kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mayıs 2024 Çarşamba

08 MAYIS



1835 hans christian andersen'in masalları'nın birinci bölümü c. a. reitzel tarafından kopenhag, danimarka'da yayınlanmış

1994 mitsuko uchida'yı ilk defa canlı dinledim; konser hamburg'da laeiszhalle'deydi, brahms'ın bir numaralı piyano konçertosunu çaldı

2014 kieslowki filmlerine bestelediği müziklerle gönlümü fetheden zbigniew preisner istanbul'da ilk defa konser verdi, lisa gerard konuk sanatçıydı, konser maalesef istanbul kongre merkezi'ndeydi





4 Mayıs 2024 Cumartesi

04 MAYIS


1506 venedik'teki matbaacı lucantonio giunta, parşömen üzerine bilinen en eski basılı minyatür kitaplardan biri olan saatler kitabı officium beatae mariae virginis secundum consuetudinem romane curie'yi üretmiş


1555 nostradamus'un kehanetleri olarak bilinen les propheties de m. michel nostradamus'un 353 ayetlik ilk baskısı çıkmış


1891 arthur conan doyle'un son sorun adlı romanında sherlock holmes ve profesör moriarty, meiringen yakınlarındaki reichenbach şelalesi'ndeki kavgada ölmüşler


1927 hollywood'da film endüstrisindeki ilerlemeyi teşvik etmek amacıyla, academy of motion picture arts and sciences, sinema sanatları ve bilimleri akademisi'ni kurulmuş; 1929'dan itibaren oscar olarak bilinen film ödüllerini verecek olan akademinin ilk başkanı douglas fairbanks olmuş


1953 ernst hemingway'in yaşlı adam ve deniz öyküsü pulitzer ödülü almış


1959 françois truffaut'nun yönettiği 400 darbe gösterime girmiş

1959 grammy ödülleri ilk defa dağıtılmış

1996 akbank sanat prodüksiyon tiyatrosu altında ışıl kasapoğlu'nun yönettiği, tilbe saran ve cüneyt türel'in oynadıkları ronald duncan'ın abelard ve heloise adlı oyunu akbank sanat'ta hayranlıkla seyrettim

1998 renzo piano tarafından, yerli kanak kültürünü onurlandırmak için tasarlanan jean-marie tjibaou kültür merkezi, yeni kaledonya'nın nouméa kentinde açıldı




26 Şubat 2024 Pazartesi

26 ŞUBAT


1891 henrik ibsen'in hedda gabler oyununun dünya prömiyeri oslo'da gerçekleştirilmiş

1899 anton bruckner'ın 6. senfoni'sinin dünya prömiyeri gustav mahler'in yönettiği viyana filarmoni orkestrası tarafından graz'da gerçekleştirilmiş

1901 thomas mann'ın buddenbrooks romanı yayınlanmış 

1935 georges bizet'in 1855'te bestelediği do majör senfoni'sinin dünya prömiyeri felix weingartner yönetiminde basel'da gerçekleştirilmiş

1969 costa gavras'ın z adlı filmi paris'te gösterime girmiş



23 Şubat 2024 Cuma

23 ŞUBAT


532 bizans imparatoru 1. justinian aya sofya'nın inşası için emir vermiş

1455 batı dünyasında basılı olan ilk kitap gutenberg incili basılmış

1898 émile zola j'accuse'ü yazdığı için hapse atılmış

2011 luz casal'i ilk defa canlı olarak konserde dinledim; konser aya irini kilisesi'ndeydi



1 Ağustos 2022 Pazartesi

"Gülün Adı"ndan...



