karlheinz stockhausen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karlheinz stockhausen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Haziran 2024 Salı

04 HAZİRAN

 


1917 pulitzer ödülü ilk defa verilmiş

1991 babette mason ile guilhem pellegrin'in alfred jarry'nin ünlü oyunundan uyarladıkları, yönettikleri ve ana ve baba übü'leri oynadıkları, yığınla sebze ve meyveyi sahnede katlettikleri nada théâtre yapımı übü'yü taksim sahnesi'nde seyrettim

1994 ilk defa nederland danse theater'ı seyrettim; 2 numaralı grubuydu, gösteri cemal reşit rey konser salonundaydı, programda jiri kylian, ohad naharin ve paul lightfoot'un yapıtları vardı

2002 sasha waltz'in efsanevi körper'ini istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

2004 declan donnellan'ın cheek by jowl topluluğu ile sahnelediği etkileyici othello uyarlamasını taksim sahnesi'nde seyrettim

2016 sidi larbi cherkaoui'nin goteborgsoperans danskompani topluluğu ile szymon brzoska'nın müziğini kullanarak sahnelediği noetic adlı gösteriyi paris grande halle de la villette'te seyrettim

2019 bu ve ilerleyen iki gün olmak üzere toplam üç günde karl heinz stockhausen'in licht operasından parçaları pierre audi sahnelemesiyle amsterdam gashouder'da seyrettim



7 Ağustos 2019 Çarşamba

Hollanda Festivali’nde Bir Hafta

[geçtiğimiz haziran ayında bir hafta holland festival'i takip etme imkanım olmuştu. 
izlenimlerimi aktardığım yazım 30 temmuz 2019 tarihinde unlimited'de çıktı. 
isteyen bağlantıya tıklayıp https://www.unlimitedrag.com/single-post/Hollanda-Festivali-nde-bir-hafta oradan okusun, isteyen buradan.]

aus LICHT - LUZIFERS TANZ.
Fotoğraf: Ruth & Martin Walz

Hollanda Festivali, İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaralarını sarmaya çalışan Avrupa’nın bir çok şehrinde düzenlenmeye başlanan sanat festivallerinden biri. Bu yıl 72. yılını kutlayan festivalin programı, İKSV İstanbul Festivali’nin eski hali gibi, müzik konserinden gösteri sanatlarına, sergilerden film gösterimlerime sanatın bütün türlerini içeriyor. Hollanda’nın yanısıra dünyanın prestijli ve önemli sanat etkinliklerinden biri olmaya devam eden festival yıllardır, özellikle müzik ve gösteri sanatları alanlarında dünyadan geniş bir yelpazede davet ettiği sanatçıları buluşturan ve bir çok önemli dünya prömiyeri gerçekleştiren bir nirengi noktası konumunda.

William Kentridge ve “Daha Az İyi Fikir”
Bu yıldan itibaren yeni bir uygulamayla festivalin artistik programının bir bölümü “Ortak Sanatçı” olarak belirlenen bir veya iki sanatçıyla birlikte oluşturuluyor. Bu yılın ortak sanatçıları Güney Afrikalı görsel sanatçı ve tiyatro yönetmeni William Kentridge ile Kongolu dansçı-koreograf Faustin Linyekula idi. 


William Kentridge. 
Fotoğraf: Marc Shoul

Festival Kentridge ile Linyekula’ya iki hafta boyunca Amsterdam’ın canlı, çok-kültürlü ve deneysel işlere kapılarını sonunda kadar açan Frascati salonlarını emanet etti. Onlar da kendi işlerinin yanısıra davet ettikleri sanatçılarla Frascati’yi daha da sinerjik bir etkinlik alanına çevirdiler. Dans ve tiyatro gösterileri, söyleşi ve yuvarlak masa toplantıları, enstalasyonlar ve performansların yanısıra Kentridge’in beş yıl önce Johannesburg’un bir banliyösünde açtığı The Centre for the Less Good Idea (Daha Az İyi Fikir için Merkez)’in geçen yıl ve bu sezonki gösteri ve sergi programlarından seçkiler Frascati’deydi. 
Kentridge özellikle bu merkezin gösterilerinde, kanatları altına aldığı Güney Afrikalı genç sanatçıları yalnız bırakmadı, orta metrajlı (yaklaşık 40 dakika süren) işlerin öncesinde, konferans formatındaki ünlü performanslarından bir kaçını sergiledi. “A Defence for the Less Good Idea” (Daha Az İyi Fikir için bir Savunma) Kentridge’in bu merkezi kurma hikayesini, nedenlerini, merkezin yapısını ve amaçlarını tipik Kentridge’vari bir estetikle, yani sahnenin arkasındaki beyazperdeye yansıtılan kendi çizimlerinden oluşan hareketli görüntülerle senkronize bir anlatımla ortaya koyan bir gösteriydi. 
2017’de New York’ta prömiyer yapan “Ursonate” ise ünlü Dadaist Kurt Schwitters’in aynı adlı performansının yine Kentridge estetiğine uyarlanmış haliydi. Ağızdan çıkan anlamsız seslerden oluşan bu kaotik ses senfonisine, sonlara doğru çalgılarıyla bazı müzisyenler de eşlik ettiler. 


