deki üç üniversitenin ortak yapımcılığıyla 1996'da gerçekleştirdiği "nur du" (ünlü "only you" şarkısının almancası) isimli yapıtında simon diaz'ın bu şarkısının yanısıra, adında yine ay geçen "luna de margarita"yı da kullanmış. "nur du"yu 2012'de wuppertal'de seyretmiştim, bu şarkılar hatırımda yer etmemiş. yapıta dair o zamanki izlenimlerimi merak edenleriniz tıklasın.

ve yine ekşisözlük'ten caetano veloso'nun o tüyler ürpertici güzellikteki istanbul açıkhava konserinin bis parçısının bu olduğunu öğrendim. o konserdeydim, ama bundan ziyade başka şarkıları kaldı aklımda.. 

her şeyin -kıymetini anlamanın- bir zamanı var, bu şarkının kıymetini anlamak için de silvia perez cruz'u beklemeliymişim.. bu sefer caetano veloso'nun yorumuyla gelsin şarkı:

"tonada de luna llena" çok ünlü bir venezuela şarkısıymış. spotify'daki sayısız yorumundan belli ne kadar ünlü ve sevilir olduğu. bir yerde "venezuala'nın dna'sına sinmiş ilahi bir marş" olarak tarif edilmiş hatta. 

şarkı simon diaz'a aitmiş. diaz venezuela'nın en ünlü halk müziği bestecisiymiş, hatta yerel venezuela müziği musica llanera'yı yeniden canlandıran kişi olarak kabul ediliyor. diaz ile ilgili ingilizce bulabildiğim en kapsamlı kaynak, 2014 yılında öldüğünde guardian'da çıkan bir anma yazısı. bu yazıyı merak edenleriniz tıklasın.

1973'te bestelediği şarkının orjinal halini dinlemeyip, simon diaz'a bir selam göndermeden olmaz:

kendimi alamayıp internetin gayya kuyusunda araştırdıkça, şarkıyla ilgili başka güzellikler keşfettim. mesela barselona'lı bir ilüstratör alejandro alonso şarkının sözlerinden yola çıkarak bir booklet tasarlamış, tumblr sitesine koymuş, indirip, basıp kendinize bir tane yapabiliyorsunuz. merak edenler tıklasın.






şarkının, tüylerimi zevkten ürperten başka bir yorumuyla yazımı bitiriyorum; öyle böyle değil, döndürüp döndürüp dinlemelik.. ama masaüstünün diğer ekranında makale de bekliyor uzun zamandır.. ne yapmalı..


 

28 Mayıs 2013 Salı

sinemanın hareketli sezonu

festival filmleri sezona pıt... pıt... değil, patırpatır! yağıyor.
festival zamanına benzer bir yoğunluğu şu sıralar sezon sinemalarında yaşamak pek mümkün.
işte onlardan yakalayabildiklerim:


pedro almodovar'ın, -türk film ithalatçılarının yabancı filmlere isim koyma konusundaki şahikalarından biri olan- "aklımı oynatacağım" adıyla vizyondaki üçüncü haftasına girdi. ustaların da zaman zaman boş filmler çekme hakları var tabii; bari eğlenceli olabilseydi..


dustin hoffman'ın ilk yönetmenlik denemesi "dörtlü" (quartet) pek bir beklentiyle gittiğim ancak biraz "bayık" olarak tabir edebileceğim bir filmdi. yaşlılık ve opera iyi sonuç verir zannetmiştim.
sorun senaryodaydı sanki; bir türlü ilerlemiyordu. halbuki bir tiyatro oyunundan uyarlanmıştı; karakterlerin, diyalogların, durumların sağlam kurulmuş olması gerekirdi. maalesef değildi.
maggie smith'in sahneleri bir nebze daha iyiydi; malum, kendisi inanılmaz bir aktrist!
filmin en zeki sahnelerinden biri de; opera ile rap'in karşılaştırıldığı sahneydi..


