müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müze etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2025 Pazar

Müzede Sahne 2025’in sunduğu “Karşılaşmalar” ve bana çağrıştırdığı “Ötesi”


 
Müzede Sahne'yi beklerken 
(Sakıp Sabancı Müzesi, 4-7 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

2017 yılından beridir ağustos aylarının bir uzun hafta sonunda, gösteri sanatları alanında kah geride kalan sezonun son, kah gelmekte olanın ilk etkinliği olarak öne çıkan Müzede Sahne bu sefer de sıradan seyirciden, eleştirmenlere, tiyatro profesyonellerinden öğrencilerine bu alanla ilgilenen geniş bir kesimi mest etti. Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi’nin, Sabancı Vakfı desteğiyle 4-7 Eylül 2025 tarihleri arasında düzenlediği bu yılki Müzede Sahne’nin sanat yönetmeni, son iki yıldır olduğu gibi yine tiyatro yönetmeni, eleştirmeni ve oyuncusu Ayşe Draz idi.

Farklı kotlardaki bahçesi, Atlı Köşk’ün önü, Fıstıklı Teras’ı, The Seed’in balkonu, kafesinin terasıyla Emirgan sahilindeki Sabancı Müzesi dört gün boyunca, çocuklar için olanlar hariç, hepsi açık havada gerçekleşen etkinliklerle adeta kamusal bir vahaya dönüştü. Kamusal diyorum çünkü, Ayşe Draz’ın bu yılki edisyonuna “Karşılaşmalar ve Ötesi” başlığını verdiği ve adeta bir mini festival, şenlik, panayır gibi ele aldığı Müzede Bahçe birçok ücretsiz etkinlik de barındırıyordu. Draz, perşembe-cuma günleri 17:00-19:00 arasında genç tiyatro-performans ekiplerini davet ederek onlara alan açtığı Bahçede Karşılaşmalar’da seyircileri ücretsiz ağırladı. Her akşam 21:15’teki suare gösterimleri öncesinde The Seed’in balkonunda gerçekleşen Fuayede Karşılaşmalar da ücretsizdi. Dönüşümlü olarak sohbetleri yürüten, donanım ve birikim açısından alanlarının en iyilerinden olan dramaturglar Özlem Hemiş ve Aylin Alıveren meraklı seyircilerin zihinlerini açtılar; kendi deneyimlerinden yola çıkarak anlattıkları hikayeler ve verdikleri bilgilerle gösterimlere kalacakları oyunlara hazırladılar. Ayşe Draz da her suare gösterimi biter bitmez sahneye çıkıp oyuncularla samimi sohbetler gerçekleştirdi.

4 Eylül akşamı Özlem Hemiş'i, 7 Eylül akşamı Aylin Alıveren'i dinlerken 
(The Seed'in balkonu - Sakıp Sabancı Müzesi) © Mehmet Kerem Özel

Ayşe Draz'ın, Aslı İçözü ve Şerif Erol ile "Yarın Belki de" sonrasında ettiği sohbeti dinlerken 
(Fıstıklı Teras - Sakıp Sabancı Müzesi, 4 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

“Karşılaşmalar ve Ötesi” başlığı bunlarla sınırlı değildi. Meraklıları; Oğuz Öner “yönlendirilmiş ses emprovizasyonu” yoluyla Atlı Köşk’ün ses manzarasıyla, Aslı San Bilgin ile Cansın Gelişli ise “homemade aromaterapi” yoluyla kokularla karşılaştırdılar. Ayşe Draz üç yıldır olduğu gibi çocukları da unutmamıştı. Cumartesi-Pazar günleri 14:00 seanslarında Kadro pa ekibi çocuklara Shakespeare’in üç oyununu mutfak malzemeleri kullanarak özetledi. Atta Festival yapımı Pezzettino ise, küçük bir çocuğun parçadan bütüne yaptığı yolculuğu konu ediniyordu. 
Müzede Sahne’yi, ilk ve son günlerindeki etkinlikleriyle takip etme imkanım oldu. Fıstıklı Teras’ın ikinci akşam programında olan Oyun Atölyesi yapımı, Dennis Kelly’nin yazdığı, Muharrem Özcan’ın yönettiği ve Özlem Zeynep Dinsel oynadığı “Kızlar ve Oğlanlar” oyununu seyredemedim. İşte izlenimlerim:

"Yarın Belki de"yi beklerken 
(Fıstıklı Teras, Sakıp Sabancı Müzesi, 4 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