"Belki de başka anlamı olan bilmecelerdir bunlar." diye öne sürdüm. "Yoksa başka bir varsayımınız mı var?" 
 "Var, ama henüz karışık. Bu sayfaları okurken, bu sözcüklerin bazılarını daha önce okumuşum gibi geldi bana; başka bir yerde gördüğüm buna benzer cümleler geldi aklıma. Öte yandan, bu sayfa, şu birkaç gün içinde konuşulmuş bir şeyden sözediyor gibi görünüyor bana... Ama be olduğunu anımsamıyorum. Düşünmeliyim. Belki başka kitaplar da okumam gerekecek." 
"Nasıl olur? Bir kitabın ne demek istediğini anlamak için başka kitaplar mı okunmanız gerekir?" 
"Bazan öyle olabilir. Kitaplar çoğu kez başka kitaplardan sözederler. Çoğu kez bir kitap, tehlikeli bir kitapta çiçeklenen zararsız bir tohum gibidir; ya da tam tersine, acı bir tohumun tatlı meyvesidir. Alberto'yu okurken, Thomas'ın ne söylemiş olabileceğini anlayamaz mısın? Ya da Thomas'ı okurken, İbni Rüşt'ün ne söylemiş olacağını?" 
"Doğru," dedim, beğenerek. O zamana dek, her kitabın nesnelerden sözettiğini sanırdım; kitapların dışında kalan insancıl ya da kutsal nesnelerden. Şimdi, kitapların oldukça sık başka kitaplardan sözettiklerini ya da sanki kendi aralarında konuştuklarını farkediyordum. Bu düşüncenin ışığında, kitaplık bana daha da tedirgin edici bir yer gibi göründü. Uzun, yüzyıllar süren bir mırıltı, bir parşömenle bir başka parşömen arasında görünmez bir söyleşiydi demek ki kitaplık; canlı bir nesne, bir insan zihninin yönetemeyeceği güçlerin barınağı, birçok zihinden çıkmış, onları üreten ya da iletenlerin ölümünden sonra da varlığını sürdüren bir gizler hazinesi. 
"Ama o zaman," dedim, "kitapları saklamak neye yarar, mademki herkese açık olan kitaplardan gizlenmiş olanlara ulaşabiliyoruz?" 
"Yüzyıllarca sonra hiçbir yararı yok bunun. Yıllar ya da günlerle ölçülen zaman aralığında belli bir yararı olabilir. Görüyorsun, nasıl şaşkın durumdayız." 
"Öyleyse bir kitaplık gerçeği dağıtma aracı değil, onun ortaya çıkmasını geciktirme aracı mıdır?" diye sordum, hayretten donakalmış. 
"Her zaman, ille de öyle olması gerekmez. İçinde bulunduğumuz durumda öyle." 

 -Umberto Eco
Can Yayınları
(Çeviri: Şadan Karadeniz)

