macbeth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
macbeth etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2024 Cumartesi

19 EKİM


1845 richard wagner'in tannhäuser operasının dünya prömiyeri dresden'de semperoper'de gerçekleştirilmiş 

1901 edward elgar'ın pomp & circumstance march adlı bestesinin dünya prömiyeri liverpool'da gerçekleştirilmiş 

1972 heinrich böll nobel edebiyat ödülü'ne değer görülmüş

1999 robert sturua'nın yönettiği, gürcistan rustaveli tiyatrosu yapımı macbeth'i istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

2010 louise lecavalier'i eduardo lock ve nigel charnock koreografilerini dans ederken harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde seyrettim



7 Ağustos 2024 Çarşamba

07 AĞUSTOS


1606 william shakespeare'in macbeth trajedisinin ilk gösterimi muhtemelen hampton court sarayı'ndaki büyük salon'da kral james için sahnelenmiş

1908 aşağı avusturya'daki willendorf'ta tuna nehri kıyısındaki demiryolunun inşaatı sırasında kireçtaşından bir figür olan "venüs von willendorf" ortaya çıkarılmış; figür üst paleolitik çağ'a, mö 25.000 civarına tarihleniyor

1960 fildişi sahili fransa'dan bağımsızlığını kazanmış

1964 4.862 yaşındaki dünyanın en yaşlı ağacı prometheus kesilmiş; alışılmadık yaşı ancak daha sonraki bir inceleme sırasında hesaplanmış



6 Ağustos 2024 Salı

Duygunun sahnede ses, imge ve madde ile örüldüğü bir peyzaj: Alessandro Serra’nın Macbeth uyarlaması



MACBETTU'yu beklerken, 13 Temmuz 2024, Teatro Lirico di Cagliari-Sardunya
© Mehmet Kerem Özel

Yazın tam ortasında, temmuzun nemli sıcağı her yeri kasıp kavururken yolumu bir haftasonu için Akdeniz’in ortasındaki Sardunya adasının başkenti Cagliari’ye düşürdüm. Prömiyer yaptığı 2017 yılının Mart’ından beridir kendi adası Sardunya ve kendi ülkesi İtalya’nın birçok şehrinin yanı sıra, Peru’dan Japonya’ya, Finlandiya’dan Çin’e, Azerbaycan’dan Bosna-Hersek’e, Rusya’dan Brezilya’ya yedi yıl boyunca dünyada 350 gösterim yapmış bir gösteriyi yakalamaktı amacım. 2022’deki son sahnelenişinden uzun bir süre sonra, bir buçuk aylık dört duraklı Uzak doğu turnesi dönüşü, ve yıllar sonra tekrar kendi şehrinde, ilham aldığı topraklarda 13 Temmuz 2024 tarihinde tek bir gösterim yapacak olan MACBETTU’ydu bu gösteri. İtalyan tiyatro yönetmeni Alessandro Serra’nın, Sardunya adasının karnaval geleneklerinden esinlenerek ve adanın yerel dili limba’ya çevirterek (çeviri gösterinin oyuncularından biri olan Giovanni Carroni‘ye ait), Shakespeare’in ünlü Macbeth oyunundan uyarladığı, yönettiği, sahne, ışık ve kostüm tasarımlarını yaptığı, kurucusu olduğu Compagnia Teatropersona ile Teatro Sardegna’nın ortak yapımı MACBETTU.

Sahne, perde açıldığında zifiri karanlık; gösteri boyunca da o karanlık en fazla chiaroscuro tekniğinde resmedilmiş tablolar tadında aydınlanacak. Sahnenin gerisinde belli belirsiz kare bir yüzey; koyu gri renkte. Gösteri ilerledikçe, oyunun yalın ve işlevsel sahne tasarımının tek öğesi olan bu yüzeyin dört uzun şerit parçaya ayrılabileceğini ve oyunun ses peyzajının bir parçası olarak üzerine vurulduğunda çıkan ses sayesinde malzemesinin metal olduğunu anlayacağız. Bu yüzey; duvar olacak, kapı olacak, sütunlar olacak, dikey konumdan yataya çevrildiğinde şölen masalarına dönüşecek, araları ayrıldığında boşluklardan yürüyen orman çıkacak. 
Başlangıç sahnesinde; önce yer sarsıntısının uğultusuna benzeyen, derinden gelip gittikçe yükselerek karanlığı dolduran şiddetteki gürültünün ardından, yüzeyin en üstünde beceriksizce akışkan olmaya çalışarak hareket eden figürleri fark ediyoruz; belli ki yüzeyin arka tarafından tepesine tırmanmışlar, ön tarafına geçmeye çalışıyorlar. Bunlar siyah etekli elbiseli, siyah başörtülü üç kadın. Üç cadı. Macbeth’in cadıları. Serra’nın bizi ilk avucunun içine alışı, ilk hayretler içinde bırakışı bu ilk sahnede gerçekleşiyor: Cadılar erkekler ve de sakallılar. Üstüne üstlük; ürkütücü değil, komikler; becerikli değil, sakarlar; kabalar, aptallar ve birbirlerine sataşıyorlar. Serra’nın Macbeth anlatısında üç cadı; kanlı, vahşet dolu, ürpertici ve ciddi Macbeth hikayesinin, her çıktıklarında bizleri güldüren, rahatlatan, gerilimi yumuşatan, tansiyonu indiren antipodları.

Serra’nın Macbeth anlatısının ana malzemesi Shakespeare’in sözleri değil. Evet MACBETTU’da tekst var, ama anlatıyı kuran esas öğeler sesler, imgeler ve maddeler. 
 Sesler; gösterinin, tam da Macbeth’in dünyasına uyan garip, ürpertici, tedirgin edici müziği Marcellino Garau tarafından, heykeltraş Pinuccio Sciola’nın Pietre Sonore (Ses Taşları)’nı* kullanarak bestelenmiş, ama sadece bu beste değil, oyuncuların sahnedeki maddelerle çıkardıkları sesler (metal yüzeylere elleriyle vurarak, taşları birbirlerine vurarak, ince gevrek ekmek levhalara basarak) ve kendi bedenlerinden çıkardıkları sesler, hele de ağızlarından çıkan seslerin tizliklerini, tokluklarını kullanışları… 
 İmgeler; aynı zamanda fotoğrafçı olan Serra’nın ışık tasarımıyla sahnede yarattığı chiaroscuro atmosfer, figürlerin sahnedeki konumlanmalarından ve hareketlerinden ortaya çıkan kompozisyon ve denge, eksenler, çaprazlar, kalabalıklar ve tekillikler… Örneğin gösterinin en güçlü imgelerinden biri, Lady Macbeth’in ölüm sahnesi: Loşluğun içinde, sadece üzerine yansıtılmış ışıkla görünür hale gelen; ayakları üstünde, çırılçıplak, ama yarım bir beden; yüzü metal yüzeylerden birine dönük ve ona yandan dayanmış olduğu için bedeninin yarısı gözüküyor, ve bu beden çok yavaş bir şekilde dayandığı yüzey boyunca havaya yükseliyor; Lady Macbeth sanki kendini o duvara asıyor. 
Maddeler; insan bedeni gibi canlı, ve taş, metal, toprak, ekmek gibi cansız nesneler. Aslında maddelerin kendilerinden çok; neden seçildikleri, nasıl kullanıldıkları, birbirleriyle ve ses ve imgeyle ilişkilendirilerek fizikselliklerinin nasıl ortaya çıkarılışı, sonuç ürünü nefes kesici hale getiriyor. MACBETTU’nun başka hiçbir coğrafyada, başka bir kültürde ortaya çıkamayacak kadar, neredeyse yere-özgü (site-specific) tanımını hak edecek kadar, bulunduğu yer ile kurduğu güçlü ilişki, bu maddeler sayesinde kurulmuş; çoğu yerel kültürel coğrafyada anlamı olan maddeler. Örneğin bunlardan biri Sardunya Adası’na özgü bir ekmek olduğunu sonradan öğrendiğim, kağıt inceliğindeki yapraklardan oluşan pane carasau. Banquo’nun hayalet olarak Macbeth’e göründüğü yemek sahnesinde Banquo’nun pane carasau’larla kaplı uzun ince masanın bir ucundan öbür ucuna yürürken ayaklarından çıkan kırılgan, çıtırtılı sesin yarattığı ortam; tam da gündelik bir nesnenin farklı kullanımıyla ortaya çıkan tekinsizlik, o sahneyi bire bir tercüme ediyor, duygusunu bize aktarıyor.