Geçtiğimiz yıl 40. yaşını kutlayan ünlü İngiliz deneysel tiyatro topluluğu Forced Entertainment’ın ve topluluğun en önde olan figürü yazar-yönetmen Tim Etchells’ın “Tomorrow’s Parties” adlı oyunundan uyarlanan “Yarın Belki de” Ayşe Draz’ın titiz, yalın ama her detayı önemseyen mizanseni, Özlem Hemiş’in bağlam kurucu ve derinlikli dramaturjisi ve Aslı İçözü ile Şerif Erol’un katmanlı oyunculuklarıyla Şubat ayından beridir gösterimde. Beykoz Kundura, Lita House of Production ve Forced Entertainment ortak yapımcılığında hayata geçen ve Türkiye seyircisi ile sanat camiasının Forced Entertainment gibi tiyatro alanında önemli bir damar teşkil eden bir toplulukla ilk karşılaşması olması açısından çok önemli bulduğum bu gösteri geride bıraktığımız sezonda İstanbul sahnelerinde çok fazla turneye çıkamadığı için hak ettiği seyirci ilgisine erişememişti.

Görünürlüğünün artması açısından “Yarın Belki de”nin bu yılki Müzede Sahne’nin ve festivalin ana sahnesi Fıstıklı Teras’ın açılış oyunu olması çok olumlu bir seçimdi. Ancak, bunun da “ötesi”nde “Yarın Belki de”nin küçük, renkli ampullerin sarktığı bir ipin sahnenin iki yanındaki birer direğe tutturulduğu, panayır ortamını çağrıştıran senografisi açık havaya ve özellikle de arkasına aldığı ışıltılı ve her anlamda hareketli Boğaziçi manzarasına çok yakıştı. Yarına doğru yapılan fikir projeksiyonlarının; bazıları bilim-kurgu roman veya filmlerinden tanıdık, bazıları günümüzden tanıdık, bazıları ise hala bizleri şaşırtan, hayal gücümüzü tetikleyen nitelikteydi ama sanki istinasız hepsi bize aslında şimdiyi anlatıyor, fark ettiriyordu. Yaklaşık 70 dakika boyunca bizi tahayyül bombardımanına tutan metnin her bir katmanını, inceliklerini ve satır aralarını arada kısa ve anlamlı eslerle, bazen hızlanarak bazen sakinleyerek, ama hiç durmaksınız, yaklaşık bire-bir metrelik bir platformda sıkışıp kalmış iki usta oyuncunun sadece seslerini, mimiklerini ve jestlerini kullanarak bizlere geçirdiği bu “tour-de-force”a, Şubat’taki prömiyerinden sonra seyrettiğim bu ikinci defa, yine hayran kaldım.

Fıstıklı Teras’taki üçüncü ve son akşamları ise, Müzede Sahne’ye ilk defa yurtdışından davet edilen bir oyun şenlendirdi: Ayşe Draz’ın, ilk defa sahnelendiği 2023 yılındaki 77. Avignon Festivali’nde seyredip peşine düştüğü “L’addition” (Adisyon). Festival d’Avignon yapımı olan oyunun metni, tasarımı ve yönetimi Tim Etchells’a ait. Yaratıcı ortaklar da olan oyuncuları ise Bert and Nasi ikilisi, yani Bertrand Lesca ile Nasi Voutsas.

"Adisyon"u beklerken 
(Fıstıklı Teras, Sakıp Sabancı Müzesi, 7 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