Enyangeni. 
Fotoğraf: Zivanai Matangi

Kentridge’in performanları iki akşam da Gregory Maqoma ile Nhlanhla Mahlangu’nun koreografileriyle devam etti: “Requem Request” (Ağıt Arzusu) ve “Enyangeni” (Yükselen). İki yapıt da Zulu folklörünün gerek müzikal gerekse koreografik öğelerini içeriyordu, ancak çağdaş bir anlayışla sahneye konmuşlardı. 

Philippe Quesne ve eğlence parkları
Bu sene festivale Leh usta Krystian Lupa ve kariyerini Almanya’da sürdüren Amerikalı koreograf Richard Siegal gibi, geç de olsa ilk defa davet edilen bir diğer sanatçı Fransız tiyatro yönetmeni Philippe Quesne idi. Vivarium Studio isimli disiplinlerarası işler üreten topluluğun kurucusu ve aslen sahne tasarımcısı olan Quesne 2014 yılından beri Fransa’nın ödenekli tiyatro kurumlarından Theatre Nanterre-Amandiers’in de başında. 


Fotoğraf: Martin Argyroglo

Quesne’nin festivalde sunduğu en yeni işi “Crash Park - La vie d’une ile” (Kaza Parkı - Bir Adanın Hayatı) bir uçak kazasından sonra denizin ortasında ıssız bir adaya ulaşan bir grup insanın başından geçenleri anlatıyordu. “Issız ada”, “sıfırdan başlamak” ve “ütopya” denince akla gelebilecek neredeyse bütün klasik ve popüler edebi ve felsefi referanslar gösteri sırasında bir şekilde anıldı. Ancak Quesne ilginç bir şekilde, yapıtının gidişatını bunların hiçbirinin herhangi sıradan bir seyircide uyandıracağı çağrışımlarla örtüştürmemişti. Kazazedeler ne “Sineklerin Tanrısı”nda olduğu gibi iktidar savaşına girip birbirlerini katlettiler, ne “Robinson Crusoe” gibi ölüm kalım savaşı verdiler, ne de “Lost”ta olduğu gibi hayatta kalmak için çözümler ürettiler. “Crash Park” “Mavi Göl”de olduğu gibi cinsellik veya erotizm de içermedi. Sanki bir grup naif insan bir süreliğine bir eğlence parkına bırakılmışlar ve orada dertsiz tasasız eğlenerek zaman geçiriyorlardı. Gösteri her ne kadar insanlığın tarih boyunca (evet, yapıt çok usta ve basit bir-iki trükle çağlar arasında dolaşıyor) dünya üzerinde ayak bastığı her yeri her anlamda (ticari, ekolojik, sosyolojik) kirletmesi üzerine düşünmemizi sağlasa da, insankızı ve -oğlunun kendi psikolojisi ve hayatta kalma içgüdüsü söz konusu olduğunda Quesne’nin bakışı müthiş iyimser ve safiyane şekilde ütopikti. Quesne’nin sahne estetiği ise tam da öykündüğü B-tipi Hollywood macera filmleri ve eğlence parkları gibi yapay ve çapaklıydı. 
Quesne “Crash Park”la, herhangi bir kalburüstü gösteri veya konseri daha ilk selamda ayağa kalkarak alkışlayacak kadar geniş gönüllü Hollanda seyircisini bile ikna edemedi maalesef, hatta şaşırtıcı şekilde, gösteri bitmeden salonu terk edenler azımsanmayacak miktardaydı.