MACBETTU’da her bir sahnenin duygusu, bu üçüyle; ses, imge ve maddeyle örülerek oluşturulmuş. Böylece 95 dakika boyunca gözümüzün önünden, bedenimizin derinliklerinden, kalbimizden, karın boşluğumuzdan, düşünce ve duygu dünyamızdan müthiş yoğun bir akustik, görsel ve fiziksel peyzaj geçiyor. Peyzajın her bir parçası birbirinden etkili olduğu gibi, her parça birbirine de organik bir şekilde bağlanıyor, kamera pan yapar gibi bir sahne diğerine akıyor; sanki trende oturmuş dışarıda akan peyzajı seyrediyoruz.
Her bir sahne için sahne üstünde analog öğelerle yaratılan duygu, sizi hem hayret içinde, hem kendine hayran bırakıyor. Bu söylediklerimi birkaç sahneyle örneklersem: Seyirciye paralel şekilde sahnenin ortasında yatan, az önce öldürülmüş Kral Duncan’ın sahneden sahne dışına görünmeyen bir şekilde çekilmesiyle zemini kaplayan ince toprak tabakada açılan yarık mesela, o kadar güçlü bir duygu yaratıyor ki. Ya da uzun ince çelik masaya yarasa gibi (ayakları masanın üzerinde bağdaş kurmuş şekilde) tersten sarkan üç cadı imgesi, cadıların dünyaya, mevcut düzene bakışındaki farklılığı/tersyüz etmeyi anlatmak için hiç de söze gerek duymuyor. Bir başkası: Kral Duncan’ın Macbeth’lerin şatosunu ziyaret ettiğinde Lady Macbeth’in Duncan’ın korumaları için “İki adamını öyle yedirir içiririm ki / Bir duman kalır kafalarında / Beynin bekçisi hafıza yerine, / Akıl yerine de bir imbik! / Körkütük sızdı mı ikisi birden / Ölü domuzlar gibi, / Bekçisiz kralı haklarız seninle”** sözlerindeki “domuzlar”ın; üstleri çıplak erkeklerden oluşan bütün ziyafet davetlilerinin, Lady Macbeth’in şarap akıttığı, zemindeki geniş kaptan dört ayakları üzerinde, domuzlar gibi sesler çıkararak yemek yemeleriyle örtüştürülmesi. Gösterinin en etkili öğelerinden biri; Shakespeare dönemindeki gibi bütün rollerin erkekler tarafından oynandığı yapımda Lady Macbeth’i, oyundaki diğer erkeklerden çok daha uzun boylu, uzun saçlı ve uzun sakallı bir oyuncunun (fiziği ve aurasıyla benzersiz Fulvio Accogli’nin) canlandırması; öyle ki, kelleştirilmiş bir oyuncunun (tereddütleriyle, şaşkınlığıyla, kaderine boyun eğmişliğiyle etkileyici Felice Montervino’nun) canlandırdığı Macbeth ile olan sahnelerinde Lady Macbeth’in ondan bir baş boyu kadar uzunluğuyla onu sarması, okşaması, ona adeta çocuk muamelesi yapması, onu manipüle etmesi. Öyle de değil mi zaten; Macbeth’i, işlediği cinayetlere iten cadılardan duyduğu kehanetler olsa da, ona asıl cesareti veren, onu “İstemekte yiğit. / Yapmaya gelince korkak, öyle mi?” diye aşağılayarak ikna eden Lady Macbeth değil mi? Macbettu’nun oyunda birkaç kere kendi adını “Maccc-be-tttuuuu” diye uzata uzata bağırması; bir yetişkin tarafından çağırılan, ormanda kaybolmuş da aranan bir çocuğu çağrıştırdığı gibi, geceden/karanlıktan korkan bir çocuğun kendi adını haykırarak korkusunu yenmeye çalışmasını da hatırlatmıyor değil. Daha ilk sahnelerde Macbeth ile Banquo’nun cadıların yanından krala giderken, çocukların yaptığı gibi hayali bir ata biniyormuş gibi yapmaları, Kral Duncan öldükten sonra Macbeth’in oturacağı tahtın küçük bir sandalye olması da bundan; Serra’nın Macbettu’su büyümemiş, çocuk kalmış bir adam sanki. Ama sadece onunla sınırlı da değil, anlatıdaki bütün erkek dünyası öyle kurulmuş gibi.

Bir yandan vahşi, ilkel, hatta ilkel-öncesi zamanlardan kalmaymış gibi bir atmosfer var sahnede, bir yandan da zamansız. Kıyafetler siyah yelekli, pantolonlu, kasketli, beyaz gömlekli halleriyle tipik İtalyan köylüsü kıyafetleri. Bu yapımda vücutlarına a Birnam Ormanı yürümüyor, başlarında devasa şekilsiz maskeler taşıyan, yürüdükçe üzerlerinden çıngırak sesleri yükselen figürler çıkıyor sahnenin gerisinden.*** 



MACBETTU'yu alkışlarken, 13 Temmuz 2024, Teatro Lirico di Cagliari-Sardunya
© Mehmet Kerem Özel

Gösteri sanatlarında dijital teknolojinin her türlüsünün hoyratça kullanıldığı bir dönemde Alessandro Serra, kökleri maddenin kendisini en öz ve minimal şekilde kullanmaya dayanan arte povera akımına giden, adeta bedenimizin her yeriyle, her duyumuzla hissettiğimiz tektonik bir gösteri yaratmış. Roma'daki Sapienza Üniversitesi'nden Sanat ve Performans Çalışmaları alanında mezun olan ve oyunculuk eğitimi Grotowski'nin fiziksel eylem ve titreşimli şarkı söyleme geleneğinin yanı sıra Meyerhold ve Decroux’nun fiziksel hareket öğretilerine dayanan Serra, bütün bu birikimini ve daha fazlasını ustaca harmanladığı MACBETTU ile, sadece kendi ülkesinde değil dünyada da yıllardır takdir topluyor. Serra birçok diğer ödülün yanı sıra İtalya’da 2017’de Tiyatro Eleştirmenleri Birliği’nin ödülüne ve prestijli tiyatro ödülleri UBU’de “Yılın Gösterisi”, Saint Petersburg’da gerçekleştirilen Baltik Tiyatro Festivali’nde “En İyi Gösteri” ve Sarayevo’da gerçekleştirilen 58. Uluslararası MESS Tiyatro Festivali’nden en iyi yapım, yönetmen ve eleştirmenler ödüllerine layık görülmüş. Bu başarıda Serra'nın yanısıra, mükemmel bir ekip oyunculuğu örneği sergileyen sekiz nitelikli oyuncunun, daha önce özel olarak bahsettiğim Montervino ve Accogli'ye ek olarak Stefano Mereu, Maurizio Giordo, Alessandro Burzotta, Jared Mc Neill, Salvatore Drago veMirko Iurlaro'nun emeklerini es geçmemek gerekli.

