roberto bolle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
roberto bolle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2024 Perşembe

25 TEMMUZ


1828 viyana mahkemesi ignaz bösendorfer'in piyano yapmasına izin vermiş


1965 bob dylan, newport halk festivali'nde elektro gitar çalarak hayranlarını şok etmiş


1975 a chorus line müzikalinin dünya prömiyeri broadway'de gerçekleştirilmiş


1976 philip glass'ın bestelediği robert wilson'ın yönettiği einstein on the beach operasının dünya prömiyeri avignon festivali'nde gerçekleştirilmiş

  

1978 dünyanın ilk tüp bebeği louise brown doğdu

 

1984 salyut 7 kozmonotu svetlana savitskaya, uzay yürüyüşü yapan ilk kadın oldu.

 

1992 olimpiyat oyunları, modern tarihte ilk kez tüm ülkelerin katılımıyla ispanya'nın barselona şehrinde açıldı


2018 verona'da verona arenası'nda ilk defa bir gösteri seyrettim; roberto bolle ve arkadaşlarını






20 Temmuz 2024 Cumartesi

20 TEMMUZ





1906 finlandiya kadınlara seçme ve seçilme hakkı veren ilk avrupa ülkesi olmuş

1940 bilboard ilk defa top-ten şarkı listesi açıklamış; ilk top-ten birincisi tommy dorsey imiş

1969 ilk insan ay'a ayak basmış 

1976 viking 1 mars'a indi

1990 daha sonraları defalarca konserlerine gideceğim ney ustası kudsi ergüner'i ilk defa canlı dinledim; konser istanbul aya irini müzesi'ndeydi

2001 hayao miyazaki'nin ruhların kaçışı filmi gösterime girdi

2010 istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda roberto bolle ve arkadaşlarını ilk defa seyrettim

2023 atina-epidaurus festivali kapsamında peraios 260'da adele haenel ve julie shanahan'ın rol aldıkları giselle vienne'in robert walser uyarlaması l'etang'ı seyrettim



11 Ağustos 2018 Cumartesi

"roberto bolle & friends" - verona arenası 96. opera festivali III


verona arenası opera festivali genel olarak opera sanatına adanmış da olsa, tarihinde her sene mutlaka bir dans/bale gösterisine ev sahipliği yapmış. son yıllarda bu kontenjanı "robert bolle and friends" adlı bale/dans gösterisi dolduruyor. festivaldeki ilk akşamımda onların, yani roberto bolle ve arkadaşlarının gösterisi vardı.


o akşam; festivalde geçirdiğim üç akşam arasında arenayı iğne atsan yere düşmeyecek kalabalıkta gördüğüm ve kalabalığı bir pop yıldızının hayranlarının yüksek enerjisiyle deneyimlediğim olağanüstü ilginç bir akşamdı.
program kısa parçalardan oluşuyordu, her parça öncesinde ekranlarda parçanın adı, koreografı ve o parçada sahneye çıkacak dansçıların adları yazıyordu, ne zaman "roberto bolle" yazsa, yani sadece adının yazılması bile arena'daki kalabalığın çılgınlar gibi alkışlamasına neden oluyordu.
görüşün çok da iyi olmadığı sahnenin tam iki yanı da hıncahınç doluydu, roberto bolle dans ettiği her parça sonrasında sırayla bir sağ tarafa, bir sol tarafa, sonra da öne giderek selam verirken trübünler de birbirleriyle yarışırcasına çığlıklar ata ata onu alkışlıyorlardı. en pahalı biletli seyircinin oturduğu parterde (italyanca: poltronissime olarak geçiyor, bizlerin parter diye bildiği opera oditoryumlarındaki zemin kattaki koltuklara verilen ad) sanki avrupa'nın jet sosyetesi toplanmıştı. anlayacağınız roberto bolle italya'da tam bir fenomen.


"roberto bolle and friends" gösterisi istanbul açıkhava'ya gelmişti yıllar önce; zorlu psm'nin,  açılmadan önceki yaz, prestij olarak getirdiği bir gösteriydi. merak eden olursa, o akşamki izlenimlerimi kayda almışım, buradan ulaşabilir. 

tabii ki istanbul turnesinden bugüne, hatta belki her yıl bolle'nin arkadaş listesi değişiyor, gösterinin programı da. arena'daki programda -ki bu program bu yazki turnenin programı- ilginç bir şekilde klasik bale parçaları bolle'nin arkadaşları tarafından, neoklasik bale/modern dans parçaları ise bolle ve ona eşlik edenler tarafından icra edildi. sanki bolle sezon boyu la scala'da klasik balelerde sahneye çıkmaktan sıkılmış, o partileri arkadaşlarına devretmiş, kendisi -açıkçacı- çok da zor olmayan neoklasik partileri almış.