Heidi & Rolf Abderhalden ve Kolombiya tarihi
Kolombiyalı Mapa Teatro “Los Incontados - Un Triptico” (Göz Önüne Alınmamışlar – Bir Üçleme) adlı yapıtı, topluluğun daha önce üç ayrı akşamda sahneleği üç işin yoğunlaştırılmış olarak biraraya getirilmiş versiyonuydu. Bu gösteri ile Mapa Teatro, Kolombiya’nın 1960’lardan günümüze sol gerilla, sağ paramiliter ve askeri güçlerinin kanlı iktidar savaşına sahne olan politik tarihini; mekanı, objeleri, kayıtlı ve canlı icra edilen müzikleri, belgesel film görüntülerini ve sesleri kullanarak, karnavalesk bir happening estetiğinde ve 55 dakika gibi kısa bir sürede ama oldukça yoğun (seyirciyi adeta görsel ve işitsel bir bombardımana maruz bırakacak) şekilde sundu. 


Fotoğraf: Mauricio Esguerra

Gösteri süreci boyunca Kolombiya tarihinden farklı zamanlar üst üste çakıştıkça, perde açıldığında 60’lardan kalma bir oturma odasını tarif eden sahne alanı, geriye doğru katman katman açılarak önce 80’lerden bir parti-karnaval mekanını, son olarak da bir jungle’ı görünür kıldı. Sadece görünür kılmakla yetinilmedi, zamanların üst üste bindirilmesi gibi bu üç mekan gösterinin son çeyreğinde iç içe de geçirildi. “Her eğlencede bir düşman saklıdır” diyen Kolombiya özdeyişinin izinden giden, Mapa Teatro’nun kurucuları Kolombiya-İsviçre asıllı Heidi ve Rolf Abderhalden kardeşler bizlere zamanların, mekanların, karnavalın, devrimin ve şiddetin sınırlarının belirsizleştiği bir gösteri sundular. Ne yazık ki sahnedeki yüksek ve enerjik duygu, sahne ile seyirci arasına yerleştirilmiş cam yüzeyden dolayı olsa gerek, seyirci kısmına aynı etkiyle geçirilemedi kanımca.

Anne Teresa de Keersmaeker ve Brandenburg’lar
Dünya çağdaş dans dünyasının tartışmasız kraliçesi Anne Teresa de Keersmaeker, Eylül 2018’de prömiyer yapmış en yeni yapıtı “The Six Brandenburg Concertos” (Altı Brandenburg Konçertosu) ile festivaldeydi.“The Six Brandenburg Concertos”; klasik, modern ve çağdaş bestelerden pop ve rocka, yapıtlarında müziği yapısal, biçimsel ve dramaturjik açılardan ustaca çözümleyerek harekete tercüme eden Keersmaeker’in, sadece barok müziğin değil genel olarak müziğin ustası Bach’la beşinci buluşmasıydı.


Fotoğraf: Anne van Aerschot

Dönem çalgıları kullanan 18 kişilik B’rock Orchestra’nın canlı icrası ve Keersmaeker’in kendi topluluğu Rosas’tan 17 kişilik dansçı ekiple görkemli bir kadrosu olan yapıt, Bach’ın kristalize olduğu kadar sürprizlere açık müziğini bütün müzikal ve dramaturjik nüanslarıyla sahneye taşıdı. Aynı Bach’ın, Brandenburg Konçertoları’yla sanatının bütün hünerlerini gösterdiği ve mükemmelliğe ulaştırdığı müziği gibi, Keersmaeker’in bu yapıtı da onun şimdiye kadar kullandığı bütün koreografik araçların birarada izlenebildiği, sanatsal birikiminin doruk noktası niteliğindeydi. Şöyle ki, “The Six Brandenburg Concertos” onun “My walking is my dancing” (Yürüyüşüm dansımdır) düsturundan, hareket vokabüleri olarak ani durmalar, ters yöne ani gerilmeler, dönüşler, akıcı kıvrılmalar ve sıçramalara, kalabalık dansçı grubunun gerek ileri geri çizgisel, gerekse farklı yörüngelerde dairesel hareketleriyle boş ve geniş sahne mekanını kullanımından, tasarım olarak duo, trio ve quartet danslarından ziyade herkesin, hareket ederken birbirini etkilese de birbirine değmediği solo danslara, Keersmaeker’in bütün alamet-i farikalarını içeriyordu. Dolayısıyla, Bach’ın ilahi müziği ile Keersmaeker’in soyut, yalın ama etkili koreografisi birleşmiş ve ortaya iki saatlik bir başyapıt çıkmış.

