piyano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
piyano etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2024 Cuma

27 ARALIK


537 ayasofya, imparator birinci justinianus tarafından bir doğu ortodoks katedrali olarak konstantinopolis'te açılmış

1986 istanbul-harbiye kenterler tiyatrosu'nda yıldız kenter, müşfik kenter, şükran güngör, gül onat, kadriye kenter, mübeccel vardar, ayhan kavas, mehmet birkiye ve suzan aksoy oynadıkları, osman şengezer'in kostüm ve sahne tasarımını yaptığı, mehmet birkiye'nin yönettiği ülker köksal'ın uzaklar adlı oyununu seyrettim

1996 fazıl say'ı ilk defa konserde dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'daki istanbul devlet senfoni orkestrası konserini ionescu galati yönetiyordu, say saint-saens'ın 2. piyano konçertosunu yorumladı



9 Kasım 2024 Cumartesi

09 KASIM


1843 hamburg'un en eski tiyatrosu thalia tiyatrosu kurulmuş

1881 johannes brahms'ın bestelenmiş en uzun konçertolarından biri olan 2. piyano konçertosu'nun dünya prömiyeri budapeşte'de gerçekleştirilmiş

1989 doğu almanya hükümeti, bürokratik bir hatayla batı'ya seyahat üzerindeki kısıtlamaların kaldırıldığını duyurmasının ardından binlerce kişinin gelmesiyle doğu berlin'de bulunan checkpoint charlie'deki sınırlarını açtı 

992 bu, 11'i ve 13'ü akşamlarındaki konserlerde idil biret beethoven'ın bütün senfonilerinin piyano transkripsiyonlarını çaldı

2005 bugün ile başlayan haftada theater an der ruhr harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde her akşam farklı bir yapım sahneledi, hepsini seyretim, hepsini roberto ciulli yönetiyordu: bu akşam woody allen'ın tanrı, yarın akşam william shakespeare'in venedik taciri, sonraki akşam sofokles'in antigone, ertesi akşam saint-exupery - roberto ciulli'nin küçük prens ve son akşam bertold brecht - kurt weill'ım üç kuruşluk opera



31 Ekim 2024 Perşembe

31 EKİM


1887 nikolay rimski-korsakov'un capriccio espagnol adlı orkestra eserinin dünya prömiyeri st petersburg'da gerçekleştirilmiş

1987 sadık şendil'in yedi kocalı hürmüz müzikalini cüneyt gökçer rejisiyle ve benzersiz ayten gökçer'in hürmüz yorumuyla istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim; diğer rollerde çetin tekindor, serap aksoy ve ali sürmeli oynuyorlardı

2013 pina bausch'un başyapıtlarından biri olan nelken'i dokuz yıl sonra tekrar, bu akşamdan itibaren üç akşam üst üste wuppertal-barmen operası'nda seyrettim

2021 piyanist francesco piemontesi'yi ilk defa konserde dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde ona robin ticciatti yönetimindeki londra filarmoni orkestrası eşlik ediyordu



27 Ekim 2024 Pazar

27 EKİM


1901 sergey rahmaninov'un 2 numaralı do minör piyano konçertosu, op. 18'in dünya prömiyeri moskova'da gerçekleştirilmiş

1995 mike figgis'in yönettiği ve nicolas cage ile elisabeth shue'nun başrollerinde oynadıkları leaving las vegas gösterime girdi

1997 cemal reşit rey konser salonu'nda giora feidman konserine gittim

2006 amy winehouse ikinci ve son stüdyo albümü back to black'i yayınladı

2012 fin tiyatrocu kristian smeds'in münchner kammerspiele'de sahneye koyduğu der imaginaere sibirische zirkus von rodion raskolnikov'u ağzım açık kalarak ve hayranlıkla münchner kammerspiele spielhalle salonunda seyrettim

2015 zorlu performans sanatları merkezi, büyük salon'da diana krall konserine gittim

2019 kopenhag'da modern kraliyet opera binasında richard wagner'in tristan und isolde operasının konser versiyonunu annemle birlikte seyrettik



25 Temmuz 2024 Perşembe

25 TEMMUZ


1828 viyana mahkemesi ignaz bösendorfer'in piyano yapmasına izin vermiş


1965 bob dylan, newport halk festivali'nde elektro gitar çalarak hayranlarını şok etmiş


1975 a chorus line müzikalinin dünya prömiyeri broadway'de gerçekleştirilmiş


1976 philip glass'ın bestelediği robert wilson'ın yönettiği einstein on the beach operasının dünya prömiyeri avignon festivali'nde gerçekleştirilmiş

  

1978 dünyanın ilk tüp bebeği louise brown doğdu

 

1984 salyut 7 kozmonotu svetlana savitskaya, uzay yürüyüşü yapan ilk kadın oldu.

