louise lecavalier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
louise lecavalier etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2024 Cumartesi

19 EKİM


1845 richard wagner'in tannhäuser operasının dünya prömiyeri dresden'de semperoper'de gerçekleştirilmiş 

1901 edward elgar'ın pomp & circumstance march adlı bestesinin dünya prömiyeri liverpool'da gerçekleştirilmiş 

1972 heinrich böll nobel edebiyat ödülü'ne değer görülmüş

1999 robert sturua'nın yönettiği, gürcistan rustaveli tiyatrosu yapımı macbeth'i istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da seyrettim

2010 louise lecavalier'i eduardo lock ve nigel charnock koreografilerini dans ederken harbiye muhsin ertuğrul sahnesi'nde seyrettim



30 Ocak 2011 Pazar

seyirci koltuğundan istanbul'da 2010 yılı dans sahnesi


istanbul'da 2010 yılı dans açısından dopdolu geçti.

şehrin yerleşik sanatçı ve kurumlarının üretimlerinin yanısıra, iki yılda birlik tiyatro ve yıllık idans festivalleri, iki yılda birlik bale yarışması, avrupa kültür başkentliği vesilesiyle bütün yıla yayılan dans platform istanbul ve bilumum dans projeleri, ve son anda açıklanan sürpriz etkinlikler sayesinde istanbul'da şimdiye kadar olmadığı ve bundan sonra da kolay kolay olamayacak kadar renkli ve çeşitli bir dans yılı geçirdik.

sidi larbi cherkaoui, akram khan, slyvie guillem, polina semionova, louise lecavalier, emio greco, kitt johnson, ko murobushi, vladimir malakhov, conny janssen gibi dünyada uzun yıllardır "yıldız" olan dansçı ve koreograflar ilk defa 2010'da istanbul'a konuk oldular.

sidi larbi en popüler yapıtı "sutra"yla, akram khan en yüzeysel yapıtı "gnosis"le, louise lecavalier onun için tasarlanmış en kötü yapıt "children" ile sahnedeydi, ama ne gam; kanlı canlı karşımızdaydılar.
sidi larbi "sutra"da asistanına devrettiği rolü ilk akşam bizzat sahneye çıkıp dans ederek, akram khan sylvie guillem'le samimiyet yüklü "sacred monsters"ı sunarak, louise lecavalier ise programının ikinci bölümünde eduard lock'dan nefeskesici "a few minutes of lock"u sahneleyerek gönlümüzü almayı bildi.

istanbul'a daha önce gelmiş uluslararası toplulukları ve sanatçıları bir yıl içinde arka arkaya şehrimiz sahnelerinde tekrar izlemek, bu dans fakiri ülkede biz dansseverler için bulunmaz nimetti.
paul taylor'ın dans topluluğu yirmi yıl, pina bausch'un tanztheater wuppertal'i yedi yıl sonra istanbul'a tekrar konuk oldular.
programındaki dans bölümünü aza ve öze indirerek geçtiğimiz sezon tek -ama kallavi- bir topluluğu, paul taylor dance company'i ağırlayan işsanat, nisan'da farklı içerikli iki akşamla bizlere altı yapıtlık bir paul taylor ziyafeti çekti.
2010 avrupa kültür başkenti ajansı ise istanbul 2010 kültür başkentliği programı ilk açıklandığında iki ayrı yapıt ile konuk etmeyi taahhüt ettiği tanztheater wuppertal'i -gerekçesi mekansızlık zannettiğim ama herhangi bir açıklaması yapılmayan nedenlerden dolayı- eninde sonunda tek yapıt ile, pina bausch'un 2003 istanbul projesi "nefes" ile haziran ayında üç akşam istanbullu dansseverlerin beğenisine sundu.
ursula kaufmann'ın pina bausch'un yapıtlarından derlediği büyük boyutlu baskılarından oluşan fotoğraf sergisi hem pina bausch'u ölümünün birinci yılında anmamıza vesile oldu hem de ülkemizde ender olarak ele alınan dans fotoğrafları konusuna dikkat çekti.