MACBETTU tekrar sahnelenir mi belirsiz, ama Serra’nın Teatro Sardegna ile Compagnia Teatropersona ortak yapımı son gösterisi, Sofokles'in yapıtlarından ve diğer kaynaklardan özgürce esinlenerek anlattığı mit, Tragùdia – The song of Oedipus önümüzdeki sezon İtalya ve Avrupa’da turneye çıkıyor. Serra Cagliari’de ara sıra atölye çalışmaları da düzenliyor. Takipte fayda var. 

______________________
* Pietre Sonore (Ses Taşları) heykeltraş Pinuccio Sciola’nın, 1968 yılından itibaren Sardunya Adası’nın San Sperate kasabasında kendi adına kurduğu müze ve bahçesinde yer alan, üzerine farklı geometrilerde ve derinliklerde ince yarıklar açtığı devasa taş blok çalışmaları.
** Yazıdaki bütün Macbeth çevirileri: Sabahattin Eyüboğlu, Remzi Kitabevi, 1981.
*** Gösteri sonrasında yaptığım araştırma sırasında, Serra’nın bu maskeli ve çıngıraklı figürleri Sardunya Adası’nın Barbagia bölgesindeki köylerde halen her yıl düzenlenen 2000 yıllık Mamuthon karnavalından esinlendiğini öğrendim. Maskeler biçim olarak karnavalda kullanılanların bire bir aynısı değiller, hatta oldukça özgün yorumlanmış tasarımlar. Malzeme olarak da farklılar; karnavaldakiler ahşaptan, gösteridekiler ise mantar kabuğundan.

[Bu yazı gösterinin yayın haklı görselleriyle unlimited'de yayınlanmıştır.]

28 Haziran 2024 Cuma

28 HAZİRAN


1841 adolphe adam'ın bestelediği romantik bale giselle'in dünya prömiyeri jean coralli ve jules perrot'un koreografisiyle paris'te the théâtre de l'académie royale de musique'de gerçekleştirilmiş; aşağıdaki kayıt 1980'lerin sonunda benim giselle'i ilk defa seyrettiğim prodüksiyon, o zamanlar pazar akşamları geç saatte trt'de konser, bale, opera gösterileri yayınlanırdı, onlardan biri. giselle rolünü dans eden çok ünlü balerinler var ama benim için giselle ile bu ilk karşılaşmamda başrolü oynayan galina mezentseva'nın yeri bambaşka

1969 bir polis baskınına tepki olarak new york'un greenwich village-manhattan semtinde başlayan isyan amerika birleşik devletleri'nde eşcinsel özgürlük hareketinin oluşmasını sağlamış; stonewall isyanı olarak geçen bu olayları anmak amacıyla haziran ayı LGBTQ+ hareketinin onur ayı olarak kabul edilir 

1991 efsanevi orkestra şefi gennadi rozdestvenski'yi sovyet filarmoni orkestrası'nı yönetirken istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da dinledim; konserin solisti nikolai petrov idi

1996 michael flatley'in yıldızı olduğu irlanda dans gösterisi lord of the dance ilk defa sahnelendi

1985 maurice ravel'in bolero isimli yapıtından uyarlanan bir dans gösterisini ilk defa seyrettim; istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda györ balesi'nden, ivan marko'nun koreografisiyle

2014 ariane mnouchkine'nin theatre du soleil topluluğundan, paris-vincennes cartoucherie'de ilk defa bir gösteri seyrettim; bu ve ertesi akşam, shakespeare'in macbeth adlı oyunundan mnouchkine'in yaptığı yorumu

2015 romeo castellucci'nin go down, moses adlı gösterisini atina-epidavros festivali kapsamında onassis stegi'de arkadaşlarım nuray, alper ve ayşe ile seyrettim

2019 johannes brahms'ın ein deutsches requiem adlı yapıtının, jochen sandig tarafından rundfunkchor berlin ve sasha waltz & guests ortak yapımı olarak immersive/sarmalayıcı bir konser deneyimine dönüştürülmüş versiyonuna, bu ve ertesi akşam istanbul zorlu psm büyük salonu'nun sahnesinde dahil oldum






24 Mayıs 2024 Cuma

24 MAYIS

1918: béla bartók'un tek operası olan mavi sakalın şatosu'nun dünya prömiyeri budapeşte'de kraliyet opera binası'nda gerçekleştirilmiş

1956 eurovision şarkı yarışması ilk defa, gran premio eurovisione della canzone europea adı altında lugano'da yapılmış; oylama gizli gerçekleşmiş, isviçreli lys assia'nın refrain adlı şarkısı kazanmış

1999 janusz visniewski rejisiyle düsseldorfer schauspiel topluluğundan goethe'in faust'unu taksim sahnesi'nde seyrettim

2008 aydın teker'in hars adlı gösterisini garajistanbul'da seyrettim

2014 pina bausch'un viktor adlı yapıtını wuppertal'de opernhaus barmen'de üst üste iki akşam seyrettim 

2019 pina bausch'un macbeth uyarlaması er nimmt sie an der hand und führt sie in das schloss, die anderen folgen adlı yapıtını wuppertal'de opernhaus barmen'de üst üste iki akşam seyrettim



20 Nisan 2024 Cumartesi

20 NİSAN


1611 shakespeare'in trajedisi macbeth'in bilinen ilk gösterimi londra'da globe tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş 

1862 ilk pastörizasyon testi fransız louis pasteur ve claude bernard tarafından tamamlanmış

1992 beş ay önce aids'den kaynaklı komplikasyonlar sonucu vefat eden freddie mercury anısına londra'nın wembley stadyumu'nda yıldızlarla dolu bir konser gerçekleştirildi; mercury'nin grup arkadaşları tarafından düzenlenen konserde elton john, david bowie, phil collins, george michael ve metallica yer almakla kalmadı, mercury phoenix trust kurularak aids araştırmaları için fon da toplandı, 72.000 biletin tamamı üç saatte tükenen konser 76 ülkede yaklaşık bir milyar hayrana canlı olarak yayınlandı.




