sascha goetzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sascha goetzel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2020 Cuma

olağanüstü bir konserdi!



dün akşam öyle böyle değil, enfes bir beethoven 5. senfoni icrasına tanık olduk istanbul'da. inanılacak gibi değil ama icra boyunca, yani 35 dakikalık senfoninin dört bölümü boyunca, kesintisiz tüylerim huşudan diken dikendi. uzun zamandır hiç böyle bir deneyim yaşamamıştım.

icra, borusan istanbul filarmoni orkestrası'nın 2020 - beethoven'ın 250. doğum yılı kutlamaları kapsamında düzenlediği ilk konserin ikinci yarısında gerçekleşti. sahnede şef podyumunun olmaması, olağandışı bir icraya tanık olacağımızın habercisiydi. üstüne bir de şef sascha goetzel sahneye batonsuz gelince, bir-iki saniye sonra başlayacak icranın benzersiz olacağı beklentisi bende iyice yükseldi. ne mutlu ki, o beklenti boşa çıkmadı.

borusan istanbul filarmoni orkestrası bir bütün olarak şimdiye kadar olmadığı kadar etkileyiciydi. goetzel'in -genel olarak abartılı bulduğum- jestleri sanırım bu defa orkestradan şahane bir icra ve yorum çıkmasını sağlayan en önemli faktördü.
birinci kemanlar, viyolonseller, flüt grubu ve timpani'yi çalan torino tudorache her zamanki formundaydı, ama kontrbas grubu da, bakır üflemelilerden korno, trombon ve trompetler de hiç olmadıkları kadar etkiliydiler.

şef goetzel bize müthiş enerjik, ama o enerjinin içinde kaybolmasına izin vermediği küçük detaylarla ince ince süslediği, görkemli olduğu kadar insani de olan bir 5. senfoni yorumu sundu. lütfi kırdar kongre merkezi gibi klasik müzik çalınsın diye tasarlanmamış, akustiği mükemmel olmayan bir salonda bile bu kadar yoğun, bu kadar benzersiz, bu kadar güçlü bir icraya imza atmak gerçekten hiç kolay değil ve şef ile birlikte bütün orkestra büyük bir tebriği gani gani hak ediyor.

şimdi, beethoven'a armağan dizisinin ikincisini, 9. senfoni'nin çalınacağı konseri iple çekiyorum. duyduğuma göre biletleri tükenmiş. bence ne yapıp edin, 14 mayıs akşamı lütfi kırdar'a girin!

1 Eylül 2019 Pazar

2018-2019 müzik sezonu

.sunwook kim & berlin filarmonisi solistleri ****.5 theatre (theatre des champs elysees - paris, 14 ekm)
.MDH quartet – katia & marielle labeque – stefano pilia – david chalmin ****.5 (borusan müzik evi, 22 ara)
.ronald brautigam – edo de wart – radio filharmonisch orkest ****.5 (concertgebouw -  amsterdam,  27 ock)
.ein deutsches requiem: salzburg bach korosu – miah persson – dorottya lang – rame lahaj – adam plachetka - sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası ****.5 (lütfi kırdar k.m., 25 nsn)
.nemanja radulovic - sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası ****.5 (lütfi kırdar k.m., 16 mys)
.olafur arnalds ****.5 (zorlu p.s.m., 15 mys)
.lars danielsson group ****.5 (zorlu p.s.m., 08 mys)
.misha maisky – rengim gökmen – borusan istanbul filarmoni orkestrası ****.5 (lütfi kırdar k.m., 24 ock)
.shenyang & borusan quartet **** (işsanat, 06 mrt)
.brahms konçertoları I – rudolf buchbinder – sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (lütfi kırdar k.m., 13 şbt)
.katia & marielle labeque – sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (lütfi kırdar k.m., 20 ara)
.renaud capuçon – philippe morard - wiener concert verein **** (işsanat, 14 ara)
.brahms konçertoları II – rudolf buchbinder – sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (lütfi kırdar k.m., 14 şbt)
.evelyn glennie – kamran ince – borusan istanbul filarmoni orkestrası **** (lütfi kırdar k.m., 28 şbt)
.magdalena kozena – giovanni antonini – orchestra of the age of enlightment ***.5 (işsanat,  09 şbt)
.leyla gencer şan yarışması finali: so young park - sara rossini - chiara tirotta - selin uzun - piotr buszewski - anna-doris capitelli - ezgi karakaya - faik mansuroğlu - doğukan özkan – pietro mianiti – borusan istanbul filarmoni orkestrası  ***.5 (lütfi kırdar k.m., 28 eyl)
.kian soltani – nicholas colon – residentie orkest ***.5 (tivoli vrendenburg - utrecht, 03 mrt)
.denis kozhukhin – magma filarmoni korosu – gürer aykal – borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (lütfi kırdar k.m., 14 mrt)
.bülent evcil – sascha goetzel - borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (lütfi kırdar k.m., 04 ekm)
.gabriela montero – scottish ensemble ***.5 (işsanat, 30 ksm)
.avi avital – andres gabetta - cappella gabetta ***.5 (işsanat, 09 ock)
.3MA: ballake sissoko – driss el maloumi – rajery ***.5 (akbank sanat, 05 ara)
.mario batkovic ***.5 (iksv salon, 17 ksm)
.borusan quartet ***.5 (süreyya operası, 15 nsn)
.garrick ohlsson & boston senfoni oda orkestrası ***.5 (işsanat, 09 mys)
.gülsin onay – hüseyin likos – gürer aykal - borusan istanbul filarmoni orkestrası ***.5 (lütfi kırdar k.m., 08 ksm)
.deniz yetim – orçun orçunsel – orchestra’sion ***.5 (notre dame de sion salonu, 20 eyl)
.eren başbuğ – berklee silent film orchestra: the phantom of the opera in concert *** (zorlu p.s.m., 25 ekm)
.kolektif istanbul *** (altes theater - heideberg, 03 mys)
.adventskonzert - martin kronthaler şan sınıfı *** (alman protestan kilisesi, 17 ara)
.marc-andre hamelin *** (aya irini, 08 eyl)
.david helfgott **.5 (volkswagen arena, 09 ksm)


