19 Mayıs 2025 Pazartesi
3 Aralık 2024 Salı
on soruluk sohbetler 117: simone de jong
6 Eylül 2024 Cuma
06 EYLÜL
13 Şubat 2024 Salı
13 ŞUBAT
3 Şubat 2024 Cumartesi
03 ŞUBAT
15 Ekim 2019 Salı
on. soruluk sohbetler 01: wim vandekeybus
Ayşe Draz & Mehmet Kerem Özel
Belçikalı koreograf, dansçı, sinema yönetmeni ve 33 yıllık Ultima Vez dans topluluğunun kurucusu Wim Vandekeybus İstanbul’a 15 yıllık aradan sonra tekrar konuk oluyor. 2004’te Atatürk Kültür Merkezi’nde sahnelenen BLUSH ile hâlâ belleğimizde ve gönlümüzde yeri olan Vandekeybus’u ve topluluğunu, BLUSH'ın devamı niteliğinde bizlere “mitlerin egemenliğinin henüz alaşağı edilmediği, zaman ve mekândan bağımsız, paralel bir gerçekliğe doğru bir yolculuk” vaat eden TrapTown vesilesiyle heyecanla beklerken…
Sizce dansın özü/ruhu nedir? Çağdaş dansı bugün nasıl tanımlarsınız?
Dans olarak görülen her şey içsel duyguları, stratejileri, dilekleri ve heyecanları dışa yansıtan bir iletişim ortamı, bir bedensel ifadedir.Çağdaş dans, teknik olarak daha az tanımlanmış dans tekniklerine alan açtı. Dünyadaki bütün dans biçimlerine dijital olarak ulaşılabilirlik çağdaş dansı, özgünlüğe saygı duyulmayan ve özgünlüğün orijinal gibi kopyalanıp yapıştırılabildiği eklektik bir ortam olarak etkiledi. 80’lerde dans teatral, karma, uzmanlaşmamış bir hale dönüştü ve bu saf olmama hali birkaç nesle ilham veren bir tazelik yarattı. Hâlâ değiştirebilir/icat edebilir/teklif edebilir/bozabiliriz. Günümüzde her şeye ulaşılabilir ve bu durum özgün olmayı kolaylaştırmıyor.
Sanatın dönüştürücü gücüne inanıyor musunuz? Nasıl?
Eğer insanlar seyrettikleri bir gösteri hakkındaki deneyimlerini birbirleriyle paylaşıyorlarsa ne güzel. Bazen gösterinin bir birey olarak kendileri hakkında olduğunu düşünürler, bazıları ise bir gösteri seyrettikten sonra dansa merak duyar ve dans etmeye başlar. Tabii bu her zaman böyle olmaz; seyirciler farklı gösteriler seyretmeye daha fazla alıştılar ve daha önce dediğim gibi alışkanlıkları kırmak ya da biçimleri değiştirmek artık o kadar kolay değil. Sanat dünyayı kurtarmasa da bize yaşadıklarımızla ile ilgili mükemmel bir duygu verebilir.
"Ustam" olarak tanımlayabileceğiniz sanatçı(lar) ya da fikirlerinden etkilendiğiniz kişi(ler) var mı, varsa kim(ler)?
Gençken, birilerine atıfta bulunmayı ret ederdim ve her şeyi kendim icat etmek isterdim. Sonraları başka türlü bakmaya başlıyorsun. Etkilendiğim sanatçılar daha çok; Koudelka gibi fotoğrafçılar, Cassavetes, Fellini gibi sinema yönetmenleri, Ursula Le Guin ya da Paul Bowles gibi yazarlar.
28 Ekim 2013 Pazartesi
NRW023 roberto ciulli'nin palyaçoları
23 Nisan 2011 Cumartesi
çocuk filmlerim

das weisse band, michael haneke (2009)

the sound of music, robert wise (1965)
lord of the flies, peter brook (1963)
amarcord, federico fellini (1973)
king of the hill, steven soderbergh (1993)
au revoir les enfants, louis malle (1987)
salaam bombay!, mira nair (1988)
uçurtmayı vurmasınlar, tunç başaran (1989)
the sweet herafter, atom egoyan (1997)
empire of the sun, steven spielberg (1987)
fanny and alexandre, ingmar bergman (1982)
5 Nisan 2011 Salı
1998 / 17. istanbul film festivali
.36 film
.tam 750.000 tl, öğrenci 500.000 tl
.lars von trier’in ilk gezici filmler festivali’nde istanbul’da gösterilmiş olan ve burcu ile nuray’la fitaş’ta hayran hayran seyrettiğimiz “krallık” dizisinin ikinci sezonu bu sefer festivalde. annemleri ve onnik amcaları dört saatlik ilk sezona yolluyorum, ben de ikincisini seyrediyorum.
.fellini toplu gösterimi; şimdiye kadar olmadığı kadar geniş bir toplam. fellini’nin ilk döneminden siyah-beyazları dahil sekiz filmini izliyorum. “benim yönetmenim” olmasa da, fellini’leri beyazperde izlemek büyük şans. hala beyazperdede izleyememiş olduğum ve içimde kalan tek fellini filmi “amarcord”
.bertrand blier’in 70-80’lerde çektiği gerard depardieu’lü “soğuk büfe”, “gece kıyafeti” çok çok iyiler.
.bir yenilik: haftasonu sabah 10.00’a seanslar konuyor; fırsatı kaçırmıyorum.
.yo-yo ma’nın bach’ın süitlerini yorumladığı kanada yapımı orta metraj filmlerden bazılarını gözüme kestiriyorum; özellikle atom egoyan’ın "saraband"ı çok iyi.
.haftaiçi gündüz seansında son anda “marius ve jeannette”e bilet alıp giriyorum; o yılın en beğendiğim filmi çıkıyor; bütün salon gülmekten kırılıyoruz. yönetmen: robert guédiguian
.aleksander sokurov ile ilk tanışma: alkazar’da festivalin son cumartesisi 21.30 seansında “ana ve oğlu”nda uyuyorum. bu filmi festival yıllar sonra tekrar gösterdiğinde tekrar seyredeceğim ve sokurov’a hayran kalacağım.






