 

1992 olimpiyat oyunları, modern tarihte ilk kez tüm ülkelerin katılımıyla ispanya'nın barselona şehrinde açıldı


2018 verona'da verona arenası'nda ilk defa bir gösteri seyrettim; roberto bolle ve arkadaşlarını






2 Temmuz 2024 Salı

02 TEMMUZ


1900 jean sibelius'un finlandia süitinin dünya prömiyeri helsinki'de gerçekleştirilmiş

1981 bolşoy balesi'ni istanbul harbiye açık hava tiyatrosu'nda seyrettim

1986 johannes brahms'ın 1. piyano konçertosu'nu ilk defa dinledim ve çarpıldım; istanbul spor ve sergi sarayı'nda herbert beissel yönetimindeki hamburg senfoni orkestrası'ndan, idil biret yorumuyla. bu yapıt hala klasik müzik besteleri arasında en sevdiklerim listesinin ilk sırasında. aşağıda paylaştığım kayıt ise bu yapıtın bana göre en iyi icracısı claudio arrau'dan...

1992 ünlü kemancımız cihat aşkın'ı ilk defa canlı dinledim; konser istanbul aya irini müzesi'ndeydi

2002 paris palais/opera garnier'de ilk defa bir gösteri seyrettim; maurice béjart'ın paris ulusal opera balesi ile sahneye koyduğu les concours

2003 bu ve ertesi akşam, yıllarca viyana'dan canlı yayınlanan yeni yıl konserlerinden hayran olduğum lorin maazel'i ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserlerde maazel bayerische rundfunk orchester'i yönetti, ilk akşam solist hüseyin sermet idi

2010 amsterdam'da düzenlenen julidans festivaline ilk defa gittim, bir hafta boyunca seyredeceğim gösterilerin ilkini bu ve ertesi akşam seyrettim: sidi larbi cherkaoui & maria pages'in ortaklaşa koreografisini yaptıkları dunas



26 Nisan 2024 Cuma

26 NİSAN


1336 şair francesco petrarch'ın provence'taki ventoux dağına çıkmış; bu tırmanış turistik dağcılığın başlangıcını işaret ediyormuş


1514 kopernik ilk defa satürn'ü gözlemlemiş

1564 william shakespeare vaftiz edilmiş

1904 kisaburō ohara tarafından çizilmiş rusya karşıtı "avrupa ve asya'nın esprili diplomatik atlası" başlıklı propaganda haritası suketarō nishida tarafından tokyo'da yayınlanmış

1912 editörleri wassily kandinsky ve franz marc olan der blaue reiter, piper verlag tarafından yayınlanmış


1954 akira kurosawa'nın yedi samuray filmi gösterime girmiş


2001 yo-yo ma'yı ilk defa istanbul'da dinledim, konseri işsanat'taydı; ma'yı sonrasında 2009, 2011 ve 2014'te olmak üzere üç kere daha istanbul sahnelerinde canlı dinleme şansına erdim

2007 efsanevi rus viyolonsel sanatçısı natalia gutman'ı ilk defa istanbul'da canlı dinledim; ilerleyen yıllarda iki kere daha istanbul'da konserine gittim

2017 philip glass'ın 80. yaşını kutlama konserinde nicolas horvath aksanat'ta konser verdi; arkadaşlarım ayşe ve gizem'le konserdeydik, sonrasında horvath'tan imza aldık



17 Mart 2024 Pazar

17 MART


1830 frédéric chopin, varşova'daki ulusal tiyatro'da ilk konserini vermiş; konserde kendi bestelediği fa minör op. 21 piyano ve orkestra konçertosu'nun dünya prömiyerini gerçekleştirmiş