28. akbank caz festivali 17-28ekim
.tarkovsky quartet ***.5 (zorlu p.s.m., 22 ekm)

47. istanbul müzik festivali 11-30 haziran
.human requiem jochen sandig rundfunkchor berlin ***** (zorlu p.s.m., 28-29 hzr)
.george-emmanuel lazaridis – zeynep üçbaşaran – janis vakarelis – cyprien katsaris **** (süreyya operası, 13 hzr)
.ufuk & bahar dördüncü – rias kammerchor berlin *** (süreyya operası, 14 hzr)

8 Şubat 2019 Cuma

istanbul baharından 5 konser önerisi

istanbul baharı dedim ama önereceğim konserler şubat'tan haziran'a kadar olan bir zaman sürecini kapsıyor. hatta ilk ikisi hemen yarın, yani bu cumartesi. onlardan başlıyım:

1.
benzersiz ute lemper!
istanbul'daki ilk konserini 1995 yılındaki tiyatro festivali kapsamında ses tiyatrosu'nda veren, beni ve bütün izleyenlerini kendisine hayran bırakan ute lemper, daha sonraları defalarca istanbul'a geldi, crr'de, lütfi kırdar'da, işsanat'ta farklı repertuvarlar sunduğu bir çok tiyatral konserde bizleri büyüledi ama açıkçası o ilk konserin tadı hala damağımda. 
lemper bu sefer zorlu'da, 9 şubat'ta. eğer daha önce seyretmediyseniz, hararetle tavsiye ederim.


2.
benzersiz magdalena kožená!
magdalena kožená, bana göre yaşayan en kırılgan mezzo-sopranolardan biri. 
kožená'nın da istanbul'daki ilk konseri değil, daha önce sanırım iki kere dinledik kendisini. bu sefer 9 şubat'ta işsanat'ta sahneye çıkacak; the age of enlightment orkestrası ile sadece mozart ve gluck'un eserlerinden oluşan bir repertuvar seslendirecek, ki sesine çok yakışacağını düşünüyorum.


3.
brahms'ın piyanı konçertoları ve senfonileri
ne şanslıyız ki, klasik müziği damardan "klasik" yorumlayan efsanevi avusturyalı piyanist-şef rudolf buchbinder şehrimize daha önce maraton konserlerle konuk oldu; bir seferinde beethoven'in piyano konçertolarını, diğerinde beethoven'in piyano sonatlarını seslendirdi. iki konser de benzersizdi. buchbinder şimdi de brahms piyano konçertoları için geliyor. 
en sevdiğim klasik müzik bestecisi brahms olduğu için söylemiyorum, iki piyano konçertosu da birbirinden etkileyicidir, benzersizdir. iki akşamın diğer eserleri de brahms'tan birer senfoni olacak. buchbinder'e 13-14 şubat'ta lütfi kırdar'da, borusan istanbul filarmoni orkestrası ve şef sascha goetzel eşlik edecekler.
buchbinder'le bizleri buluşturmaya devam ettikleri için borusan sanat'a candan teşekkürler.


4. alman requiem'i
borusan istanbul filarmoni orkestrası'nın 18-19 sezonunda geriye kalan diğer beş konseri de birbirinden heyecan verici, ancak aralarından biri var ki, istanbul'da kolay kolay dinleme imkanımızın olmadığı bir yapıt içeriyor: brahms'ın alman requiem'i. 
25 nisan'daki konseri kaçırmayın, bu muhteşem yapıtı istanbul'da en son ne zaman dinledik hatırlamıyorum.


