ivan fischer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ivan fischer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Haziran 2024 Pazartesi

24 HAZİRAN


1374 aziz johannes dansı'nın aniden patlak vermesi; almanya'nın aachen şehrinin sokaklarındaki insanların halüsinasyonlar görmesine ve yorgunluktan yere yığılana kadar kontrolsüz bir şekilde zıplamaya ve seğirmeye başlamasına neden olmuş


1901 18 yaşındaki pablo picasso'nun ilk sergisi paris'te galeri vollard'da açılmış

1981 james bond filmi for your eyes only gösterime girdi

1982 paco pena'yı ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da

1988 aya iri müzesi'nde ünlü tenor guiseppe di stefano'yu canlı dinledim 

1990 moskova sanat tiyatrosu'ndan boris pokrovski'nin sahnelediği şostakoviç'in burun adlı operasını istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

1994 ünlü flüt sanatçısı james galway'i aya irini müzesi'nde canlı dinledim

2003 efsanevi şef ivan fischer ile orkestrası budapeşte festival orkestrası'nı ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da, alexander toradze solist idi

2006 ian anderson plays jethro tull konserini bodrum kalesi'nde dinledim

2016 rokoko döneminden kalma bir tiyatro binasında, münih'teki cuvilliés tiyatrosu'nda bir gösteri seyrettim; residenztheater topluluğunun sahnelediği dans tiyatrosunun yönetmeni peeping tom'un kurucularından gabriela carrizo idi, gösterinin adı the land



7 Eylül 2014 Pazar

cemal reşit rey konser salonu'nun muhteşem 2014 güz programı ve bazı 2015 tarihleri..

 play (sidi larbi cherkaoui & shantala shivalingappa)

 
cemal reşit rey konser salonu (crr)'nin 2014 ekim-kasım-aralık programı cuma günü kurumun internet sitesinde açıklandı. öyle böyle değil, çok çok iyi bir program!

geçen sezon genel sanat yönetmeni olan ozan binici sayesinde crr "istanbul'un en iyi konser salonu" ünvanını hakkıyla geri aldı bence.
dilimizi ısıralım; bu ülkede iyi şeyler uzun sürmüyor çünkü!

binici'nin getirdiği -ve uluslararası bir konser salonuna yakışan- yeniliklerden en önemlisi "yerleşik sanatçı" (artist-in-residence) uygulaması.
2014'ün yerleşik sanatçısı büyük bir orkestra idi: budapeşte festival orkestrası (bfo). bu sezon "yerleşik sanatçı" olarak ünlü ingiliz trompetçi alison balsom seçilmiş.

başka bir yenilik; sanırım crr'nin tarihinde ilk defa "ustalık sınıfı" (masterclass) düzenlenecek olması. dersi ünlü flütçü emmanuel pahud verecek. ders seyircilere de açık olacak.

geçen sezon başlatılan, pazar öğlenleri "gençlerle ve çocuklarla müzik" programı da bence kamuya ait bir konser salonunda çok önceden olması gereken bir uygulamaydı; binici sayesinde crr'ye yerleşti.
 
...

crr'nin 2014-güz programından benim gözümde öne çıkanlar şunlar:

.efsanevi şef ivan fischer yönetimindeki bfo'dan iki konser: 7 ekim'deki iki mahler'li; 18 aralık'taki sadece bach'ın yapıtlarıyla

.7 ekimki bfo konseri öncesinde 17:00'de bir saatlik "kakao konseri” (fikir babasının şef ivan fisher olduğu, macaristan'da çocukların sıcak bir ortamda klasik müzik ile yakınlaşmalarını hedefleyen bir etkinlik)

.bir dönem istanbul'da arka arkaya her yıl konser vermiş, ancak uzun zamandır (10 yıldır) yolunu şehrimize düşürmemiş efsanevi dörtlü kronos quartet (18.11)

.einstürzende neubauten (3.12), anoushka shankar (6.10), mariza (7.11), dianne reeves (5.11), emmanuel pahud (3.11), borodin dörtlüsü (8.11), hesperion xxi & jordi savall (16.12), i musici (8.12), concerto köln (9.12), chris botti (15.10); hepsi kendi dallarının en iyileri ve hepsi de bu güz crr'deler!

