26 Nisan 2022 Salı

on soruluk sohbetler 68 : Mauro Astolfi (Spellbound Contemporary Ballet)

Amerika'da sürdürdüğü kapsamlı bir kariyerin ardından doğduğu şehir Roma’ya dönüp 1994 yılında Valentina Marini ile birlikte Spellbound Contemporary Ballet topluluğunu kuran Mauro Astolfi, üretken bir koreografik kariyere ek olarak yoğun bir şekilde eğitimci rolü de üstleniyor. Spellbound Contemporary Ballet topluluğu Astolfi’nin yapıtlarının yanı sıra, Marco Goecke ve Marcos Morau gibi son yıllarda dünya sahnelerinde ünlenen koreografların özel olarak bu topluluk için ürettikleri yapıtları sahnelediği gibi, birçok uluslararası kurum ile işbirlikleri içinde atölye çalışmaları ve etkinlikler düzenliyor. Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nun 2021-22 Sezonu Dans Programı kapsamında 18 Nisan akşamı Spellbound Contemporary Ballet topluluğu Vivaldiana adlı gösterisiyle sahnedeydi. Vivaldiana aynı zamanda, salonun düzenlediği Uluslararası Barok Müzik Festivali’nin de bir parçasıydı. Topluluğun kurucusu ve artistik yönetmeni koreograf Mauro Astolfi ile söyleştik.
Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel 

Mauro Astolfi, 2015, Fotoğraf: Marco Bravi

Performansın özü sizce nedir? Çağdaş performansı nasıl tanımlarsınız?
Bu performansın özü, Vivaldi'nin müziğinin enerjik etkisi ve müzikal yolu ile güçlü bir yakınlık bulmaya çalışmak... Vivaldi'nin, dürtüsünün, müzik besteleme isteğinin bu dünyaları bir araya getirebilecek uyumlu bir anlam bulabileceğini hayal etmesi. Bana göre çağdaş performans, insana saygınlığı ve hakikatini geri kazandırmak üzere gerçek bir çözüm.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatsal ifadenin, insanda sadece çok az şeyin yapabileceği ve sadece birkaç başka deneyimin uyandırabileceği noktalara etki edip dokunduğuna inanıyorum. Sanatsal bir yapıt, kesinlikle, her insandaki gizli dönüşüm gücünü, başka bir şey olmanın ve yapabilmenin farkındalığını uyandırmaya yardımcı olabilir.

"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz veya size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Beni birçok sanatçı etkiledi, birçoğu da etkilemeye devam ediyor. Bazıları başlamam gerektiğini anlamamı, bazıları değişmem gerektiğini anlamamı sağladı; bazıları da yaptığım şeyde kimseye benzememe, kendim olma cesaretini bulmama yardım etti. Kimseye benzemeye çalışmadım. Pek çok sanatçı etkiledi.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu? Rüyalar bana çok yardımcı oldu, rüyamda elde etmek istediğim algıyı, uyandırmak istediğim atmosferi, çizimleri gördüm. Bunun dışında, hayatın her yönü bende bir yankı bulabilir ve yaratıcı bir süreci teşvik edebilir.

Söyleşinin devamının okumak için tıklayın.

21 Nisan 2022 Perşembe

on soruluk sohbetler 67 : canan yücel pekiçten

Son yıllarda hem koreografisini gerçekleştirdiği hem de içinde bir dans sanatçısı olarak yer aldığı işlerle ön plana çıkan Canan Yücel Pekiçten, pandemide verilen mecburi bir aradan sonra All about the Heart (Yüreğe dair) adlı işini 9 ve 10 Nisan’da, sezonda kapılarını zengin bir dans programıyla açmış olan Beykoz Kundura Sahne’de sahneledi. Pekiçten’in 23 ve 24 Nisan’da ise gene Kundura Sahne’de, Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır adlı yapıtı Türkiye prömiyerini yapıyor olacak. Sanatçının çay demleme ritüelini Batı’nın bir şeyleri yapmanın en verimli yolunu öğretme arzusunu temsilen kullandığı Seylan Çayı’nın Tadı Nasıl Çıkarılır adlı yapıtında Pekiçten, beyaz çoraplarını, beyaz çamaşırlarını, tüm bedenini, inci taneleri ve dünya ile bağlantı kurduğu beyaz küreleri çaya daldırarak, kolonyal bir ürün olan Seylan Çayı’nın tadını çıkarmanın “öteki” yollarını arıyor. 