14 Mart 2024 Perşembe

14 MART


1847 giuseppe verdi'nin macbeth operasının dünya prömiyeri floransa'da teatro della pergola'da gerçekleştirilmiş

 

1885 w. s. gilbert ve arthur sullivan'ın komik operası the mikado'nun dünya prömiyeri londra'da savoy tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş; aşağıda paylaştığım kayıt, bu yapıtı ilk ve son kez izlediğim versiyon: jonathan miller'ın english national opera için 1986'da sahneye koyduğu yorum. ben bu yorumun kaydını sanırım 1987 veya 1988'de trt'de pazar akşam geç saatlerde gösterilen sahneden birebir kayıtlardan biri olarak izledim. kayıtın görüntü ve ses kalitesi iyi değil ama benim için değerli ve internette bulmuş olmaktan çok memnunum



 

11 Mart 2024 Pazartesi

11 MART



1851 giuseppe verdi'nin rigoletto operasının dünya prömiyeri venedik'te gerçekleştirilmiş

2016 sonradan hayranları olup bir daha hiçbir oyunlarını kaçırmayacağım elif temuçin ile erkan uyanıksoy'un kurucusu oldukları tiyatro bereze topluluğu'ndan ilk defa bir oyun seyrettim; doğu akal'ın yönettiği shakepeare uyarlaması macbeth - iki kişilik kabus

2020 covid-19 pandemisi nedeniyle türkiye karantinaya girmeden önce seyrettiğim son gösteri moda sahnesi'nde gülce uğurlu'nun yazdığı ata ünal'ın yönettiği iyi bir güneş idi
 


3 Mart 2024 Pazar

03 MART

fotoğraf: mehmet kerem özel

1585 andrea palladio'nun tasarladığı teatro olimpico açılmış
 
1875 georges bizet''nin carmen adlı operasının dünya prömiyeri paris'te opéra-comique'te gerçekleştirilmiş

1913 binlerce kadın washington, d.c.'de seçilme hakkı için yürümüş

1923 time dergisi ilk defa yayınlanmış

1938 suudi arabistan'da petrol bulunmuş

1939 bombay'da gandhi hindistan'daki otoratik yönetime karşı açlık grevine başlamış

1982 londra'da barbican centre açıldı

1994 ışıl kasapoğlu'nun diyarbakır devlet tiyatrosu yapımı olarak yönettiği macbeth'i istanbul taksim sahnesi'nde hayranlıkla seyrettim; seyirciye doğru eğimli ahşap zemindeki küçücük deliklerden kanların akması ve oyuncuların o kanlara bulanmasının bende bıraktığı etki hala baki ve taze








30 Mayıs 2019 Perşembe

Pina Bausch’un 1978 tarihli Macbeth uyarlaması tekrar sahnede



fotoğraf  mehmet kerem özel, 25 mayıs 2019, wuppertal barmen operası

Öyle bir yapıt düşünün ki, tasarımcısının ondan sonraki 30 yıl boyunca üreteceği bütün diğer yapıtları içinde barındırsın. İşte  Pina Bausch'un ilk defa 1978 yılında sahneye koyduğu "Er nimmt sie an der Hand und führt sie in das Schloss, die anderen folgen" (Adam kadını elinden tuttu ve şatoya götürdü, diğerleri takip ettiler) böyle bir yapıt. Bausch'un diğer bütün yapıtlarında karşımıza çıkan temalar bu yapıtta mevcut: çocukluk (zamanı ve anıları), ninniler, masumiyet, özlem, şefkat, rüyalar.

"Er nimmt sie an der Hand und führt sie in das Schloss, die anderen folgen" Pina Bausch'un, bundan sonraki bütün yapıtlarının yaratım sürecinde izleyeceği tasarım metodunu ilk defa oluşturduğu yapıt da aynı zamanda; yani, beraber çalıştığı icracılara (dansçı ve oyunculara) yönelttiği sorulara onların verdikleri cevapları kullanan tasarım metodu. Bu yapıtın, izleyen 30 yılda tasarlananlardan tek farkı, bunda başlangıç noktası olarak mevcut bir metnin/hikayenin olması. Bundan sonrakilerin yaratım sürecinde ise, Pina Bausch'un kafasında önceden belirlenmiş bir konu veya esin kaynağı olmayacak, sadece dansçılarına yönelteceği sorular olacak.
"Er nimmt sie an der Hand und führt sie in das Schloss, die anderen folgen"in uyarlandığı özgün metin William Shakespeare'in "Macbeth"i. Bunun nedeni ise; Bausch'un, o yıllarda Almanya'nın en önemli tiyatro etkinliklerinden biri olan Bochum Shakespeare Festivali'ne, efsanevi tiyatro yönetmeni Peter Zadek tarafından davet edilmiş olması. Bir yan bilgi, Bochum Tiyatrosu o dönem Zadek’in ve bizlerin daha çok sinemadan bildiği Fassbinder'in rejileriyle Almanya'nın önde gelen tiyatro kurumlarından biriydi.

Tahmin edileceği üzere Bausch’un “Macbeth”i, ne Shakespeare’in “Macbeth” metnini birebir sahneye taşıyor ne de metnin çağdaş bir uyarlamasını yapıyor. Bausch’un “Macbeth”i, metnin içerdiği temel temaları merkeze alıyor ve onların etrafında serbestçe, belli bir hikaye çizgisine sahip olmadan gelişiyor. 
Mekan yüksek tavanlı, devasa pencereli, sahneyi bütünüyle kaplayan beyaz duvarlı ve tavanlı geniş bir salon. Salona farklı renklerde ve tasarımlarda koltuklar serpiştirilmiş. Salonda ayrıca bir-iki yatak, bir duş kabini, bir camlı dolap, bir günah çıkarma kabin, bir müzik dolabı ve bir piyano da var. Zemin bütünüyle kırmızı halıyla kaplı ve sahne seyirciye doğru çukurlaşıyor. Çukur su dolu. “Macbeth”te kanın ve katillerin (Macbeth ile eşi Leydi Macbeth’in) ellerine bulaşan kanın suyla yıkanmaya/temizlenmeye çalışılmasının oyunun en vurucu temalarından biri olduğu düşünüldüğünde zemindeki kırmızı halı ve su anlam kazanıyor. 

Bausch’un yapıtının Shakespeare’in “Macbeth”inkiyle en doğrudan ilişkisi,  bir kadın oyuncunun gösteri boyunca ara ara “Macbeth”in hikayesini, sanki çocuklara gece uyumadan ebeveynleri tarafından okunan eğlenceli bir masalmış gibi anlatması. Özgün yapımda (o zaman gencecik olan ve ilk defa Pina Bausch’la çalışan) benzersiz ve karizmatik Mechthild Grossmann’ın canlandırmış olduğu bu rolü, bu yeni sahnelemede Johanna Wokalek başarıyla yorumluyor. Yine de gönül Grossmann’ı seyretmiş olmayı diliyor.
Masal gibi anlatılan hikayede komik etki de yaratan bir püf nokta, “Macbeth” oyununun provaları sırasında “Macbeth” demenin uğursuzluk getirdiğine dair tiyatrocular arasında varolan inanca gönderme yaparcasına, her “Macbeth” yerine, üst ve alt dudağın hava baloncuğu çıkarırcasına içten dışa doğru kapanıp açılmasıyla üretilen bir “M” sesinin kullanılması.
“Macbeth”in bir diğer vurucu teması (oyundaki “Macbeth uykuyu öldürdü” repliğiyle de pekişen) uyku/uyumak/uyuyamamak/kabus da yine Bausch’un yapıtında önemli bir yere sahip: Yapıtın hemen başında sahnenin loş ışıkları yandığında koltuklarda, yerde, yataklarda yatmakta olan dansçıları görürüz. Işık pencerelerin birinden yavaş yavaş mekana dolar, şiddeti giderek yükselir, sonra yön değiştirir ve solar; sanki güneş ışığının hareketini ve günün geçişini izlemiş gibiyizdir. Sahne tekrar loşlaştığında dansçılar uykularında rüya/kabus gören insanlar gibi küçük hareketler yapmaya başlarlar. Önceleri yavaş bir şekilde gerçekleşen hareketler tekrarlandıkça gittikçe de hızlanır, ve zamanla sadece hızları değil şiddetleri de artar. İşte bu, gündelik ve banal bir insan hareketinden türetilen mükemmel bir koreografik sekans ile açılır Bausch’un “Macbeth”i. 
Yapıtın geneli bu minvalde, gündelik hareketlerden türetilmiş basit ama etkili koreografik hareket tasarımı ile gündelik durumları (örneğin birisine “Günaydın” demenin çeşitli şekillerini) ortaya koyan ironik tiyatral sahnelerin karşımından oluşur. Tam da “Bir Pina Bausch Yapıtı” gibi. 