1900 isadora duncan ilk avrupa performansını londra'da vermiş 

1960 ilk fransız yeni dalga filmlerinden biri olan, jean-luc godard'ın yönettiği, başrollerinde jean-paul belmondo ve jean seberg'in yer aldığı a bout de souffle fransa'da gösterime girmiş 

2002 grotowski tiyatro atölyesi'nden tek kalan nefes adlı gösteriyi enka oditoryumu'nda seyrettim



5 Mart 2024 Salı

05 MART



1616 nicolaus kopernik'in de revolutionibus orbium coelestium adlı kitabı katolik kilisesi tarafından yasaklanmış

1853 heinrich steinweg new york'ta ünlü piyano üretim firması steinway & sons'u kurmuş

1942 dimirti şostakoviç'in, leningrad alman işgali altındayken yazdığı 7. senfonisinin dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş 

1983 michael jackson'ın billie jean" şarkısı, billboard hot 100 listesinde zirveye çıktı ve orada yedi hafta kaldı

2005 cemal reşit rey konser salonu dans tiyatrosu yapımı, geyvan mcmillan'ın sahnelediği benim akdeniz'im'i seyrettim

2012 erdem şenocak'ı ilk defa seyrettim; celal mordeniz'in yönettiği, seyyar sahne yapımı, oğuz atay uyarlaması tehlikeli oyunlar'dan büyülenerek çıktım 




6 Şubat 2024 Salı

06 ŞUBAT


1851 robert schumann'ın 3. senfonisi "rhenisch"in dünya prömiyeri düsseldorf'ta gerçekleştirilmiş

1921 charlie chaplin'in ilk uzun metrajlı filmi the kid gösterime girmiş 

1947 magnum photos robert capa, henri cartier-bresson, george rodger ve david seymour tarafından paris'te kurulmuş

1988 ilk defa verda erman'ı canlı olarak dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı petr vronsky yönetiyordu







22 Ocak 2024 Pazartesi

22 OCAK


1859 johannes brahms'ın birinci piyano konçertosu'nun dünya prömiyeri hannover'de gerçekleştirilmiş

1908 katie mulcahey, kadınların halka açık yerlerde sigara içmesini yasaklayan ve yürürlüğe gireli bir gün olmuş olan sullivan yönetmeliği'ni ihlal ederek sigara yaktığı için tutuklanmış ve 5 dolar para cezasına çarptırılmış; hakim karşısına çıkan mulcahey "sigara içmeye sizin kadar benim de hakkım var. bu yeni yasayı hiç duymadım ve duymak da istemiyorum. hiç kimse bana bunu zorla yaptıramaz" demiş, yönetmelik iki hafta sonra yürürlükten kaldırılmış

1934, cumhuriyet gazetesi

1953 arthur miller'in cadı kazanı oyununun dünya prömiyeri new york'ta gerçekleştirilmiş

1988 nijinski ile ilk tanışmam istanbul devlet balesi'nin atatürk kültür merkezi konser salonu'nda sahnelediği nijinksi ile bir akşam gösterisi ile oldu; programda mikael fokine'in le spectre de la rose, les sylphides ve şehrazat ile, nijinski'nin l'apres-midi d'un faune koreografileri yer alıyordu; lale yurdatapan (mansur), haldun yedican, pıtırcık akkerman, nil berkan, nur berkan, uğur ilter ve kaan yazgan dans ediyorlardı

1989 atatürk kültür merkezi büyük salon'da cüneyt gökçer'in yönettiği ve başrolünde oynadığı damdaki kemancı'yı seyrettim





6 Ocak 2024 Cumartesi

06 OCAK


1906 maurice ravel'in miroirs adlı yapıtının paris'te dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş

2005 eski ku klux klan lideri edgar ray killen, mississippi'de üç sivil haklar çalışanının öldürülmesinden 41 yıl sonra tutuklandı; killen daha sonra adam öldürmekten suçlu bulundu ve 60 yıl hapis cezasına çarptırıldı



29 Eylül 2019 Pazar

sonbaharı olafsson ve 12 cellist ile karşılamak..

istanbul'da 2019-20 müzik sezonu benim için, keyif aldığım iki konserle başladı. bunlar, "neue!step" isimli yeni bir festival kapsamında gerçekleşen vikingur olafsson ve "berlin filarmonisi'nin 12 cellisti" konserleriydi.



