mahir günşıray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mahir günşıray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2024 Perşembe

24 EKİM


1831 pompei'deki casa del fauno'nun (perilerin evinin) zeminindeki iskender savaşı mozaiği bulunmuş 

1929 virginia woolf'un kendine ait bir oda metni yayınlanmış

1999 mahir günşıray'ın yönettiği, istanbul devlet tiyatrosu yapımı kanlı düğün'ü aziz nesin sahnesi'nde seyrettim; başrollerde ülkü duru, kürşat alnıaçık ve serpil tamur oynuyorlardı

2004 pina bausch'un iki yılda bir düzenlediği festivalin son gösterisi olan danzon adlı yapıtını wuppertal'de schauspielhaus'ta seyrettim; danzon, bausch'un en çok sevdiğim yapıtı oldu, bu bloga ismini verdi

2010 garajistanbul'da jerome bel'in pichet klunchun and myself adlı gösterisini seyrettim

2014 helsinki'de suomen kansallisteatteri (finlandiya devlet tiyatrosu) yapımı ionesco'nun kral ölüyor'unu seyrettim



29 Mayıs 2024 Çarşamba

29 MAYIS



1453 konstantinopel düşmüş

1913 igor stravinsky'nin ballets russes için bestelediği le sacre du printemps adlı bale müziğinin dünya prömiyeri vaslav nijinsky'nin koreografisiyle paris'te théâtre des champs-élysées'de gerçekleştirilmiş


1997 giorgio strehler rejisiyle piccolo teatro di milano topluluğundan marivaux'nun köleler adası oyunu harbiye muhsin ertuğrul sahnesinde seyrettim

1998 stephane braunschweig rejisiyle centre dramatique national d'orleans topluluğundan brecht'in kentlerin ormanında adlı oyunu istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

2004 sultanahmet'teki büyük bizans sarayı kalıntılarında damla hacaloğlu'nun gökkuşağı adlı gösterisini seyrettim

2006 mahir günşıray'ın tiyatro oyunevi yapımı olarak lorca metinlerinden yola çıkarak sıra gecesi mantığında sahnelediği ay, aşk, ölüm adlı göstetiyi istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

2014 thomas ostermeier'in schaubühne yapımı olarak ibsen'den uyarladığı bir halk düşmanı'nı harbiye muhsin ertuğrul sahnesinde seyrettim




3 Mayıs 2024 Cuma

03 MAYIS


-1374 mezopotamyalı gökbilimciler tarafından ugarit'te görülmüş olan güneş tutulması (2m 07s) "hiyar ayındaki yeni ay gününde, güneş utandırıldı ve gündüz vakti mars'ın da katılımıyla battı" anlatımıyla tarihe geçmiş

1808 francisco goya tarafından 1814 yılında tasvir edilmiş olan üç mayıs isimli tablonun günü


1810 ingiliz şair lord byron çanakkale boğazı'nı yüzerek geçmiş


1917 ernest bloch'un schelomo: rhapsodie hébraïque ve israil senfonisi'nin dünya prömiyerleri, artur bodanzky'nin birincisini, bestecinin ikincisini yönettiği new york carnegie hall'daki konserde gerçekleştirilmiş


1951 londra'da royal festival hall açılmış


1979 volker schlöndorff'un günter grass'ın romanından uyarladığı teneke trampet filmi gösterine girdi


1997 mahir günşıray'ın yönettiği jean genet'nin hizmetçiler'ini feriköy'de sahne foks'da seyrettim 

2013 new york filarmoni orkestrası ikinci kere istanbul'a geldi, şef alan gilbert idi; sütlüce'de haliç kongre merkezi'nde konserlerden bu akşamkinin solisti joshua bell, yarınkininki emanuel ax idi

2021 internetten canlı yayınlanan peeping tom'un grand theatre de geneve olarak sahnelediği henry purcell'in didon et enee adlı operasını izledim



6 Aralık 2015 Pazar

théâtre du centaure / tiyatro santor


hiç kuşkusuz at tiyatrosunun en tanınmış ismi bartabas'tır. iksv tiyatro festivali sayesinde bartabas topluluğu'yla hem ortak proje yapılmış, hem de bu proje istanbul'da 15 gün sahnelenmişti. maalesef bartabas'ın en başarılı işlerinden biri değildi bu proje, ama ortak yapımcı olmanın riskleri vardır, ne çıkacağını, çıkanın kalitesini bilemezsiniz; önemli olan kurum olarak dünya çapında bir sanatçının bir projesine ortak olmaktır.

lafı uzattım, bahsetmek istediğim bartabas ya da ortak proje yapmanın faydaları değil, aslında geçenlerde internette rastladığım, at ile tiyatro yapan başka bir topluluktan heyecanlanıp kaleme aldım bu yazıyı.
meraklanıp,  topluluğunun işlerini biraz araştırınca başka bir sürprizle de karşılaştım.

