10 Temmuz 2024 Çarşamba
10 TEMMUZ
9 Ocak 2021 Cumartesi
dolunaya övgü : tonada de luna llena
siz siz olun, akademik bir makaleye çalışırken, sözlü şarkı dinlemeyin.. spotify'da "haftalık keşif" açıktı, sıradaki şarkı çalmaya başladığında, melodisi tanıdık geldi: adını ezbere bilmiyordum ama şarkının her viraj alışına çok iyi aşinaydım.
evet, tanıyordum bu şarkıyı, hatta çok da seviyordum.. şarkı dikkatimi ilk, bir kaç yıl önce işsanat'ta silvia perez cruz konseri sırasında çekmişti. cruz'un bu şarkının da içinde olduğu albümünü defalarca dinledim; yerel ispanyolca şarkılara yaylı çalgılar eşliğinde yaptığı cazvari yorumu çok yakıştırdım. cruz'un mezzo ve puslu sesine de hayran kaldım.. yukarıda ilk paylaştığım video, istanbul konserindeki kadroyla arles'da roma uygarlığı'ndan kalma bir açıkhava tiyatrosunda verdiği konserden..
akademik makaleyle uğraşmak pek keyifli bir şey değildir, en azından benim için. o yüzden, çalışırken, her an kaçacak/kaytaracak yer ararım. bu sefer bir şarkıya sığındım. spotify'a şarkının adını yazdım: "tonada de luna llena". "tüm şarkıları gör" listesindeki sayısız yorumu arka arkaya dinledim. farklı yorumlardan da olsa aynı şarkıyı arka arkaya dinlemekten bırakın sıkılmak o kadar keyif aldım ki bir de şarkının adını verdiğim çalma listesi yaptım, sevdiğim yorumları oraya sıraladım. merak edenleriniz tıklasın.
yetinmedim tabii, şarkıyı araştırmaya başladım. önce sözlerini merak ettim, ispanyolcasını bulup google translate'te ingilizceye çevirdim. luna'nın ay olduğunu biliyordum, tonada de luna llena ise "dolunayın sesi"ymiş meğer. şarkının sözleri dolunaya bir övgü adeta, ama tabii dolunayın getirdiği her türlü hisle birlikte; esriklik, haşinlik, tutku, hayranlık, gizem.. ekşisözlük'te birisi can yücel vari serbest bir çeviri yapmış, hiç fena değil. merak edenleriniz tıklasın.
yine ekşisözlük'teki yazılardan şarkının almodovar'ın "a flor de mi secreto" (sırrımın çiçeği) filminde kullanıldığını öğrendim. o filmi izlerken fark etmemiştim, halbuki almodovar filmlerinin müziklerinin sıkı takipçisiyimdir, bu aradan kaçmış.
bir şarkının isminde "ay" geçer de pina bausch bir yapıtında kullanmaz mı. tabii ki kullanır. pina, abd'deki üç üniversitenin ortak yapımcılığıyla 1996'da gerçekleştirdiği "nur du" (ünlü "only you" şarkısının almancası) isimli yapıtında simon diaz'ın bu şarkısının yanısıra, adında yine ay geçen "luna de margarita"yı da kullanmış. "nur du"yu 2012'de wuppertal'de seyretmiştim, bu şarkılar hatırımda yer etmemiş. yapıta dair o zamanki izlenimlerimi merak edenleriniz tıklasın.
ve yine ekşisözlük'ten caetano veloso'nun o tüyler ürpertici güzellikteki istanbul açıkhava konserinin bis parçısının bu olduğunu öğrendim. o konserdeydim, ama bundan ziyade başka şarkıları kaldı aklımda..
her şeyin -kıymetini anlamanın- bir zamanı var, bu şarkının kıymetini anlamak için de silvia perez cruz'u beklemeliymişim.. bu sefer caetano veloso'nun yorumuyla gelsin şarkı:
"tonada de luna llena" çok ünlü bir venezuela şarkısıymış. spotify'daki sayısız yorumundan belli ne kadar ünlü ve sevilir olduğu. bir yerde "venezuala'nın dna'sına sinmiş ilahi bir marş" olarak tarif edilmiş hatta.