 
Fotoğraf: Serhat Koç

Dansın özü sizce nedir?
Dansın kendisi öz olabilir. Sally Banes’in de dediği gibi “Kendinde şey”dir dans. Substance Over Form,"Özün Önceliği Prensibi" anlamına gelen tamamen sanat alanı dışında, vergi uygulamalarında kullanılan teknik bir terim. Bambaşka bir disipline ait olan bu teknik terim ile dansı hep yan yana düşünürüm.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Bir eseri gördükten sonra bazen hayatın olağan akışı içerisinde karşılaştığım şeyleri algılama ve ilişkilenme biçimimde bir dönüşüm olabiliyor.

Bir iş üretirken hangi kaynaklardan beslenir, nelerden ilham alırsınız? Rüyalarınızın işlerinize etkisi olur mu?
Bulunduğum çevre, bu çevreyi değiştirme arzusu, bu yeni değişiklikte nasıl konumlandığım ve konumlandırıldığım, insanlarla ilişkilerim, koşullandırılmış durumları fark ettiğim anlar, korktuğum-tiksindiğim şeyler, sanat tarihi, beklentiler, gülemediğim, gülümseyemediğim durumlar, anlar ilham verebiliyor. Rüyalarımda gördüğüm imgelerden ilham aldığımı hatırlamıyorum ama uykuyla uyanıklık arasındaki o hâl, tuhaf bir durumun içinde oluş hâli beni etkiler. 

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.

12 Nisan 2022 Salı

on soruluk sohbetler 66 : jan möllmer

Dimitris Papaioannou’nun şu anda dünya sahnelerini gezmekte olan Transverse Orientation gösterisine ayırdığımız dizimiz, yazarlarımız Ayşe Draz ile Mehmet Kerem Özel’in kaleme aldıkları oyunsu yazı denemesiyle başlamıştı. Dizimize gösterinin performansçılarından Jan Möllmer ile yaptığımız söyleşi ile devam ediyoruz. 



Dimitris Papaioannou, yazarımız Mehmet Kerem Özel ile Aralık 2019’da Atina’da yaptığı ve Şubat 2020’de Art Unlimited’de yayınladığımız söyleşisinde, o tarihte yaratım aşamasında olan Transverse Orientation için gerçekleştirdiği uluslararası seçmeye Kanada’dan Kore’ye, dünyanın dört bir yanından dansçıların katıldığını ve ilk defa uluslararası bir ekiple çalışacağı için heyecanlı olduğunu belirtmiş, ikisi Yunan sekiz kişilik ekip hakkında şunları söylemişti: “Görünen o ki, yetenekli insanlar benimle çalışmak için evlerini bırakıp Atina’da bir daire tutmaya istekliler. Ben de bu durumun avantajından faydalanıyorum ve neler olacağını merak ediyorum. Oluşturduğum kadro konusunda heyecanlıyım. Daha önce yapmadığım bir şeyi deniyor olacağım. Bunu istediğim gibi, merak da ediyorum.

Transverse Orientation’ın uluslararası ekibinden Jan Möllmer, Wuppertal’li bir dansçı/koreograf. Tanztheater Wuppertal ve Folkwang Tanzstudio’nun gösterilerinde konuk dansçı olarak görev alan Möllmer, Kasım 2015'te Alman Kuzey Ren-Vestfalya hükümeti tarafından Dans/Tiyatro kategorisinde Genç Yetenek Sanat Ödülü'ne layık görülmüş. Möllmer, Essen Folkwang Sanatlar Üniversitesi’ndeki dans eğitimi sırasında tanıştığı Tsai-Wei Tien’le birlikte 2017 yılında kurdukları Peculiar Man isimli dans topluluğunda Almanya ve yurtdışından sanatçılarla çeşitli projeler ve iş birlikleri gerçekleştiriyor. 