olafsson cuma günü sahnedeydi. kağıt üzerinde ilk yarı bütünüyle bach'a, ikinci yarı bütünüyle glass'ın etüdlerine ayrılmış, arası olan bir program hazırlamıştı bize olafsson, ancak son dakikada herşeyi altüst etmiş, arayı kaldırmıştı. olafsson bach ile glass'ı birbirinin içine yedirdi, bir de her 2-3 parçada bir mikrofonu alıp açıklamalar yaptı. bu haliyle ilginç ve yoğun bir deneyim oldu bizler için. barok ile güncel arasında gidip geldik.

olafsson virtüöz bir piyanist; bach'ı da yorumlarken glass'ı da yorumlarken harikalar yaratıyor, özellikle bach'ın özgün olarak piyano için yazılmamış eserlerinde (klavsen veya org için olanlarında) nüansları ortaya çıkarıyor, glass'ta ise enerjik, hızlı ve tempolu, her bir tekrarla renkleri ve tonları çoğaltıyor.

olafsson parça aralarından birindeki açıklamasında; bach'ın parçalarının bir yol izlediğini, başlangıcı ve sonu olduğunu, glass'inkilerin ise böyle olmadığını, bir uzam tanımladıklarını söyledi. bu yorumu çok hoşuma gitti.

bu akşam ise dünyanın -bana göre- en iyi orkestrası berlin filarmoni'nin 12 cellistinden oluşan oda müziği topluluğu sahnedeydi.
1972 yılında kurulan topluluğun repertuarı ağırlıklı olarak uyarlamalardan oluşuyor. diskografilerine baktığınızda bunu rahatlıkla görüyorsunuz. uyarlamalar da genellikle klasik müzik yapıtlarından çok hafif müzik, caz, tango, film müziği gibi popüler müzik alanlarından yapılmışlar. dolayısıyla topluluk rahat ve kolay bir dinlenti sunuyor genellikle.


xenakis gibi 20. yüzyılın ikonik bestecileri, wolfgang rihm ve tan dun gibi yaşayan önemli çağdaş besteciler bu topluluğa özel eserler üretmişler, ancak piyasada olan cdlerinin hiç birinde bunları bulmak mümkün değil, çünkü bunlar popüler değil. eminim konserlerde icra ediyorlardır bu yapıtları, ancak istanbul'da, hele hele zorlu psm'deki bir konserde bir xenakis veya rihm çalmalarını beklemek safdillik olurdu. playlist'te yoktu zaten.

yine de, yani bu akşamın konseri olabildiğince kolay dinlenen yapıtlardan oluşuyor olmasına rağmen, seyircinin büyük bir çoğunluğu konser biter bitmez kalkıp gitmeye başladı. az sayıda alkışlayanlar sayesinde topluluğu ikinci kere selama davet edebildik. evet, almanya'da şu selam-alkış işi bir abartıya, bir fetişe dönüşmüş durumda, gerek tiyatroda gerekse klasik müzik konserinde sanatçılar en az 3-4 kere selama çağrılıyorlar. ancak biz de maalesef skalanın diğer ucundayız, neredeyse bir kerelik selamla yetiniyoruz, sanatçılara ayıp oluyor.

berlin filarmoni'nin 12 cellisti bu akşam bize, 100 yıl önce 12 cellist için yazılmış olan ilk yapıtı çalarak başladılar konserlerine. ardından "as time goes by"dan "caravan"a, "titanik"in müziğinden astor piazzolla'ya eklektik bir yelpazede bizleri memnun ettiler.
zar zor alkışı canlı tutup onları tekrar sahneye çağırdığımızda bizi pembe panter'in müziğiyle ödüllendirdiler; bu uyarlamanın müzikal olarak zenginliğinin yansıra performatif/jestsel bir tarafı da vardı, iyi ki ısrarla alkışlamaya devam etmişiz, onlar da bizi kırmamış.
bence seyirci onları bir kere daha selama çağırsaydı "libertango" ile cevap vereceklerdi, ama tabii avm seyircisinin yatma saati gelmişti, yarın iş günüydü, bir an önce otoparka inip arabalarına binip evceğizlerine varmaları gerekiyordu.

dünyanın en iyi konser salonlarından birinden gelip, doğal akustiği berbat bir salonda mikrofonlarla müzik icra etmek nasıl bir duygudur acaba? ve acaba bu, elektronik ses düzeniyle verdikleri ilk konser miydi? zorlu'dan uzaklaşan fare tünellerinin birindeki yürüyen yolda ilerlerken kafamda merak etmemezlik edemediğim bu sorular vardı..

