reha erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
reha erdem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2011 Perşembe

ergenlik filmlerim


vozvrashchenie, andrei zvyagintsev (2003)





orphans, peter mullan (1998)





le souffle au coeur, louis malle (1971)





the miracle, neil jordan (1991)





benny video, michael haneke (1992)





pingpong, matthias luthardt (2006)





hayat var, reha erdem (2008)





j’ai tué ma mére, xavier dolan (2009)





nenette et boni, claire denis (1996)





rumble fish, francis ford coppola (1983)





fish tank, andrea arnold (2009)


beautiful thing, hettie macdonald (1996)




les quatre cents coups, françois truffaut (1959)



23 Nisan 2011 Cumartesi

çocuk filmlerim


das weisse band, michael haneke (2009)




the sound of music, robert wise (1965)

lord of the flies, peter brook (1963)


amarcord, federico fellini (1973)


king of the hill, steven soderbergh (1993)


au revoir les enfants, louis malle (1987)


salaam bombay!, mira nair (1988)


beş vakit, reha erdem (2006)


uçurtmayı vurmasınlar, tunç başaran (1989)


the sweet herafter, atom egoyan (1997)


war zone, tim roth (1999)


empire of the sun, steven spielberg (1987)


e.t., steven spielberg (1982)


fanny and alexandre, ingmar bergman (1982)


ivanovo detstvo, andrey tarkovski (1962)


leolo, jean-claude lauzon (1992)

13 Nisan 2011 Çarşamba

2006 / 25. istanbul film festivali



.50 film. yıllar sonra, 51 filmlik rekoruma en çok yaklaştığım yıl.

.ne ilginç, en çok beğendiğim ve 5 yıldız verdiğim dört film de eski tarihli: 86 derek jarman'dan "caravaggio", 97 aleksander sokurov'dan "ana ve oğlu", 73'den nicolas roeg'un "büyü" ve 92'den victor erice'den "avya ağacının güneşi"

.anders thomas jensen'in "adem'in elmaları" festivalin en matrak filmi; gül gül öldük :)

.reha erdem'in o yılki filmini meraktan vizyona girmesini beklemeden festivalde izliyorum ve hayran oluyorum: "beş vakit"

.neil jordan'dan "plüton'da kahvaltı", françois ozon'dan "veda vakti", jean-marc vallée'den "c.r.a.z.y." gay sinemasının kalburüstü örnekleri.

.ilk defa bir festival konuğu benim için çok önemli: jeanne moreau! emek'te "veda vakti"nden önce şakir eczacıbaşı moreau'ya onur ödülünü veriyor. ben de en yakınına kadar gidip fotoğrafını çekiyorum.

.bir önceki sene yine festivalde izlediğim wong kar-wai'nin "2046"sı ile bu seneki festivali noktalıyorum.

18 Temmuz 2010 Pazar

"kosmos"a erivan film festivali'nde büyük ödül!


