27 Aralık 2024 Cuma
27 ARALIK
9 Kasım 2024 Cumartesi
09 KASIM
31 Ekim 2024 Perşembe
31 EKİM
27 Ekim 2024 Pazar
27 EKİM
25 Temmuz 2024 Perşembe
25 TEMMUZ
1828 viyana mahkemesi ignaz bösendorfer'in piyano yapmasına izin vermiş
1965 bob dylan, newport halk festivali'nde elektro gitar çalarak hayranlarını şok etmiş
1975 a chorus line müzikalinin dünya prömiyeri broadway'de gerçekleştirilmiş
1976 philip glass'ın bestelediği robert wilson'ın yönettiği einstein on the beach operasının dünya prömiyeri
1978 dünyanın ilk tüp bebeği louise brown doğdu
1984 salyut 7 kozmonotu svetlana savitskaya, uzay yürüyüşü yapan ilk kadın oldu.
1992 olimpiyat oyunları, modern tarihte ilk kez tüm ülkelerin katılımıyla ispanya'nın barselona şehrinde açıldı
2 Temmuz 2024 Salı
02 TEMMUZ
26 Nisan 2024 Cuma
26 NİSAN
1336 şair francesco petrarch'ın provence'taki ventoux dağına çıkmış; bu tırmanış turistik dağcılığın başlangıcını işaret ediyormuş
17 Mart 2024 Pazar
17 MART
5 Mart 2024 Salı
05 MART
6 Şubat 2024 Salı
06 ŞUBAT
1851 robert schumann'ın 3. senfonisi "rhenisch"in dünya prömiyeri düsseldorf'ta gerçekleştirilmiş
1921 charlie chaplin'in ilk uzun metrajlı filmi the kid gösterime girmiş
1947 magnum photos robert capa, henri cartier-bresson, george rodger ve david seymour tarafından paris'te kurulmuş
1988 ilk defa verda erman'ı canlı olarak dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı petr vronsky yönetiyordu
22 Ocak 2024 Pazartesi
22 OCAK
6 Ocak 2024 Cumartesi
06 OCAK
29 Eylül 2019 Pazar
sonbaharı olafsson ve 12 cellist ile karşılamak..
olafsson cuma günü sahnedeydi. kağıt üzerinde ilk yarı bütünüyle bach'a, ikinci yarı bütünüyle glass'ın etüdlerine ayrılmış, arası olan bir program hazırlamıştı bize olafsson, ancak son dakikada herşeyi altüst etmiş, arayı kaldırmıştı. olafsson bach ile glass'ı birbirinin içine yedirdi, bir de her 2-3 parçada bir mikrofonu alıp açıklamalar yaptı. bu haliyle ilginç ve yoğun bir deneyim oldu bizler için. barok ile güncel arasında gidip geldik.
olafsson virtüöz bir piyanist; bach'ı da yorumlarken glass'ı da yorumlarken harikalar yaratıyor, özellikle bach'ın özgün olarak piyano için yazılmamış eserlerinde (klavsen veya org için olanlarında) nüansları ortaya çıkarıyor, glass'ta ise enerjik, hızlı ve tempolu, her bir tekrarla renkleri ve tonları çoğaltıyor.
olafsson parça aralarından birindeki açıklamasında; bach'ın parçalarının bir yol izlediğini, başlangıcı ve sonu olduğunu, glass'inkilerin ise böyle olmadığını, bir uzam tanımladıklarını söyledi. bu yorumu çok hoşuma gitti.
bu akşam ise dünyanın -bana göre- en iyi orkestrası berlin filarmoni'nin 12 cellistinden oluşan oda müziği topluluğu sahnedeydi.
1972 yılında kurulan topluluğun repertuarı ağırlıklı olarak uyarlamalardan oluşuyor. diskografilerine baktığınızda bunu rahatlıkla görüyorsunuz. uyarlamalar da genellikle klasik müzik yapıtlarından çok hafif müzik, caz, tango, film müziği gibi popüler müzik alanlarından yapılmışlar. dolayısıyla topluluk rahat ve kolay bir dinlenti sunuyor genellikle.
xenakis gibi 20. yüzyılın ikonik bestecileri, wolfgang rihm ve tan dun gibi yaşayan önemli çağdaş besteciler bu topluluğa özel eserler üretmişler, ancak piyasada olan cdlerinin hiç birinde bunları bulmak mümkün değil, çünkü bunlar popüler değil. eminim konserlerde icra ediyorlardır bu yapıtları, ancak istanbul'da, hele hele zorlu psm'deki bir konserde bir xenakis veya rihm çalmalarını beklemek safdillik olurdu. playlist'te yoktu zaten.