5. human requiem
ama bu sezon bir kere daha dinleme imkanımız olacak, ancak o sefer bambaşka bir mekansal ve müzikal düzenlemeyle. kanımca bu yılki istanbul müzik festivali'nin en parlak gösterisi bu olacak: human requiem. 
yıllar önce başyapıtı "körper" (bedenler) ile istanbul tiyatro festivali'nde bizleri derinden etkilemiş olan sasha waltz'in dans topluluğu ile rundfunkchor berlin'in ortak projesi olan, waltz'in eşi jochen sandig'in yönettiği, waltz'in ise dramaturg koltuğunda oturduğu [genellikle rolleri tam tersidir :)] bu gösteri pek bizim seyirciye göre olmayabilir; bizim seyirci hem rahatına pek düşkündür, hem de bencillik seviyesinde "rahattır", hiç olmayacak şeyler yapabilir, sanatçıdan çok "sanatçı" olabilir! bakalım 28-29 haziran'da zorlu'nun büyük salonunda sahnede birebir "ayakta" deneyimleyeceğiz. 

23 Aralık 2018 Pazar

labeque'lerden bir kez daha minimalist şölen



bu hafta istanbul semalarında hafif bir postminimalist serinlik vardı. katia ile marielle labeque kardeşler önce sascha goetzel'in yönettiği borusan istanbul filarmoni orkestrası eşliğinde, kendileri için yazılmış, borusan filarmoni'yle birlikte dünyadan beş orkestra kurumunun ortak siparişi olan, bryce dessner'in iki piyano için konçertosu'nu seslendirdiler, ardından borusan müzik evi'nde minimalist dream house quartet olarak yanlarına stefano pilia ile david chalmin'ı alarak glass'tan dessner'e uzanarak istanbullu müzikseverleri minimalist bir yolculuğa çıkardılar.

labeque'ler borusan filarmoni solisti ve borusan müzik evi konuğu olarak üç sene önce de istanbul'a gelmişlerdi; o sefer orkestrayla philip glass'ın iki piyano konçertosu prömiyeri yapmış, müzik evi'nde chalmin'in yanısıra iki müzisyenin eşlik ettiği konserde yine minimalist bir program icra etmişlerdi. (o zamanki konser izlenimlerimi merak edenler tıklayabilir)

ne ilginç ki labeque'ler dessner ile glass'ın yapıtının dünya prömiyeri sırasında tanışmışlar ve zamanla ilerleyen dostlukları bu sefer dessner'in onlara bir konçerto bestelemesini beraberinde getirmiş. ve ne mutlu ki biz istanbullu müzikseverler bu maceranın tanıkları olma şansına erdik. sanırım bu imkanı bize sağlayan borusan'a teşekkür etmeliyiz.

cumartesi akşamı borusan müzik evi'ndeki MDH quartet konserinde glass'ın dört piyano etüdünün (17, 18, 19 ve 20 nolular) labeque'ler tarafından ikişerli set halinde solo icrasının yanısıra iki piyanolu iki bestesinin türkiye prömiyerleri gerçekleşti: "the chase" ve "stoke's duet". ayrıca timo andres'in "out of shape"i ve max richter'in "the twins prague"ı programdaydı.
iki gitarlı arvo part bestesi "pari intervallo pour deux guitares" ne kadar yalınlığıyla etkilidiyse, david lang'in "ever-present"i de o kadar giriftliğiyle. "ever-present"i lang'e dessner'in labeque'lerle icra etmek için sipariş etmiş olması hem ilginç hem de konser programının ne kadar bütünsel olduğunun göstergesiydi.
bryce dessner'in "haven"ı akşamın adrenalinine pik yaptırdığı gibi, perşembe akşamki konçertonun tadı damağında kalanları mest etti.

labeque'ler ve iki gitarist dinmeyen alkışlara, bis parçası hazırlamadıklarını belirtip dessner'in yapıtının son bölümünü tekrar ederek cevap verdiler. bisin finalinde katia'nın şaşırıp çalmaya devam etmesi, nitelikli minimalist yapıtların kolay icra edilmediklerinin, hele de kesinlikle monoton olmadıklarının en doğal kanıtıydı.

labeque'lerin bir sonraki minimalist dream house istanbul seferi için üç yıl beklemeyiz umarım.

12 Eylül 2018 Çarşamba

2018 sonbaharından 5 öneri

blogumu takip eden ve post'larımın altına yorumlarını paylaşan -neredeyse- tek kişinin, hayal kahvem'in geçenlerde yanlış anlama sonucunda da olsa, bir ricası oldu: sezondan 5 etkinlik önermemi istedi.