“Adisyon” çok basit bir durum ve iki rol kişisinden oluşan bir oyun. “Beyaz örtülü masa”ların olduğu bir lokantada bir müşteri garsondan şarap ister, garson önce şarabı müşteriye tattırır, müşterinin olumlu işaretiyle bardağa şarabı doldurmaya başlar. O kadar doldurur ki, şarap taşar, bütün masayı ıslatır. Müşterinin uyarısıyla garson yaptığını fark edince ikisi birden bez peçetelerle masayı kurularlar. 
Oyuncular önce, bize bu durumu temsil edeceklerini anlatırlar, bu sırada bu durumu tekrar edeceklerini ama müşteri ile garson rollerini değişeceklerini de söylerler. Bunları bize anlatırken, anlatma durumunun kendisini karmaşıklaştırdıklarını düşünüp, rol değişimi yapmayacaklarını belirterek, doğrudan durumu temsil etmeye girişirler.
Oyun boyunca aynı durum defalarca tekrar edilir; önce hızlanır, sonra giderek çığrından çıkar. Tekrarla birlikte çeşitleme gelir; her seferinde iki rol kişisi arasındaki dinamikler, dengeler ve güçler değişir, bunlara bağlı olarak durum da farklı haller alır. Oyuncuların bakışları, ses tonlamaları, kelime vurguları her bir tekrarda çeşitlenir.
Durum son çeyrekte artık absürdleşir. Bir sahnede rol kişilerinden biri masa örtüsüyle, birkaç sahne sonra diğeri çatal ve bıçakla anlamsız, absürd hareketler yaparlar. İki kişi arasındaki ilişkide zamanla bedenler de, aldıkları pozisyonlarla devreye girerler; birinin diğeri üzerinde kurmaya çalıştığı ve giderek de kurduğu tahakküme tanık oluruz. Ve durum iyice grosteskleşir; iki kişi arasındaki ilişki cinselleşir. Ancak bu groteskleşme figüratif değil, soyut şekilde ifade edilir.

En baştan bize sahnede temsil edecekleri durumu anlatarak bizi de oyuna dahil etmişlerdir zaten. Bu tercih oyun boyunca ve sonuna kadar devam eder. Neredeyse her an bize bakarlar, sorular sorarlar; sorularına cevap beklemezler ama göz kontağı kurarlar. Oyunu bizlerin “karşısında” değil, bizlerle “birlikte” oynarlar; “cinayetlerine” bizi de ortak ederler. Oyunun sonuna doğru, bir lokantadaki müşteri-garson ilişkisinin kaçınılmaz son perdesi olan hesap ödeme durumu da konuya dahil edilir. Zaten baştan müşteri-garson olarak kurulmuş olan durum hizmet sektörüne, tüketim ekonomisine gönderme yapmaktadır; ödeme kısmıyla da tamamına ermiş olur.

  

 
"Adisyon"u alkışlarken 
(Fıstıklı Teras, Sakıp Sabancı Müzesi, 7 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

“Adisyon” müthiş bir sistem eleştirisi sunduğu gibi, farklı konumlardaki iki kişi arasındaki güç dengelerini ve Aylin Alıveren’in Fuayede Karşılaşmalar’da yorumladığı üzere gündelik davranışlarda yapılan, çok da kasıtlı olmayan, anlık iletişimsizleri deşip, insan psikolojisinin derinliklerinden çıkarıp ortaya seriyor.
On yıldır birlikte çalışan, yaratan, üreten Bertrand Lesca ile Nasi Voutsas oyun boyunca iki beden ama tek bir varlık gibiler; birbirlerini her açıdan müthiş bir zamanlamayla tamamlıyorlar. Yine Aylin Alıveren’in, oyun sonrasında vurguladığı gibi tiyatroda çok zor bir şeyi de başarıyorlar; aynı anda konuştukları halde kendilerini duyurmak.

Ayşe Draz’a nasıl bizleri; bu yıl “Yarın Belki de” vasıtasıyla Forced Entertainment’la tanıştırdığı için müteşekkirsek, bu yılki Müzede Sahne’de Bert and Nasi ile hemhal ettiği için de minnettarız. Ama Draz’ın Müzede Sahne’deki bu üçüncü yılı; yurtiçi ve yurtdışından gözüne kestirdiği, gönlünün yattığı kalburüstü yapımları davet etmekle sınırlı değildi. Draz, günümüzde Türkiye’de gösteri sanatları alanında önde gelen yazar-yönetmenlerden Murat Mahmutyazıcıoğlu ile koreograf-hareket tasarımcısı Gizem Bilgen’e, ortak bir proje olarak bütünüyle müzenin yerleşkesinden esinlenecek, orayla bütünleşecek, yere-özgü (site-specific) bir iş de sipariş etmiş ve yapımcılığını üstlenmişti: “Bir gün buradan Boğaz’ı izledim.” 