Karlheinz Stockhausen ve “LICHT”
Bu yılki Hollanda Festivali’nin iddialı projesi, 20. yüzyılın en avant-garde bestecisi Karlheinz Stockhausen’in 29 saatlik yapıtı “LICHT” (IŞIK) opera dizisinden seçilmiş 16 saatlik “aus LICHT” idi. 


Stockhausen. 
Fotoğraf © Stockhausen-Stiftung für Musik, Kürten

Elektronik ve elektro-akustik müzik besteleriyle Miles Davis’ten Beatles’a, Herbie Hancock’tan Pink Floyd’a, David Bowie’den Björk’e bir kaç nesil caz, pop ve rock müzisyenine ilham kaynağı olan çağdaş müzik ustası Stockhausen elektro müzik alanında bir çok deneme yaparak kendi müzikal dilini geliştiren, ve bu sayede kendini klasik müziğin geleneklerinden kopartarak özgürleştiren bir bestecidir; sadece elektro-akustik müzik besteleriyle değil, önce müziği sonra da müzisyenleri konser salonunun içinde dolaştıran denemeleriyle de konvansiyonel anlamda sesin statik olarak sahneden (veya tek bir merkezden) çıkmasına alternatifler üretmiş, özellikle operalarında bunu yaparken sadece şancıların değil çalgıcıların, örneğin trompetçilerin veya flütçülerin de aynı birer oyuncu gibi hareket halinde ve tiyatral olarak belirli karakterleri canlandırmasını öngörmüştür. 
Stockhausen, 1977-2003 tarihleri arasında bestelediği ve başlıklarını haftanın günlerinden alan yedi operadan oluşan “LICHT” ile sadece bir operanın bestecisi değil, sıfırdan bütün bir evrenin, bir mitin yaratıcısıdır. Stockhausen, birbirini takip eden bir anlatı çizgisi içermeyen dizide genel olarak üç karakterin, Michael, Lucifer (Şeytan) ve Eva (Havva)’nın, birbirleriyle ilişkileri üzerinden iyilik ve kötülük kavramlarını tartışır. Gerek diziyi oluşturan operalar, gerekse de operaların perdeleri birbirlerinden bağımsız olarak seçilip biraraya getirilerek veya tekil olarak sahnelenebilirler; opera dizisinin bütünü de şimdiye kadar sahnelen(e)memiştir.

Amsterdam’da eski gazhane yapılarından dönüştürülmüş Westerpark içindeki gaz silosu Gashouder’da, üç gece süren bir dizi şekilde tasarlanan ve üç kere tekrarlanan “aus LICHT” festivalin Hollanda Ulusal Operası (De Nationale Opera), Lahey Kraliyet Konservatuvarı (Koninklijk Conservatorium Den Haag) ve Stockhausen Müzik Vakfı (Stockhausen – Stiftung für Musik, Kürten) ile ortak prodüksiyonuydu. Yönetmen koltuğunda, 2018’e kadar 30 yıl Hollanda Ulusal Operası’nın genel sanat yönetmeni olan Pierre Audi oturuyordu. 


Pierre Audi. 
Fotoğraf: Sarah Wong

Audi’nin bu yapımdaki rejisi için “sahnelemek”, “sahneye koymak” tabirlerinden ziyade “mekanlaştırmak” gibi bir kelime kullanmak daha yerinde olur kanımca. Çünkü Audi; gerek Stockhausen’in elektro-akustik dünyasına uygun endüstriyel estetiğiyle, gerek Stockhausen’in evrenini kapsayan dairesel planı ve kubbesiyle, gerekse de her bölümde farklı seyirci-sahne imkanları sağlayan mekansal esnekliğiyle Gashouder’in imkanlarını sonuna kadar kullandı; özellikle dizinin 10’ar saat süren ikinci ve üçüncü bölümlerde mekanı her perdede farklı şekillerde düzenleyerek, seyircinin her seferinde farklı bir deneyim yaşamasını sağladı. Bütün bu düzenlemeler sayesinde seyirci her an müziğin içinde yer aldı ve bir operayı seyretmek veya bir müziği dinlemekten çok, bütünsel bir operatik deneyimin parçası haline geldi. 