önemli uluslararası dans topluluklarının ikinci derece versiyonları olan nederlands dans theater II ve compania nacional de danza II ise -ne tesadüf ikisi de- 16 yıl aradan sonra tekrar istanbul'daydılar.
cndII bütünüyle nacho duato'nun yapıtlarına ayrılan bir akşamla, ndtII ise kylian'lı, naharin'li karma bir akşamla bizleri büyülediler.

türkiye'de daha önce efes, aspendos gibi devasa antik amfitiyatrolarımıza konuk olan tokyo balesi ise bu sefer cemal reşit rey konser salonu'nun orta büyüklükteki sahnesine 60 dansçıyla sığmak zorunda kaldı.
tümüyle maurice bejart'ın yapıtlarından oluşturulmuş programda topluluk teknik ve disiplin olarak kusursuzdu, ancak bejart'ın avrupai uzun kollar ve bacaklarda estetiğini bulan koreografileri ergonomik ölçüler nedeniyle japonlarda aynı artistik etkiyi yaratamadı.

bimeras vakfı bütün bir ekim ayı boyunca, dördüncüsünü gerçekleştirdiği "yenikozmopolidans" temalı idans festivali ile, 2010 avrupa kültür ajansı'ndan tek kuruş yardım almadan, 2010'un "kentin mahallelerine, sokaklarına, insanlarına ve hayvanlarına en derin nüfuz eden, en saygılı ve en insancıl/hayvancıl" etkinliğine imza atmış oldu.
eski idanslardan aşina olduğumuz xavier le roy, jerome bel, pichet klunchun, pieter ampe & guillherme garrido gibi dünya dans sahnesinin yenilikçi, aykırı, underground koreograf-dansçılarını tekrar izlemek ne kadar keyifliyse, jardin d'europa ödülü kapsamında avrupa'nın genç sanatçılarını keşfetmek o kadar heyecanlıydı.
beyoğlu sokaklarını mesken tutarak, yaşadığımız kamusal alanlara başka bir gözle bakmamızı sağlayan willi dorner'ın "bodies in urban spaces" projesi, insan bedenini başkalaştırarak yeni ufuklar açan kitt johnson'ın "rankefod"su, bloom! adlı genç topluluğun "city"si, mette ingvartsen'in "giant city"si ve toplumsal geçmişimizi sorgulayan sanja mitrovic'in "will you ever be happy again?" adlı çalışması bana göre idans04'ün doruk noktalarıydı.

...

şehrimizin yerleşik kurum ve koreograflarına gelince:

hemen 2010 arifesinde, 2009'un aralık'ında "araz"ı sunan zeynep tanbay yıl boyunca sessiz kaldı.

istanbul devlet opera ve balesi george balanchine, patrick de bana ve jose martinez'in birer yapıtından oluşturduğu renkli buketle 2010'a girdi. yılın ikinci yarısında ise erdal uğurlu'nun "dört duvar" ve izmir'den ithal ettiği uğur seyrek'in "othello"su ile yerli sanatçılara ağırlık verdi.

yurdun dört bir tarafındaki devlet balelerinden çağrılan dansçıların görev aldığı, 2010 avrupa kültür ajansı'nın projesi, beyhan murphy imzalı "barbaros" genel olarak pek iyi eleştiriler almadı. istanbul kültür başkentliği ile denizci barbaros hayrettin paşa'nın ilişkisinin nasıl kurulup da bu projenin ajans'dan destek aldığını kimse sorgulamadı; zira kültür başkenti ajansı, yıl boyunca istanbul kıyılarında düzenlenen yat yarışlarına ve bilumum yelkenli geminin rıhtımlarımızı ziyaretine de -nedense- sponsorluk yaptı.