bolle nelerde dans etti? iki roland petit parçası vardı; ilki "thais"ten, ikincisi "proust"tan iki pas de deux'ler. akşamın diğer bolle'li parçaları: bir itzik galili, bir mauro bigonzetti ("caravaggio"dan pas de deux) parçası, iki erkek dansçıyla birlikte jiri bubenicek'in "canon in d major"u (ki bu yapıt yedi yıl önceki istanbul programında da vardı) ve gösteriyi adrenalin pompalayarak noktalayan, massimiliano volpini'nin bir koreografisi: bolle'ye bir kemancının (alessandro quarta) elektro kemanıyla canlı eşlik ettiği, bolle'nin sadece canlı dans etmesiyle yetinilmeyip sahneye kurulan büyük ekrandan bolle'nin daha önce çekilmiş görüntüleriyle "bolle botokslu" "dorian gray".

geri dönüp istanbul gösterisi izlenimlerimi okuyunca, yedi yılda benim bolle'ye bakışıımda pek de bir şeyin değişmediğini görüyorum. aynı yedi yıl öncesi gibi, benim için yine akşamın en keyifle seyredilir parçaları bolle'nin dans etmedikleriydi.
mesela; artık klasikleşmiş don kişot pas de deux'sünde nicoletta manni ve osiel gouneo mükemmeldiler, keza korsan pas de trois'sında misa kurnaga, timofej andrijashenko ve taras domitro da.
günümüzün adı sıkça anılan neoklasik bale koreograflarından david dawson'ın, sidi larbi cherkaoui işlerine müzik yaparak ünlenen leh besteci szymon brzoska'nın müziğiyle yaptığı "at the end of the day" adlı koreografi ise maalesef pek iyi değildi, ama dansçılardan sebastian kloborg kendini gösterdi, adını kenara not ettirdi.

açıkçası bu geceden benim için geleceğe, takip etmek için tek isim kaldı: dansçı osiel gouneo. herhangi bir toplulukta onun dans ettiği bir koreografiye denk gelirsem kaçırmayacağım.

----




festivalde şöyle bir gelenek var. içeri girerken herkese birer küçük mum veriliyor. tam da italyanlardan beklenecek şekilde, karton tutacağı da düşünülmüş mükemmel bir tasarım olarak. anonsla, seyircilerden mumlarını gösterinin başlangıcında yakmaları isteniyor. bir nevi, bizlerin yıllardır açıkhava'da çakmak alevleriyle, duyduğuma göre şimdilerde cep telefonu ekranlarıyla (!!!!), yaptığı şeyin organize edilmiş hali yani. herkes mumunu yaktığında arena'daki atmosfer inanılmaz güzel oluyor.
ertesi gece "turandot"da acaba ünlü "herkes uyuyor" (nessun dorma) aryası sırasında mı mumlar yakılır, keşke o zaman yakılsa, diye hayal etmiştim. maalesef öyle olmadı, görev gibi yine operanın başında mumlar yakıldı.

en kalabalık ve en heyecanlı seyirci kitlesi bolle'de olduğu için, mumların görüntüsü de, çokluğundan dolayı, en güzel bu akşamda gerçekleşti.



21 Temmuz 2011 Perşembe

roberto bolle ve arkadaşları istanbul'dalar


“roberto bolle and friends” gala gösterisinin en iyi performansları bizzat roberto bolle’nin dans etmedikleriydi. alkışlardan da belliydi.

adeta, geçen hafta hayata gözlerini yuman roland petit’yi anma gösterisi gibiydi program; 10 yapıttan 3’ü ona aitti, bunlardan ikisinde bolle dans etti.
bolle’ye “carmen”de, petit’nin hayattayken gözdelerinden lucia lacarra, “arlés’lı kız”da ise sabrina brazzo eşlik etti.
üçüncü petit yapıtı “thais”de lacarra bu sefer marlon dino ile dans etti.

arkasından kötü konuşmak gibi olmasın ama, zamanı geçmiş ve bayık yapıtların işini bilir esteti (hakkını vermek lazım, eskimiş bir estetiğin takipçisi de olsa yaptığı işi, yani bale’nin “show business”ini kusursuzca yapıyordu) olarak gördüğüm roland petit’nin kıvılcımdan yoksun, eskimiş yapıtlarından sadece bölümler bile izlemek, 25 derece sıcakta kolay çekilmiyordu.
illa da neoklasik olacaktıysa bari kenneth macmillan’dan bir-iki duo olsaymış.

gecenin yıldızları kimlerdi peki?
daha önce televizyonda başka bir gala gösterisinde izleyip hayran olduğum jiri bubenicek, kardeşi otto ile birlikte dans ettikleri claude brumachon’un “les indomptés”sinde etkileyiciydiler.
jiri’nin koregrafisini yaptığı, kardeşi ve bolle’yle birlikte dans ettikleri “canon in d major” maalesef yaratıcılıktan yoksun, trio olup trio koreografi içermeyen gösterişli ancak etkisiz bir yapıttı.

bubenicek’lerden de mükemmeli, itzik galili’nin muhteşem koreografisinde dans eden alicia amatriain ve jason reilly’di.
bu yaz ve önümüzdeki güz avrupa’nın dans festivallerini işgal eden israilli koreograflardan biri olan itzik galili’nin “mono lisa”sı dinamik, yaratıcı, heyecanlı ve zor bir yapıttı. amatriain ve reilly bu her anı endişe, dikkat ve denge yüklü yapıtı kusursuz yorumladılar. hak ettikleri alkışı da aldılar.

jason reilly’nin sondan bir önceki solodaki performansı da görmelere değerdi. reilly, eric gauthier’in “ballet 101” adlı eğlenceli ve dansçıyı sınayan yapıtında adeta parladı.

john cranko imzalı “romeo ve juliet”te olmasa bile, john neumeier imzalı “kamelyalı kadın” duosundaki performaslarıyla maria eichwald ile marijn rademaker’in de hakkını yememek lazım. biraz fazla çoşkulu (ve bu çoşkunun getirdiği kontrolsüzlükle) yorumlamış bile olsalar, bu zor pas de deux’ün altından başarıyla kalktılar.

...

bir klasik balenin bütününe katlanmak zorunda kalmadan roberto bolle’yi sahnede canlı izlemek, her ne kadar onun bölümleri pek etkileyici olmasa da, unutamayacağım anılarım arasına yazıldı. daha gösterinin ilk yapıtında bolle gömleğini çıkarıp da üstü çıplak dans etmeye başlayınca açıkhava’daki hanımların hayranlık nidalarıyla karışık iç geçirmelerine tanık olmaksa pek keyifliydi; itiraf etmelim ki, bolle’yi üstü çıplak seyretmek de!

akşamın “distingue” erotizmi ilk yapıtla sınırlı kalmadı; bubenicek kardeşler ve ardından reilly de üstsüz dans ederek açıkhava’daki hanımefendiler ve beyefendilere hoş ve heyecanlı bir göz ziyafeti çekmiş oldular.

neticede; eski yıllarda bale ve dans seyretmeye alıştığımız açıkhava tiyatrosu’nda böyle büyük bir bale organizasyonu izlemek, ilerisi için umut verdi; iksv’nin program direktörleri de umarım, bir zamanlar dans gösterileri için sık sık kullandıkları bu mekanı yeniden hatırlarlar.

...

dün akşam açıkhava’daki seyirci son zamanların genel tablosunun üzerindeydi. zaten etrafı rahatsız etmek onlara düş(e)medi, zira maçka parkının içinden gelen sirtaki ve rembetiko sesleri gösterinin neredeyse tamamı boyunca sahnedeki müziği bastırdı.

gösteri başlamadan önceki “hal ve gidiş”lerinden gürültü etme, sıkılma, konuşma, cep telefonu açma potansiyeline sahip dansseverlerimiz bile açıkhava’yı istila eden bu dış müzikten tırsmış, “olmaz ama ayıp!”, “bu kadar da olur mu!” gibilerinden yüksek sesli yorumlarla hayretlerini bildirmekle meşgul oldular.

açıkhava’nın önhalkasını dolduran zorlu center’ın, baloya gider gibi şatafatlı ve açıkhava için fazlca abartılı gece kıyafetleriyle arz-ı endam etmiş misafirleriyse, arasız 105 dakika süren gösterinin sonuna kadar kalma gereği duymayıp, ilk bir saatten sonra başlayan sessiz bir sözleşmeyle, merdivenleri işgal ettiler.
anlaşılan, zincirlikuyu’daki zorlu center’ın bünyesinde inşa edilen gösteri salonunda sık sık karşılaşacağız kendileriyle. yeter ki bilet fiyatları had safhada fahiş olmasın, “ulaşılabilir” olsun.

...

roberto bolle ve arkadaşları bu akşam ikinci kere açıkhava'da olacaklar.
pırıltılı protokolün olmayacağı kesin. umarım maçka parkının rembetikocusu da grevdedir.
daha sakin bir ortamda bolle ve diğerlerinin keyfi çıkarılabilir...