aus LICHT - HELICOPTER-STREICHQUARTET 
Fotoğraf: Ruth & Martin Walz

“aus LICHT“in doruk noktası, aynı zamanda Stockhausen’in efsanevi yapıtlarından biri ve bu opera dizisinin “MITTWOCH” (ÇARŞAMBA) bölümünün bir parçası olan “HELICOPTER-STREICHQUARTET” (HELIKOPTER YAYLI ÇALGILAR DÖRTLÜSÜ) idi. 20’li yaşlarındaki dörtkadın müzisyenden kurulu Pelargos Quartet, seyircilerin Gashouder’daki dört devasa ekrandan canlı takip ettikleri yayında; ayrı ayrı birer helikoptere bindiler ve birbirlerini duymayarak ama senkronize bir şekilde, yaklaşık 18 dakika süren yapıtı havada icra ettiler. Böylece, “Arkasında felsefi bir düşünce yok, rüyamızda hep havalandığımızı, uçtuğumuzu görürüz, ben de rüyamda böyle şeyler görürüm ve ayrıca müzik havada uçuşan bir şeydir, ben de müzisyenlerin ayağını yerden kesip müziğin birebir havada olmasını istedim” diyen Stockhausen’in rüyası bir kere daha gerçekleştirilmiş oldu.

Üç güne yayılan toplam 25 saatlik sürede 16 saatlik müziğin sunulduğu “aus LICHT”; müziğin, mekanın, ışığın, videonun, kostümlerin, makyajın ve koreografinin birleştiği tam bir Wagneryen gesamtkunstwerk’ti. “aus LICHT” sadece 72. Hollanda Festivali’nin değil çağdaş müzik tarihinin sayfalarına, seyircilere yaşatılan olağanüstü bir deneyim olarak altın harflerle yazıldı. 

29 Aralık 2018 Cumartesi

gösteri sanatlarında 2019'un merak ettiren 5 etkinliği

herkes geçmiş yılın hesabını kapatırken, ben gelecek yılınkini açıyorum. 2019'da gösteri sanatları alanında avrupa'da beni heyecanlandıran projeleri hızlaca sayıp, merakla beklediğim beşine değineceğim; yeni yıl dileklerime bunlardan bir kaçını seyredebilmeyi ekleyerek.

2019'da; sasha waltz "kreatur" ve "exodos" ile başladığı üçlemesini tamamlayacak, crystal pite konuşmayı müzik gibi kullandığı tarzının yeni örneğini "revisor" ile verecek, sidi larbi cherkaoui gluck'un "alceste" operasını sahneye koyacak, son yılların en üretken yönetmenlerinden ivo van hove londra'da gillian anderson'la "all about eve"i, paris operası'nda "don giovanni"yi sahneleyecek, amsterdam'da kendi topluluğuyla thomas mann'ın "venedik'te ölüm" romanını tiyatroya uyarlayacak, simon mcburney çehov'un "vişne bahçesi"yle karşımızda olacak, katie mitchell londra'da cate blanchett'i "when we have sufficiently tortured each other"da, robert wilson paris'te isabelle huppert'i "mary said what she said"de yönetecek, thomas ostermeier ödön von horváth serisine devam edecek, frank castorf "galileo galilei"yi, michael thalheimer berliner ensemble ile "othello"yu, vlaanderen operası ile "macbeth"i sahneleyecek.
festivaller de yavaş yavaş programlarını açıklamaya başladılar; avignon'un ilk isimleri, amsterdam-holland'ın ilk gösterileri, hellenic’in epidavros ayağının tam programı açıklandı, önümüzdeki sonbahara bir yıl var ama paris'in güzü karşıladığı festival d'automne'un hangi sanatçılara odaklanacağı bile belli oldu.