Performansın özü sizce nedir? 
Bir şeyleri tanımlamak veya sınıflandırmak istemiyorum. Ama performans sergilediğimde ne hissettiğimi açıklamaya çalışabilirim: duygular arasındaki bir ip üzerinde dengede durmaya çalıştığım bir hareket gibi geliyor bu bana. Kendi evrenimin sınırlarının ötesine geçmeyi ve yaptıklarım ile onu izleyenler arasında bir bağ kurmayı istiyorum.

Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Sanatın tamamen bireysel bir dünya yaratabileceğine ve bu nedenle dünyayı biraz değiştirebileceğine inanıyorum.

"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz veya size ilham verdiğini düşündüğünüz biri/leri var mı, varsa kimler?
Evet, Pina Bausch. Yaratmak zorunda kaldığı cesarete, kararlılığa, sevgiye ve yeteneğe hayranım. Ben dansı onun sayesinde, Kontakthof mit Teenagers ab 14 (14 yaş üstü Gençlerle Kontaktof)'a katıldığımda keşfettim.

Dans etmeye nasıl başladınız?
16 yaşındayken herhangi bir dans bilgim olmadan İngilizce dersinden kaçmak için okulumdaki spor salonunda Pina Bausch'un Kontakthof mit Teenagers ab 14 adlı yapıtının seçmelerine katıldım. Seçildim ve Avrupa turunu da içeren projeye katıldım.

Söyleşinin devamını okumak için tıklayın.

6 Nisan 2022 Çarşamba

Sezonun sürprizi: "May B" 27 Mayıs'ta CRR'de!

27 mayıs 2022 tarihinde İstanbul'da çok önemli bir gösteri sahnelenecek. Maguy Marin'in topluluğu Compagnie Maguy Marin ilk defa İstanbul'a geliyor ve bir başyapıtla: "May B" ile. 
"May B"nin İstanbul'da sadece tek akşam sahnelenecek olması ise, topluluğu konuk eden Cemal Reşit Rey Konser Salonu yönetimi açısından çok talihsiz bir karar. Bu kadar önemli bir gösteri değil iki, üç gece bile programda tutulabilirdi. zaten CRR'nin seyirci kapasitesi ne kadar ki, 600 kişi. "May B" gibi bir başyapıt İstanbul'da üç akşam kapalı gişe oynamaz mıydı! Neyse, benden söylemesi bir an önce biletinizi garanti edin, bu tek akşamlık gösterimi kaçırmayın.

Bu vesileyle, 2019 yazında Stuttgart Colours Dans Festivali kapsamında izlemiş olduğum "May B" hakkındaki izlenim yazımı tekrar paylaşıyorum:

Maguy Marin'den Beckett Dünyasına bir Bakış



Maguy Marin yaşayan koreograflar arasında herhalde en önemlilerinden biri, hatta en önemlisi; şu anda sadece Fransa'nın değil dünyanın çağdaş dans kraliçesi.
Marin’in 1981 yılında tasarladığı ve o zamandan bugüne Fransa içinde ve dışında sayısız turne yapmış olan bir başyapıtı var: “May B”. Marin’in bu neredeyse 40 yıllık yapıtı, üzerinden onca yıl geçmiş olmasına rağmen tazeliğinden, vuruculuğundan ve mizahından bir nebze bile kaybetmiyor. İşte bunlar tam da bir başyapıtın sahip olduğu özellikler; Pina Bausch'un "Café Müller"i ya da Maurice Bejart'ın "Bolero"su gibi.

