17 Mart 2026 Salı

Sıcak Kafa'dan


... "Ama son zamanlarda bir haller geldi. Durup dururken bir kelimeyi var gücüyle bağırıyor. Sonra yine susuyor. Hep eski kelimeler, Osmanlıca kelimeler... Başta umutlandım, acaba bu bir gelişme mi diye. Ama başka bir şey olmadı. Üstelik durum daha kötüye gitti, giderek daha yüksek sesle bağırıyor." 
    "Anlamlı kelimeler mi peki? Yani o sırada konuşulan şeyle ilgili mi, bir şeyler demek istiyor gibi mi geldi size?" 
    "Yok yavrum, rastgele. Alakasız. Mesela geçen gün, hepimiz yatmıştık, gecenin üçünde İSTİKLAL diye yeri göğü inletti. Komşular uyandı, kapıyı çaldılar. Yok bir şey, dedim, kötü bir rüya görmüş falan dedim, geçiştirdim. Ama insanları biliyorsun, bu salgın yüzünden herkes bir tuhaf oldu. Birisi ihbar edecek, oğlumu alıp götürecekler diye ödüm patlıyor. Öyle şiddetli bağırıyor ki, o sesi nasıl çıkarıyor anlamıyorum." 
    Ağlamaklı oldu. Toparladı kendini hemen, bir yudum daha aldı çayından. 
    "Önceden dışarı, yürüyüşe çıkarırdık bazen. Behzat'a iyi gelirdi o. Bir şey demezdi tabii ama hissederdim, biraz hava alır, rahatlardı. Şimdi onu da yapamıyorum. Dışarda bir yerde böyle bağırırsa nasıl kurtaracağım? Hemen yaka-paça götürürler." 
    "Vallahi ne yapabilirim, bilmiyorum. Malumunuz, ben konunun tıbbi tarafına biraz uzağım. Yine birkaç ilaç önerebilirim ama işe yarayacağının garantisi yok. Daha kötü de yapabilir." 
    "Oğlum, doktora falan götüremiyorum, biliyorsun. Sen de böyle diyorsan..." dedi sesi titreyerek. 
    Sessizce ağlamaya başladı. Duygu sömürüsüne bağlamıştı umudunu. 
    "Özgür'e de ulaşamıyorum. Annem size söylemiş galiba." 
    "Evet, evet, biliyorum."
    Özgür'ün nerede ve ne durumda olduğunu bilmiyordum ama en azından hastalığı kapmadığından emin gibiydim, bunun için fazla akıllıydı. O yüzden, şimdiye kadar aşırı dozdan veya pislikten ölmediyse, onu bulduğumda en azından aklen sağlıklı olacağını biliyordum. Bir ihtimal, küçük bir ihtimal, Behzat'a ve bu batasıca dünyaya faydası dokunabilirdi. Ayrıca eninde sonunda evden ayrılmam gerekecekti ve sonrasında, Özgür'ü bulmaya çalışmaktan daha anlamlı bir uğraş gelmiyordu aklıma.
    Makbule Hanım'a böyle bir umut vermek istemiyordum. Daha doğrusu herhangi bir şey için harekete geçmek istemiyordum. Tek arzum, rahatsız edilmeden, annemin evinin bana ayrılan köşesinde, televizyonun karşısındaki hayatıma devam etmekti. Ama rahatsız edilmiştim bir kere. SMK ajanları peşimdeydi ve burada kalmaya devam edersem beni enseleyecekleri kesindi.
    Tatsız bir sessizlik içinde oturduk. Diyebileceğim bir şey yoktu. Kimsenin diyebileceği bir şey yoktu. Bir kişi hariç: Behzat.
    Herif, "MÜS-TEM-LE-KE"diye öyle bir haykırdı ki, yüreğim ağzıma geldi demek yetersiz kalır, yüreğim ağzımdan fırladı, karşıki duvara yapıştı. Makbule Hanım "Hay Allah!" diye ayağa kalktı, kapı deliğinden baktı. Komşulardan duyan oldu mu, kapıya dayanacaklar mı, diye telaşlanmıştı. Komşulardan duyan olmaması mümkün değildi, hatta buradan Kozyatağı'na kadar, işitme yetisine sahip olup da bu sesi duymayan bir canlı olacağını sanmıyorum. Kalbimin atışı normale döndüğünde camlar hala zangırdıyordu. Annem fenalık geçiriyordu, bir yerlerden kolonya bulup ellerine, boynuna falan sürdüm. 
    Birazdan sakinleşip yerlerimize oturduk. Makbule Hanım kendini tutmayı bırakmıştı, hüngür hüngür ağlıyordu. Annem rahatsızdı, bir an önce gitmek arzusunda olduğu belliydi. Behzat'a baktım, hiçbir şey olmamış gibi, aynı balıksı ifadeyle bakıyordu. 
    Kapının anahtarla açıldığını duyduk. 
    "Arif geldi," dedi Makbule Hanım, "Behzat'ın oğlu, hatırlarsınız." 
    İçeri bir delikanlı girdi, bizi selamladı. Behzat'ın oğlu Arif. Adını Hacı Arif Bey'den alan Arif. Nasıl bu kadar büyüdü? O kadar zaman nasıl geçti? Ben tam olarak ne kadar zamandır televizyonun karşısında oturuyorum? 
    "Duydun mu?" diye sordu Makbule Hanım. 
    "Duydum." 
    "Neredeydin?" 
    "Aşağıdaki parkın orada." 
    "Oraya kadar geldi ses demek ha!" 
    "Geldi tabii. 'Müstemleke' dedi değil mi?" 
    "Evet." 
    "Bayağı şiddetliydi bu sefer. Geçen günkü 'halet-i ruhiye' de sağlamdı ama bu hepsini geçti."

-Afşin Kum
(A.P.R.I.L Yayıncılık)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder