yo-yo ma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yo-yo ma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2024 Çarşamba

04 EYLÜL




1965 senaryosunu samuel beckett'in yazdığı ve başrolünde buster keaton'ın oynadığı film adlı kısa film, venedik film festivali'nde gösterime girmiş

1970 rus balerin natalia makarova, londra'daki kirov balesi ile turnedeyken batı'ya iltica etti ve kendisine siyasi sığınma hakkı verildi

2014 abd genelinde 150 şehirde binlerce fast-food işçisinin sağlıksız çalışma koşulları ve düşük ücretlere karşı iş bırakma eylemi abd tarihinin en büyük fast-food grevi oldu

2014 istanbul zorlu performans sanatları merkezi'nde yo-yo ma ile silk road ensemble'ın kayhan kalhor ve aynur'un davetli sanatçı olarak katıldıkları konsere gittim



26 Nisan 2024 Cuma

26 NİSAN


1336 şair francesco petrarch'ın provence'taki ventoux dağına çıkmış; bu tırmanış turistik dağcılığın başlangıcını işaret ediyormuş


1514 kopernik ilk defa satürn'ü gözlemlemiş

1564 william shakespeare vaftiz edilmiş

1904 kisaburō ohara tarafından çizilmiş rusya karşıtı "avrupa ve asya'nın esprili diplomatik atlası" başlıklı propaganda haritası suketarō nishida tarafından tokyo'da yayınlanmış

1912 editörleri wassily kandinsky ve franz marc olan der blaue reiter, piper verlag tarafından yayınlanmış


1954 akira kurosawa'nın yedi samuray filmi gösterime girmiş


2001 yo-yo ma'yı ilk defa istanbul'da dinledim, konseri işsanat'taydı; ma'yı sonrasında 2009, 2011 ve 2014'te olmak üzere üç kere daha istanbul sahnelerinde canlı dinleme şansına erdim

2007 efsanevi rus viyolonsel sanatçısı natalia gutman'ı ilk defa istanbul'da canlı dinledim; ilerleyen yıllarda iki kere daha istanbul'da konserine gittim

2017 philip glass'ın 80. yaşını kutlama konserinde nicolas horvath aksanat'ta konser verdi; arkadaşlarım ayşe ve gizem'le konserdeydik, sonrasında horvath'tan imza aldık



5 Nisan 2011 Salı

1998 / 17. istanbul film festivali


.36 film

.tam 750.000 tl, öğrenci 500.000 tl

.lars von trier’in ilk gezici filmler festivali’nde istanbul’da gösterilmiş olan ve burcu ile nuray’la fitaş’ta hayran hayran seyrettiğimiz “krallık” dizisinin ikinci sezonu bu sefer festivalde. annemleri ve onnik amcaları dört saatlik ilk sezona yolluyorum, ben de ikincisini seyrediyorum.

.fellini toplu gösterimi; şimdiye kadar olmadığı kadar geniş bir toplam. fellini’nin ilk döneminden siyah-beyazları dahil sekiz filmini izliyorum. “benim yönetmenim” olmasa da, fellini’leri beyazperde izlemek büyük şans. hala beyazperdede izleyememiş olduğum ve içimde kalan tek fellini filmi “amarcord”

.bertrand blier’in 70-80’lerde çektiği gerard depardieu’lü “soğuk büfe”, “gece kıyafeti” çok çok iyiler.

.bir yenilik: haftasonu sabah 10.00’a seanslar konuyor; fırsatı kaçırmıyorum.

.yo-yo ma’nın bach’ın süitlerini yorumladığı kanada yapımı orta metraj filmlerden bazılarını gözüme kestiriyorum; özellikle atom egoyan’ın "saraband"ı çok iyi.

.haftaiçi gündüz seansında son anda “marius ve jeannette”e bilet alıp giriyorum; o yılın en beğendiğim filmi çıkıyor; bütün salon gülmekten kırılıyoruz. yönetmen: robert guédiguian

.aleksander sokurov ile ilk tanışma: alkazar’da festivalin son cumartesisi 21.30 seansında “ana ve oğlu”nda uyuyorum. bu filmi festival yıllar sonra tekrar gösterdiğinde tekrar seyredeceğim ve sokurov’a hayran kalacağım.

10 Mart 2011 Perşembe

toute sweet yo-yo & kathryn!


ikinci yarının başında sahnenin ucuna gelip "biz bu salonu seviyoruz" demeseydi bile, daha konserin başında sahneye çıkarken iki kolunu açması ve selam verirkenki içten gülümsemesiyle burada olmaktan mutlu ve keyifli olduğu belliydi. evet, yo-yo ma üçüncü kez istanbul'da işsanat salonundaydı bu akşam. kathyrn stott da ikinci kere eşlik ediyordu ma'ya.

ilk üç kısa parçayı aralıksız, birbirlerine ekleyerek çaldılar; üçü de melodileriyle öne çıkan parçalar bence etkileyici veya nefeskesici olmaktan veya müthiş bir yoruma imkan vermekten ziyada, konsere ısınma babındaydılar.
ikinci yarının kısa yapıtı ise piyanist kathryn stott'un beş yıl önce 50. yaşgünü için yo-yo ma'ya bir i-pad almak yerine günümüz bestecisi graham fitkin'e ısmarladığı; roma rakamıyla elli'nin, ingilizce'de line'ın, lust'ın, life'ın, longing'in ve başka dillerde -mesela türkçe'de- l ile başlayan her türlü kelimeyi kapsayacak olan; ayrıca, yo-yo ma'nın elli yaşın bütün yoğunluğu ve üretkenliğinin kişiyi paralize etmesini çok güzel yansıttığını düşündüğü "L" idi.
bütün bu i-pad, 50 yaş paralizasyonu, l'nin kapsayıcılığı gibi konuları nereden mi öğrendim; hayır, kulağıma kuşlar fısıldamadı. yo-yo ma ile kathryn stott ikinci yarının başında "bu salonu çok seviyoruz" dedikten sonra, bizlerle sohbet etmeye başladılar ve bunları anlattılar.

birinci yarının uzun yapıtı brahms'ın birinci viyolonsel ve piyano sonatı, ikincininki rahmaninof'un op.19 viyolonsel ve piyano sonatıydı.
ikilinin brahms yorumu bana biraz heyecansız ve fazlaca romantik geldi; keşke daha tutkulu, fırtınalı, girdaplı olsaydı; en azından ben brahms'a böyle bir yorumu yakıştırıyorum.
rahmamninof'ta ise, ikilinin brahms yorumunda bulamadığım her şey vardı: enerji, heyecan, çoşku, fırtına; rüzgarıyla, tutkusuyla kapıp götürdü beni! mükemmel bir icraydı.

istek parçası olarak ma ile stott önce rahmaninof'tan devam ettiler; sonatın fırtınasını "vocalise" ile dindirdiler.
ardındansa tekrar çoşup, bizleri de büyülediler; bu sefer manuel de falla'nın ispanyol ateşiyle!

yo-yo ma'yı istanbul'a bir dahaki sefere ipek yolu projesiyle bekliyoruz...

4 Şubat 2009 Çarşamba

romantizmin doruklarında

"ilk başta piyano, eşi tarafından terk edilmiş bir kuş gibi sızlandı. civardaki bir ağaçta duran keman onu duydu ve cevap verdi. sanki dünyanın başlangıcında başka hiçbir şey değil de sadece ikisi vardı. hatta şöyle de diyebiliriz: yaratıcıları onları öyle yaratmıştı ki bu dünyada kendilerinden ya da bu sonattan başka hiçbir şey yer almıyordu."
- marcel proust, "kayıp zamanın izinde"

kapsamlı program broşürü sayesinde, cesar frank'ın sonatının edebiyata da sızdığını öğrendim. ["kayıp zamanın izinde" maratonunu hala koşmamış olmam ne utanç verici! fatih özgüven'e kalırsa; hayatta en gıpta ettiği insanlar "kayıp zamanın izinde"yi yeni okumaya başlayanlarmış. eh, hayatta iki kere okunabilecek bir roman dizisi değil elbet.]


kapsamlı broşür yo-yo ma & kathryn stott konserine aitti. konser bu akşam işsanat'taydı.
rusya'dan arjantin tangolarına, brezilya'dan biedermeier almanya'sına, oradan romantizm'in fransa'sına uzandık iki saat boyunca. değişmeyen tek bir şey vardı: yoğun lirizm.

bence açılış parçaları zordur, dinleyiciyi dış dünyanın kargaşasından arındırıp konserin atmosferine çekmesi gerekir. schubert'in "arpeggione"si hem enfes bir seçimdi hem de mükemmel bir duyarlılıkla yorumlandı.
ikili şostakoviç'in sonatı ile piazzolla'nın "le grand tango"sunu arka arkaya bir nefeste çaldı, sanki tek bir esermiş gibi. "le grand tango"nun rostropoviç için yazıldığı düşünülürse yanlış bir tercih olmadı.
aynı şekilde; ikinci yarıda gismonti & carneiro'nun "bodas de prata" ile "quatro cantos"unun arkasına frank'ın sonatı çok yakıştı.

iki saat boyunca günlük hayatımıza dair her şeyi unuttuk, sadece müziği yaşadık!

[bir soru: yo-yo ma'nın internet sitesinde istanbul konseri neden gözükmüyor?]