10 Aralık 2013 Salı

NRW061 müzik ile dolu bir pazar günü



alman hızlı treni ICE’ye laf ettim ya; dün beni utandırdı. iyi ki de utandırdı, yoksa 17:00’de essen’de ivan fischer ve budapeşte festival orkestrası’ndan mahler’in 9.senfonisi’ni dinleyip, 20:00’de köln’e, fazıl say’ı kristjan järvi ve gstaad festival orkestrası eşliğinde son piyano konçertosu “water”ı çalarken dinlemeye yetişemezdim.
konser 18:40’da bitti; ICE, essen tren istasyonundan tam 19:00 kalktı; sadece üç dakika rötarla 19:52’de köln’deydi; neyse ki philharmonie istasyona beş dakika mesafede; hele de kısayolu keşfetmişseniz, daha da yakın.

ilk önce “mahler 9”:
mahler’in, yarım kalmış 10.sunu saymazsak bu dokuzuncu son senfonisi. 1909’da bestelemiş, 1911 vefat etmiş, senfoni ilk defa 1912’de seslendirilmiş; yani mahler bu yapıtının ilk icrasına tanık olamamış.
malum, mahler’in senfonilerinde çoğunlukla koyun-inek çanları, klezmer-yahudi melodileri, ölüm marşları, mütemadi bir mücadele mevcuttur. visconti’nin “venedik’te ölümü” filmiyle daha da ünlenmiş beşinci senfonisinin adagio bölümü gibi aşkın nitelik barındıran senfonileri veya bölümleri de yok değildir.
mahler’in 9.senfonisini ilk defa dinledim; daha önce kayıttan da dinlememiştim hiç. çok şanslıyım ki, ivan fischer gibi özel bir şef ve budapeşte festival orkestrası gibi özel bir orkestraya denk geldi bu tecrübem.
80 dakikadan uzun süren, 1. ve 4. bölümleri yavaş, ortadaki 2. ve 3. bölümleri hızlı, ancak hızlı bölümlere dahi genel olarak bir ağırlığın hakim olduğu, yapıtın tümünde aşkın bir halin hüküm sürdüğü bir senfoni.
şef dostu bruno walter ile bir gün alplerde geziyorlarmış, walter mahler’e “bak, alpler ne kadar ihtişamlı” demiş, mahler “hiç bakma, ben bunların hepsini senfonilerimde sildim süpürdüm” diye cevap vermiş. eğer diğer senfonileri alplerin ayak basılan topraklarını betimliyor ise, 9. senfoni gökle buluştuğu dorukları ve özellikle de o dorukların etrafındaki bulutların atmosferini taşıyor.

şimdi de “su”:
yaş ortalaması ortanın üstü olan, şarap gibi yıllanmış bir orkestradan ve filozof ve ağırkanlı bir şeften mahler’in 9. senfonisini dinledikten sonra; yaş ortalaması ortanın altı, hatta bir gençlik orkestrası gibi, gstaad festival orkestrası ve genç şefleri kristjan järvi’den “su” temalı dinamik bir konser, dün müzikle iyice arınmamı sağladı.
program: smetana’nın “moldau”, say’ın “water”, britten’in “four sea interludes” ve debussy’nni “la mer”; sadece böyle bir program hazırlamak bile bir sanat.

gstaad festival orkestrası’nın siparişi olan ve fazıl say’ın geçtiğimiz ağustos’ta bu orkestrayla ilk seslendirilişini gerçekleştirdiği “water” piyano konçertosu, say’ın “mezopotamya” senfonisi tadında; ne çok bariz “ilüstratif” ne de bütünüyle soyut.