“Er nimmt sie an der Hand und führt sie in das Schloss, die anderen folgen";
gündelik hareketlerden türetilen koreografisinden, eklektik müzik seçimine, hareketlerin tekrarlarla çoğaltılmasından, sahnenin bütününe dağıtılan figürlerin eşzamanlı olarak farklı hareketler/durumlar icra etmelerine, parçalı yapısından kostüm tasarımına, gerçek ile gerçeküsü/rüya alemi arasında salınan tipik bir Bausch peyzajına ve estetiğine sahip bir yapıt. Ondan sonra gelecek 31 yılın üretimlerinin de anası.
Hele de Bausch’un bununla, aynı yıl (yani 1978’de) tasarladığı diğer iki yapıt “Cafe Müller” ve “Kontakthof” arasındaki gerek biçimsel gerek içeriğe dair organik bağları fark etmemek imkansız. Kadınların erkekler tarafından kucağa alınarak taşınmaları, bu sırada kadınların bazen kollarını erkeklerin boyunlarına dolarken bazen de kendilerinden geçmişcesine veya uyurcasına yatmaları akla hemen “Cafe Müller”in ikonik sahnesini getiriyor. Kaotik sahnelerde figürlerin çekinircesine/tereddüt edercesine ayaklarını sürüyerek küçük adımlarla koşuşturmaları da yine “Cafe Müller”in kırmızı peruklu, ince topuklu ayakkabılı kadını ile paltolu adamının flörtöz koşuşturma hareketlerini akla getiriyor.

Tanztheater Wuppertal topluluğu 1978’de Bochum’da prömiyer yapmış, dünyada sadece 1980’de Stuttgart ve Belgrad’a, 1990’da Paris, Lyon ve Strassbourg’a turneye çıkmış,  Wuppertal’de en son 29 yıl önce sahnelenmiş, upuzun adını “Macbeth” metnindeki bir sahne direktifinden alan 3.5 saatlik bu muazzam yapıtı, Pina Bausch’un aramızdan ayrılışının 10. yıldönümü anısına bütünüyle yepyeni ve çok başarılı bir dansçı ve oyuncu kadrosuyla 17-26 Mayıs 2019 tarihleri arasında Wuppertal Barmen Operası’nda yeniden sahneledi. "Er nimmt sie an der Hand und führt sie in das Schloss, die anderen folgen" iki gün önce açıklanan 2019-20 sezonunda değil ama umarım daha sonraki sezonlarda dünya çapında tekrar turneye çıkar.

29 Aralık 2018 Cumartesi

gösteri sanatlarında 2019'un merak ettiren 5 etkinliği

herkes geçmiş yılın hesabını kapatırken, ben gelecek yılınkini açıyorum. 2019'da gösteri sanatları alanında avrupa'da beni heyecanlandıran projeleri hızlaca sayıp, merakla beklediğim beşine değineceğim; yeni yıl dileklerime bunlardan bir kaçını seyredebilmeyi ekleyerek.

2019'da; sasha waltz "kreatur" ve "exodos" ile başladığı üçlemesini tamamlayacak, crystal pite konuşmayı müzik gibi kullandığı tarzının yeni örneğini "revisor" ile verecek, sidi larbi cherkaoui gluck'un "alceste" operasını sahneye koyacak, son yılların en üretken yönetmenlerinden ivo van hove londra'da gillian anderson'la "all about eve"i, paris operası'nda "don giovanni"yi sahneleyecek, amsterdam'da kendi topluluğuyla thomas mann'ın "venedik'te ölüm" romanını tiyatroya uyarlayacak, simon mcburney çehov'un "vişne bahçesi"yle karşımızda olacak, katie mitchell londra'da cate blanchett'i "when we have sufficiently tortured each other"da, robert wilson paris'te isabelle huppert'i "mary said what she said"de yönetecek, thomas ostermeier ödön von horváth serisine devam edecek, frank castorf "galileo galilei"yi, michael thalheimer berliner ensemble ile "othello"yu, vlaanderen operası ile "macbeth"i sahneleyecek.
festivaller de yavaş yavaş programlarını açıklamaya başladılar; avignon'un ilk isimleri, amsterdam-holland'ın ilk gösterileri, hellenic’in epidavros ayağının tam programı açıklandı, önümüzdeki sonbahara bir yıl var ama paris'in güzü karşıladığı festival d'automne'un hangi sanatçılara odaklanacağı bile belli oldu.

ve şimdi, beni en çok heyecanlandıran ve merak ettiren beş etkinlik:

mayıs 2019
listeme tabii ki tanztheater wuppertal pina bausch'la başlıyorum. bausch'un; 1979'da bochum'daki shakespeare cemiyetinin festivaline peter zadek'in davetiyle hazırladığı ve prömiyer gösterilerinde seyircinin salonu terk ettiği, terk etmeyenlerin yuhaladığı, en son 29 yıl önce sahnelenmiş olan macbeth uyarlaması "er nimmt sie an der hand und führt sie in das schloss, die anderen folgen" (adam kadının elinden tuttu ve şatoya sürükledi, diğerleri onları takip etti) 2019'un mayıs'ında, bütünüyle yeni icracılardan oluşan kadrosuyla tekrar sahneye konacak.
yapıtın orijinal kadrolu ve pina'nın gözünün yönettiği halinin enerjisini ve aurasını bu yeniden sahnelemede bulmayı beklemiyorum, hele de yukardaki afişte görülen o tok sesli, gür saçlı, kocaman gözlü enfes kadın mechthild grossmann olmayınca, ama yine de en sevdiğim shakespeare yapıtını en sevdiğim gösteri sanatları yönetmeninin yorumuyla canlı seyredebilme olasılığı beni had safhada heyecanlandırıyor.
detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.

ocak 2019
amsterdam'da düzenlenen brandhaarden festivali'nin 2019 edisyonu; iki yıl önce istanbul tiyatro festivali'ndeki "hate radio" (nefret radyosu) işiyle hepimizi dehşete düşürerek kendisine hayran bırakmış olan milo rau'ya adanmış. rau'nun farklı tiyatro topluluklarıyla sahneye koyduğu altı işi on gün içinde arka arkaya seyredilebilecek. festival kapsamında bir akşam da bütünüyle rau ile sohbete ayrılmış. bütün gösterimlerde ingilizce üstyazı mevcut. rau işlerini toplu halde seyretme şansı kaçırılmayacak bir fırsat.
festival programına buradan ulaşılabilir.