şarkı simon diaz'a aitmiş. diaz venezuela'nın en ünlü halk müziği bestecisiymiş, hatta yerel venezuela müziği musica llanera'yı yeniden canlandıran kişi olarak kabul ediliyor. diaz ile ilgili ingilizce bulabildiğim en kapsamlı kaynak, 2014 yılında öldüğünde guardian'da çıkan bir anma yazısı. bu yazıyı merak edenleriniz tıklasın.
1973'te bestelediği şarkının orjinal halini dinlemeyip, simon diaz'a bir selam göndermeden olmaz:
kendimi alamayıp internetin gayya kuyusunda araştırdıkça, şarkıyla ilgili başka güzellikler keşfettim. mesela barselona'lı bir ilüstratör alejandro alonso şarkının sözlerinden yola çıkarak bir booklet tasarlamış, tumblr sitesine koymuş, indirip, basıp kendinize bir tane yapabiliyorsunuz. merak edenler tıklasın.
şarkının, tüylerimi zevkten ürperten başka bir yorumuyla yazımı bitiriyorum; öyle böyle değil, döndürüp döndürüp dinlemelik.. ama masaüstünün diğer ekranında makale de bekliyor uzun zamandır.. ne yapmalı..
15 Kasım 2013 Cuma
NRW040 "wiesenland" - yeniden izleyince..
[pina bausch'un "wiesenland'da kullandığı müziklerden bir kaçı:
lili boniche - alger alger
ghymes - tánc a hóban
sidsel endresen & bugge wesseltoft - river
caetano veloso - que nao se ve (come tu mi vuoi)
rené lacaille & danyel waro - banm kalou banm
fanfare ciocarlia - lume lume
zeca afonso - canção de embalar
3 Ağustos 2013 Cumartesi
"Austerlitz"den..
“...Hem bugüne kadar dünyanın bazı bölgelerinde insanların hayatına zamandan ziyade hava şartları, yani doğrusal oran nedir bilmeyen, sürekli ileri akmak yerine girdap gibi döne döne hareket eden, yüklenmeler ve ani boşalımlarla belirlenen, devamlı değişen, farklı şekillerde beliren ve kimsenin sonunda ne olarak gelişip çıkacağını bilemediği, nicelenmesi imkansız bir büyüklük egemen olmamış mıdır?... ...en ufak bir kişisel üzüntü bile bizi her türlü geçmiş ve gelecekten koparmaya yetmiyor mu? Aslında, dedi Austerlitz, asla bir saatim olmadı, ne bir regülatör ne bir çalar saat ne de bir cep saati, hele bir kol saati hiç. Belki de o günlerde asla anlayamadığım bir içtepkiyle, ama şimdi zannettiğime göre, zamanın geçmemesini, geçmediğini, onun peşinden geri koşabileceğimi, orada her şeyin daha evvelden olduğu gibi olduğunu veya daha doğrusu, zamanın bütün anlarının eşzamanlı olarak yan yana var olabileceğini, aynı şekilde tarihin anlattığı hiçbir şeyin gerçek olmadığını, olan bitenlerin henüz yaşanmadığını, tam tersine şu anda, onları düşündüğümüz anda yaşandıklarını umut ettiğimden –her ne kadar böyle bir şey doğal olarak daimi bir sıkıntı ve asla sona ermeyen bir eziyet ihtimali doğursa da– zamanın gücüne karşı her zaman direnmiş ve kendimi güncellik denen şeyden soyutlamış olduğumdan dolayı bir saat bana öteden beri gülünç, baştan aşağı yalancı bir şey olarak görünmüştür...”