ve şimdi, beni en çok heyecanlandıran ve merak ettiren beş etkinlik:

mayıs 2019
listeme tabii ki tanztheater wuppertal pina bausch'la başlıyorum. bausch'un; 1979'da bochum'daki shakespeare cemiyetinin festivaline peter zadek'in davetiyle hazırladığı ve prömiyer gösterilerinde seyircinin salonu terk ettiği, terk etmeyenlerin yuhaladığı, en son 29 yıl önce sahnelenmiş olan macbeth uyarlaması "er nimmt sie an der hand und führt sie in das schloss, die anderen folgen" (adam kadının elinden tuttu ve şatoya sürükledi, diğerleri onları takip etti) 2019'un mayıs'ında, bütünüyle yeni icracılardan oluşan kadrosuyla tekrar sahneye konacak.
yapıtın orijinal kadrolu ve pina'nın gözünün yönettiği halinin enerjisini ve aurasını bu yeniden sahnelemede bulmayı beklemiyorum, hele de yukardaki afişte görülen o tok sesli, gür saçlı, kocaman gözlü enfes kadın mechthild grossmann olmayınca, ama yine de en sevdiğim shakespeare yapıtını en sevdiğim gösteri sanatları yönetmeninin yorumuyla canlı seyredebilme olasılığı beni had safhada heyecanlandırıyor.
detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.

ocak 2019
amsterdam'da düzenlenen brandhaarden festivali'nin 2019 edisyonu; iki yıl önce istanbul tiyatro festivali'ndeki "hate radio" (nefret radyosu) işiyle hepimizi dehşete düşürerek kendisine hayran bırakmış olan milo rau'ya adanmış. rau'nun farklı tiyatro topluluklarıyla sahneye koyduğu altı işi on gün içinde arka arkaya seyredilebilecek. festival kapsamında bir akşam da bütünüyle rau ile sohbete ayrılmış. bütün gösterimlerde ingilizce üstyazı mevcut. rau işlerini toplu halde seyretme şansı kaçırılmayacak bir fırsat.
festival programına buradan ulaşılabilir.


haziran 2019
çağdaş müziğin babalarından karlheinz stockhausen'in 29 saatlik kült operası "licht" (ışık) dünyanın yaradılışını anlatır. yapıtın her bir bölümü haftanın bir gününe ayrılmıştır. şimdiye kadar baştan sona sahnelenmemiş olan yapıt ilk defa bu kadar kapsamlı bir şekilde seyirci karşısına çıkıyor: üç ayrı akşamda, yedi bölümden seçilen 15 saatlik bir toplam.
holland festival kapsamında hollanda operası yapımı olarak ünlü opera yönetmeni pierre audi'nin sahneye koyacağı "aus licht" (ışık'tan) gösterimleri amsterdam'ın biraz dışındaki gaz deposunda gerçekleşecek.
detaylı bilgiye buradan ulaşılabilir.

nisan 2019
avrupa sahnesinin bana göre en farklı dans topluluklarından peeping tom'un "moeder" (anne) ile başlayıp, "vader" (baba) ile devam ettikleri yeni üçlemesi, "kind" (çocuk) ile sonlanıyor. gabriela carrizo ile franck chartier üçlemenin ilk kısımlarını yalnız ("moeder"i carrizo, "vader"i chartier) yönetmişlerdi, şimdi "kind"de tekrar birleşiyorlar, hatta kendi kızları da yaratım sürecine dahil olabilir. heyecanlanmamak imkansız!

eylül 2019
2017'de rameau'nun ünlü "les indes galantes" operasının ünlü aryasına çektiği videoyla gönlümü fetheden, 2018'de fransa'nın genç sanatçılara verilen prestijli ödüllerinden prix marcel duchamp'a layık görülen clément cogitore "les indes galantes"ı bu sefer ulusal paris operası'nda sahneye koyacak. videoda; aryanın müziğinin ve içeriğinin ilk(el) kültürlere dair törensel özünü günümüz sokak dansı hip-hop'un spontanitesiyle, aykırılığıyla ve paylaşımcılığıyla mükemmel bir şekilde birleştiren cogitore bakalım dört perdesinin her biri ayrı bir avrupa-dışı kültürde geçen operanın bütününü aynı yetkinlikte sahneye taşıyabilecek mi; merakım kaşınıyor.
videoyu merak edenler tıklayabilir. yapımla ilgili detaylı bilgiye ise buradan ulaşılabilir.