haziran 2019
çağdaş müziğin babalarından karlheinz stockhausen'in 29 saatlik kült operası "licht" (ışık) dünyanın yaradılışını anlatır. yapıtın her bir bölümü haftanın bir gününe ayrılmıştır. şimdiye kadar baştan sona sahnelenmemiş olan yapıt ilk defa bu kadar kapsamlı bir şekilde seyirci karşısına çıkıyor: üç ayrı akşamda, yedi bölümden seçilen 15 saatlik bir toplam.
holland festival kapsamında hollanda operası yapımı olarak ünlü opera yönetmeni pierre audi'nin sahneye koyacağı "aus licht" (ışık'tan) gösterimleri amsterdam'ın biraz dışındaki gaz deposunda gerçekleşecek.
detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.

nisan 2019
avrupa sahnesinin bana göre en farklı dans topluluklarından peeping tom'un "moeder" (anne) ile başlayıp, "vader" (baba) ile devam ettikleri yeni üçlemesi, "kind" (çocuk) ile sonlanıyor. gabriela carrizo ile franck chartier üçlemenin ilk kısımlarını yalnız ("moeder"i carrizo, "vader"i chartier) yönetmişlerdi, şimdi "kind"de tekrar birleşiyorlar, hatta kendi kızları da yaratım sürecine dahil olabilir. heyecanlanmamak imkansız!

eylül 2019
2017'de rameau'nun ünlü "les indes galantes" operasının ünlü aryasına çektiği videoyla gönlümü fetheden, 2018'de fransa'nın genç sanatçılara verilen prestijli ödüllerinden prix marcel duchamp'a layık görülen clément cogitore "les indes galantes"ı bu sefer ulusal paris operası'nda sahneye koyacak. videoda; aryanın müziğinin ve içeriğinin ilk(el) kültürlere dair törensel özünü günümüz sokak dansı hip-hop'un spontanitesiyle, aykırılığıyla ve paylaşımcılığıyla mükemmel bir şekilde birleştiren cogitore bakalım dört perdesinin her biri ayrı bir avrupa-dışı kültürde geçen operanın bütününü aynı yetkinlikte sahneye taşıyabilecek mi; merakım kaşınıyor.
videoyu merak edenler tıklayabilir. yapımla ilgili detaylı bilgiye ise buradan ulaşılabilir.

28 Şubat 2018 Çarşamba

TEB Oyun 36 / Kış 2018



Ölümünün 15. Yılında Melih Cevdet Anday'la Buluşma - AYŞEGÜL YÜKSEL
Monodram Tiyatrosu - EYLEM EJDER
Robert Wilson'ın Faust'u 'Şeytan'ın Müziği' - OZAN ÖMER AKGÜL
Berlin'de Yaz Monbijou Theater ve Faust - TUBA AKSU ŞENER
Görünür Olmayı Seçen Görünmez Kadınlar - ZEHRA İPŞİROĞLU
Şatonun Altında Her Temsil İzleyenler İçin Farklı Bir Deneyim - PINAR AKKUZU
Macbeth Yine Öldü - BERNA ATAOĞLU
Şiirsel Görsellik Gergedan - BENGİ BUGAY
Yuva'da Bir Hayalet - ZEYNEP KIZILGÖL
Akşam Yemeği'nden Geriye Kalan - AYFER ÇİÇEK
Prospero'nun Adası ya da Gözün İktidarı Fırtına - ELİF YAKUT
Gölge Kadın Ophelia - GÜLDEN ATEŞ
Yerden Yukarı Bulutların Altında - İREM AYDIN, FERDİ ÇETİN
Thomas Ostermeier ile Shakespeare Söyleşisi - CRISTINA MODREANU / Çev. EYLEM EJDER
Nilüfer Belediyesi Mitos-Boyut Yarışması'nın Ödüllü Oyunları - ALİ CÜNEYD KILCIOĞLU
22. Uluslararası Bursa Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Festivali / İz Bırakan Oyunlar - TÜLAY YILDIZ AKGÜL
"Bir Arada" Olmak, "Bir Arada" Düşünmek: Chimidyue - NİLGÜN FİRİDİNLİOĞLU
Yetişkinlerin Çocuk Tiyatrosu ile Sınavı - ÖZLEM GÖKBULUT
Eleştiri Atölyesinden Kalanlar - NAZIM SARIKAYA
Tiyatro Festivaline Eleştiri Atölyesi Yakışır - RAGIP ERTUĞRUL
Tiyatro Luceafarul'un Genç İzleyiciler İçin Tiyatro Festivali - ZEYNEP ERDAL
Kitap Tanıtım Ayşegül Yüksel'in Büyülü Kaleminden Shakespeare Tiyatrosu - CANDAN KIZILGÖL
Ayşe Selen İçin - AYŞEGÜL YÜKSEL
Hasan Anamur'a Sonsuz Teşekkürlerimle - BEKİ HALEVA
Kültür Birikimini Ustalıklı Bir Dille Aktardı - AYŞEGÜL YÜKSEL
O İyi Bir Yönetmendi - DEMET TANER
Bilgimizi Ona Borçluyuz PINAR GÜZELYÜREK ÇELİK - LALE ARSLAN ÖZCAN
Gençlerle Otoriter Olmayan Dostça İletişim Kuruyordu - ZEHRA İPŞİROĞLU
Emek Yoldaşım 'Oyun' Arkadaşım - TİJEN SAVAŞKAN
Umarım Onun Vasıflarından Birazcık Yararlanmışımdır - MEHMET SÜMER
Hasan'lı Anılar - DERİN ORHON
Kültürümüze Büyük Katkıları Oldu - HALE SONTAŞ
Ruhumuza Dokunup Geçenlerden... Hasan Anamur - ESİN ÜNER ÖZGÜR
Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil - SEVGİ ANAMUR
Yeri Doldurulamaz Bir Entelektüel - CAN ANAMUR
Babamın Kızıyım - ZEYNEP ANAMUR PEREK
Her Zaman Yolumu Aydınlattı - EMRE ANAMUR
İdeale Ulaşmaya Çalışan İflah Olmaz Bir Entelektüeldi - KAMİL SE

1 Şubat 2017 Çarşamba

TEB Oyun 32 / Kış 2017



Tiyatro Şiddete Karşi, Ayşegül Yüksel
Macbeth Ve Lady Macbeth, Özdemir Nutku
Tiyatro Eleştirmenliği Üzerine Ayriksi Düşünceler, Robert Schild
Shakespeare Ve Florio Üzerine Gözlemler, Michel Vais
Vaclav Havel’in Oyunlari Bildirim Ve Largo Desolato, Berna Ataoğlu
Duygularin Yoğunluğunda Münih Ve Köln’de Lucia Di Lammermoor, Zehra Ipşiroğlu
Bizi Yaratan Shakespeare Eleştiri, Yusuf Eradam
Sizinin Da, Umudun Da Yuvasi Aşiyan, Fatma Onat
Göç Ve Tiyatro Şermin Langhoff Ve Maxim Gorki Theater, Bekir Akbaş
Hangi Çocuk Tiyatrosu, Beki Haleva
Marina Carr’dan Üç Oyun Türkçe’de, Handan Salta
Çocuklar Ve Gençlere Sanat Festivali, Hakan Silahsizoğlu
Uluslararasi Genç Eleştirmenler Semineri, Handan Salta
Interferences Tiyatro Festivali Ve Genç Eleştirmenler Semineri, Eylem Ejder
Tiyatro Eleştirmenleri Belgrad’ta Toplandi, Ragip Ertuğrul