beyhan murphy'nin, ajans'ta dikmen gürün'ün istifasıyla boşalan koltuğa oturmasıyla, daha önce ankara'da düzenlediği dans platform fikrini istanbul'a taşıması bir oldu.
cemal reşit rey konser salonu eylül ayında bir hafta boyunca fuayesine kurulan stüdyolarla ve salonuyla tam bir şenlik ortamına dönüştü. günboyu uluslararası uzmanların verdiği master-class'lar sonrasında akşamları da farklı başlıklar altında yerli koreograflarımız en yeni işlerini sundular. maalesef genellikle vasat olan yapıtlar arasında fikrini dağıtmadan, zorlamadan, "sarkıtmadan" derli toplu anlatan çalışmalar çok çok azdı.
oldukça iyi bulunan aydın teker'li, ilyas odman'lı, mustafa kaplan'lı kapanış programı "şantiye"yi ise maalesef izleyemedim.

...

2010 yılında dans alanında garip şeyler de yaşanmadı değil. bunların çoğu da 2010 avrupa kültür başkenti ajansı'nın projeleriydi:

.ne doğru dürüst flamenko ne de çağdaş dans yapan, yaptıkları sadece "şov" olan los vivancos'un dans platform istanbul'da ne işi vardı!

.meg stuart'ın "istanpoli" projesi kapsamında hazırladığı yapıtı kaç kişi izleyebildi; yoksa özellikle gözlerden ırak tutulmaya mı çalışıldı!

."barbaros"u da içine katarak, ajans 2010'un diğer projelerinden "sultan-ı seyirlik" ve shaman dans tiyatrosu'nun "7edi"sinin sanatsal kaliteleri hangi düzeydeydi; ne sorgulandı ne tartışıldı!

.bir işadamının kişisel çabası ve ilgisiyle kalabalık la scala balesi istanbul'a geldi; maalesef roland petit'nin belki de en kötü çalışmalarından birini sergilemek üzere: "pink floyd balesi"ni.
yapıtın sahnelendiği istanbul kongre merkezi sahne boyutları açısından uygundu ancak seyirci salonu açısından oldukça elverişsizdi, zira kongre amaçlı yapılmış ve eğimi buna göre hesaplanmış salonda bir çok noktadan sahneye hakim olmak imkansızdı.

.istanbul'un 2010'da dans açısından -tabii aslında bütün kültürel etkinlikler açısından- en büyük şanssızlığı atatürk kültür merkezi'nin kapalı olmasıydı.
şehrimizde o boyutlarda ve o imkanlara sahip başka bir sahne olmadığı için; ya pina bausch'un "nefes"i yeniden inşa edilirken uluslararası standartlara göre yapılmamış muhsin ertuğrul sahnesi'ne sıkışmak zorunda kaldı, ya da roland petit'nin "pink floyd balesi"ni istanbul kongre merkezi'nde hakkıyla seyredebilmek için uzun boylu olmak gerekti.

...

2010'un bence en iyi yerli çalışması tuğçe tuna'nın "ıslak hacim"iydi.
tiyatro festivali kapsamında sunulan "ıslak hacim" bayrampaşa ceza evi'nin terk edilmiş mekanlarında gerçekleşti. "yer"e özgü; ilhamını ve biçimini "yer"den alan kuvvetli, etkileyici bir yapıttı.

2010'un en üretken ve yaratıcı yerli sanatçısı ise ilyas odman'dı.
yıl boyunca "yorgun III", "cam adımlar", "ölü doğa" gibi; eski yapıtlarının yeni sürümleriyle karşımıza çıkarken; dert edindiği konular etrafında bıkıp usanmadan tekrar tekrar gezinen, fetiş temalarını her seferinde yeniden el alan, değiştiren, dönüştüren, bozan, ekleyen, çıkaran, çoğaltan tavrıyla ve çalışkanlığıyla övgüyü, takdiri ve beğeniyi fazlasıyla hak etti.

...