 
"Bir gün buradan Boğaz’ı izledim"i beklerken 
(Giriş, Sakıp Sabancı Müzesi, 7 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

Yağmur muhalefeti olmasaydı, cumartesi-pazar akşamüstülerinde ikişer seans olarak sahnelenmesi planlanan bu yere-özgü gösteri sadece pazar günü 17:30, 18:30 ve 19:30’ta olmak üzere üç seansta kapalı gişe olarak seyirciyle buluştu. Mahmutyazıcıoğlu ile Bilgen “Bir gün buradan Boğaz’ı izledim” ile; birlikte ortak proje tasarımcıları ve yönetmenler, ayrı ayrı metin yazarı ve koreograf olarak müze yerleşkesinin doğal ve yapılı çevresini, tarihini, koleksiyonunu ve hafızasını harmanladıkları adeta “haute couture” bir iş ortaya çıkarmışlar.
Müze koleksiyonundan kadınları betimleyen üç tablo seçilmiş: Fausto Zonaro’nun Kabak Taşıyan Genç Kız’ı (1889) ve Halil Paşa’nın Şakayıklar ve Kadın’ı (1898) ve Pembeli Kadın’ı (1904). Bu projeyle, resmedildikleri tablolarda sıkışıp kalmış, donmuş kadınlar tekrar hayata dönüyorlar, dilleniyorlar, resmedildikleri zaman ve ortamdan yola çıkarak hikayeler anlatıyorlar bize. Ama sadece bununla da kalmıyorlar; resmedildikleri tablolarda yalnız olan bu kadınlar yan yana geliyorlar; Şakayıklı ve Pembeli önce ayrı ayrı icra ettikleri monologları yan yana söyleyince bir tür diyaloga girmiş oluyorlar, tablolarındaki yalnızlıklarından kurtuluyorlar. Mahmutyazıcıoğlu’nun kadınlar için kaleme aldığı metinlerde benzer kısımlar, kelimeler var; bunların birlikte, üst üste sözlenmesi icrayı performatifleştiriyor; “Bir gün buradan Boğaz’ı izledim” bu haliyle “Adisyon”a sürtünüyor. Mahmutyazıcıoğlu, ilk ve son olarak söz verdiği Kabak Taşıyan Genç Kız’ın metninde ise anlatının zamanını yüzyıl başından günümüze ve şimdiye kadar getiriyor. Oyun metni, zamanda ileriye ve tam da şimdiye yaptığı bu yolculukla “Yarın Belki de” ile de akrabalık kuruyor. Mahmutyazıcıoğlu’nun bu örtüşmeleri bilinçli kurup kurmadığını bilmiyorum, zannetmiyorum; ama seyirci olarak Müzede Sahne’yi deneyimlediğim dört günlük yoğunlaştırılmış zaman ve bir yerleşkeyle sınırlandırılmış alanda böyle bağlantılar bulmak, kurmak hoşuma gitti; Ayşe Draz’ın bizim için seçtiklerinin birbirleriyle de söyleştiklerini hayal ettim.

"Bir gün buradan Boğaz’ı izledim"i seyrederken
(Atlı Köşk'ün merdiveni, Sakıp Sabancı Müzesi, 7 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

Anlatının müze koleksiyonundan seçilen tablolar üzerine kurulma tercihinin yanı sıra yukarıda kullandığım “haute couture” tabirinin bir diğer gerekçesi, bana göre Mahmutyazıcıoğlu ile Bilgen’nin (sahne ve kostüm tasarımına imza atan Milen Nae’yi de onlara ekleyebilirim) yerin mekânsal özelliklerini anlatıya dahil etmekte gösterdikleri hassasiyet ve ustalıktı. Neydi bunlar? Müze bahçesinin girişindeki çeşme, bahçenin deniz tarafında ağaçlarla yaratılmış dairesel kült alanı, kurbağalı küçük şelaleli çeşme ve yanından çıkan merdivenler, Orta Bahçe, Atlı Köşk kotuna çıkan araba yolunun formu, yolun tam dirseğindeki yuvarlak trafik aynası, köşkün giriş basamakları, ve en çarpıcı olanı sonda, bizleri köşkün içine sokmadan, Kabak Taşıyan Genç Kız tablosu yoluyla köşkü dışarı projekte eden perspektif/bakış açısı.

