simon rattle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
simon rattle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2024 Cuma

27 EYLÜL

fotoğraf: mustafa emre gügen

1822 jean-françois champollion, rosetta taşı'nı kullanarak mısır hiyerogliflerini çözmüş

1905 fizik dergisi annalen der physik, albert einstein'ın, içinde E=mc² denklemini de ortaya koyduğu bir cismin eylemsizliği enerji içeriğine bağlı mıdır? başlıklı makalesini yayımlamış

1973 barbra streisand the way we were adlı şarkısının bulunduğu single'ı yayınladı

2012 berliner philharmoniker'i ilk defa istanbul'da canlı dinledim; sütlüce haliç kongre merkezi'ndeki konseri sir simon rattle yönetiyordu, solistler efe ile fora baltacıgil kardeşlerdi

2015 milano'nun en güzel tiyatro mekanlarından biri olan teatro franco parenti'de matinede fabio cherstich'in yönettiği brecht oyunu terrore e miseria del terzo reich'ı seyrettim

2015 aynı akşam daniel harding yönetimindeki la scala filarmoni orkestrası'nı teatro alla scala'daki konserde mahler'in 5. senfoni'sini icra ederken dinledim

2022 paris'te la villette'ın içindeki espace chapeau'da l'ecole de sable yapımı, afrikalı genç dansçların rol aldıkları pina bausch'un le sacre du printemps adlı işini emre ve burcu ile seyrettik, öncesinde malou airaudo ile germain acogny'nin ortaklaşa sahneleyip dans ettikleri common ground[s] adlı işi seyrettik. gösteriden sonra emre ile la villette'in karşısındaki bir et lokantasına yemeğe gittik, bir zaman geçtikten sonra malou airaudo, yanında brigitte lefevbre ve arkadaşlarıyla kapıdan içeri girdi; dayanamadım gittim, tebrik ettim, çok ender yaptığım bir şey yaptım birlikte fotoğraf çektirdim

21 Ağustos 2024 Çarşamba

21 AĞUSTOS

cumhuriyet, 1934

1911 vincenzo perugia mona lisa tablosu'nu louvre müzesinden çalmış

2005 six feet under'ın son bölümü yayınlandı

2015 ruhrtriennale'ye ikinci kere gittim; essen'deki zeche zweckel'de krzysztof warlikowski'nin marcel proust uyarlaması die franzosen'i seyrettim

2018 max reinhardt'ın kurduğu salzburg festivali'nin ilk defa düzenlendiği yıldan beridir festivalin en önemli gösterisi olan,  salzburg katedrali'nin önündeki meydanda oynanmasıyla da ünlü olan; hugo von hoffmannsthal'in jedermann adlı tiyatro oyununu matinede annem ve babamla seyrettik; yapımı michael sturminger yönetiyordu, başrollerde tobias moretti, stefanie reinsperger ve efsanevi oyuncu edith clever vardı

2018 aynı gün akşam salzburg'da grosses festspielhaus'ta sir simon rattle yönetimindeki londra senfoni orkestrası'nı dinledim

2021 rimini protokoll'ün remote istanbul adlı yaptını kadıköy'de deneyimledim





10 Temmuz 2024 Çarşamba

10 TEMMUZ


1993 beethoven'ın missa solemnis'ini ilk defa canlı dinledim; aya irini müzesi'ndeki konserde g. enescu bükreş filarmoni orkestrası ile pro musica korosu'nu cem mansur yönetiyordu, solistler susan bullock, philip creasy ve allan fairs idi

2005 istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda tori amos'ı dinledim

2008 istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda caetano veloso'yu dinledim

2009 aya irini müzesi'nde alim kasimov - erkan oğur - derya türkan konserine gittim

2015 schiller theater'da sasha waltz'in sahneye koyduğu sasha waltz & guests, staatskapelle berlin ve vocalsonsort berlin topluluklarının icra ettikleri toshio hosokawa'nın matsukaze'sini seyrettim; sahne tasarımı chiharu shiota'ya aitti