Dosya: Uluslararasi Arenada Henrik Ibsen
Halk Düşmani Çapulcu Mu Psikopat Mi?, Zehra Ipşiroğlu
Errol Durbach Ibsen’e Çevirmen Bakişi, Errol Durbach
Uluslararasi Başari Kazanan Ilk Yazar Ibsen, Marvin Carlson
Kamusalla Mahrem Sinirinda Ibsen, Freddie Rokem
Hayati Sanat Üzerinden Sorguluyoruz, Tim Etchells

13 Mart 2016 Pazar

kabusun böylesi görülür!

iki akşamdır üstüste kabuslar görüyorum; biri "sezonun kâbusu", diğeri "iki kişilik kâbus"; ilki tiyatrotem'in ikincisi tiyatro bereze'nin; ilki 2014'te, ikincisi bu yıl, şubat aylarında prömiyer yapmış; ilki strindberg'in "matzamel julie"sinden hareketle, ikincisi shakespeare'in "macbeth"inden uyarlama.  benim onları tesadüfen arka arkaya gelen iki akşamda izlememin ötesinde, ikisi arasındaki bir benzerlik de, künyelerinde birbirlerine teşekkür ediyor olmaları..


"sezonun kâbusu" oyunculuk sanatı üzerine; oyuncunun sahnede bir karakteri, bir durumu, bir nesneyi, bir atmosferi anlatması, canlandırması, aktararak seyirciye geçirmesi üzerine bir oyun.

tiyatrotem'in iki direği, biri okullu diğeri alaylı, biri ödüllü diğeri ödülsüz, biri içerden (izlenimci) diğeri dışardan (ifadeci) oynayan ayşe selen ve şehsuvar aktaş, semaver kumpanya'dan transfer ettikleri sezin bozacı'yı aralarına almışlar, bir oyuncu olarak onun prömiyerden önceki gecede gördüğü kâbusunu canlandırıyorlar.

sahnede direkt "sezo" denerek hitap edilen oyuncu sezin bozacı, konusunu-olaylarını bildiği ama içindeki rolünü ezberlemediği "matmazel julie" oyununda matmazel julie'yi oynayacaktır. zeminde oyun alanı beyaz bir kare ile tanımlanmıştır. iki tiyatro meleği, biri bir tarafında diğeri diğer tarafında ona süfle verirler; çocukların kağıttan bebeklere kağıttan elbise giydirmeleri gibi ona iki boyutlu kostümünü giydirirler; içerden oynayan melek julie'nin kadınsı duyarlılığının ağır bastığı sahnelerde, dışardan oynayan melek ise julie'nin erkin diliyle konuştuğu-davrandığı sahnelerde onun ellerini, kollarını, bacaklarını kukla gibi oynatarak, rolünü canlandırmasını sağlarlar.

"sezonun kâbusu" tipik bir tiyatrotem yapımı; abartılı ve grotesk söz, dil, jest ve mimik oyunları, zeki ve hınzır fikirler, incelikle tasarlanmış zevkli kostümler, minimal ama yine incelikle düşünülmüş sahne düzeni; her anı seyirciyi, en azından beni -ve izlenimim o ki, seyrettiğim akşamki salonu dolduran neredeyse bütün seyircileri-, dipdiri tutan, dikkati bir an bile sahneden koparmayan süratli bir mizansen.

tiyatrotem'i "alem buysa kral übü"den beri severek takip etmeye çalışsam da, iki senedir sahneledikleri "sezonun kâbusu"nu seyretmekte biraz gecikmişim; ama iyi ki kaçırmamışım.



bu sezon, yeni prömiyer yapan oyunların oturmasını bekleyip, onları bir-iki ay geçtikten sonra seyretmeye gayret ediyorum. ama bir oyun var ki, prömiyer yaptığı şubat ayının hemen akâbinde koştum seyretmeye. hem o topluluğu, eski işlerinden çok sevdiğim ve yeni ne yapmışlar çok merak ettiğim için, hem de topluluğun kurucularından erkan uyanıksoy'a, dört yıl önce abdullah cabaluz'un rejisinde iş oyuncuları'yla birlikte oynadığı "onikinci gece"deki feste rolünde hayran kaldığım için.

uyanıksoy ve elif temuçin'in uyarlayıp oynadıkları ve doğu akal'ın yönettiği "macbeth / iki kişilik kâbus"; william shakespeare'in "macbeth"ini iki kişiye ve 90 dakikaya indiren; hem oyunun bütününün, hem de sahne sahne her sahnenin özüne inip, çözümleyerek oradan yüzeye çıkan; her sahnenin gerektirdiği birbirinden farklı tiyatral anlatım tekniklerini bir arada kullanan; matrix, braveheart, breaking bad, çin dövüş sanatları, japon animasyonları ve manganın estetiklerinden esinlenmiş hissi/izlenimi edindiğim; tarihi ve güncel, yabancı ve yerel politik figürlere selam eden; sahnedeki her bir objeye ve eşyaya özel değer ve anlam yükleyen; hiç bir mimiğin, jestin, objenin, kostümün, ışığın, karanlığın, ve hatta hiç bir saniyenin fazladan olmadığı; rahatlıkla yamalı bohça olabilecekken her öğenin, esinin ve fikrin dozunda bütüne katıldığı eğlenceli, zeki ve hınzır mizanseniyle müthiş bir yapım.

uyanıksoy'un her bir bakışı, bedenini kullanışı, sesinin her bir tonu ve vurgusu o kadar nüanslı o kadar nüanslı ki; onu seyrederken zevkten dört köşe olmamak imkansız.
temuçin'in de ondan aşağı kalır yanı yok; sadece gözlerini kullanışıyla bile bütün mimiğini, bedenini, duruşunu belirliyor.

doğu akal'ın yönetmenlikte gösterdiği başarıyı, her ne kadar masa lambalarından yarattığı fikri çok sevmiş olsam da, sahneüstü spotlarının dahil olduğu ışık tasarımında aynı yetkinlikte tekrarlayamadığına üzüldüm.
lucile larour ve patricia ulbricht'in sahne ve kostüm tasarımları ise mies van der rohe'nin mimari tasarım için sarf ettiği "az çoktur" sözünün ne kadar isabetli olduğunu doğrular kalitedeydi; ikilinin sahne düzenlemesinde mekân boşluğunu kullanışları, kostümlerde ise renkleri ve dokuları kullanışları özellikle kayda değerdi.

tiyatro bereze'nin "macbeth / iki kişilik kâbus"u klasik bir oyunun derdinin/dertlerinin nasıl lime lime çözümlenip ortaya çıkarılabileceğine ve bu dertlerin günümüz dünyası ve çağdaş estetikle nasıl buluşturulabileceğine dair benzersiz ve usta işi bir örnek.
nasıl tiyatro sahnelerinde bazılarımız 20-30, bazılarımız ise yaşımıza göre 40-50 yıl önce seyrettiğimiz belli yapımları unutamıyoruz, hep hatırlıyoruz; bence tiyatro bereze'nin "macbeth / iki kişilik kâbus"unu da uzun yıllar sonra bile halâ konuşuyor, anıyor olacağız..