istanbul'da gösteri sanatları mekanlarının programları yurtdışında olduğu gibi önceki sezonun sonunda veya yaz başında açıklanıp, sezonluk abonman biletleri satışa çıkmıyor (istanbul'da abonman bilet satan tek etkinlik borusan istanbul filarmoni orkestrası). ödenekli ve özel tiyatroların, klasik müzik ve diğer türlerde sanatçıları ve toplulukları misafir eden kurumların programları genellikle son dakikada açıklanıyor. şimdi hele bir de dövizin ani yükselişiyle birlikte, belki bir çok konser ve etkinlik daha açıklanmadan iptal olacak.
şehrimizin kültür-sanat hayatı için yadırganmayacak bir şekilde şu ana kadar ne işsanat'ın, ne cemal reşit rey konser salonu'nun, ne istanbul devlet senfoni orkestrası'nın, ne babylon'un, ne kukla festivali'nin, ne atta gençlik ve çocuk oyunları festivali'nin programları açıklandı; açıklayan da ağırlıklı olarak sadece eylül-ekim programını açıkladı. bu nedenle istanbul'da sezon başlamadan sezonun geneline bakıp konser ve yabancı gösteri önerilerinde bulunmak çok zor.
tiyatro, dans ve opera önerilerinde bulunmaksa yapımları seyretmeden yapmayı tercih etmediğim bir şey çünkü kağıt üzerinde vaatkar bulduğum ve bana heyecan veren pek çok yapımı seyredince genellikle hayal kırıklığına uğruyorum. isterseniz geçen sezonki değerlendirme listeme bakıp, devam eden yapımlardan merak ettiklerinize gidebilirsiniz.

ezcümle şu ana kadar açıklanmış sonbahar ayları etkinliklerinden 5 önerim şunlar:


hamlet - collage, robert lepage
22-23 kasım 2018
bence 22. istanbul tiyatro festivali'nin en önemli konuğu robert lepage; dünya tiyatrosunun uzun yıllardır mihenk taşlarından biri olan, sahneye koyduğu yapımların sadece biçimiyle, sadece mizanseniyle değil, içeriğiyle de yoğun bir şekilde uğraşan çok özel bir tiyatro insanı. onun hakkında blogumda bir çok paylaşım yaptım. ondan seyrettiğim hiç bir yapım beni hayal kırıklığına uğratmadı. lepage'ı daha iyi tanımak isterseniz, onunla yapılmış bir söyleşi-kitaptan yaptığım çeviriyi tavsiye ederim, şu linke tıklamanız yeterli.


borusan istanbul filarmoni orkestrası, katia & marielle labéque, sascha goetzel
20 aralık 2018
borusan filarmoni'nin bu sezonki programı bana göre müthiş, ancak sezonunun ikinci yarısındakiler, yani 2019'dakiler çok daha heyecan verici; 12 konserden 9'u 2019'da zaten. 2018'de istanbul'da sadece üç  konser verecekler, çünkü aralık ayında avrupa'nın -bu sefer gerçekten- çok önemli konser salonlarına konuk olmak üzere turneye çıkacaklar.
2018'in bu son konserine ise; hem goetzel'in yedi tül dansı'yla yapacağı kıvraklıkları görmek, hem borusan filarmoni'nin başka dört orkestrayla birlikte labéque'ler için çağdaş bir besteciye ısmarladığı yapıtın prömiyerine tanık olmak, hem de yeni yıla girmeden önce beethoven'in en çoşkulu senfonisiyle havalanmak için mutlaka gidilmeli.


tarkovsky quartet
22 ekim 2018
iyi bir caz dinleyicisi olduğumu iddia etmiyor olsam da, akbank caz festivali'nin 28 yıldır çizgisini düşürmeden ve caza bakışını sulandırmadan devam eden istanbul'un tek damardan caz festivali olduğunu iddia edebilirim. ama dediğim gibi modern caza pek meraklı olmadığım için, her sene en fazla 2-3 konser ilgimi çekiyor akbank caz'da. tarkovsky quartet'in ise hiç bir albümünü dinlemedim, programa göz atana kadar da bu quarteti tanımıyordum bile. ama dört üyesinin adlarını okuyunca, üçünü diğer albümlerinden çok iyi tanıdığımı ve yaptıkları müzikleri çok ama çok sevdiğimi fark ettim: françois couturier, anja lechner ve jean-louis matinier bu sanatçılar. dolayısıyla bu konserden beklentim ve heyecanım çok yüksek!


celui qui tombe
11 kasım 2018
fransız kültür merkezi 1990'lı yıllarda her sezon bir-iki enfes gösteri sanatları işi getirirdi istanbul'a. uzun zamandır bu alışkanlığı bırakmışlardı, bu sezon muhteşem bir dönüş yaptılar: fransızların son yıllarda ünü gittikçe artan yeni-sirk/performans/dans sanatçısı yoann bourgeois'nın eski tarihli ama klasikleşmiş bir işini getiriyorlar:"celui qui tombe". bourgeois geçen sonbaharda paris odeon katedrali'nde bir ay boyunca sergilediği üç yere-özgü işiyle büyük övgü aldı, bu hafta başında paris'te açılan yeni gösteri mekanı la scala'ya özel hazırladığı ve bir ay boyunca sahnelenecek açılış gösterisine imza attı. "celui qui tombe" kesinlikle kaçırılmamalı!