2016 berlin'den hızlı trenle günübirliğine bonn'a gittim; orada pina bausch ile ilgili açılan ilk sergiyi gezdim; sergi salonlarından birinin içine birebir yeniden kurulan pina'nın bütün provalarını yaptığı lichtburg salonunda, sergi kapsamında sahnelenen kısa yapıtlardan damiano ottavio bigi'nin ciudedela'sını seyrettim

2023 aix-en-provence opera festivali'nde ilk defa bir gösteri seyrettim; alban berg'in wozzeck operasını simon mcburney sahneye koymuş, sir simon rattle londra senfoni orkestrasını yönetiyordu




4 Ekim 2023 Çarşamba

aix-en-provence opera festivali'nden izlenimler I - simon mcburney'den "wozzeck"


Avrupa’nın prestijli opera festivallerinden Aix-en-Provence Festivali bu yıl 4-24 Temmuz 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilen edisyonuyla 75. yaşını kutladı. 2019’dan beridir festivalin genel sanat yönetmeni olan ve 2024’ten itibaren ikinci bir dönem için tekrar seçilen ünlü opera yönetmeni Pierre Audi bu yılki festivalde biri dünya, diğeri Avrupa prömiyeri gerçekleştirilen ikisi çağdaş, üçü konser versiyonu formatında olmak üzere yedi opera gösterisi, bir müzikli tiyatro ve bir özel proje (konser-film) programlamıştı. 


10-12 Temmuz tarihleri arasında bunlardan dördünü seyretme imkânım oldu. Bu yazı dizisinde bu dört gösteri hakkındaki izlenimlerimi, seyrettiğim sırayla paylaşacağım. Bu yazılardan oluşan toplu bir versiyon Eylül 2023 tarihli Andante dergisinde yayınlandı. 

Diziye, Avignon'dan Aix-en-Provence'a otobüsle vardığım ilk günün akşamında seyrettiğim Simon Mc Burney'nin yönettiği Alban Berg'in "Wozzeck" operası ile başlıyorum.
"Wozzeck" opera yapımlarını pahalılıklarından dolayı birkaç kurumun ortaklaşa finanse ettiği günümüzde şaşırtıcı şekilde festivalin kendi yapımı olarak sunuldu. Ünlü orkestra şefi Sir Simon Rattle’ın Londra Senfoni Orkestrası’nı yönettiği gösteriyi, avant-garde işleriyle tanınan, takdir edilen ve sevilen İngiliz tiyatro insanı Simon McBurney sahneye koymuştu. Başrollerde ise Wozzeck’i Lied ustası benzersiz bariton Christian Gerhaher’in ve Marie’yi genellikle oyunculuğu biraz abartılı da olsa tekniği güçlü soprano Malin Byström’ün canlandırdıkları yapımda, Estonya Filarmonisi Oda Korosu ve Maîtrise des Bouches-du-Rhône çocuk korosu da görev alıyorlardı.

gösterinin başlamasını beklerken, 10.07.2023, grand théâtre de provence (fotoğraf: mehmet kerem özel)

“Wozzeck” festivalin 75 yıllık tarihinde ilk defa programdaydı. Aslında bu yapım festivalin 2020 edisyonu için planlanmış, hatta provalar başlamış, ancak tahmin edileceği gibi pandemi dolayısıyla iptal olmuş ve bu yıla ertelenmiş. İşin ilginç tarafı geçmişte yine Rattle ile McBurney'in dahil olduğu “Wozzeck” projeleri Salzburg ve Baden-Baden Paskalya festivallerinde de gündeme gelip, iptal olmuşmuş.