françois ozon'dan, ustası olduğu tekinsiz atmosfer kurmada benzersiz bir örnek daha: "evde" (dans la maison). belki de ozon'un başyapıtı. hikaye yazma/anlatma üzerine, başka hayatlara sızma üzerine, burjuva ailenin kırılganlığı üzerine muhteşem bir film. "evde"nin en büyük artılarından biri oyuncuları; hele fabrice luchini çok iyi!


malik bendjelloul'un oscarlı belgesel "bir şarkının peşinde" (searching for sugar man) "hayran" olmanın nasıl bir şey olduğuna dair enfes bir belgesel.
evet, unutulmaya terk edilmiş olan rodriguez özel ve sıradışı bir insan olabilir; barlarda dinleyicilere arkası dönük şarkı söyleyecek kadar utangaç ve alçakgönüllü bir müzisyen olabilir; 1969 ve 1970'te birer albüm çıkarıp bir daha müzik piyasasında adı sanı duyulmamış; enfes sözler yazmış olabilir; müzik endüstrisinin yapımcılarına sorulduğu zaman, "inanılmaz bir sesti, yorumdu, her şey tamdı ama olmadı, satmadı, iş yapmadı" diyebilirler; rodriguez kendi ülkesi amerika'da iş yapmazken güney afrika'da yarım milyon albüm satacak kadar ilginç bir öyküye de sahip olabilir; ancak bence film rodriguez ve bütün bunlar hakkında değil; film, onun akıbetinin peşini bırakmayan iki güney afrikalı hayran hakkında. onlar olmasa ne rodriguez anka kuşu gibi küllerinden yeniden doğardı, ne de bu film olurdu.


16 Eylül 2011 Cuma

komedi filmlerim


after hours, martin scorsese (1985)


prizzi's honor, john huston (1985)


when harry met sally, rob reiner (1989)


some like it hot, billy wilder (1959)


o brother where art thou, joel & ethan coen (2000)


night on earth, jim jarmush (1991)


a fish called wanda, charles crichton (1988)


mujeres al borde de un ataque de nervios, pedro almodovar (1988)


arsenic and old lace, frank capra (1944)


marius et jeannette, robert guédiguian (1997)


a simple plan, sam raimi (1998)


raiders of the lost ark, steven spielberg (1981)


the tailor of panama, john boorman (2001)


bandits, barry levinson (2001)

27 Haziran 2011 Pazartesi

eşcinsel filmlerim


kiss of the spider woman, hector babenco (1985)


wild side, sébastien lifshitz (2004)


drôle de félix, olivier ducastel & jacques martineau (2000)


mala noche, gus van sant (1986)


le declin de l'empire americain, denys arcand (1986)


einayim petukhoth, haim tabakman (2009)


a single man, tom ford (2009)


suddenly last summer, joseph l. mankiewicz (1959)


the children's hour, william wyler (1961)


milk, gus van sant (2008)


before night falls, julian schnabel (2000)


caravaggio, derek jarman (1986)


love is the devil, john maybury (1998)


le temps qui reste, françois ozon (2005)


totally f***ed up, gregg araki (1993)


lola & billidikid, kutluğ ataman (1999)


hamam, ferzan özpetek (1997)


philadelphia, jonathan demme (1993)


prick up your ears, stephe frears (1987)


la ley del deseo, pedro almodovar (1987)


in & out, frank oz (1997)


the adventures of priscilla the quenn of desert, stephan elliott (1994)


to wong foo thanks for everything julie newmar, beeban kidron (1995)


la cage aux folles, edouard molinaro (1978)


transamerica, duncan tucker (2005)


strella, panos koutras (2009)


dönersen ıslık çal, orhan oğuz (1993)


between the lines, thomas wartmann (2005)


the celluloid closet, rob epstein & jeffrey friedman (1995)


bent, sean mathias (1997)


gohatto, nagisa oshima (1999)


mavro livadi, vardis marnakis (2009)