mehmet kerem özel'in hayata ve sanata dair yaşadıklarını, takip ettiklerini, tanık olduklarını ve izlenimlerini paylaştığı günlüğü. [for english version please visit danzon2017.blogspot.com.tr]
1952 charlie chaplin'in yönettiği ve başrolünü claire bloom ile paylaştığı, buster keaton'ın da rol aldığı limelight filmi gösterime girmiş
1958 boris pasternak'a nobel edebiyat ödülü değer görülmüş
1958 şirinler televizyonda ilk kez peyo'nun johan ve pirlouit adlı öyküsünde görünmüşler
2004 ilk defa 2003 haziran'ında istanbul'da seyrettiğim pina bausch'un istanbul'dan esinlendiği nefes adlı yapıtını ilk defa wuppertal'de seyrettim; yapıta istanbul'da olmayan bir sahne eklenmişti
2010 cemal reşit rey konser salonu'nda emmanuelle huynh'un iannis xenakis'in bestesi üzerine sahnelediği cribles / live'ı seyrettim
2012 toshiki okada'nın hot pepper, air conditioner, and the farewell speech adlı gösterisini garajistanbul'da seyrettim
2013 maria joao pires'i ilk defa konserde canlı dinledim; ona kölner philharmonie'deki konserde ivan fischer yönetimindeki budapeşte festival orkestrası eşlik ediyordu
2014 aksanat'ta leszsdek mozder konserine gittim
2015 semih fırıncıoğlu'nun uçuruma doğru lezzet lokantası'nı salt galata'da seyrettim
maria joao pires, ivan fischer yönetimindeki budapeşte
festival orkestrası’yla kölner philarmonie’de verdiği konserde çalacağı yapıtı
chopin 2’den beethoven 4’e çevirince; bu yapıtı on gün içinde ikinci kere
dinlemiş oldum; diğeri de, diğer bir piyano ustası nelson freire’dendi;
marin alsop yönetimindeki orquestra sinfonica do estado de sao paulo eşlik
etmişti.
doğrusu hangisi daha iyiydi diye hiç düşünmedim; çünkü iki
piyanist de birbirinden ustadırlar; sanki freire gününde değildi. ve belki
pires’inkini daha fazla sevmiş olabilirim; temposu biraz yavaştı, piyano
partisyonunun en karmaşık ve dolu yerinde bile bütün notalar teker teker
duyuluyordu.
şimdiye kadar karşılaşmadığım şekilde, konçerto biter bitmez seyircilerden bir çoğu ayağa kalkarak pires'i alkışladı. seyircinin icraya ve tecrübeye ne kadar değer verdiğinin göstergesiydi. keşke pires de bu dinmeyen alkışlara bir bis ile karşılık verseydi.
orkestra konsere bir macar besteci ile başladı; sándor
veress’in béla bartók’un ölümü üzerine
1945’te bestelediği “threnos
in memoriam béla bartók” adlı hipnotik, ritmik ve etkileyici bir
yapıttı bu.
konserin ikinci yarısında ise herhalde müzik tarihinin
ilginç hikayelerinden birine sahip bir yapıt vardı. brahms’ın 1 numaralı piyanolu dörtlü'sünün
schönberg tarafından 1937'de orkestraya uyarlanmış versiyonu.
malum, brahms’ın yapıtı muhteşemdir; bilen bilir, bilmeyen
varsa hemen youtube’dan girip dinlemesini öneririm; her bir dakikası
olağanüstüdür.
[youtube'dan, efsanevi beaux arts trio'nun icrasıyla yapıtın "rondo alla zingarese" isimli son bölümü:]
arnold schönberg, hani şu atonal müziğin ve 12 ton tekniğinin yaratıcısı "ikinci viyana okulu"nun sıkı temsilcilerinden, gençliğinde
brahms’ın bu eserinde keman partisyonunu çalmış ve hep üzülürmüş, piyanistler
hep yaylı çalgıların önüne geçiyor diye; tutmuş, müzikte en klasik damarlardan biri
olan brahms’ın bu yapıtını, sırf bu yüzden orkestra versiyonunu yapmış, ve
tabii ki brahms’ı besteci olarak da oldukça önemsermiş, hakkında kitap
yazmışmış.