önce topluluk: adı le théâtre du centaure. kurucuları: iki santor camille ile manolo.
bilindiği gibi santor mitolojide insan başlı at'a verilen isimdir. le théâtre du centaure'un oyuncuları ise, videolardan gördüğüm kadarıyla, at ile bütünleşiyorlar, bedenlerini atın bir uzantısı gibi kullanıyorlar.
kısıtlı fransızcamla anladığım kadarıyla; topluluk 1989'da kurulmuş, 1995'ten beri marsilya'da yerleşik. geniş bir yelpazede işler üretiyorlar: sinema, tiyatro, yeni sirk ve dans. görsel sanatçılarla da işbirliği yapıyorlarmış.
merak edip fransızcası olanlara topluluğun internet sitesini tıklamalarını öneririm.

şimdi de karşılaştığım sürprize gelirsem:
topluluğun şu sıralar turnede olan 2015 tarihli en yeni işi "la 7e vague"daki video görüntülerinde mahir günşıray rol almış. aşağıda paylaştığım fragman işe dair bayağı bir fikir veriyor; insan izlemek istiyor.
"la 7e vague" 17-23 aralık'ta paris'te 104-centquatre'da turnede olacak. yolu, olur da o tarihlerde paris'e, veya ilerde marsilya'ya düşeceklere duyurulur.


 
7e Vague Teaser from Théâtre du Centaure on Vimeo.

20 Mayıs 2010 Perşembe

tiyatro festivali 17, izlenim 5: biraz cesaret!


tiyatro boyalı kuş'un jale karabekir rejisiyle sahnelediği ibsen uyarlaması "nora/nurê" kaçırılmış bir fırsattı; seyirciler için değil, yönetmen için!

iki sıkı ipucu/paralellik/çıkış noktası, artık nasıl adlandırırsanız, bulunmuş; 1-ibsen'in kuzey'li nora'sı ile dengbejlerin seslendirdiği kürt nurê'nin hikayelerinin benzerliği, 2-nora ile nurê'nin kelime kökenlerinin, biri latince diğeri arapça, "ışık" anlamına gelmesi; sonra -nedense- bu güzelim bağlantılar bir kenara bırakılmış ve sadece, oyunun bildiğimiz klasik metninin kürtçe oynanması için bahane olarak kullanılmış.

bu çıkış noktalarından nerelere gidilirdi, nasıl bir uyarlama yapılırdı; tüyleri diken diken eden enfes bir nora yorumu daha çıkabilirdi [hatırlayınız: schaubühne - thomas ostermeier - 2004 - 14. istanbul tiyatro festivali].
uyarlamanın illa "folklorik" olması da gerekmezdi, ama küçük-büyük bir şeyler, o veya bu coğrafyaya bağlansaymış, ışık tasarımı bir şekilde özgünleştirilseymiş [yukardaki fotoğraf ne beklentiler yaratmıştı bende!].

cesaret eksikliği mi; neden sonuna kadar gidilmemiş!

tamam, klasik metni oynuyorsanız da;
.neden 70 dakikaya sıkıştırılmış olarak!
.neden iskandinavya'yla hiç alakası olmayan ama o dönemi betimliyormuş gibi yapan, hem renk hem tasarım olarak yanlış ve abartılı kostümlerle!
.nerden çıktı o venedik maskeleri; ne stil ne içerik olarak anlamı var! nora neden maskeli olsun ki, tam tersine; "kadın" olmasının ötesinde, kendi olduğu, dürüst olduğu, içten olduğu için değil mi yaşadıkları; nora içten pazarlıklı biri mi ki maske taksın; nora korkak mı ki, saklanmak zorunda kalsın!
.nedir o synthesizer'dan çıkmış soap opera arkafon müziği! siz değil misiniz dengbejlerle bağlantı kuran!



cesaret dedim de herhalde son 20 yılda cesaret konusunda mahir günşıray ile yarışacak tiyatrocu pek fazla yoktur; yıllar yıllar önce bomonti'nin ücra bir sokağında bir tiyatro salonu açmak, cüretkarca "hizmetçiler"i, "döne döne"yi sahnelemek, sahneye taşınması imkansız gibi duran "tol"u, "yalnızlıklar"ı sahnelemek, cervantes enstitüsü yardıma tenezzül etmezken kocaman bir lorca gecesi düzenlemek...