2 Ağustos 2020 Pazar

"Fahrenheit 451"'den


"...
"Bilmiyorum. Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama  mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı. Bu yüzden, kitapların faydası olabilir diye düşündüm."
"Sen iflah olmaz bir romantiksin, " dedi Faber. "Durumun bu kadar ciddi olmasa komik olurdu. İhtiyacın olan şey kitaplar değil, bir zamanlar kitaplarda olan şeylerin bir kısmı. Aynı şeyler günümüzde 'oturma odası ailelerinde' olabilirdi. Aynı sonsuz detaylar ve farkındalık radyo ve televizyon alıcılarıyla iletilebilirdi ama iletilmiyor. Hayır, hayır, senin aradığın şey kitaplar değil kesinlikle! Eski gramofon plaklarında, eski filmlerde ve eski arkadaşlarda bulabildiğin kadarını al; onu doğada ara ve kendi içinde ara. Kitaplar unutmaktan korktuğumuz bir sürü şeyi depoladığımız kapların bir türüydü yalnızca. Hiç sihirli bir tarafları yok. Sihir sadece kitapların söylediklerinde, evrenin parçalarını nasıl dikerek bizim için giysi haline getirdiklerinde. Bunu bilemezdin elbette, bütün bunları söylerken ne demek istediğimi de hâlâ anlayamazsın elbette. Sezgilerin doğru, önemli olan bu. Üç şey eksik.
"Birincisi: Böyle kitapların bu kadar önemli olmasının sebebini biliyor musun? Çünkü nitelikliler. Nitelik sözcüğünün anlamı nedir peki? Bana göre doku demektir. Bu kitabın gözenekleri var. Özellikleri var. Bu kitap mikroskopla incelenebilir. Camın altında, sonsuz çoklukla akıp giden hayatı görürsün. Gözenekleri ne kadar çok olursa, bir sayfaya santimetrekare başına o kadar çok sayıda doğru kaydedilmiş hayat ayrıntısı sığdırabilirsin... o kadar 'edebi' olursun. En azından benim tanımım bu. Ayrıntıları anlatmak. Taze ayrıntıları. İyi yazarlar hayata sık sık dokunur. Vasatlarsa elini hayatın üstünden çabucak geçirir. Kötüler hayata tecavüz eder ve onu sineklere bırakır.
"Kitaplardan bu kadar nefret edilmesinin ve korkulmasının sebebini şimdi anlıyor musun? Onlar hayatın yüzündeki gözenekleri gösterir. Rahatına düşkün insanları balmumundan aya benzeyen, gözeneksiz, tüysüz, ifadesiz yüzler ister yalnızca. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki çiçekler bereketli topraklarda, iyi yağmurlarla büyümek yerine çiçeklerden beslenerek yaşamaya çalışıyor. Havai fişekler bile, onca güzelliklerine karşın toprağın kimyasından geliyor. Ama çemberi tamamlayıp gerçekliğe geri dönmeden, çiçekler ve havai fişeklerle beslenerek büyüyebileceğimizi sanıyoruz nedense. Herkül ile Antaios'un, ayakları yere sağlam bastığı sürece gücü inanılmaz olan dev güreşçinin efsanesini bilir misin? Ama Herkül, Antaios'un ayaklarını yerden kesince, onu kolayca öldürdü. Bu efsanede günümüzdeki, bu şehirdeki, çağımızdaki bizleri ilgilediren bir şeyler yoksa, tamamen deliyim demektir. Eh, ihtiyacımız olan birinci şeyi söyledim işte. Nitelik, veri dokusu."
"Peki ya ikincisi?"
"Serbest zaman."
"Ah, ama mesai dışında epey zamanımız oluyor."
"Mesai dışında, evet. Ama düşünmeye zamanımız oluyor mu? Ya saatte yüz altmış kilometreyle araba sürüyorsun ve tehlikeden başka bir şey düşünemiyorsun ya da oyun oynuyorsun veya bir odada, dört duvarlı televizyon alıcısıyla oturuyorsun... ki onunla tartışamazsın. Neden? Televizyon alıcısı 'gerçektir'. Anlıktır, boyutu vardır. Sana ne düşüneceğini söyler, bangır bangır kafana sokar. O haklı olmalıdır. Öyle haklı görünür ki. Vardığı sonuçları sana öyle peş peşe söyler ki zihninin itiraz etmeye, 'Ne saçma!' demeye vakti olmaz."
"Sadece 'aile' 'insandır'."
"Pardon?"
"Karım kitapların 'gerçek' olmadığını söylüyor."
"Bunun için Tanrı'ya şükür. Onları kapatabilirsin. 'Bir saniye bekle,' diyebilirsin. Ona Tanrı rolü oynarsın. Oysa insanı bir televizyon odasına tohum attığında hapseden pençeden kim kurtarabilmiş ki? Seni istediği şekilde büyütüp şekillendirir! Dünya kadar gerçek bir ortamdır. Gerçeğe dönüşür ve gerçek olur. Kitaplar mantıkla alt edilebilir. Ama onca bilgime ve şüpheciliğime karşın, o inanılmaz oturma odalarında bulunan ve onların parçası olan, tam renkli, üç boyutlu, yüz kişilik bir senfoni orkestrasıyla tartışmayı asla başaramadım. Gördüğün gibi, benim oturma odam sıvalı dört duvardan ibaret. Ve işte." Faber iki küçük kauçuk kulak tıkacını uzattı. "Metro jetlerini kullanırken kulaklarım için."
Montag kapalı gözlerle, "Denham Diş Macunu; ne çalışırlar ne de iplik eğirirler," dedi. "Şimdi ne yapacağız peki? Kitapların bize faydası olur mu?"
"Ancak bize üçüncü gerekli şey verilirse. Dediğim gibi, birincisi nitelikli bilgi. İkincisi: Onu hazmetmek için gerekli serbest zaman. Üçüncüsü de: İlk ikisinin karşılıklı etkileşiminden öğrendiklerimizde temellenen eylemlerde bulunma hakkımız. Ve oyunun bu geç vaktinde, çok yaşlı bir adam ile hayatından soğumuş bir itfaiyecinin pek bir şey yapabileceğini sanmıyorum..."
"Ben kitaplar bulabilirim..."
"Riske giriyorsun."
"Ölmenin güzel tarafı bu; kaybedecek bir şeyin olmayınca, istediğin riske girebiliyorsun."
Faber gülerek ,"Bak, bir yerden okumadığın ilginç bir şey söyledin!" dedi.
"Kitaplarda öyle şeyler var mı? Ama durup dururken aklıma geliverdi!"
"Böylesi daha da iyi. Benim için veya herhangi biri için, hatta kendin için bile düşünmedin onu."
..."