9. leyla gencer şan yarışması final konseri
28 eylül 2018
gerçekten uluslararası başarı ve saygınlık kazanmış ender şancılarımızdan leyla gencer ne şanslıyım ki son yıllarında da olsa konserlerini izleyebildiğim, bir keresinde aya irini'nin kulisine gidip imza aldığım çok büyük bir sanatçı. bu yıl onun 10. ölüm yıldönümü. iksv biraz tökezleyerek de olsa onun adına, o hayattayken başlattığı şan yarışmasını düzenlemeyi sürdürüyor. şimdilerde dünya opera dünyasında yer alan nice yetenek leyla gencer şan yarışması'nda keşfedildi; biz istanbul seyircisi bu yarışma sayesinde dünyanın en ünlü opera kurumlarında sahneye çıkan şancılara, kariyerlerinin başlangıcında tanık olduk. işte yine elimizde böyle bir imkan var, kaçırmamak lazım. şehrimizde, hatta ülkemizde düzenlenen en prestijli uluslararası yarışma; seyirci olarak desteklemek lazım!

1 Eylül 2014 Pazartesi

bir "teşekkür"ün satıraraları..



üyeleri ağırlıklı olarak türkiye'nin devlet senfoni orkestralarından toplanmış müzisyenlerden oluşan ve borusan şirketinin finanse ettiği borusan istanbul filarmoni orkestrası (bifo) 15 yılda çok yol katetti.
borusan'ın iksv'de söz sahibi olmasıyla birlikte, idso dururken bifo istanbul müzik festivali'nin resmi orkestrası oldu. türkiye şartlarında özel bir orkestrayı finanse etmek, kültürel olarak geliştirmek, icra ve yorum seviyesini yükseltmek kolay iş değil; bifo'da bu başarıldı.
bifo'nun gerek yurtdışındaki başarıları gerekse de istanbul'daki konserleri benim gibi bir çok sanatseveri memnun ediyor hiç kuşkusuz!
arkasında özel bir şirket olsa da, bilet fiyatları türkiye şartlarında biraz fahiş de olsa; ağırlıklı olarak ülkemizin müzisyenlerinden oluşan bir orkestra, kaliteli müzik, iyi solistler ve ustaca hazırlanmış tematik programlar şehrimizin sanat hayatını zenginleştiriyor.

...

1.
yıllar önce güler aykal'la aya irini'de bir konserde tesadüfen yanyana düştüğümüzü ve benim ona "keşke daha fazla konser verebilseniz" dememle onun yanındaki bifo'nun yönetim kurulu'ndaki zeynep hamedi'ye dönüp "değil mi, biz de daha çok konser vermek isteriz, devlet desteklerse neden olmasın" cevabını unutmam mümkün değil.
devletin kendi orkestraları var, özel bir girişimi neden desteklesin ki; kendininkileri doğru dürüst desteklesin, ödenek çıkarsın, kadro yaratsın, özerkleştirsin! borusan'a orkestra kur diyen devlet mi, klasik müzik sever vatandaşlar mı!

2.
uygar bir ülkede "devlet" ibareli sanat kurumlarının olması garip olabilir; ancak uygar değilseniz, anlı şanlı bazı tiyatrocularımızın önerdiği gibi "devlet" yerine "ulusal"ı koymak da pek işe yaramaz. önemli olan arkasındaki düşünce yapısını değiştirebilmek; yoksa adında "devlet" olmuş olmamış çok önemli değil.

3.
serüvenini daha yakından takip ettiğim istanbul senfoni orkestrası (idso), 1980'lerin ortasından 1990'ların ortasına kadar müthiş bir ivme yakalamış; o dönemde cuma-cumartesi konserlerinin biletleri için uzun kuyrukların oluştuğu, kaliteli sef ve solistlere eşlik eden, proramını daha önce istanbul'da dinlemediğimiz yapıtlarla zenginleştiren, icra-yorum seviyesi yüksek bir devlet kurumu idi.ne olduysa, 1990'ların sonundan itibaren yavaş yavaş kalitesi de düştü, seyirci sayısı da.
atatürk kültür merkezi'nin kapatılmasıyla da yersiz kaldı, seyyar orkestra oldu, konser sayısı düştü, takibi zorlaştı. iyice niteliksizleştirildi.

bu olanaksızlıklara rağmen idso yurtdışı turneleri yaptı; sadece son yıllardakileri sayarsam: içinde essen (philarmonie salonu), wolfsburg, kiel gibi önemli merkezlerin bulunduğu 8 şehirlik almanya turnesi (2009), granada, zaragosa, sandanter ve vigo'da ispanya turnesi ve kahire.
idso'nun ünlü şef alexander rahbari ile olan albüm projesi ise, bildiğim kadarıyla, kayıtları yapılmış olmasına rağmen, maddi olanaksızlıklar nedeniyle somutlaştırılamadı.

4.
çok tartışılan türkiye sanat kurumu - tüsak yasası'nın tepki toplayan önerilerinden biri, devlete ait sanat kurumlarının kapatılıp, her dalda ülkeyi yurtdışında temsil edebilecek seviyede, en iyilerden seçilmiş sanatçılarla tek bir kurumun oluşturulmasıdır. yani; tek bir tiyatro, senfoni orkestrası, opera, koro.