konçertonun üç bölümü var. başlıkları: “mavi su”, “kara su” ve “yeşil su”.
“mavi su” bana engin denizleri, devasa dalgaları, uzak diyarları ve keşifleri çağrıştırdı. piyanonun klarinet ile atışması hoştu.
“kara su” gizemli, koyu, karanlık ve derin bir atmosfer çiziyordu. say’ın bu bölümde ağırlıklı olarak kuviyolonsel, viola ve kontrabasların koyu tonları, piyano ile tubanın atışması, ilerleyen dakikalarında egzotik seslerin katılması, bana sanki bir kanoyla amazonun derinliklerine dalıp kaybolmuşum hissini uyandırdı.
“yeşil su” ise kıyısında insanların yaşadığı, şehirlerin olduğu denizleri anlatıyor gibiydi; say’ın “mezopotamya”da olduğu gibi yaylı çalgıların içlerine yerleştirdiği “river waves” and “vibratones” da bölümün atmosferini kuran önemli öğelerdi. yapıtın son dakikalarında piyanonun sessiz kalıp, sadece orkestra elemanlarının seslerinin ve “river waves”lerin kullanılması ise çok şiirseldi.

fazıl say, türkiye kökenli seyircilerin de olduğu salondan bayağı alkış aldı, ama bis parçası çalmadı.
gstaad festival orkestrası ve kirstjen järvi fazıl say’a mükemmel bir eşlik sundukları gibi diğer üç yapıtta da başarılıydılar. smetana’nın “moldau” ve debussy’nin “la mer”ini canlı dinlemeyeli bayağı bir zaman olmuş; bu yapıtları ne kadar özlediğimi fark ettim. ayrıca; järvi’nin yorumunda bu yapıtlarda daha önce dikkatimi çekmemiş olan detaylar keşfettim ki bu da benim için bu konseri unutulmaz yapan özelliklerden bir diğeriydi. 

27 Ekim 2013 Pazar

NRW022 pires, fischer, beethoven, brahms, schönberg



maria joao pires, ivan fischer yönetimindeki budapeşte festival orkestrası’yla kölner philarmonie’de verdiği konserde çalacağı yapıtı chopin 2’den beethoven 4’e çevirince; bu yapıtı on gün içinde ikinci kere dinlemiş oldum; diğeri de, diğer bir piyano ustası nelson freire’dendi; marin alsop yönetimindeki orquestra sinfonica do estado de sao paulo eşlik etmişti.
doğrusu hangisi daha iyiydi diye hiç düşünmedim; çünkü iki piyanist de birbirinden ustadırlar; sanki freire gününde değildi. ve belki pires’inkini daha fazla sevmiş olabilirim; temposu biraz yavaştı, piyano partisyonunun en karmaşık ve dolu yerinde bile bütün notalar teker teker duyuluyordu.
şimdiye kadar karşılaşmadığım şekilde, konçerto biter bitmez seyircilerden bir çoğu ayağa kalkarak pires'i alkışladı. seyircinin icraya ve tecrübeye ne kadar değer verdiğinin göstergesiydi. keşke pires de bu dinmeyen alkışlara bir bis ile karşılık verseydi.




orkestra konsere bir macar besteci ile başladı; sándor veress’in béla bartók’un ölümü üzerine 1945’te bestelediği “threnos in memoriam béla bartók”  adlı hipnotik, ritmik ve etkileyici bir yapıttı bu.
konserin ikinci yarısında ise herhalde müzik tarihinin ilginç hikayelerinden birine sahip bir yapıt vardı. brahms’ın 1 numaralı piyanolu dörtlü'sünün schönberg tarafından 1937'de orkestraya uyarlanmış versiyonu.
malum, brahms’ın yapıtı muhteşemdir; bilen bilir, bilmeyen varsa hemen youtube’dan girip dinlemesini öneririm; her bir dakikası olağanüstüdür.


[youtube'dan, efsanevi beaux arts trio'nun icrasıyla yapıtın "rondo alla zingarese" isimli son bölümü:]



arnold schönberg, hani şu atonal müziğin ve 12 ton tekniğinin yaratıcısı "ikinci viyana okulu"nun sıkı temsilcilerinden, gençliğinde brahms’ın bu eserinde keman partisyonunu çalmış ve hep üzülürmüş, piyanistler hep yaylı çalgıların önüne geçiyor diye; tutmuş, müzikte en klasik damarlardan biri olan brahms’ın bu yapıtını, sırf bu yüzden orkestra versiyonunu yapmış, ve tabii ki brahms’ı besteci olarak da oldukça önemsermiş, hakkında kitap yazmışmış.
19. yüzyılda senfonilerin piyano ve hatta iki el piyano versiyonları yapılırmış, orkestraların olmadığı şehirlerde, evlerde çalınsın diye, oda müziğinin orkestraya uyarlanmış versiyonunu ben ilk defa duydum; eminim başka örnekleri de vardır..