- Ray Bradbury
(Çeviri: Dost Körpe)
İthaki Yayınları

7 Ocak 2018 Pazar

"Müziksiz Sözler"den..



"Bütün gece gözüme uyku girmedi. İstasyondan ayrıldıktan hemen sonra ışıklar söndü. Dixie'den Ortabatı'ya giden eski bir yolcu treniydi ne de olsa, rahatlık ne arasın. Işık yok, okumak yok, gece treninin sadasıyla hasbıhal etmek dışında yapacak hiçbir şey yok. Tekerler rayın üzerinde biteviye dönüp duruyordu, daha ilk duyduğum anda kapılmıştım ritmine. Yıllar sonra, Ravi Shankar'ın usta tabla çalıcısı ve müzik partneri Alla Rakha'yla birlikte çalışırken, Hint tala sisteminin kalbini oluşturan 2'li, 3'lü sınırsız döngüleri meşk ettim. Kaos gibi gelen şeyi, değişen vuruşlar ve kalıplardan sonu gelmez bir dizi olarak duyabileceğiniz araçları bu sayede öğrendim. Ama o unutulmaz gecede bütün bunlardan bihaberdim. İşin tuhaf yanı, aradan neredeyse on dört yıl geçtikten sonra, tek seyahat aracının tren olduğu Hindistan'da ilk keşif seyahatimi yapana dek, delikanlılık çağımda Baltimore ile Chicago arasında birçok defa yaptığım gibi ciddi bir tren yolculuğuna bir daha çıkmadım. Seyahatlerde olanlar benzer, hatta kimi zaman nerdeyse tıpatıp aynıydı. Ama duyuş şeklim o yıllarda köklü bir dönüşüm geçirmekteydi. Einstein on the Beach'teki [Einstein Kumsalda] trenlerin benzer bir yerden geldiği düşünülebilir, ama hayır, öyle değil. O tren müziği tamamen farklı bir yerden geliyordu, buna daha sonra değineceğim. Velhasıl müzik dünyası -dili, güzelliği, esrarı- içimde uyanışa geçmişti. Bir şeyler daha o zamandan değişmeye başlamıştı. Müzik orada bir yerde gerçek dünyanın bir metaforu değildi artık. Tam tersi hale geliyordu. "Orada" dediğimiz şey metafordu ve gerçek olan, bugün de olduğu gibi, müzikti. Gece trenleri böyle şeylere vesile olabilir. Günlük hayattaki sesler handiyse farkında olmadan içime nüfuz ediyordu."

- Philip Glass
(Çeviren: Volkan Atmaca) 
Alfa  Kitap, 2016