tiyatro oyunevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tiyatro oyunevi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Haziran 2025 Pazar
29 Mayıs 2025 Perşembe
3 Mayıs 2025 Cumartesi
20 Mayıs 2010 Perşembe
tiyatro festivali 17, izlenim 5: biraz cesaret!

tiyatro boyalı kuş'un jale karabekir rejisiyle sahnelediği ibsen uyarlaması "nora/nurê" kaçırılmış bir fırsattı; seyirciler için değil, yönetmen için!
iki sıkı ipucu/paralellik/çıkış noktası, artık nasıl adlandırırsanız, bulunmuş; 1-ibsen'in kuzey'li nora'sı ile dengbejlerin seslendirdiği kürt nurê'nin hikayelerinin benzerliği, 2-nora ile nurê'nin kelime kökenlerinin, biri latince diğeri arapça, "ışık" anlamına gelmesi; sonra -nedense- bu güzelim bağlantılar bir kenara bırakılmış ve sadece, oyunun bildiğimiz klasik metninin kürtçe oynanması için bahane olarak kullanılmış.
bu çıkış noktalarından nerelere gidilirdi, nasıl bir uyarlama yapılırdı; tüyleri diken diken eden enfes bir nora yorumu daha çıkabilirdi [hatırlayınız: schaubühne - thomas ostermeier - 2004 - 14. istanbul tiyatro festivali].
uyarlamanın illa "folklorik" olması da gerekmezdi, ama küçük-büyük bir şeyler, o veya bu coğrafyaya bağlansaymış, ışık tasarımı bir şekilde özgünleştirilseymiş [yukardaki fotoğraf ne beklentiler yaratmıştı bende!].
cesaret eksikliği mi; neden sonuna kadar gidilmemiş!
tamam, klasik metni oynuyorsanız da;
.neden 70 dakikaya sıkıştırılmış olarak!
.neden iskandinavya'yla hiç alakası olmayan ama o dönemi betimliyormuş gibi yapan, hem renk hem tasarım olarak yanlış ve abartılı kostümlerle!
.nerden çıktı o venedik maskeleri; ne stil ne içerik olarak anlamı var! nora neden maskeli olsun ki, tam tersine; "kadın" olmasının ötesinde, kendi olduğu, dürüst olduğu, içten olduğu için değil mi yaşadıkları; nora içten pazarlıklı biri mi ki maske taksın; nora korkak mı ki, saklanmak zorunda kalsın!
.nedir o synthesizer'dan çıkmış soap opera arkafon müziği! siz değil misiniz dengbejlerle bağlantı kuran!

cesaret dedim de herhalde son 20 yılda cesaret konusunda mahir günşıray ile yarışacak tiyatrocu pek fazla yoktur; yıllar yıllar önce bomonti'nin ücra bir sokağında bir tiyatro salonu açmak, cüretkarca "hizmetçiler"i, "döne döne"yi sahnelemek, sahneye taşınması imkansız gibi duran "tol"u, "yalnızlıklar"ı sahnelemek, cervantes enstitüsü yardıma tenezzül etmezken kocaman bir lorca gecesi düzenlemek...
mahir günşıray'ın son cesareti "son bir kez" adlı oyun festivaldeydi iki gündür; cesur çünkü proje ilginç, ama çetrefilli:
sadece genel bir başlık ("son bir kez") verilen altı yazar birer monolog yazıyorlar, biri günşıray olmak üzere -çoğu ilk rejisini yapacak olan- altı yönetmen bunları alıyor, her yönetmen bir oyuncu ile çalışıyor.
metinler teker teker çok güçlü. oyunculuklar iyi.
bütünün parçalı gözükmemesi, sahnelemenin statik kalmaması için monologlar arasına ilmikler de atılmış; elden gelen yapılmış anlayacağınız. [radikal'de ceyda aşar'ın enfes bir yazısı var oyunu okuyan.]