brahms’ın yapıtının özgün halini bir kenarda tutarsanız; schönberg’in yaptığı gerçekten muhteşem bir şey olmuş. ilk iki bölüm sanki  bir brahms senfonisi tadında; kendisi yazsa belki 5. senfonisi olurdu. üçüncü bölümde ise vurmalı çalgı ve bakır üflemelilerin kullanımı şostakoviç’in caz süitlerini andırıyor; çılgın, beklenmedik çıkışlar var. zaten başlıbaşına harika olan “rondo alla zingarese” adlı son bölüm ise mükemmel bir yoruma kavuşmuş; artık neler duyarsanız, çok geniş bir yelpazeye sahip; keman ve klarinetin öne çıktığı bir ara, klezmer havası bile hissediliyor.


[bu yapıtı youtube'dan ivan fischer yönetimindeki royal concertgebouw orkestrası'ndan dinleyebilirsiniz:]




...


günümüzün önemli şeflerinden ivan fischer’i, kendisinin kurduğu ve başarıya ulaştırdığı budapeşte festival orkestrası ile istanbul’da izlemiştik, ama o zaman fark etmemişim, fischer sahnede çalgıları hiç alışık olunmayan bir düzende oturtuyor; bu da, eğer yeriniz şefle tam aynı eksende ise, inanılmaz stereo bir etki yaratıyor. nasıl mı; fischer soluna birinci kemanları ve viyolonselleri, onların arkasına kornoları ve en geriye vurmalı çalgıların bir kısmını; sağına ikinci kemanlar ve viyolalar, onların arkasına trompet, tuba, trombonlar, onların arkasına da timpaniyi; kam karşısına da ilk flüt ve obua, ikinci sıra tahta üflemeliler ve en geriye de basları yerleştirmiş.

peki ben nasıl en ucuz biletimle şefin eksenindeki bu "dolby stereo" etkiyi yakalayabilecek yere oturabildim.
şöyle ki, kölner philarmoni’de eğer salon çok dolu değilse [ki misafir yabancı orkestraların biletleri daha pahalı olduğu ve zaten kölnlüler az çok her sezon bu orkestraları dinleyebildikleri için salon böyle konserlerde eğer orkestra, şef veya solist aşırı “yıldız”lı değilse tıklım tıklım dolmuyor], sadece sahneyi bütünüyle görememe sorunu olan x ve u, yani en ucuz iki kategoriden bilet alanların yanına konser başlamadan 10 dakika önce nazik bir yer gösterici genç hanım veya delikanlı gelip, salonun çok dolu olmadığını, dilersek aşağıda istediğimiz yere oturabileceğimizi söylüyor. doğrusu, 10 avroluk biletle 65 avroluk koltukta konser izlemek de katmerli keyifli oluyor.
bu durumu yaşadığım ilk konser nelson freire’inkiydi; çekinip yanda bir kanada oturmuştum. bu sefer biraz da kaşarlanmış ve mekanı sahiplenmiş olarak gittim, orkestranın aksında ve anfi çanağının ortalarında bir boş koltuğa gömüldüm. yine gözlerimi kapadım, ama orada müzik daha bir güzel tınladı.

24 Ekim 2013 Perşembe

NRW018 şakayla karışık hélène grimaud




hélène grimaud ile barıştım; o küs olduğumuzun farkında bile değil; beni tanımıyor bile.
grimaud çok gençken istanbul’da bir konser vermişti; avrupa genç sanatçılar festivali mi, onun gibi bir adı vardı etkinliğin; 1987 veya 88 yılı olmalı, bir kere düzenlendi zaten, bir daha gerçekleşmedi. grimaud o konsere çıkmıştı ama daha sonraki, yani ünlü olduktan sonraki iki istanbul konserini iptal etti. nihayet geçen haziran’da festivale teşrif etti; ben gitmedim, öncekilere de o gelmemişti.