"Bir gün buradan Boğaz’ı izledim"i alkışlarken
(Atlı Köşk'ün merdiveni, Sakıp Sabancı Müzesi, 7 Eylül 2025) © Mehmet Kerem Özel

Müzede Sahne’nin 2025 edisyonu, başlığı olan “Karşılaşmalar ve Ötesi”ni sonuna kadar hayata geçirdi. Seyircileriyle, onların duyularıyla bir sürü ve farklı karşılaşma ortamı yarattı ve bu karşılaşmalarının yankılarının onlarda başka şeylere, duygulara, düşüncelere tercüme olmasını, dönüşmesini sağladı.
Mini festival-şenliğin bütün son gününü orada geçirmiş bir kadın seyirci geceyarısına yakın Fıstıklı Teras’tan girişe inen merdivenlerde teklifsizce sohbete başlayıp, o gün ne var diye merak edip geldiği Sabancı Müzesi’nde gün boyunca seyrettiği gösterilere duyduğu hayranlığı, duygularını paylaşıyordu heyecanla. Kanımca Ayşe Draz en önemli şeyi başarmıştı; sıradan -ama meraklı- seyirciye ulaşmak. Müzede Sahne’nin 2025 edisyonu çıtayı yükseğe taşıdı; 2025-2026 gösteri sanatları sezonunun başlangıcında müthiş bir heyecan ve enerji yarattı. Arkasına Boğaz’dan eseni de ekleyen bu rüzgar bizi bir süre mutlu-mesut götürür.

[Bu yazının etkinliklerden yayın haklı görselleri de içeren bir versiyonu Tiyatro Dergisi'nde yayınlanmıştır.]

29 Haziran 2025 Pazar

aegina'da iki gün - 2: asırlık zeytinlik ve arkeolojik alanlar






arkadaşımla geçen yaz gittiğimiz zakintos'taki zeytinliklerde bin yıllık zeytin ağaçlarıyla karşılaşmıştık, hatta turistik nesneye döndürülmüş olan bir tanesi 2000 yaşındaydı; hepsinden çok etkilenmiştik. aegina'ya gelirken buranın fıstıklarıyla ünlü olduğunu biliyorduk ama kadim bir zeytinliği olduğunu ve o zeytinlikte müthiş etkileyici şekilde ayakta duran zeytin ağaçlarıyla karşılaşacağımızı bilmiyorduk. 

© mustafa emre gügen

© mustafa emre gügen


adanın güneybatısında sahil yolundan dik bir yokuşla doğuya sapıp, belli bir süre toprak yolda gittikten sonra, arabayı park edip, 15 dakika kadar yürüyerek ulaştığınız bir zeytinlik burası; (eğer araziye uygun taşıtınız varsa dibine kadar da gidebiliyor. zeytinlik makilik dağ ve tepelerle çevrili, etrafında bol bol da kayalar var. zakintos'takinden farklı olarak buradaki zeytin ağaçlarının, özellikle de en etkileyici olan bir tanesinin köklerinin toprakla kurduğu ilişki, benzersiz; ortada tek başına duran bu ağacın kökleri sanki, yere oturmuş bol etekli bir kadının eteğinin onu zeminde çepeçevre sarması gibi bir görüntüye sahipti. ayrıca, içi boşalmıştı, süzülerek girilebiliyordu, ki içerideki görüntü de çok etkileyiciydi.

© mustafa emre gügen

arabaya dönüş yolunda patikanın iki tarafındaki eflatun-mor çiçekleri açmış kekiklerden topladık avuçlarımıza. bunlara da yine ilk defa zakintos'taki manastırda rastlamıştık; papazlar çiçek zamanı toplamış, küçük paketler halinde satıyorlardı.

.


aegina'da iki arkeolojik alan var. biri analimanda colonna (apollon tapınağının da bulunduğu akropolis), diğeri kuzeydoğu tarafındaki dağların atina'ya bakan tepelerinin birinin üzerindeki aphaia tapınağı.





aphaia bir peri. zeus'un kızlarından biri. bakire tanrıça artemis'e benzer bir külte sahip olan aphaia'ya aegina adası'nda milattan önce 2. binyıldan beridir tapınılıyormuş. zaten adına inşa edilmiş aphaia tapınağının bulunduğu konumun kült niteliği/anlamı/kullanımı da çok daha kadim zamanlara kadar inse de, günümüze kalmış hali milattan önce 500-490'lara tarihleniyor. bu yapı yunanistan'da ayakta kalmış en eski tarihli tapınakmış. 


milattan önce 500-490'lar aegina ada devletinin kültürel ve politik olduğu kadar ticaret yolları üzerinde olmasından dolayı da ekonomik olarak en güçlü ve zengin olduğu yıllarmış. tapınak dor stilinde bir yapı. iyon ve korint'le birlikte tarihsel sıralamada üç stilden biri olan dor, aralarından kişisel olarak en sevdiğim, çünkü yalın ve kunt bir tasarıma sahip, diğerleri gibi inceltilmemiş, kıvrımlaştırılmamış. 