"son bir kez"in en kuvvetli ve bütünleyici ögesi ise, claude leon'a ait sahne tasarımı; kırmızı çiçeklerle kaplı zemin bütün acı hikayelerini birleştiriyor; hepsine bir altlık, bir halı oluyor.
23 Mart 2009 Pazartesi
gezici festivalin yoldaki oyunu: "beklerken"
avrupa'ya kıyısı olan kuzey denizleri üzerinden ilişkiler kuran "seas" festivali 10 günlüğüne istanbul'a demir attı.festivalin en önemli iki özelliği gösterilerin konuk olunan ülkelerdeki etkileşimlere yani çalışma sürecindeki değişimlere açık olması ve her mekana/yere göre yeniden tasarlanması.
istanbul ayağının ilk kapalı mekan oyunu "beklerken" bu akşam talimhane'de dünya prömiyerini yaptı.
mahir günşıray'ın ilk zamanlarından itibaren tiyatro oyunevi'yle sahneye koyduğu oyunlarının tutarlı bir şekilde hep farklı, alışılmışın dışında, grotesk, abartılı ve oldukça da yaratıcı olduklarını düşünürüm ve onun rejilerini seyretmekten çok keyif alırım. ancak nedense istisnasız bütün oyunlarından çıkarken bir yandan da tamamlanmamışlık, bitmemişlik, yeterince olmamışlık hissi de kaplar içimi.
"beklerken"in bende bıraktığı etki de farklı olmadı. neyse ki, günşıray'ın "beklerken"in oyun broşüründe tiyatro oyunevi'nin çalışma tarzına dair yaptığı "sürekli değişen, yenilenen bir anlayışla..." saptaması içimi rahatlattı; demek ki hislerimde yanılmamışım...
2008 nisanında bulgaristan-balçık limanında doğaçlama gerçekleşen üç gösteriden sonra ekibe bir yazar/dramaturg (birgül oğuz) katılmış, bir oyuncu dışında bütün oyuncular ve bütün şarkılar değişmiş.
"beklerken"de "beklemek" kavramı beckett'ten ödünç alınmış ve bu topraklara uyarlanmış. bir yerden bir yere giderken, yani yoldayken, talimhane'nin sahnesinde bir saatliğine soluklanan üç oyuncu ve iki müzisyen bizi küçük bir anadolu-balkanlar turuna çıkarıyorlar. bu turda yok yok! kırkpınar güreşi de var, bir kadın tarafından oynanan zeybek te, zenne de, tango da, kürt havası da, "dereler akar gider" de var, "evvelim sen oldun ahirim sensin" de. müziklerin hepsi canlı söyleniyor, biri bitmeden diğeri başlıyor, her şey içiçe, karmakarışık... ipte yürüyen cambaz da var, turp ve süpürgeyle golf ta... soba da var, portatif televizyon da, dolap rafları gibi olan bavul da... cenaze töreni de, evlilik buketi de, adak ağacı da var... ekmek te var, zeytin de, kuşlara buğday da, dolma yapmak için kurutulmuş patlıcan da... vokta da var, şalgam da, şarap ta... göçmen kuşlar da var, mülteciler de, göçebeler de, aidiyet de, "öteki" de... seyircilere şeker de ikram ediliyor, üzerlerine çekirdek kabuğu da tükürülüyor...
rengarenk, tam bir ortaya karışık meyva tabağı gibi "beklerken", bir tek alevi eksik!
mahir günşıray bir anlamda "butik" tiyatro yapıyor; özenle hazırladığı oyunlarını seyirciyle ender buluşturuyor ["leonce ile lena" veya "yalnızlıklar" kaç defa sahnelendi].
bir yerde yakaladınız mı kaçırmamak lazım, çünkü bir daha denk gelemeyebilirsiniz. "beklerken" yarın akşam da talimhane'de, hem de ücretsiz; haftasonuna kadar beyoğlu'nun muhtelif mekanlarında ve meydanlarında devam edecek olan bütün diğer seas festivali gösterileri gibi...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














