17 Mart 2024 Pazar
17 MART
13 Haziran 2022 Pazartesi
on soruluk sohbetler 70 : Agnieszka Kazimierska
9 Şubat 2022 Çarşamba
on soruluk sohbetler 61 : przemysław błaszczak
29 Mayıs 2021 Cumartesi
anna halprin'in anısına
son günlerde pina bausch hakkında okumalar yaparken metinlerin birinde anna halprin adına denk geldim. böylece, yaklaşık bir yıldır rafımda bekleyen “breathe made visible – revolution in dance, anna halprin” adlı dvdyi izleme zamanımın geldiğini anladım.
ruedi gerber'in yönettiği 2009 tarihli 80 dakikalık belgesel, çekimler yapılırken 86 yaşında olan dansçı, koreograf, “şaman” anna halprin’i anlatıyor.
peyzaj mimarı eşi lawrence halprin kaliforniya-marin county'deki evlerinin orman gibi bahçesinde, hafif eğimli arazinin üzerine 1951-54 yıllarında ahşap bir platform, “güverte” tasarlamış. halprin’in 86 yaşında hala üzerinde dans ettiği platformdan kimler geçmemiş ki: yvonne rainer, trisha brown, merce cunningham..
belgesel boyunca halprin’in doğayla nasıl hemhal olduğunu seyretmek de büyüleyici; kah kumsalda dalgaların gelgitiyle yumuşak bir şekilde oradan oraya savruluyor, kah kafasında çalılardan bir demet, çırılçıplak vücudu maviye boyanmış bir yaratık-orman perisi-“büyücü” olarak ormanın içinde ağaçların kökleri arasında açılmış bir yarıkta oturmuş, yanından akan sudan çamur alıp yüzüne, göğüslerine sürerek adeta yaşlı bedenini kutsuyor, kah boyundan yüksek buğday başakları arasında dans ediyor.
1957 tarihli “hangar” sasha waltz’in yere-özgü (site-specific) işlerinin anası olsa gerek. “hangar”da devasa bir yapının turuncu renkli çelik strüktürleriyle hesaplaşan siyah taytlı dansçılar var.
venedik la fenice operası'nda 1963 tarihinde prömiyeri gerçekleştirilen, müziği luciano berio imzalı “esposizione” mi grotowski’yi etkiledi, yoksa halprin’in mi grotowski’ye göz kırpıyor bilemedim, ama benzer kanallardan ilerledikleri aşikar.
1965 tarihli “parades and changes”ın görüntülerinden (çok yavaş hareketlerle üzerlerindeki kıyafetleri çıkararak çırılçıplak kalan dansçılar) ve “apartment 6”nın fotoğraflarından da belli ki, halprin kendinden sonra gelen nesilleri bayağı etkilemiş.
belgeselde “ruh ikizlerimdiler, onlardan sonra bir daha onlar gibisiyle çalışamadım” dediği leath ve graham’la 18 yıllık işbirliğinden ayrıldıktan sonra, 65 yaşındayken yavaş yavaş kendini sosyal ve toplumsal çalışmalara, ritüellere, sağaltım seanslarına ve hareket terapilerine veriyor. kendi geliştirdiği hareket terapisi sayesinde kanseri yeniyor. uzun bir süre geri dönmemek üzere sahneleri terk ediyor. en son 1968’de sahneye çıktığı new york’ta bir daha ancak 2002’de, 82 yaşındayken solo bir gösteriyle seyirci karşısına çıkıyor; gösterinin görüntülerinden sahnedeki saçı başı karmakarışık, müthiş bir enerjiyle oradan oraya zıplayan, dans eden, konuşan şamanvari kadının 82 yaşında olduğunu tahmin etmek imkansız.
dansın sınırlarını zorlamayı amaçladığını belirten halprin “kendi deneyimlerimizi bulacağınız yer kendi aklımız ve kalbimizdir; gerçek tiyatro oradadır” diyor. maske ve kostümün arkasına saklanmış 86’lık halprin’in, derisinden sıyrılır gibi fazlalıklarından yavaş yavaş soyunduğu, etkisi kuvvetli bir sekansla başlayan belgesel, bu olağandışı kadının, eşini kaybetmesinin ardından sahnelediği ve eşinin son bir aylık hastane sürecindeki hareketlerinden esinlenerek tasarladığı 2006 tarihli “intensive care” adlı gösterisinin görüntüleriyle sonlanıyor.
1920 doğumlu anna halprin yeryüzüne gelmiş sıradışı ve olağanüstü insanlardan biri. onu, canlı seyretme şansına ermemiş olsam da, sadece bir belgesel film vesilesiyle bile olsa tanıdığıma memnun oldum.