5.
bifo temmuz sonunda, bir kaç yıl önce gündüz seansında konser verdiği -ve resmi olarak programında "gözükmediği"- salzburg festivali'nden sonra, yurtdışına ikinci defa bbc proms kapsamında konser vermek üzere çıktı. neyse ki bu sefer programda adı geçti, konser bbc-radyoda yayınlandı.
bifo'nun cd'lerini çıkartan onyx firmasının ingiliz olmasının bu konserin ayarlanmasında etkisi olsa gerek.
bu konser dolayısıyla, bifo'nun daimi şefi ve sanat yönetmeni "avusturyalı" sascha goetzel'in ettiği bir söz bence çok anlamlı ve "güncel"; daha önce bifo'cuların ağzından çıkmayan bir söz bu: "birleşik türkiye orkestrası".
meğer, müzik yazarlarımızdan bazıları da bifo için ''türk orkestralarının amiral gemisi'’ tabirini kullanıyorlarmış da haberimiz yokmuş. bifo pek de güzel bir şekilde pazarlanıyor! peki, kime?..

ve son hamle; 30.08.2014 cumartesi günkü gazetede borusan sanat'ın bir ilanı çıktı. londra konseri için önce t.c. kültür ve turizm bakanlığı'na, sonra da sıra sıra dizilmiş olarak sekiz devlet orkestrasına teşekkür ediliyor.
geriye doğru 2012 yılına kadar takip edebildiğim kadarıyla bifo'nun konser broşürlerinde de, en arkada t.c. kültür ve turizm bakanlığı'na teşekkür edilir. belki, daha önceki broşürlerde de teşekkür yazısı vardır.
ancak bence bu son ilanla çok açık bir şekilde yapılan şey: üzerine basa basa "bakın, biz tüsak'ın tanımladığı şekliyle bir türkiye orkestrası oluşturduk" demektir!
peki, bundan sonraki aşama ne olur?..

6.
geldik başladığımız yere; gürer aykal'ın devletten destek istediği yere!
tüsak'ta tanımlandığı şekliyle bir "birleşik türkiye orkestrası" bu hükümetin aradığı değil miydi zaten; eh, artık hükümetten bifo'ya yüklü bir ödenek çıkar!

...


keşke, ödenekli orkestralarımız, uygar bir sanat kurumunun gerektirdiği özerk kanunlarla ve ihtiyaçları olan ödeneklerle/imkanlarla yönetilseler.
ve, aynı arenada özel orkestralar ile ödenekli orkestralar eşit şartlarda yarışsalar; seyirciye daha kaliteli müzik ulaştırmak için rekabet etseler.


-----
not:
bir yandan da gerçekleri ve yurtdışındaki uygulamaları takip etmek ve doğru analiz etmek lazım. klasik müziğin en köklü geleneğe sahip olduğu almanya'da bile şehirlerde ödenekli olarak ayrı ayrı senfoni ve opera orkestraları yok. berlin istisna olmak üzere, almanya'da her şehrin ödenekli tek bir büyük orkestrası var ve o orkestra hem düzenli olarak senfoni konserleri veriyor hem de şehrin operasına eşlik ediyor.
ama tabii bunun yanında; bölgesel devlet radyoların kurmuş oldukları ciddi senfoni orkestraları ve tabii ki küçük çaplı oda orkestraları var.

30 Mart 2013 Cumartesi

şehrazat ve salome


rimsky-korsakov'un "şehrazat"ını dinlemeyeli yıllar olmuş. geçen hafta cumartesi akşamı crr'deki moskova senfoni orkestrası'nın konser programı üç aylık bültende yazmıyordu; rus orkestra çalsa çalsa ruslardan çalar ve en kötü rus orkestranın çaldığı rus bile dinlenir diyerek, körlemesine bilet almıştım. yanılmamışım. şansa rahmaninof 2. piyano konçertosu ve rimsky-korsakov şehrazat çıktı.

"şehrazat" çok eskilere götürdü beni. aile evinde ilk karşılaştığım uzunçalardan biriydi "şehrazat". küçüklüğümde bile oldukça yıpranmış olan kapağı, uzunçaları ben de sık sık çaldıkça iyice eskimişti. pikabı bırakıp cd-çalara geçtiğimde ise, kapağı kadar yıpranmış olmasa da cızırtılı bir yorum yıllar boyu eşlik etti bana hafızamda..

tabii konseri dinlerken, esas istanbul devlet opera ve balesi'nin 1984 ve 1985 yıllarında sahnelediği "şehrazat"ın koreografisi canlandı gözümde.. demek ki o kadar etkilemiş ki 13 yaşında bir çocuğu o prodüksiyon, kalmış hatırında hala..
oktay keresteci ve daha "mansur" olmamış lale yurdatapan'ın harikalar yarattığı; dekoru ve kostümüyle büyüleyici, "erotik" (şimdiden bakınca: "oryantalist") bir prodüksiyondu. ailecek iki kere izlemiştik. "şehrazat" tutunca opera ertesi yıl benzer bir tatdaki "binbir gece"yi sürmüştü gözlerimizin önüne seyreyleyelim diye doğu'ya doğu'yu anlatan hikayeleri..