İkinci Viyana Okulu temsilcilerinden Berg'in ilk operası olan “Wozzeck” bir atonal müzik örneği, ancak tonalite ile bütün bağları kopmuş değil. Berg strüktürünü beşer tablolu üç perde şeklinde kurduğu operanın her tablosunu süit, rapsodi, askeri marş, ninni, passacaglia gibi mevcut müzik biçimlerinden yola çıkarak bestelemiş. “Wozzeck” Rattle için kendi deyişiyle “İkinci Viyana Okulu müziğine tutkun bir Mahler aşığı olarak ideal operayı simgeliyormuş.” Rattle’ın, bu tutkunun yanısıra, “Wozzeck”in 1925'te Berlin Devlet Operası'ndaki dünya prömiyerinde orkestra şefi olan Erich Kleiber'in asistanı olarak provaları yöneten ve gösterimlerde orkestrada çalan Berthold Goldschmidt'in öğrencilerinden biri olması da, yapıtın bütün teknik detayları konusunda neredeyse birinci ağızdan bilgi sahibi olmasını sağlamış. Goldschmidt'in vurguladığı noktalardan biri Kleiber'in, aynı Berg gibi, yapıtın romantikliğinde ısrar ediyor oluşuymuş. 

Rattle'ın yorumu, tam da bu benzersiz bilginin hakkını verir bir kavrayışla, yapıtın bir yandan ritim ve entonasyonunda (kompleks strüktüründe) hassas bir kesinliği yaratırken, romantik ve tutkulu tınlamasını da sağlayarak Berg'in çağırdığı duyguları yakalıyor. Londra Senfoni Orkestrası’nın ulaştığı benzersiz renk ve ifade zenginliği ile başta Gerhaher olmak üzere, sahne üzerindeki bütün şancıların, ritmik deklamasyondan koloratura uzanan vokal partilerdeki yetkin icraları birleşince ortaya müzikal açıdan mükemmel bir sonuç çıkmış. Wozzeck’in çaresizce paranoyaya dönüşen karanlık yolculuğunu abartısız oyunculuğu ve kadife gibi bariton sesiyle ete kemiğe büründüren Gerhaher’in yanı sıra, Peter Hoare de ani çıkışları olan Yüzbaşı rolünde gerek ifade yüklü oyunculuğu gerekse de sesini tizden pese müthiş bir ustalıkla inip çıkarmasıyla övgüyü hak ediyordu.

Simon McBurney’nin “Wozzeck” yorumu ise, sanatçının opera dışında sahnelediği yapımları yakından takip eden birisi olarak beni tatmin etmedi. McBurney’nin Wozzeck’i bütün opera boyunca, partisi olmadığında bile üç bir tarafı yüksek gri duvarlarla tanımlanmış ve duvarları modüler parçalara bölünmüş sahnede tutuyor olması, onun gerek toplumsal gerekse de psişik olarak hapsolmuşluğunu ve çıkışsızlığı gözle görülür hale büründürülmesi açısından oldukça etkiliydi. Sahne zemininde iç içe geçmiş ve farklı yönlere dönebilen halkaların kullanılması hem oldukça çok ve kısa olan sahne değişimlerinin hızlıca akmasına, hem de Wozzeck’in etrafında örülen ve gittikçe etkisi artarak paranoyaya dönüşen bunaltıcı atmosferin hareketle de görünür kılınmasına olanak sağlıyor olması açısından kayda değerdi (Sahne tasarımı: Miriam Buether). Kapı imgesinin bir içerdekiler-dışardakiler simgesi olarak, malum Wozzeck toplumsal olarak dışarıda bırakılan/tutulan/kalandır, neredeyse her sahnede kullanılması anlamlıydı. Göldeki boğulma sahnesinde bomboş sahnede sadece Wozzeck’in kafası gözükürken arka duvarın yavaş yavaş öne gelmesiyle nefes alanının kalmaması da yine yapımın etkileyici anlarından biriydi.

gösteriyi alkışlarken, 10.07.2023, grand théâtre de provence (fotoğraf: mehmet kerem özel)

Dolayısıyla McBurney’nin “Wozzeck”i eli yüzü düzgün, tıkır tıkır işleyen, kalburüstü bir opera yapımıydı, ancak günümüzden kopuktu. Hele de azgın neoliberazimin dünyadaki bütün toplumları kasıp kavurduğu, yoksulluğun, mobbingin, fiziksel ve psikolojik şiddetin tavan yaptığı bir dönemde McBurney’nin zamanın ruhunu yapıma nüfuz ettirememiş olması üzücüydü.