25 Ağustos 2017 Cuma

bir festival nasıl kan tazeler?


salzburg festivali dünyanın en eski ve özellikle opera ve müzik alanında en prestijli festivali. bu sene, uzun zamandır olmadığı kadar ilgi gördü festival, çünkü arka arkaya prömiyer yapan festival prodüksiyonlarının hepsi çok iyi eleştiriler aldılar.

açıklandığında, kağıt üzerinde zaten çok şey vaad eden bir programı vardı festivalin bu yıl; dört günlüğüne gidip her akşam yeni bir prodüksiyon seyredip dönebilecek şekilde bir program içimden geçti ancak gerçekleştirmedim.
çocukluğumda/gençliğimde milliyet sanat'ta zeynep oral'ın ve diğer yazarların izlenimlerini okuduğumdan beridir gitmek istediğim bir festival salzburg.
neyse ki arte ve diğer kanalların yaptıkları canlı yayınlarla festivalin ses getiren yapımlarını ekrandan da olsa takip etme imkanı bulduk.

bu seneki festivali canlandıran, her zaman ilginin az olmadığı festivali daha da odağa oturtan, ilginç sanatçıların işbirlikleriyle merak edilen ve sonucunda da başarılı olan yapımların gerçekleşmesini sağlayan öğe neydi peki?
yeni genel sanat yönetmeni.


herbert von karajan'dan sonra ilk defa bir müzisyen, markus hinterhaeuser, festivalin genel sanat yönetmenliğine getirildi ve 2017 onun ilk yılı.
hinterhaeuser piyanist, özellikle çağdaş müzik hayranı; salzburg festivali ile bağları çok eskilere dayanıyor. festivalde bir çok konser vermiş, proje yönetmiş. 90'larda festival içinde sadece çağdaş müziğe ayrılmış zeitfluss adlı festivalde, hayranı olduğu luigi nono'nun işlerini seslendirmiş/sahnelemiş.

markus hinterhaeuser'i geçen yaz berlin'de foreign affairs festivali'deki william kentridge retrospektifi kapsamında sahnelenen schubert - winterreise gösterisinde ilk defa izleme şansım oldu. kentridge'in görsel dünyasıyla buluşan schubert liedlerini bariton matthias goerne'ye birlikte yorumluyorlardı. tabii kentridge ve goerne çok daha ön planda olduğu için, piyano çalan müzisyene çok da dikkat etmemiştim; ama goerne'den o müthiş performansın çıkabilmesinin en güçlü destekçisi tartışmasız ona sahnede eşlik eden piyanistti ve o da hinterhaeuser'di. aklımda piyaniste dair tek kalan yumuşak ve alçakgönüllü bir tarzının olduğuydu. sanırım yanılmamışım.

hinterhaeuser bir belgeselde enfes bir anısını da anlatıyor. 13 yaşındayken sınıf arkadaşının babası bonn orkestrası'nda kemacıymış ve karlheinz stockhausen'nin bir bestesini prova ederken yazılı notaları çalamıyor olmasının hırsıyla kemanını kırmışmış. olay o dönem gazetelere de yansımışmış. hinterhaeuser bir gece evde yalnızken rehberden stockhausen'in telefon numarasını bulmuş ve besteciyi aramış; ondan kendisine 12 ton tekniğini anlatmasını rica etmiş.
hinterhaeuser yıllar sonra stockhausen'ı zeitfluss'a davet ettiğinin akşamında, yemekteyken yıllar önce bir çocuğun kendisini aradığını hatırlayıp hatırlamadığını sormuş besteciye. hayal meyal cevabını almış.

hinterhaeuser'in özgeçmişinde en önemli noktalardan biri; gösteri sanatları alanında ortaya koyduğu ayrıksı, yenilikçi, sıradışı projelerle, biraraya getirdiği sanatçılarla başında olduğu her kurumda, gerek paris operası'nda gerek salzburg festivali'nde, gerek ruhrtriennale'de -ki bu festival onun fikridir- gerek brüksel la monnaie'de çığır açmış olan ünlü emprezaryo gerard mortier'in tezgahından ve tedrisatından geçmiş olması.

hinterhaeuser salzburg festivali'nin mortier'li yıllarını şöyle anlatıyor:
piyano okumaya salzburg'a geldiğimde, genel provalar için bile bilet alamazdık, fahiş fiyatlıydı, festival sarayı'ndan içeri adım atamazdık. herbert von karajan provadan çıkar, kapıda bekleyen porsche'sine biner ve polislerin özel olarak onun için durduğu trafikte yol alırdı. ne zaman 90'lı yılların başında gerard mortier geldi, her şey özgürleşti. mortier'in açılımı ve hazırladığı programlar sayesinde herkes fark etti ki, "festival" mantığı, gösterileri arka arkaya dizmek değil, belli bir konu/tema merkezinde yoğunlaşarak tartışma ortamı yaratmak.

hinterhaeuser bu yılki festivalin temasını "güç/iktidar ve ilişkileri" olarak belirlemiş. kayıtlardan izlediğim yeni yapımlar hakkındaki görüşlerim bir sonraki yazıya..