...

geçtiğimiz hafta perşembe akşamı ise borusan istanbul filarmoni orkestrası, bu sezonki olağanüstü konserlerine bir yenisini ekledi; leyla gencer anısına richard strauss'un "salome"sinin konser versiyonu. leyla hanım'ı andık layıkıyla. ama ben başka bir kişiyi de andım "salome"yi dinlerken: zehra yıldız'ı.
genç yaşta ve aniden yitirdiğimiz sopranomuz zehra yıldız istanbul operası'ndaki doruklarından birine salome rolü ile çıkmıştı. giancarlo del monaco'nun rejisiyle sahnelenen "salome"de zehra yıldız hem müthiş bir yorum çıkarmış hem de ünlü yedi tül dansında dans etmişti. yahya rolünde suat arıkan da çok iyiydi.
kulağı daha önce herhangi bir richard strauss bestesine bir türlü aşina olamayan bir klasik müziksever olarak "salome"yi dört defa izlemiştim mest olarak. sadece küçük bir zümre değil, bütün istanbullu operaseverler öyle bir ilgi göstermişti ki "salome"ye, temsillerin biletleri çıkar çıkmaz tükenmiş, kapalı gişe oynamıştı. ne günlerdi..

perşembe akşamki konsere dönersem; başta sascha goetzel yönetimindeki orkestra ve salome rolündeki karizmatik soprano najda michael olmak üzere sahnedeki bütün sanatçılar etkileyici bir performansa imza attılar.    

22 Temmuz 2011 Cuma

renée fleming istanbul'daydı


renée fleming'in geleceğini ilk duyduğumda sevinçten uçmuş, bilet fiyatlarını öğrendiğimde dünyam kararmıştı. her ne kadar kendisi yaşayan sopranolar arasında favorim de olsa, neticede 6-7 şarkı söyleyeceği bir konsere o parayı vermek israf olurdu. kaldı ki, türkiye şartlarında bir konsere o fiyatların biçilmesi de, belli bir zümreye "siz konsere gelmeyin kardeşim" demekti. hadi koca yaz tek bu konser olsa, insan ne yapıp eder giderdi, ama müzik festivaliydi, opera festivaliydi, simon bolivar orkestrasıydı derken meblağ kabarıyordu.

bugün öğlendensonra 14.00'dü, akşamki fleming konserine hala biletim yoktu. ama, konser programını öğrendiğim bir haftadan beri içim kıpır kıpırdı. tam 11 parça; richard strauss'un lied'lerinden tutun da, fransız romantikleri, italyan verismocuları veeee dvorak'ın rusalka operasından ünlü ay şarkısı. insan daha ne isterdi.

...

2002'de burcu'nun misafirperverliğiyle paris'te kaldığım 40 günün avare sabahlarından birinde, baktım bastille operası'nda "rusalka" oynuyor; mezzo'dan aşina olduğum ve tarzını çok beğendiğim robert carsen sahneye koymuş, başrolde fleming.

akşamüstü gişeye gittim bilet var mı diye; sormak abesmiş! günler öncesinden tükenmiş. akşam son dakika kuyruğuna girin diye öğüt verdi gişedeki kadın.

başlama saatinden 2 saat önce gittim, fuayede gençlerin olduğu bir kuyruğa girdim. neden sonra aklıma geldi sormak, meğer sadece 24 yaş altı ve öğrencilerin kuyruğuymuş. başımı uzatınca fark ettiğim diğeri bayağı uzundu ve bana bilet kalacak gibi değildi, yine de şansımı denemek için beklemeye başladım.

saat yaklaştıkça biletliler önümüzden geçerek girmeye başladılar. fazlası olanlarsa bizlere doğru biletlerini sallayarak fiyat söylüyorlardı.
endamı yerinde yaşlıca bir hanım bana yaklaştı ve 100 avroluk bileti yarı fiyatına vereceğini söyledi. 50 avro -o zaman için- düşündüğümün çok üstünde bir rakamdı, geri çevirdim; şimdi olsa havada kapardım.
neticede o akşam "rusalka"ya giremedim. ertesi yıl mezzo'da yayınlandı.

...

renée fleming'i bir kere daha "para" yüzünden kaçırmayı içim elvermedi; hem de şehrime kadar gelmişken. hele de 11 parça söyleyecekken. [şimdi barbra streisand olsa parça başına kaç lira düşüyor, nota başına kaç kuruş düşüyor hesaplardı]
biletlerin günler öncesinden bittiğini biliyordum ama -olmayan- şansımı denemek için iksv'ye telefon ettim; bir sıra eklemişler, bilet varmış.
millet neler için borca harca giriyor, kredi alıyor, ben bir konsere mi gidemeyeceğim diyerek kendimi cesaretlendirip gözümü kararttım ve 10. sıradaki bileti aldım!

olacaksa tam streisand hesabı olsun: 11 parçaya ek olarak renée fleming hiç nazlanmadan, sanki programa dahilmiş gibi konser bitiminde dört de bis verdi, etti mi 15 parça. bu akşamdan iki adet gala konser çıkar. bilet ucuza bile mi geldi, nedir!