“Wozzeck”in henüz başka festival veya opera kurumlarında sahnelenip sahnelenmeyeceği belli değil, ancak festival gösterimleri sırasında yapılmış bir kaydı Alman-Fransız ortak kanalı arte’nin websitesinden 12 Temmuz 2024 tarihine kadar izlenebilir.

28 Eylül 2012 Cuma

berlin filarmoni'nin tınısı


simon rattle'ın yönettiği berlin filarmoni'den deli bir nehir gibi akan, adeta çağlayan beethoven 7. senfoniyi bir kere daha canlı dinlemek için nelerimi vermezdim!
bir uçak biletine yarın (bu) akşam izmir'de o keyif tekrarlanabilir. sadece beethoven da değil; öncesinde yumuşacık bir schubert bitmemiş senfoni, ardından baltacıgil kardeşlerden şenlikli bir bottesini ikili konçerto da keyfin kaymakları..

'91'de avrupa günü etkinliği niyetine kendi başlarına aya irini'ye gelip, sonrasında "bir daha asla" diyerek şehrimizdeki hiç bir salonu (yani: akustiğini) beğenmeyen berlin filarmoni'yi avrupa kültür başkenti yılımızda bile ikna edememiştik; iksv, 40. yıl kutlaması niyetine [bence, yarın (bugün) efes antik tiyatro'da çalacak olmak akıllarını çelmiş olmalı], hem de türk solistlerle şehrimize lütfetmelerini sağladı; ama rattle ve filarmoni üyeleri bize bir bis parçasını bile çok gördüler. ne diyelim; az veren candan verirmiş..

16 Ekim 2010 Cumartesi

bambaşka bir "bahar ayini"






üç sene önceki "solo" temalı ilk idans'ta "self unfinished" ile bizleri büyüleyip, "product of circumstances" ile afallatan xavier le roy, dün ve bu akşam tekrar idans'ın konuğu oldu. hem de yine şaşırtıcı bir proje ile.

stravinski'nin "bahar ayini"nin (le sacre du printemps) böyle bir versiyonu hiç yapılmamış olmalı: xavier le roy, simon rattle'in berlin filarmoni orkestrasını yönetirkenki hareketlerinden esinlenerek, "bahar ayini"ni yöneten bir orkestra şefinin hareketlerinden oluşan bir performans hazırlamış.

salonda sahne ve seyirci kısımlarının bütün ışıkları performans boyunca yanıyor; seyirci koltuklarının altına kapsamlı bir ses sistemi yerleştirilmiş; le roy beşinci dakikadan sonra yüzünü bize, seyircilere dönüp, yapıt sırasında orkestra üyelerinin, örneğin flütçünün veya obuacının bulunması muhtemel yerlere referanslar vererek seyircileri orkestra üyeleri gibi kullanarak bizi de performansın bir parçası haline getiriyor.

le roy, bu performansı neden gerçekleştirdiğini daha iyi anlamamız için, yapıt boyunca iki de şaşırtmaca hazırlamış: 1- kısa bir süre müzik kesiliyor ama le roy yönetmeye devam diyor, 2- kısa bir süre de le roy sahne arkasına geçiyor ve müzik boş sahnede çalmaya devam ediyor.

le roy'un "bahar ayini", müziğin kendisi ile müziği icra edenler arasındaki ilişkiyi sorgulayan bir çalışma.
"bahar ayini"nin seçilmiş olması tesadüf değil; üzerine koreografi yapılsın diye bestelenmiş bir müzik yapıtı. dolayısıyla le roy'un, orkestra şefi rattle'ın müziği icra etmek için yaptığı hareketlerden, yani bir nevi "orkestra şefinin koreografisi"nden yola çıkması anlamlı.