29 Ekim 2013 Salı

NRW024 gidemediklerim

birine biletim vardı; içim acıyarak yakmak zorunda kaldım. diğerine ise, satışa çıktıktan iki saat sonra tükendiği için bilet bulmamıştım zaten.


üç akşamının da biletleri iki saat içinde tükenen konser, almanya’nın meğerse çok ünlü ve tanınan rock topluluğu die toten hosen’in de dahil olduğu bir organizasyondu; biletlerin hızlıca tükenme nedeni zaten bu grubun hayranlarıydı. ama konser tipik bir toten hosen konseri olmayacaktı.

nazilerin “yozlaşmış sanat” olarak damgalayıp sergisini açtıkları ve dönemin önde gelen neredeyse bütün almanya kökenli ressam ve heykeltraşlarını kapsayan 1938 yılında münih’teki “entartete kunst” olayını hepimiz az çok biliriz. meğer bunun bir de “entartete musik” versiyonu varmış; aynı yıl düsseldorf ehrenhof’da gerçekleştirilmiş. bu konserde, malum, “yozlaşmış” müzik olarak tanımladıkları yahudi bestecilerin ve tabii ki avant-garde ve caz müzik bestecilerinin yapıtları icra edilerek, halka ifşa edilmiş.

robert schumann hochschule senfoni orkestrası bu olayı anmak, “unutmamak” için o konserde seslendirilen yapıtlardan oluşan bir program düzenlemiş ve die toten hosen da, almanya’nın en ünlü anti-faşist müzik topluluğu olarak bu konsere katkıda bulunmuş. 

programa göre, arnold schönberg’in “ein überlebender aus warschau” adlı yapıtında, die toten hosen’in şarkıcısı campino anlatıcı görevini üstlendi.
campino’nun ismi bana toten hosen’den değil, yakın zamanda berlin’de klaus maria brandauer rejisinde bir “üç kuruşluk opera” yapımında mackie messer’i oynamasından tanıdık; brecht’in 50. ölüm yıldönümü dolayısıyla berliner ensemble’da yapılan üç saatlik galaya, admiralpalast’taki oyununu bitirdikten sonra gelmiş ve ünlü mackie messer şarkısını söylemişti; ard naklen vermişti o anma törenini; yoksa o tören için bizzat theater am schiffbauerdamm’da bulunmuşluğum yok.
mor ve ötesi’nden harun tekin, keşanlı ali destanı’nda keşanlı ali’yi oynasa nasıl olurdu? neyse..

“gidemediğim konsere” dönersem; sonradan gazete haberinden öğrendiğime göre üç saat sürmüş; schönberg'in yapıtı dışında kurt weill besteleri, toplama kamplarındaki yahudi müzisyenlerin bestelediği şarkılar ve film müzikleri icra edilmiş.
die toten hosen kendi hitlerini özellikle seslendirmeyeceğini, bunun tipik bir die toten hosen konseri olmayacağını hayranlarına önceden açıklamıştı zaten. ama 1800 kişilik düsseldorf tonhalle’yi üç akşam kapatanlar da çoğunlukla hayranlardı.
ilginç ve kolay kolay denk gelinemeyecek bir organizasyondu..




bir diğer ender rastlanacak konser de “NOW! yeni müzik festivali”nin açılış konseriydi; ona biletim de vardı!
konserin doruk noktası karlheinz stockhausen’in üç orkestrayı birarada kullandığı “gruppen” (1955-57) adlı yapıtıydı; essener philarmoniker, duisburger symphoniker ve ensemble musikfabrik bu konser için işbirliği yapmışlardı. seyirciyi/dinleyiciyi üç bir taraftan çeviren üç orkestra, müziğin mekanda gezinmesini sağlayacak şekilde yazılmış bu yapıtla herhalde çok ilginç bir müzikal deneyim yaşattılar.
bochum’daki endüstri yapısından dönüştürülmüş devasa etkinlik mekanı jahrhunderthalle’de gerçekleşen konserde ayrıca günter stenke’nin de “quasar” adlı “ensemble ve mekanın içindeki büyük orkestra için” yapıtının da ilk seslendirilişi gerçekleşti.