2 Kasım 2009 Pazartesi
grotowski bahane flaszen şahane
yarın hiç bir şekilde kıramayacağım bir iş günü olduğu ve ben kayışdağı'na (yani; yeditepe ünivesitesi'ne) gidecek kadar çılgın olmadığım için, "grotowski buluşması"nın bugünkü garajistanbul etkinliklerine katıldım.
sabah seansında varşova ünivesitesi'nden grotowski uzmanı prof. leszek kolankiewicz bizlere mircea eliade'den, jean-jacques rousseau'ya, aristo'dan robert ludlum'a (evet, yanlış okumadınız, "bourne identity" ile sofokles'in "kral oedipus"unu grotowski'nin aksiyon tekniği üzerinden karşılaştırdı) geniş kapsamlı, heyecanlı ve sempatik bir sunuş yaptı.
öğleden sonra ise 1959'da onüç sıralı tiyatro'nun ilk kurulduğu günden itibaren grotowski'nin çalışma arkadaşı olan tiyatro eleştirmeni, kuramcısı, dramaturg ludwik flaszen söz aldı; yaşlı usta üç saat boyunca, aynı leszek kolankiewicz gibi ayakta, heyecanlı ve dinamik bir anlatımla grotowski ile nasıl çalışmaya başladıklarını, grotowski'nin tarzını, oyuncu yönetimini anlattı.
leszek kolankiewicz, hiç beklemediğim bir şekilde macar teolog/antropolog/romancı- mircea eliade'dan söz açıp, "flow experience"dan bahsederek konuyu mevlevilik-sema ve haiti yerlileri-voodo kuttörenleri bağlamında "hareket etmeyen hareket/devinimsiz hareket/hareketsizliğe ulaşan hareket" temasına getirdi.
ludwik flaszen ise insan olarak beni büyüledi; onu tanımaktan çok memnun oldum.
kişisel duygu haritasında istanbul'un çok özel bir yeri olduğunu söyleyen, eski reenkarnasyonlarından birinde mutlaka istanbul'da yaşamış olduğunu iddia eden, hatta istanbul'da ona türkçe hitap edilmesinde bu hipotezinin kanıtını bulan, ayşın candan'ın "grotowski ile çalışmaya nasıl başladınız?" sorusu üzerine "tabii ki yaşlı insanların görevi geçmişi anlatmaktır" diye kompleksiz bir yorum yaparak grotowski ile nasıl tanıştıklarını, uzun uzun o dönemki polonya entellektüel ve tiyatro sahnesini anlatarak başlayan, mikrofonla konuşmayı grotowski'ye gösterdiği sadakatten dolayı reddederek "ben arkaik bir insanım, insanın ses gücüne inanırım" diyen bu ak sakallı ustaya nasıl hayran olmaz insan!
ilkgençliği özbekistan'da geçtiği için türkçe'ye "canım can" diyecek kadar aşina, nasreddin hoca'ya "hayatımın kahramanı" diyecek kadar hayran, yunus emre hakkında ise "aranızda bir ilahisini söylecek birileri var mı, toplantıyı böyle noktalasak" diyecek kadar da insancıl bir tiyatro ustasını nasıl sevmez insan!
benim gibi meslek dışından, sırf merak ve ilgiden oraya gelmiş insan azdı bugün; çoğunluğu oyuncu adayı genç öğrenciler oluşturuyordu. ludwik flaszen onlara öyle bir "oyuncu etiği" dersi verdi ki; işine saygı duyan bir oyuncunun bir yandan şan, şöhret, para peşinde dizilerde boy gösterirken diğer yandan entellektüel seviyesi yüksek bir oyunda oynayıp oynayamayacağından, tiyatroda -ve özellikle de grotowski tiyatrosunda- "ketumluğun" ne kadar hayati bir kural olduğundan, grotowski'nin oyuncularına uyguladığı sert ve katı disiplinden, oyuncu için "partitur"un (ses ve hareket çizelgesi'nin) ve ses-beden tekniğinin öneminden bahsetti.
umarım genç oyuncu adaylarımız, bu bilgenin büyük bir heyecan ve şevkle aktarmaya gayret ettiği düşüncelerinin değerini idrak edebilmişlerdir.
1 Kasım 2009 Pazar
grotowski buluşması, 2-3 kasım 2009
“grotowski tektir, çünkü yeryüzünde ondan başka hiç kimse, stanislavski’den sonra hiç kimse, oyunculuğun doğasını, fenomen’ini, anlamını, zihinsel- fiziksel-duygusal süreçlerinin bilimini grotowski kadar tam tamına ve derinlemesine araştırmamıştır.” program:
02 kasım 2009 - garajistanbul
11:00, konferans - leszek kolankiewicz
14:00, konferans - ludwik flaszen
19:00, film gösterimi - aya irini’de aksiyon, yön: jacques vetter, 70 dk.
03 kasım 2009 - yeditepe üniversitesi güzel sanatlar fakültesi
10:00, film gösterimi - onüç sıralı tiyatro, yön: michael elster, 20 dk.
10:30, film gösterimi - akropolis, yön: james mactaggart, 85 dk.
13:00, panel - “grotowski’nin türk tiyatrosu üzerinde etkisi duyuluyor mu?”, yön: ayşın candan, katılımcılar: beklan algan, mustafa avkıran, hakan gürel, gül gürses, çetin sarıkartal, enis yıldız
daha detaylı bilgi için