.

akropolisin bulunduğu alana colonna denmesinin nedeni, venedikli denizcilerin apollon tapınağının ayakta kalmış tek kolonunu denizden oryantasyon için kullanmalarından dolayıymış. buradaki apollon tapınağı geç 6.-erken 5. yüzyıla tarihleniyormuş. akropolis'teki diğer yapılar ise m.ö. 4000 ile m.s. 9. yüzyıl arasındalarmış; yani tarih öncesinden bizans dönemi kadar..


 


colonna'nın bir burun yapıyor, iki yanında birer koy var, ikisinden de denize giriliyor.

 




 

colonna sit alanının içinde mütevazi bir müze var. kırma çatılı, avlulu, yalın ve gösterişsiz tasarımıyla insancıl bir yapı. sergilenen koleksiyon pek ilgi çekici değil, ama hazır alana girmişken göz atılabilir.

.



aksi belirtilmedikçe bütün fotoğraflar © mehmet kerem özel, 6-8 haziran 2025, aegina adası

1 Aralık 2024 Pazar

01 ARALIK


1903 ilk western filmi büyük tren soygunu gösterime girmiş

1953 hugh hefner, marilyn monroe'nun derginin ilk orta sayfa güzeli olarak yer aldığı playboy dergisinin birinci sayısını yayımlamış

1982 sydney pollack'ın yönettiği ve başrollerini dustin hoffman ve jessica lange'in paylaştığı tootsie gösterime girdi

1986 gae aulenti'nin paris'te eski tren garından dönüştürdüğü musée d'orsay açıldı

2013 wuppertal'de skulpturenpark waldfrieden'da savina yannatou'yu dinledim

2014 ceren ercan'ın yönettiği ve gülce uğurlu ile birlikte yazdığı istenmeyen adlı oyunu iksv salon'da seyrettim



19 Kasım 2024 Salı

19 KASIM

1819 museo del prado madrid'de açılmış

1849 franz schubert'in trajik başlıklı dört numaralı senfonisi'nin, bestecinin ölümünden 20 yıldan fazla bir süre sonra leipzig'de dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş

1850 teatro real madrid'de açılmış

1892 sonraki yıllarda brecht'in topluluğu berliner ensemble'ın yerleşik tiyatrosu olacak theater am schiffbauerdamm berlin'de açılmış

1958 bertolt brecht'in 1941 yılında finlandiya'da sürgündeyken yazdığı epik oyunu der aufhaltsame aufstieg des arturo ui'nin, peter palitzsch'in prodüksiyonuyla stuttgart'ta dünya prömiyeri gerçekleştirilmiş 

 2016 matinede iolanda llanso'nun xirriquiteula teatre yapımı papirus adlı obje tiyatrosunu trump gösteri merkezi'nde, suarede fuerza bruta'nın aynı adlı gösterisini volkswagen arena'da seyrettim



7 Kasım 2024 Perşembe

07 KASIM




1912 deutsche opernhaus (şimdiki deutsche oper berlin) berlin'in charlottenburg semtinde beethoven'ın fidelio eseriyle açılmış

1929 new york'ta modern sanat müzesi new york'ta kapılarını halka açmış

1932 buck rogers 25. yüzyılda abd'de ilk kez radyoda yayınlanmış

1934 sergey rachmaninov'un paganini'nin bir teması üzerine rapsodi adlı yapıtının dünya prömiyeri, bestecinin kendisi piyanoda ve leopold stokowski yönetimindeki philadelphia orkestrası eşliğinde baltimore'da gerçekleştirilmiş

2010 alize zandwijk'in yönettiği, wajdi mouawad'ın branden (yangınlar) oyununu ro theater yapımı olarak, beşte biri dolu cemal reşit rey konser salonu'nda hayranlıkla ve etkileyiciliğinden tüylerim diken diken olarak seyrettim; böylece ilk defa wajdi mouawad'ın adını duymuş oldum

2013 bu ve bir sonraki akşam pina bausch'un wiesenland adlı yapıtını wuppertal'de barmen operası'nda 3. ve 4. kez seyrettim

2015 romaeurope festivali kapsamında önce teatro india'da jam martens'in ode to the attempt, sonra teatro vittoria'da emma dante'nin io, polifemo e nessuno. intervista impossibile gösterilerini seyrettim