.tanımadığım ancak bende merak uyandıran topluluklar ve ilginç programlı konserler ise şunlar:
sadece rönesans dönemi dans müziklerinden oluşan programıyla capriccio stravagante renaissance orchestra (4.11), nicholas phan lied resitali (28.11), scharoun ensemble (21.10), pera ensemble ve capella cracoviensis'in 17. yüzyıldan polonya ve türk ezgilerini çalacağı "saz-ü söz  - sözler ve müzik" konseri (10.10), kontrtenor max emanuel cencic ve armonia atenea barok topluluğu'nun sadece johann adolf hasse (adı pek duyulmamış, barok dönemden alman bir besteci)'nin bestelerini seslendirecekleri konser (12.11)

...

crr programında daha açıklanmadı ancak internette keşfettiğim bazı 2015 tarihlerini de ayrıca paylaşmak isterim, zira çok heyecan verici!

işte bunlardan bazıları:

16-17 ocak 2015: play - sidi larbi cherkaoui & shantala shivalingappa
05 şubat 2015: ian anderson
03 mart 2015: bobby mcferrin
07 mart 2015: ivo pogorelich 
28 mart 2015: ivo pogorelich

10 Aralık 2013 Salı

NRW061 müzik ile dolu bir pazar günü



alman hızlı treni ICE’ye laf ettim ya; dün beni utandırdı. iyi ki de utandırdı, yoksa 17:00’de essen’de ivan fischer ve budapeşte festival orkestrası’ndan mahler’in 9.senfonisi’ni dinleyip, 20:00’de köln’e, fazıl say’ı kristjan järvi ve gstaad festival orkestrası eşliğinde son piyano konçertosu “water”ı çalarken dinlemeye yetişemezdim.
konser 18:40’da bitti; ICE, essen tren istasyonundan tam 19:00 kalktı; sadece üç dakika rötarla 19:52’de köln’deydi; neyse ki philharmonie istasyona beş dakika mesafede; hele de kısayolu keşfetmişseniz, daha da yakın.

ilk önce “mahler 9”:
mahler’in, yarım kalmış 10.sunu saymazsak bu dokuzuncu son senfonisi. 1909’da bestelemiş, 1911 vefat etmiş, senfoni ilk defa 1912’de seslendirilmiş; yani mahler bu yapıtının ilk icrasına tanık olamamış.
malum, mahler’in senfonilerinde çoğunlukla koyun-inek çanları, klezmer-yahudi melodileri, ölüm marşları, mütemadi bir mücadele mevcuttur. visconti’nin “venedik’te ölümü” filmiyle daha da ünlenmiş beşinci senfonisinin adagio bölümü gibi aşkın nitelik barındıran senfonileri veya bölümleri de yok değildir.
mahler’in 9.senfonisini ilk defa dinledim; daha önce kayıttan da dinlememiştim hiç. çok şanslıyım ki, ivan fischer gibi özel bir şef ve budapeşte festival orkestrası gibi özel bir orkestraya denk geldi bu tecrübem.
80 dakikadan uzun süren, 1. ve 4. bölümleri yavaş, ortadaki 2. ve 3. bölümleri hızlı, ancak hızlı bölümlere dahi genel olarak bir ağırlığın hakim olduğu, yapıtın tümünde aşkın bir halin hüküm sürdüğü bir senfoni.
şef dostu bruno walter ile bir gün alplerde geziyorlarmış, walter mahler’e “bak, alpler ne kadar ihtişamlı” demiş, mahler “hiç bakma, ben bunların hepsini senfonilerimde sildim süpürdüm” diye cevap vermiş. eğer diğer senfonileri alplerin ayak basılan topraklarını betimliyor ise, 9. senfoni gökle buluştuğu dorukları ve özellikle de o dorukların etrafındaki bulutların atmosferini taşıyor.