grimaud’nun biraz da “soğuk nevale” bir hali yok mu!
arte’nin, farklı dallarda çalışan ve daha önce tanışmayan iki sanatçıyı bir gece bir şehirde buluşturup neler yaptıklarını kaydettiği 60 dakikalık “durch die nacht…” (gece boyunca) programının bir seferki bölümünde grimaud ile ateş parçası rollando villazon berlin’de dolaşmışlardı. o gece, karşısında dünyanın en sıcak insanlarından biri dururken bile grimaud inanılmaz mesafeliydi!
neyse..

grimaud ile barışmama gelince; geçtiğimiz cumartesi akşamı kölner philarmonie’de wdr sinfonieorchester köln (batı alman radyosu senfoni orkestrası) eşliğinde ve jukka-pekka saraste şefliğinde enfes bir konser verdi de, ondan affettim kendisini.
grimaud mükemmel bir schumann piyano konçertosu çaldı, uçurdu beni; zaten salonun en tepesindeki koltuklardaydım, koltuk bile değil, arkalığı olmayan sıralar; en ucuz biletler oraları; sahne de gözükmüyor; hoş ben zaten klasik müzik konserlerini gözümü kapatarak izliyorum, ön koltuk arka koltuk fark etmiyor; neyse ki salonda akustik mükemmel, önemli olan da o!

salon tıklım tıklım doluydu: cumartesi akşamı, yıldız bir piyanist, klasik bir program ve bilet fiyatlarının almanya standartlarına göre ucuzluğu 2000 küsür kişilik salonda boş koltuk bırakmamış, kapıda bilet arayan çaresiz bir kalabalık yaratmıştı.
saraste şefliğindeki orkestra konserin ikinci yarısında, grimaud’un yükselttiği çıtayı düşürmedi, enfes bir brahms senfoni icra etti, dördüncüsünü. başlangıcı da wagner’in “tristan ve isolde”siyle yapmışlardı. 

bütünüyle klasik ve bildik ama unutulmayacak kalitede bir konserdi; ne diyim, allah devamını erdirsin..

28 Mart 2009 Cumartesi

anderszewski'nin büyüsü

istanbul iki gün arayla iki usta piyanisti ağırladı; perşembe akşamı ccr'de akbank oda orkestrası'nın konuğu stephen kovacevich'ti, bu akşam (cumartesi) işsanat'ta piotr anderszewski iskoç oda orkestrası ile çaldı.
kovacevich brahms'ın 2 numaralı piyano konçertosunu, anderszewski ise mozart'ın piyano konçertolarından 18 ve 24 numaralı olanlarını yorumladı.

brahms'ın 2. piyano konçertosu, kovacevich için olduğundan daha zor olsa gerek akbank oda orkestrası için; malum uzun zamandır süre ve yorum açısından çok da zorlu yapıtlar çalmayan orkestra için bir geç klasik/romantik dönem konçertosu çalmak kolay lokma olmasa gerek. neyse ki, cem mansur yönetimindeki topluluk ağır hatalar yapmadan, hatta koyu ve derin bir orkestra tınısı yakalayarak başarılı bir şekilde eşlik etti kovacevich'e. ancak, kovacevich'ten daha zinde olduğu bir döneminde brahms dinlemiş olmayı isterdim, bana biraz yorgun gibi geldi. tabii, konsere dair asıl yorumları müzik eleştirmenlerinden dinlemek lazım.

anderszewski'nin iskoç oda orkestrası eşliğinde yorumladığı mozart'lar ise muhteşemdi; su gibi berrak, tüy gibi hafifti.
18 numaralı konçertonun "adagio un poco sostenuto" adlı ikinci bölümü unutulamayacak güzellikteydi; sanki orman içinde kıvrıla kıvrıla giden bir deredeki çınar yaprağını takip ettik, kah ince ince süzüldü yosun tutmuş taşların üzerinden, kah alçak bir çağlayandan aşağıya aktı bir hışımla, kah durgun bir gölete vardı usulca.
kısaca, anderszewki harikalar yarattı. [şimdi evde aynı bölümü -mozart konçertoları konusunda tartışmasız uzman olan ve benim de çok sevdiğim- mitsuko uchida'dan dinliyorum; kesinlikle anderszewski'nin yorumu bambaşka duyarlılıkta!]
anderszewski ikinci yarıda çaldığı, diğerine nazaran daha bilindik 24 numaralı konçerto ile de büyüyü bozmadı; kulağımızda yumuşak, romantik tınılarla evlerimize yolladı bizi..