günümüzde bazı şeflerin orkestra yönetirkenki "performanslarını" gözümüzün önüne getirdiğimizde "müzik mi icracıyı tetikliyor yoksa tam tersi mi?" gibi hayati bir sorunun gündeme gelmesi bir yana; soru-cevaplarda bir seyircinin sorduğu üzere, hiç bir müzik eğitimi almadığını söyleyen le roy'un "orkestra şefi" rolüne soyunması bile bir kere, orkestra şeflerinin hegamonyasını kastre etmekle eş anlamlı. "biraz çalışırsa herkes benim yaptığımı yapabilir" diyor le roy.

müziği daha iyi anlayabilmek için le roy "bahar ayini"ne yapılan önemli koreografileri çalışmış; özellikle pina bausch'unkini ve tabii ki nijinski'ninkini. bunları sadece müziğin özünü daha iyi kavramak için etüd etmiş, yoksa kendi performansına bu koreografilerden bölümler almamış. ama bir zaman sonra, yaptığı bir-iki harekette kendini yapıtın aynı yerinde nijinski'nin yaptığı hareketlerin benzerini yaparken bulmamış da değil.

bir seyircinin "hareketlerinizde atlardan, hayvanlardan esinlenme gördüm" yorumu üzerine ise; çoğumuzun bildiğini farz ettiği walt disney'in ünlü "fantasia" filminden de, bilinçli olmasa da etkilenmiş olabileceğini söyledi le roy.

...

soru-cevap kısmında xavier le roy'a "bu performansı müziksiz izlemeyi tercih ederdim" dedim. "ilginç bir fikir ama o başka bir iş olurdu" diye cevap verdi. haksız değil. ama:

çoğu seyircinin tersine, klasik müzik konserlerini gözlerim kapalı "izlemeyi" tercih ederim, çünkü o şekilde müziği daha iyi duyarım. bir piyano resitalinde piyanistin parmakları, bir orkestra konserinde şefin hareketleri dikkatimi dağıtır, müzikten rol çalar; benim için görüntü sesin önüne geçer.

bunu ilk defa, yıllar önce sviatoslav richter'in istanbul konserlerinde fark etmiştim. richter piyanonun üstüne yerleştirilmiş tek bir mum ışığında vermeyi adet edinmişti konserlerini; istanbul konseri de öyleydi. ellerini hayal meyal görüyorduk; sadece müziğe konsantre olmuştuk. benim için inanılmaz bir deneyimdi.

bu akşam xavier le roy'un "bahar ayini"ninde bu sefer müzik görüntüden rol çaldı; hareketlerin saflığı bozuldu, etkisi azaldı. yine de; gerek performansın çıkış fikrini gerekse de uygulanma şeklini çok beğendim.

...

xavier le roy, dans için yazılmış olduğu için "bahar ayini"ni seçtiğini söyledi; aklıma salzburg fatihi borusan filarmoni orkestrasının havalı şefi sacha goetzel'in geçen sezonki bir konserde ulvi cemal erkin'in -yine bir dans süiti olarak bestelenmiş- "köçekçe"sini yönetirkenki hareketleri geldi;
bir dansöze taş çıkartırcasına kıvrak ve yaratıcı figürleriyle sacha goetzel, xavier le roy'a iyi malzeme olurdu.

23 Ağustos 2010 Pazartesi

hizmette sınır yoktur: berliner philharmoniker şimdi de sinemalarda!

simon rattle yönetimindeki berliner philharmoniker 2010-2011 konser sezonunu avrupa'da 60'ın üzerinde sinemada naklen yayınlanacak konserle açıyormuş.
hamburg, köln ve dresden'de bedava gösterim olacakmış; merak edenlere diğer şehirlerin listesi.
iki senedir olduğu gibi internetten de yayınlanacak konserin programı beethoven 4. ve mahler 1. senfonilerden oluşuyor.