şimdi de “su”:
yaş ortalaması ortanın üstü olan, şarap gibi yıllanmış bir orkestradan ve filozof ve ağırkanlı bir şeften mahler’in 9. senfonisini dinledikten sonra; yaş ortalaması ortanın altı, hatta bir gençlik orkestrası gibi, gstaad festival orkestrası ve genç şefleri kristjan järvi’den “su” temalı dinamik bir konser, dün müzikle iyice arınmamı sağladı.
program: smetana’nın “moldau”, say’ın “water”, britten’in “four sea interludes” ve debussy’nni “la mer”; sadece böyle bir program hazırlamak bile bir sanat.

gstaad festival orkestrası’nın siparişi olan ve fazıl say’ın geçtiğimiz ağustos’ta bu orkestrayla ilk seslendirilişini gerçekleştirdiği “water” piyano konçertosu, say’ın “mezopotamya” senfonisi tadında; ne çok bariz “ilüstratif” ne de bütünüyle soyut.

konçertonun üç bölümü var. başlıkları: “mavi su”, “kara su” ve “yeşil su”.
“mavi su” bana engin denizleri, devasa dalgaları, uzak diyarları ve keşifleri çağrıştırdı. piyanonun klarinet ile atışması hoştu.
“kara su” gizemli, koyu, karanlık ve derin bir atmosfer çiziyordu. say’ın bu bölümde ağırlıklı olarak kuviyolonsel, viola ve kontrabasların koyu tonları, piyano ile tubanın atışması, ilerleyen dakikalarında egzotik seslerin katılması, bana sanki bir kanoyla amazonun derinliklerine dalıp kaybolmuşum hissini uyandırdı.
“yeşil su” ise kıyısında insanların yaşadığı, şehirlerin olduğu denizleri anlatıyor gibiydi; say’ın “mezopotamya”da olduğu gibi yaylı çalgıların içlerine yerleştirdiği “river waves” and “vibratones” da bölümün atmosferini kuran önemli öğelerdi. yapıtın son dakikalarında piyanonun sessiz kalıp, sadece orkestra elemanlarının seslerinin ve “river waves”lerin kullanılması ise çok şiirseldi.

fazıl say, türkiye kökenli seyircilerin de olduğu salondan bayağı alkış aldı, ama bis parçası çalmadı.
gstaad festival orkestrası ve kirstjen järvi fazıl say’a mükemmel bir eşlik sundukları gibi diğer üç yapıtta da başarılıydılar. smetana’nın “moldau” ve debussy’nin “la mer”ini canlı dinlemeyeli bayağı bir zaman olmuş; bu yapıtları ne kadar özlediğimi fark ettim. ayrıca; järvi’nin yorumunda bu yapıtlarda daha önce dikkatimi çekmemiş olan detaylar keşfettim ki bu da benim için bu konseri unutulmaz yapan özelliklerden bir diğeriydi. 

27 Ekim 2013 Pazar

NRW022 pires, fischer, beethoven, brahms, schönberg



maria joao pires, ivan fischer yönetimindeki budapeşte festival orkestrası’yla kölner philarmonie’de verdiği konserde çalacağı yapıtı chopin 2’den beethoven 4’e çevirince; bu yapıtı on gün içinde ikinci kere dinlemiş oldum; diğeri de, diğer bir piyano ustası nelson freire’dendi; marin alsop yönetimindeki orquestra sinfonica do estado de sao paulo eşlik etmişti.
doğrusu hangisi daha iyiydi diye hiç düşünmedim; çünkü iki piyanist de birbirinden ustadırlar; sanki freire gününde değildi. ve belki pires’inkini daha fazla sevmiş olabilirim; temposu biraz yavaştı, piyano partisyonunun en karmaşık ve dolu yerinde bile bütün notalar teker teker duyuluyordu.
şimdiye kadar karşılaşmadığım şekilde, konçerto biter bitmez seyircilerden bir çoğu ayağa kalkarak pires'i alkışladı. seyircinin icraya ve tecrübeye ne kadar değer verdiğinin göstergesiydi. keşke pires de bu dinmeyen alkışlara bir bis ile karşılık verseydi.




orkestra konsere bir macar besteci ile başladı; sándor veress’in béla bartók’un ölümü üzerine 1945’te bestelediği “threnos in memoriam béla bartók adlı hipnotik, ritmik ve etkileyici bir yapıttı bu.
konserin ikinci yarısında ise herhalde müzik tarihinin ilginç hikayelerinden birine sahip bir yapıt vardı. brahms’ın 1 numaralı piyanolu dörtlü'sünün schönberg tarafından 1937'de orkestraya uyarlanmış versiyonu.
malum, brahms’ın yapıtı muhteşemdir; bilen bilir, bilmeyen varsa hemen youtube’dan girip dinlemesini öneririm; her bir dakikası olağanüstüdür.