...

iksv'nin 39. müzik festivali dahilinde düzenlediği "festival özel konseri: renée fleming" gerçekten özel bir konserdi. unutulacak gibi değildi!

borusan istanbul filarmoni orkestrası ve şef sascha goetzel de bu akşam formundaydı. sascha goetzel, gounod'nun "faust valsi"nde zıplamayı ihmal etmedi; hatta, bizlerin artık alışık olduğumuz kıvraklığıyla bir ara (verdi'nin "elena'nın bolero"sunda) fleming'in dikkatini bile çekmeyi başardı.
orkestra özellikle ilk yarıda mascagni'nin "cavalliera rusticana" ve ikinci yarıda puccini'nin "manon lescaut" intermezzolarında beni uçurdu. haçaturyan'ın "adagio"sunu da mükemmel yorumladı.


renée fleming ise; onsuz hiç bir konser düşünemem dediği richard strauss'tan benzersiz "morgen"in de içinde olduğu üç lied'le başladı konsere.
ilk yarıyı massanet'den iki romantik aryayla bitirdi. dün akşam "cezayir'de bir italyan kızı"nda iyice pislenmiş kulaklarımı önce iyice bir temizlemiş oldu. ikinci yarıda cilayı çekti, bislerle de parlattı.

ikinci yarıda ilk olarak, "benim dünya sahnelerinde çıkış aryam" diyerek takdim ettiği, rusalka'dan "ay şarkısı"nı söyledi. muhteşemdi. bir ses bu kadar mı yumuşak olur, ama aynı zamanda bir o kadar da güçlü. hiç arya söylemiyormuş, zorlanmıyormuş gibi; ve sanki gündelik bir iş yapıyormuşcasına alçakgönüllükle.

ardından, "palyaço"nun bestecisi leoncavallo'nun hiç bilmediğim "la boheme" operasından iki hafif arya ve onlara eklenen puccini'nin ünlü "la boheme"inden mimi'nin aryası "donde lieta usci" geldi.
daha sonra cilea'nın "andrea lecouvreur"ünden romantik bir arya ve verdi'den etkileyici, ses oyunlarıyla bezeli, melodik ve kuvvetli "elena'nın bolerosu"yla kapanış.

ama daha bitmedi. önce muhteşem hüzünlü "o babbino caro".
seç deseler, renée fleming'den ne dinlemek istersin, üç tercihim olurdu; fleming üçünü de söyledi bu akşam [şansım dönüyordü galiba]. ilki: rusalka'dan ay şarkısı programdaydı zaten.
diğerleriyse, gianni schicchi'den "o babbino caro" veee bizi evlerimize, kulaklarımızda o muhteşem sesi ve yumuşacık yorumuyla uğurladığı, yine puccini'nin, herhalde her operaseverin gönlünde yeri olan, "vissi d'arte"si.

fleming ikisinin arasına, kendi ülkesinden iki parçayı da sıkıştırmayı ihmal etmedi: gershwin'den "summertime" ve bernstein'den "i feel pretty".
"i feel pretty" akşamın tek "olmasa da olurdu" parçasıydı; "summertime" ise öyle böyle değil, bir içim su gibiydi; kulaklarımızdan kalbimize aktı.

...

renée fleming daha önce konser vermediği bir ülkeye gelmekten pek memnunmuş. alışık olmadığımız şekilde, arya aralarında mikrofonu eline alıp konuştu; istanbul'u da çok etkileyici bulmuş, -aya irini'yi "hall" olarak tanımlayarak- "konser salonu"muzu da pek beğenmiş. [sağolsun bizanslılar, onlar olmasa ne yapardık acaba. nejat eczacıbaşı mı demişti, istanbul festivali'nin en büyük sponsoru bizans diye. ne doğru söz.]

fleming iki cümle ettiğinde bile espritüeldi; "operaların sonunda herkes ölür zaten", "bu denizkızı disney'inkine benzemez" gibilerinden hem yaptığı işi hem vatandaşı olduğu ülkeyi hafif hafif ti'ye alan esprileriyle ne kadar dünya vatandaşı olduğunu gösterdi; zaten konserden 45 dakika önce yanında genç bir kızla elektrikli arabadan inmiş, sade kıyafeti ve sanki oradan geçiyormuş gibi doğal haliyle aya irini'nin yan kapısından kulise girmişti.
evet; yorum, ses, güzellik etkiliyor insanı. ama en çok böyle şeyler etkiliyor. bir dünya starıyken bile doğal, sıradan ve alçakgönüllü olabilmek/kalabilmek.

umarım fleming bu etkilendiği şehre ve konser salonuna (!) yeniden gelir. ama dilerim, bir dahaki sefere bilet fiyatları bu kadar fahiş olmasın...