"Şöyle bir övgü var. Hayvanlar, duyarlılıkları çok yüksek varlıklar. Bunların karşısındaki durumumuz zaten bizim bütün halimizi gösteriyor. Mesela hayvanları kesmek, hayvanlara zulmetmek akıl almaz bir şey! Sonra işte, "Savaş yapmayalım, işte bilmem ne yapmayalım, haksızlık etmeyelim, adalet nerde?" Yani her akşam et yiyoruz... "Bunu yapalım bunu yapmayalım," şeklinde bir ders vermek anlamında söylemiyorum bunu. Ama böyle de bir ikiyüzlülük içindeyiz. Çok ağır bir ikiyüzlülük bu. Mezbahaya gidince benim orada gördüklerim bunlar mesela. Bütün ülkenin her yerinde mezbaha var ve biz bunları görmekten kaçıyoruz, unutmak istiyoruz. Bunu görmek istemiyoruz. Hani şey gibi... "Ben hayvan kesilirken bakamam!", "Eee nasıl yersin yemeğini?", "Şöyle yerim." Bu aradaki kopukluk çok acayip bir şey. Suç onda değil, onu suçlamıyorum. Çünkü yenilen etle, oradaki hayvan arasındaki bağ çoktan kopmuş. Ben oraya ilk mezbahaya gittiğimde "mağduriyet"i gördüm. Burada idam olacak hayvanlar var. Aslında Kars'taki mezbahaların mimari düzeneği gene de insani yapılmış. Hayvanlar bir yerde bekletiliyor aslında. Ondan sonra bir tanesi getirilip kesiliyor. Ama artık dünyanın hiçbir yerinde buna zaman yetmiyor. Zaman yok! Üçünü dördünü bir arada kesiyorlar. Bu insanların suçu anlamında değil, zaman öyle, düzen öyle yani. Ve bütün hayvanlar orada bunu seyrediyorlar ve sonra da kesiliyorlar! "Ay hayvanlar anlamaz!" diye bir şey yok. Orada gördüğüm şey suydu: Gözler. Nasıl bir endişe ve korku! Bir kere o hayvanların bilmediğimiz o salgıları var, bağırtıları var. Bütün o gözler... Daha korkunç bir şey olamaz. Titriyorlar böyle. Bunu biz bilmiyoruz. Böyle bilmediğimiz bir sürü şey var hemen yanı başımızda. Bu bizim hepimizin ikiyüzlülüğü. Bu bilgiler var. Sonra "Adam nasıl gidip de bir aileden altı insanı öldürdü?" diyoruz. Yani öyle bir vahşet var ki... Hepimiz dahiliz buna. Ben de dahilim, hepimiz dahiliz."
- reha erdem
("reha erdem sineması: aşk ve isyan" adlı kitaptan,
söyleşiyi yapanlar: fırat yücel, burak acar
çitlembik yayınları 2009)

28 Nisan 2010 Çarşamba

reha erdem / kosmos




reha erdem'in yeni filmini heyecanla bekliyordum, vizyona girer girmez de ilk fırsatta seyrettim. hakkında yazı yazmaya yeltenmem ise bayağı zaman aldı.

reha erdem, ilk filmi "a ay"dan beridir hayranlık ve merakla takip ettiğim bir yönetmen. hatta, "a ay"dan sonra yaklaşık 5-6 yıl film çekmeyince üzüldüğümü de hatırlıyorum, sinemayı bıraktı mı acaba diye. meğerse "a ay"ın borçlarını ödemek ve yeni filmi için para biriktirmek için reklam filmleri çekiyormuş.
"a ay" vizyona çıktığı yıllarda reha erdem devlet tiyatrosu'nda jean genet'nin "hizmetçiler"ini sahnelemişti; insana "keşke arada sırada tiyatro -ve hatta opera- sahnelese" diye diletecek kadar sağlamdı erdem'in "hizmetçiler" yorumu.

"kosmos" erdem'in son filminin adı.
şarlatan mı şaman mı, hırsız mı aziz mi, insan mı hayvan mı yoksa uzaylı mı olduğu belirsiz bırakılmış, ancak genelgeçer değerlere/kabullere aykırı kaldığı kesin bir kahramanın, adı sanı verilmeyen ancak toplumsal ve sosyal göndermelerden hangi coğrafya olduğu hayli belli bir diyarda başından geçenlere tanık oluyor film.