Marin genç ve tanınmamış bir koreografken Samuel Beckett’in Fransız yayıncısına yazıp, eserlerinden serbestçe esinlenerek bir dans yapıtı tasarlamak için izin ister. Bunun üzerine, bizzat Beckett’ten, onunla yapıt hakkında tartışmak üzere bir davet alır. Marin ile Beckett Paris Montparnasse'da bir kafede buluşurlar. Beckett olumsuz yaklaşmasın diye Marin olabildiğince çok metin koymuştur taslağa, Beckett ise onu rahatlatır, metin konusunda serbest olduğunu söyler. "May B"nin son halinde Beckett’ten direkt tek bir alıntı vardır: “Endgame” (Oyun Sonu)’ndan “Bitti. O bitti. Neredeyse bitecek. Neredeyse bitmiş olmalı” repliği.
Buluşmalarında Beckett Marin'e adresini de verir, herhangi bir sorusu olursa danışması için, ancak Marin 1989'daki ölümüne dek bir kere daha yazarla iletişime geçmez. Beckett'in, 1981 kasımında prömiyer yapan "May B"yi seyretmediği de bilinmektedir.
Bu noktada bana ilginç gelen bir bilgiyi paylaşmak isterim: Beckett'in "May B"nin prömiyeri ile aynı yılda Alman televizyonu için, yönetmenliğini de yaptığı "Quadrat I + II" adlı yapıtı sözsüzdür ve sadece hareketlerden oluşur. Acaba Marin ile yaptığı sohbet Beckett'i sadece hareketlerden oluşan bir yapıt ortaya koyma konusunda tetiklemiş olabilir mi?..

"May B"ye geri dönersem:
Yapıt başladığında sahnenin her yeri siyah ve kapkaranlıktır. En gerideki kapılar belli belirsiz açılıp sahneye ruh gibi beyaz varlıklar girer ve dağınık şekilde yerleşiler. Franz Schubert’in “Der Leiermann” (Laternacı) isimli lied’i çalar baştan sona. Marin bu lied ile atmosferi tanımlar: sözleri bilmeyenler/anlamayanlar müzikten ve bariton sesinin tonundan biraz melankoli, biraz kasvet, biraz acı, biraz da insanlığın sınırlarında bir yerde/halde olma halini sezerler. Lied'in sözlerini önceden bilenler ya da anlayanlar içinse bunlar sezgiden ötedir: Soğuk bir kış gecesinde yaşlı bir laternacı yalınayak halde ve donan ellerle laternasını çalmaya devam etmektedir, kimse onu dinlemiyor kimse onu görmüyordur, sadece köpekler vardır etrafında.








Sonra yavaş yavaş sahne aydınlanırken, ruhvari figürler belirginleşmeye ve hareket etmeye başlarlar. Kadınlı erkekli 10 grotesk figürdür bunlar. Üzerlerinde bir örnek, ten rengi uzun donlu, entarili yatak kıyafetleri vardır. Her birinin suratlarındaki bazı organlar deforme olmuştur; birinin kulakları kepçe ve büyük, diğerinin burnu uzun, diğerinin burnu kıvrık ve sivri, çoğunun dişleri dökülmüş, hepsinin saçları, üzerleri tozluydur. Akıl hastanesi sakinleri de olabilirler, berduş da, kıyametten “arta kalabilmiş” bir grup insan da, insanlığın sınırında dolaşanlar da.
90 dakika boyunca bu grotesk ama sevimli 10 figür, insan olmanın kaçınılmaz durumlarıyla yüzleştirirler seyirciyi; yalnızlıkla, şehvetle ve şefkat ihtiyacıyla, ihtirasla, kinle, yardımlaşmayla ve açgözlülükle.

Marin'in “May B”de hareket, mim ve anlamsız sesler yoluyla ürettiği özgün sahne dili Beckett’in zamanda kaybolmuşluk ve belirsizlik yüklü absürd dünyasının duygusunu son kertesine kadar seyirciye geçirir.
Yapıt boyunca müthiş dengeli ve pürüzsüz bir fizikselliği, her bedensel detayı incelikle düşünülmüş bir tiyatrallikle birleştirmiş olan dansçılar dinmeyen alkışlar boyunca da odaklanmış oldukları rollerinden çıkmazlar; insanlığın sonuna dair umutsuzluğu ve kaçınılmazlığı imlercesine…

Maguy Marin bir röportajında; yapıtları seyirci tarafından anlaşılmazsa etkilendiğini ancak onu esas üzen şeyin yapıtlarının turneye çıkmaması, kendilerine ait bir hayatlarının olmaması olduğunu söyler. Neyse ki Marin'in, "May B" dahil olmak üzere bir çok yapıtı yıllardır dünyayı dolaşıyor. Ancak keşke Marin ve topluluğu çok geç olmadan İstanbul'a da turneye çağrılsa, böylece Marin'in yapıtları, tercihen "May B", hayatlarına İstanbul deneyimini de katsalar.