"2010'dan sonra tufan" mı olur, yoksa dans açısından bu kadar yoğun bir yıl, hemen akabinde olmasa bile ilerleyen zamanlarda meyvalarını verir mi?

iyimserliği arttıracak bir iki küçük kıpırdanma var: zeynep tanbay bundan böyle düzenli olarak crr konser salonun'da yapıtlarını sergileyecek, beyhan murphy istanbul devlet opera ve balesi bünyesinde istanbul modern dans topluluğunu kurdu.

ancak ne akm'yle ilgili umutlandırıcı bir haber var, ne de artık istanbul'a gereken büyük çaplı dans topluluklarını programına alan bir dans festivalinin gerçekleştirileceği haberi.

19 Ekim 2010 Salı

"istanbul dans ediyor!.."


louise lecavalier 1977 yılından beri sahnede dans ediyormuş: tam 33 yıl! dile kolay.
lecavalier için "dans efsanelerinden biri" demek abartı olmaz sanırım. dolayısıyla bir dans efsanesi için idans'ı ekmek mübah sayılmalı.

konu dışı belki ama; keşke dün akşamki hakkımı "1:songs"dan değil de "a mary wigman dance evening"den yana kullansaymışım. ya da keşke idansçılar bazen son dakikada bile yapmayı göze aldıkları değişikliklerden (hatırlayınız: 02 ekim 2010 cumartesi) birini gerçekleştirip, dün veya bu akşamki performanslardan birini 18.30'a veya 22.30'a çekselermiş; seçim yapma sancısı çekmeden hiç bir şeyi kaçırmamış olurdum/k.

neyse, geçti artık. daha önce akıl etseydim, bloglarına bir öneri mektubu atardım.

gelelim bu akşama:
dün akşamki 50 dakikalık nicole beutler tasarımı "1:songs" ne kadar bildikse [evet, son kertede: bütün avant-gardlığı, öfkesi, eleştirisi, iniş - çıkışları ile çok bildikti; şaşırtmıyordu; yeni veya farklı bir şey söylemiyordu. ancak, bütün aksiliklere ustalıkla göğüs gererek zorluğu bir kat daha artan performansı başarıyla tamamlayan sanja mitrović'in hakkı baki; zaten o yüzden yarınki kendi koreografisi "will you ever be happy again?"den umutluyum],
bu akşamın ilk yarısındaki 50 dakikalık nigel charnock koreografisi "children" da o kadar bildikti.

sonlara doğru -sanırım michael nyman'ın solo piyano bestesi eşliğindeki- kolların bedenlere dolanmasıyla başlayan düet ve yapıtın ortalarına rastlayan bir sahnede [bu sahneye dikkatimi çektiği için eylül'e teşekkürler] zifiri karanlıkta sadece iki el feneri ile yaratılan etki güçlüydü; bu iki sahne dışında boşu boşuna geçen bir 50 dakikaya, eklektik müzik seçimine, yaratıcılığı sıfır dövüş sanatları şovuna, ucuz ve bayat fikirlere katlanmak zorunda kaldım/k.

anlamadığım; hadi, çağdaş dans dünyasının kıyısında duran istanbul'daki seyirciye rahatlıkla "yeni, farklı, iyi" olarak sunulabilecek bu kadar vasat bir yapıt nasıl oluyor da dünyayı turluyor!

sanırım cevabı akşamın ikinci yarısında gizliydi:
10 dakikalık aradan sonra, sadece 13 dakika süren edouard lock koreografisi "a few minutes of lock" her şeyiyle; müziği, ışığı ve koreografisiyle -ve tek kelimeyle- muhteşemdi.

keşke bu akşam sadece bu 13 dakikalık kısa yapıtı seyretmeye gitmiş olsaydık, keşke louise lecavalier programına sadece bu kısa yapıtı almış olsaydı.
bu devasa ve zor kentte o kadar yolu, o kadar zamanı sadece 13 dakikalık ama böylesi kuvvetli, yoğun, koreografik açıdan böylesi heyecanverici, adrenalinarttırıcı bir yapıtı seyretmek için vermeye kesinlikle itirazım olmazdı.
hatta, gaza gelip belki üzerine para bile verebilirdim! [ama sanırım ne ajans2010'un ne de dansplatformistanbul ekibinin ihtiyacı var; herkes çoktan kesesini doldurdu!!!]