reha erdem'in, filmlerinin, "kaç para kaç" istisna olmak üzere, her birinde tanık olduğumuz özgür, serbest, zaman zaman soyut, bazen absürd, uçuk tarz "kosmos"da en yetkin seviyesine ulaşıyor.
diğer filmleri gibi "kosmos"da da erdem'in öyle birebir gerçekleri anlatmakla derdi yok; daha çok bir duyguyu, bir ruh halini, bir atmosferi yaratmaya uğraşıyor.
bu açıdan, filmin kuvvet aldığı en önemli öge ses bandı; aynı "hayat var"da, "beş vakit"de olduğu gibi "kosmos"da da ses bandı çok yüklü; filmin kişileri hiç konuşmasalar, sadece ses bandının sesleriyle film derdini rahatlıkla anlatabilir sanki. örneğin; şehrin sokaklarında geçen her sahnede arkadan gelen bomba sesleri, filmin geçtiği atmosferi açıklamaya yarayacak bir sürü repliğe bedel.
keza görüntüler de aynı güce sahipler. reha erdem'in kahramanlarını uzun uzun konuşturmasına gerek kalmıyor; bir heykelinin kadraja alınış şekli, uzun bir tiradın yerine rahatlıkla geçiyor.
bir de; herhalde ömer kavur'un filmlerinden beri ilk defa, bir şehir bir filmin dokusuna, ruhuna, atmosferine bu kadar ustaca sızmayı başardı, filmi oraya ait kıldı, filmle bütünleşti.

"kosmos" reha erdem'in en yaratıcı ancak gerek izlenmesi, gerek anlaşılması, gerekse dünyasına girilmesi en zor filmi. ancak bir de girildi mi, bitsin istenmiyor.
"kosmos"dan çıkarken reha erdem'in yaratıcılığının, hayalgücünün ve zanaatkarlığının (filmin kurgu ve ses tasarımı da ona ait) hakkını aklımla teslim etmeme rağmen, gönlümdeki en etkileyici filmi hala "beş vakit" olarak kaldı.

2 Nisan 2009 Perşembe

istanbul'da "hayat var"

reha erdem'in son filmi "hayat var" zor bir film; birbirinden sorunlu karakterleriyle, mükemmel ama tahammül edilesi zor ses bandıyla ve günümüzün acımasız dünyasını abartılı bir şekilde anlatan hikayesiyle kesinlikle keyif verici bir seyirlik sunmuyor. hatta, bir ara, artık bitse de kurtulsam diye düşündüğüm bile oldu! uçak-kırılan cam-tanker düdüğü sesleri, "nerde benim tavşanım" nidaları, astımlı dedenin hırıltılı replikleri ve sevimli oyuncağın sevimsiz biteviye sesi sonlara doğru iyice tahammül sınırlarını aştı. neyse ki imdada orhan gencebay'ın, mine koşar'ın arabesk şarkıları yetişiyordu ara ara...
hayat'ın, dünyanın en büyük şehirlerinden istanbul'daki klostorofobik dünyası ancak bu kadar ustaca anlatılabilirdi, ve aynı zamanda; rahatsız edici bir şekilde de.
istanbul'u ve onun içinden geçen fallik figürler olarak tankerleri daha önce hiç böyle görmemiş/hissetmemiş olduğumuzu da belirtmek lazım; "gemide" ve serdar ateşer'in "avdetseyri" albümünün kapak fotoğrafı dışında.

"hayat var"da reha erdem yönetmenlik ve senartistliğin yanısıra kurgu ve ses tasarımcılığını da üstlenmiş; auteur tavrıyla filmi bütünüyle tasarlamış, ortaya çıkarmış.
"a ay"dan beridir her filmine hayran olduğum, sondan bir önceki filmi "beş vakit"in türk sineması'nın en iyi filmlerinden biri olduğunu düşündüğüm erdem bu sayede bir kere daha çok kaliteli, enfes görüntüleri ve kesinlikle şiirsel bir yanı da olan birinci sınıf bir iş çıkartmış. ancak sevdiğim filmleri defalarca seyretmekten keyif alan biri olarak "hayat var" tecrübesine, her ne kadar yönetmenin hakkını teslim etsem de, bir kere daha katlanabileceğimi zannetmiyorum.

zinde olunan bir günde gitmekte fayda var, yoksa yarısında çıkmak içten bile değil!
yine de şunu da belirtiyim; öyle bir son sahnesi var ki, evet biraz deneysel sinema tadında ama kesinlikle çok çok çok etkileyici!

"hayat var" hakkında uğur vardan'ın çok iyi bir yazısı var, tavsiye ederim, ve yarın (perşembe) fatih özgüven bu film hakkında ne yazacak merakla beklemekteyim.