mahir günşıray'ın son cesareti "son bir kez" adlı oyun festivaldeydi iki gündür; cesur çünkü proje ilginç, ama çetrefilli:
sadece genel bir başlık ("son bir kez") verilen altı yazar birer monolog yazıyorlar, biri günşıray olmak üzere -çoğu ilk rejisini yapacak olan- altı yönetmen bunları alıyor, her yönetmen bir oyuncu ile çalışıyor.

altı yazar, altı yönetmen, altı oyuncu: "son bir kez" adlı bir bütün.

metinler teker teker çok güçlü. oyunculuklar iyi.
bütünün parçalı gözükmemesi, sahnelemenin statik kalmaması için monologlar arasına ilmikler de atılmış; elden gelen yapılmış anlayacağınız. [radikal'de ceyda aşar'ın enfes bir yazısı var oyunu okuyan.]
"son bir kez"in en kuvvetli ve bütünleyici ögesi ise, claude leon'a ait sahne tasarımı; kırmızı çiçeklerle kaplı zemin bütün acı hikayelerini birleştiriyor; hepsine bir altlık, bir halı oluyor.

23 Mart 2009 Pazartesi

gezici festivalin yoldaki oyunu: "beklerken"

avrupa'ya kıyısı olan kuzey denizleri üzerinden ilişkiler kuran "seas" festivali 10 günlüğüne istanbul'a demir attı.
festivalin en önemli iki özelliği gösterilerin konuk olunan ülkelerdeki etkileşimlere yani çalışma sürecindeki değişimlere açık olması ve her mekana/yere göre yeniden tasarlanması.
istanbul ayağının ilk kapalı mekan oyunu "beklerken" bu akşam talimhane'de dünya prömiyerini yaptı.

mahir günşıray'ın ilk zamanlarından itibaren tiyatro oyunevi'yle sahneye koyduğu oyunlarının tutarlı bir şekilde hep farklı, alışılmışın dışında, grotesk, abartılı ve oldukça da yaratıcı olduklarını düşünürüm ve onun rejilerini seyretmekten çok keyif alırım. ancak nedense istisnasız bütün oyunlarından çıkarken bir yandan da tamamlanmamışlık, bitmemişlik, yeterince olmamışlık hissi de kaplar içimi.
"beklerken"in bende bıraktığı etki de farklı olmadı. neyse ki, günşıray'ın "beklerken"in oyun broşüründe tiyatro oyunevi'nin çalışma tarzına dair yaptığı "sürekli değişen, yenilenen bir anlayışla..." saptaması içimi rahatlattı; demek ki hislerimde yanılmamışım...

2008 nisanında bulgaristan-balçık limanında doğaçlama gerçekleşen üç gösteriden sonra ekibe bir yazar/dramaturg (birgül oğuz) katılmış, bir oyuncu dışında bütün oyuncular ve bütün şarkılar değişmiş.
"beklerken"de "beklemek" kavramı beckett'ten ödünç alınmış ve bu topraklara uyarlanmış. bir yerden bir yere giderken, yani yoldayken, talimhane'nin sahnesinde bir saatliğine soluklanan üç oyuncu ve iki müzisyen bizi küçük bir anadolu-balkanlar turuna çıkarıyorlar. bu turda yok yok! kırkpınar güreşi de var, bir kadın tarafından oynanan zeybek te, zenne de, tango da, kürt havası da, "dereler akar gider" de var, "evvelim sen oldun ahirim sensin" de. müziklerin hepsi canlı söyleniyor, biri bitmeden diğeri başlıyor, her şey içiçe, karmakarışık... ipte yürüyen cambaz da var, turp ve süpürgeyle golf ta... soba da var, portatif televizyon da, dolap rafları gibi olan bavul da... cenaze töreni de, evlilik buketi de, adak ağacı da var... ekmek te var, zeytin de, kuşlara buğday da, dolma yapmak için kurutulmuş patlıcan da... vokta da var, şalgam da, şarap ta... göçmen kuşlar da var, mülteciler de, göçebeler de, aidiyet de, "öteki" de... seyircilere şeker de ikram ediliyor, üzerlerine çekirdek kabuğu da tükürülüyor...
rengarenk, tam bir ortaya karışık meyva tabağı gibi "beklerken", bir tek alevi eksik!

mahir günşıray bir anlamda "butik" tiyatro yapıyor; özenle hazırladığı oyunlarını seyirciyle ender buluşturuyor ["leonce ile lena" veya "yalnızlıklar" kaç defa sahnelendi].
bir yerde yakaladınız mı kaçırmamak lazım, çünkü bir daha denk gelemeyebilirsiniz. "beklerken" yarın akşam da talimhane'de, hem de ücretsiz; haftasonuna kadar beyoğlu'nun muhtelif mekanlarında ve meydanlarında devam edecek olan bütün diğer seas festivali gösterileri gibi...