yine de, yani bu akşamın konseri olabildiğince kolay dinlenen yapıtlardan oluşuyor olmasına rağmen, seyircinin büyük bir çoğunluğu konser biter bitmez kalkıp gitmeye başladı. az sayıda alkışlayanlar sayesinde topluluğu ikinci kere selama davet edebildik. evet, almanya'da şu selam-alkış işi bir abartıya, bir fetişe dönüşmüş durumda, gerek tiyatroda gerekse klasik müzik konserinde sanatçılar en az 3-4 kere selama çağrılıyorlar. ancak biz de maalesef skalanın diğer ucundayız, neredeyse bir kerelik selamla yetiniyoruz, sanatçılara ayıp oluyor.
berlin filarmoni'nin 12 cellisti bu akşam bize, 100 yıl önce 12 cellist için yazılmış olan ilk yapıtı çalarak başladılar konserlerine. ardından "as time goes by"dan "caravan"a, "titanik"in müziğinden astor piazzolla'ya eklektik bir yelpazede bizleri memnun ettiler.
zar zor alkışı canlı tutup onları tekrar sahneye çağırdığımızda bizi pembe panter'in müziğiyle ödüllendirdiler; bu uyarlamanın müzikal olarak zenginliğinin yansıra performatif/jestsel bir tarafı da vardı, iyi ki ısrarla alkışlamaya devam etmişiz, onlar da bizi kırmamış.
bence seyirci onları bir kere daha selama çağırsaydı "libertango" ile cevap vereceklerdi, ama tabii avm seyircisinin yatma saati gelmişti, yarın iş günüydü, bir an önce otoparka inip arabalarına binip evceğizlerine varmaları gerekiyordu.
dünyanın en iyi konser salonlarından birinden gelip, doğal akustiği berbat bir salonda mikrofonlarla müzik icra etmek nasıl bir duygudur acaba? ve acaba bu, elektronik ses düzeniyle verdikleri ilk konser miydi? zorlu'dan uzaklaşan fare tünellerinin birindeki yürüyen yolda ilerlerken kafamda merak etmemezlik edemediğim bu sorular vardı..
10 Aralık 2013 Salı
NRW061 müzik ile dolu bir pazar günü
27 Ekim 2013 Pazar
NRW022 pires, fischer, beethoven, brahms, schönberg
maria joao pires, ivan fischer yönetimindeki budapeşte festival orkestrası’yla kölner philarmonie’de verdiği konserde çalacağı yapıtı chopin 2’den beethoven 4’e çevirince; bu yapıtı on gün içinde ikinci kere dinlemiş oldum; diğeri de, diğer bir piyano ustası nelson freire’dendi; marin alsop yönetimindeki orquestra sinfonica do estado de sao paulo eşlik etmişti.
şimdiye kadar karşılaşmadığım şekilde, konçerto biter bitmez seyircilerden bir çoğu ayağa kalkarak pires'i alkışladı. seyircinin icraya ve tecrübeye ne kadar değer verdiğinin göstergesiydi. keşke pires de bu dinmeyen alkışlara bir bis ile karşılık verseydi.
[youtube'dan, efsanevi beaux arts trio'nun icrasıyla yapıtın "rondo alla zingarese" isimli son bölümü:]
arnold schönberg, hani şu atonal müziğin ve 12 ton tekniğinin yaratıcısı "ikinci viyana okulu"nun sıkı temsilcilerinden, gençliğinde brahms’ın bu eserinde keman partisyonunu çalmış ve hep üzülürmüş, piyanistler hep yaylı çalgıların önüne geçiyor diye; tutmuş, müzikte en klasik damarlardan biri olan brahms’ın bu yapıtını, sırf bu yüzden orkestra versiyonunu yapmış, ve tabii ki brahms’ı besteci olarak da oldukça önemsermiş, hakkında kitap yazmışmış.
[bu yapıtı youtube'dan ivan fischer yönetimindeki royal concertgebouw orkestrası'ndan dinleyebilirsiniz:]
günümüzün önemli şeflerinden ivan fischer’i, kendisinin kurduğu ve başarıya ulaştırdığı budapeşte festival orkestrası ile istanbul’da izlemiştik, ama o zaman fark etmemişim, fischer sahnede çalgıları hiç alışık olunmayan bir düzende oturtuyor; bu da, eğer yeriniz şefle tam aynı eksende ise, inanılmaz stereo bir etki yaratıyor. nasıl mı; fischer soluna birinci kemanları ve viyolonselleri, onların arkasına kornoları ve en geriye vurmalı çalgıların bir kısmını; sağına ikinci kemanlar ve viyolalar, onların arkasına trompet, tuba, trombonlar, onların arkasına da timpaniyi; kam karşısına da ilk flüt ve obua, ikinci sıra tahta üflemeliler ve en geriye de basları yerleştirmiş.
24 Ekim 2013 Perşembe
NRW018 şakayla karışık hélène grimaud
28 Mart 2009 Cumartesi
anderszewski'nin büyüsü
istanbul iki gün arayla iki usta piyanisti ağırladı; perşembe akşamı ccr'de akbank oda orkestrası'nın konuğu stephen kovacevich'ti, bu akşam (cumartesi) işsanat'ta piotr anderszewski iskoç oda orkestrası ile çaldı.


.png)