[youtube'dan, efsanevi beaux arts trio'nun icrasıyla yapıtın "rondo alla zingarese" isimli son bölümü:]



arnold schönberg, hani şu atonal müziğin ve 12 ton tekniğinin yaratıcısı "ikinci viyana okulu"nun sıkı temsilcilerinden, gençliğinde brahms’ın bu eserinde keman partisyonunu çalmış ve hep üzülürmüş, piyanistler hep yaylı çalgıların önüne geçiyor diye; tutmuş, müzikte en klasik damarlardan biri olan brahms’ın bu yapıtını, sırf bu yüzden orkestra versiyonunu yapmış, ve tabii ki brahms’ı besteci olarak da oldukça önemsermiş, hakkında kitap yazmışmış.
19. yüzyılda senfonilerin piyano ve hatta iki el piyano versiyonları yapılırmış, orkestraların olmadığı şehirlerde, evlerde çalınsın diye, oda müziğinin orkestraya uyarlanmış versiyonunu ben ilk defa duydum; eminim başka örnekleri de vardır..

brahms’ın yapıtının özgün halini bir kenarda tutarsanız; schönberg’in yaptığı gerçekten muhteşem bir şey olmuş. ilk iki bölüm sanki  bir brahms senfonisi tadında; kendisi yazsa belki 5. senfonisi olurdu. üçüncü bölümde ise vurmalı çalgı ve bakır üflemelilerin kullanımı şostakoviç’in caz süitlerini andırıyor; çılgın, beklenmedik çıkışlar var. zaten başlıbaşına harika olan “rondo alla zingarese” adlı son bölüm ise mükemmel bir yoruma kavuşmuş; artık neler duyarsanız, çok geniş bir yelpazeye sahip; keman ve klarinetin öne çıktığı bir ara, klezmer havası bile hissediliyor.


[bu yapıtı youtube'dan ivan fischer yönetimindeki royal concertgebouw orkestrası'ndan dinleyebilirsiniz:]




...


günümüzün önemli şeflerinden ivan fischer’i, kendisinin kurduğu ve başarıya ulaştırdığı budapeşte festival orkestrası ile istanbul’da izlemiştik, ama o zaman fark etmemişim, fischer sahnede çalgıları hiç alışık olunmayan bir düzende oturtuyor; bu da, eğer yeriniz şefle tam aynı eksende ise, inanılmaz stereo bir etki yaratıyor. nasıl mı; fischer soluna birinci kemanları ve viyolonselleri, onların arkasına kornoları ve en geriye vurmalı çalgıların bir kısmını; sağına ikinci kemanlar ve viyolalar, onların arkasına trompet, tuba, trombonlar, onların arkasına da timpaniyi; kam karşısına da ilk flüt ve obua, ikinci sıra tahta üflemeliler ve en geriye de basları yerleştirmiş.

peki ben nasıl en ucuz biletimle şefin eksenindeki bu "dolby stereo" etkiyi yakalayabilecek yere oturabildim.
şöyle ki, kölner philarmoni’de eğer salon çok dolu değilse [ki misafir yabancı orkestraların biletleri daha pahalı olduğu ve zaten kölnlüler az çok her sezon bu orkestraları dinleyebildikleri için salon böyle konserlerde eğer orkestra, şef veya solist aşırı “yıldız”lı değilse tıklım tıklım dolmuyor], sadece sahneyi bütünüyle görememe sorunu olan x ve u, yani en ucuz iki kategoriden bilet alanların yanına konser başlamadan 10 dakika önce nazik bir yer gösterici genç hanım veya delikanlı gelip, salonun çok dolu olmadığını, dilersek aşağıda istediğimiz yere oturabileceğimizi söylüyor. doğrusu, 10 avroluk biletle 65 avroluk koltukta konser izlemek de katmerli keyifli oluyor.
bu durumu yaşadığım ilk konser nelson freire’inkiydi; çekinip yanda bir kanada oturmuştum. bu sefer biraz da kaşarlanmış ve mekanı sahiplenmiş olarak gittim, orkestranın aksında ve anfi çanağının ortalarında bir boş koltuğa gömüldüm. yine gözlerimi kapadım, ama orada müzik daha bir güzel tınladı.