19. yüzyılda senfonilerin piyano ve hatta iki el piyano
versiyonları yapılırmış, orkestraların olmadığı şehirlerde, evlerde çalınsın
diye, oda müziğinin orkestraya uyarlanmış versiyonunu ben ilk defa duydum;
eminim başka örnekleri de vardır..
brahms’ın yapıtının özgün halini bir kenarda tutarsanız;
schönberg’in yaptığı gerçekten muhteşem bir şey olmuş. ilk iki bölüm sankibir brahms senfonisi tadında; kendisi yazsa
belki 5. senfonisi olurdu. üçüncü bölümde ise vurmalı çalgı ve bakır
üflemelilerin kullanımı şostakoviç’in caz süitlerini andırıyor; çılgın,
beklenmedik çıkışlar var. zaten başlıbaşına harika olan “rondo alla zingarese” adlı son bölüm ise mükemmel
bir yoruma kavuşmuş; artık neler duyarsanız, çok geniş bir yelpazeye sahip; keman
ve klarinetin öne çıktığı bir ara, klezmer havası bile hissediliyor.
[bu yapıtı youtube'dan ivan fischer yönetimindeki royal concertgebouw orkestrası'ndan dinleyebilirsiniz:]
...
günümüzün önemli şeflerinden ivan fischer’i, kendisinin
kurduğu ve başarıya ulaştırdığı budapeşte festival orkestrası ile istanbul’da
izlemiştik, ama o zaman fark etmemişim, fischer sahnede çalgıları hiç alışık
olunmayan bir düzende oturtuyor; bu da, eğer yeriniz şefle tam aynı eksende ise,
inanılmaz stereo bir etki yaratıyor. nasıl mı; fischer soluna birinci kemanları
ve viyolonselleri, onların arkasına kornoları ve en geriye vurmalı çalgıların
bir kısmını; sağına ikinci kemanlar ve viyolalar, onların arkasına trompet,
tuba, trombonlar, onların arkasına da timpaniyi; kam karşısına da ilk flüt ve
obua, ikinci sıra tahta üflemeliler ve en geriye de basları yerleştirmiş.
peki ben nasıl en ucuz biletimle şefin eksenindeki bu
"dolby stereo" etkiyi yakalayabilecek yere oturabildim.
şöyle ki, kölner philarmoni’de eğer salon çok dolu değilse [ki
misafir yabancı orkestraların biletleri daha pahalı olduğu ve zaten kölnlüler
az çok her sezon bu orkestraları dinleyebildikleri için salon böyle konserlerde
eğer orkestra, şef veya solist aşırı “yıldız”lı değilse tıklım tıklım dolmuyor],
sadece sahneyi bütünüyle görememe sorunu olan x ve u, yani en ucuz iki
kategoriden bilet alanların yanına konser başlamadan 10 dakika önce nazik bir
yer gösterici genç hanım veya delikanlı gelip, salonun çok dolu olmadığını,
dilersek aşağıda istediğimiz yere oturabileceğimizi söylüyor. doğrusu, 10
avroluk biletle 65 avroluk koltukta konser izlemek de katmerli keyifli oluyor.
bu durumu yaşadığım ilk konser nelson freire’inkiydi;
çekinip yanda bir kanada oturmuştum. bu sefer biraz da kaşarlanmış ve mekanı
sahiplenmiş olarak gittim, orkestranın aksında ve anfi çanağının ortalarında
bir boş koltuğa gömüldüm. yine gözlerimi kapadım, ama orada müzik daha bir
güzel tınladı.