3 Ağustos 2014 Pazar

bütün duyulara hitap eden bir tiyatro deneyimi




paris merkezden 1 numaralı metro hattına binip en son durakta iniyorsunuz; durağın adı château de vincennes. paris'in "entel" parkı parc floral'in ya içinden geçerek ya da kenarındaki yolu takip ederek, tempolu yürüşle 15 dakika sonra binanın kapısındasınız. 
metro durağından yarım saatte bir otobüs de kalkıyor. ister yürüyerek ister taşıtla, oyun başlamadan birbuçuk saat kadar önce mekanda olmak iyidir. 




biletiniz yoksa, bekleme listesine adınızı yazabilirsiniz. bu durumdaki konuklar için özel bir mekan ayrılmış; kapısında "bekleme listesi" tabelası var, içerisi çehov oyunu atmosferinde..
biletiz varsa; önce, fnac’tan aldığınız numarasız bileti gişede orijinaliyle değiştirmelisiniz. yeni biletin üzerinde kare bir alan boş bırakılmış. eğer hava iyiyse dışarıda, değilse kapıdan girdikten sonra içeride, panolara yerleştirilmiş seyirci tribünlerinin büyük boy planları üzerinde istediğiniz koltuğu seçip, üzerinde numaranın yazdığı yapışkanlı kırmızı renkli kağıdı panodan çekip alarak biletinizin üzerindeki boş kare alana yapıştırıyorsunuz.



  

kapılar oyundan bir saat önce açılıyor. çok önceden, kapıda uzun bir kuyruk oluşuyor. tam bir saat kala, kapıya içeriden üç kere kallavice vuruluyor: tok! tok! tok! ve kapı dışarı doğru açılıyor. kapıyı açan kişi 50. yılını kutlayan topluluğun 75 yaşındaki kurucusu. teker teker herkese, gözlerinin içine baka baka “merhaba, hoş geldiniz” diyerek biletleri kesiyor. 




girdiğiniz ilk mekan bir nevi fuaye; kocaman, geniş, ferah bir mekan. bir kenara upuzun bir bar konumlanmış; arkasında 8-10 görevli; tek sayfalık menüden seçilenleri servis ediyor. 
menü basit; bir ana yemek (bir gün et, diğer gün tavuk; ikisi de "ingiliz usulü"), salata, iki çeşit tatlı, şarap, bira, tarçınlı limonata. 
oyun shakespeare’den olduğu için olsa gerek, menü genellikle ingilizce yazılmış. biranın adı “witches' beer” (cadının birası); macbeth’in cadılarına selam olsun. tatlılardan birinin adı “neige caledonian” (kuzey iskoçya karı); macbeth’in topraklarına selam olsun..
 
fuayenin bir köşesinde kitap-broşür-cd-dvd-poster satılıyor. başka bir köşede renkli kıyafetler içinde, “çikolata renkli” bir kadın serin içeçekler satıyor. bir kenara langırt yerleştirilmiş, başında bir kaç kişi oyuna tutulmuş bile; futbol kupası zamanı olduğu için mi acaba. başka bir köşede ise kullandığınız kirli tabak-çanak-bardağı görevlilere geri veriyorsunuz. 





burada gelenek o ki; oyundan önce, arada veya sonra bu mekanda oturup, cüzi fiyatlara self-servis satılan yemek ve içeçekleri tüketirken sohbet edebilirsiniz. 
mekana çeşitli boy ve boyutta, hepsi ahşap masalar, sandalyeler, banklar yerleştirilmiş; yuvarlakları, uzun dikdörtgenleri, kareleri, çocuklar için alçakları, uzun boylular için yüksekleri.. her masaya, mekanın değişik yerlerine büyüklü küçüklü çiçek düzenlemeleri, mumlar konulmuş. 
mekanda müzik çalmıyor, sadece kuş cıvıltıları duyuluyor.. 







fuayenin dört bir duvarı fresklerle süslenmiş. mekana girer girmez tam karşınızda kocaman bir shakespeare portresi sizi karşılıyor; etrafı shakespeare dönemini anlatan resimlerle süslenmiş. 
diğer duvarlarda ise; çeşitli ülkelerde sahnelenmiş macbeth oyunlarının, çekilmiş macbeth filmlerinin afişleri büyük boyutlarda resmedilmiş. 
duvarların dekoru sahnelenen oyuna göre değişiyormuş. örneğin, yıllar önce sahnelenen yunan tragedyaları sırasında, şimdi shakespeare'in bir tanrı gibi bizi süzdüğü büyük duvarda ege haritası çiziliymiş. 

buraya vaktinde gelip; kuyruk-sıra nedir bilmeyen, herkesin nazikce birbirine omuz atarak öne geçmeye çalıştığı bar önü kalabalığını sağsalim alt edip, yiyecek bir şeyler alabilseniz de; bu sefer, bardaki kalabalığın eş-dostunun tuttuğu masa-sandalyelerden boş olanını bulmak için mekanda bayağı bir dolaşmanız gerekebiliyor.. 











kuş cıvıltılarının, masadaki güllerin, sohbetin ve yemeğin, kısaca “atmosferin” keyfine vararak yemeğinizi yedikten sonra sizi başka bir sürpriz bekliyor: o sırada fuayenin yanındaki mekanın kapıları açılmış, bir şeyler atıştırmayı oyun arasına bırakanlar çoktan bu mekana girmişler bile. 

burası iki bölümden oluşuyor; ön mekan ve gerisinde seyirci tribünleri ile sahne. sürpriz ise; seyirci tribünlerinin altına yerleştirilmiş olan kulis. kulisin ön mekana bakan tarafı, üzerine farklı boyutlarda ve yüksekliklerde pencere delikleri açılmış beyaz bir perde ile örtülmüş. deliklerden içeri baktığınızda 40 kişilik oyuncu kadrosunun kulisini görüyorsunuz; giyinmelerini, makyaj yapmalarını, oyuna hazırlanmalarını, bir duvar boyuna sıralanmış kostümleri izleyebiliyorsunuz..





oyun vakti yaklaştığında, yerinize oturmadan önce tuvalete gitmek iyi olabilir; çünkü seyredeceğiniz oyun, aralı da olsa 4 saat sürecektir. tuvalette ise sizi bir başka sürpriz karşılar: "toilet a la turque"!

karnınız doymuş ve bütün duyularınız tetiklenmiş halde, artık oyunu izlemeye hazırsınızdır. seyirci tribünlerindeki yerinize geçip, bir an önce perdenin inmesini beklemek kalır geriye..




mekanın adı: cartoucherie. 50.yılını kutlayan topluluğun adı: theater du soleil. topluluğun 75 yaşındaki kurucusu ariane mnouchkine.
topluluk "macbeth"i shakespeare'in 450. doğum yıldönümü olan 23 nisan 2014'de sahnelemeye başladı ve 13 temmuz'a kadar 64 kere oynayarak 32444 seyirciye ulaştı. "macbeth" cartoucherie'de 8 ekim'de yeniden sahnelenmeye başlayacak ve maraton mart 2015'in sonuna kadar devam edecek; ve ondan sonra dünya turnesine çıkacak.

cartoucherie deneyimi tamam da, theatre du soleil'in "macbeth"i nasıldı diye soruyorsanız; o da bir sonraki yazıya..