sirk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sirk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2024 Perşembe

26 ARALIK



1606 william shakespeare'in kral lear oyunun dünya prömiyeri ingiliz sarayında gerçekleştirilmiş

1662 molière'in kadınlar okulu oyununun dünya prömiyeri  paris'te gerçekleştirilmiş

1767 christoph willibald gluck'un alceste operasının dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş 

1770 wolfgang amadeus mozart'ın mitridate, re di ponto operasının dünya prömiyeri teatro regio ducale'de gerçekleştirilmiş; yapılan 22 temsilin ardından opera 1971'deki salzburg festivali'ne kadar bir daha sahnelenmez

1772 wolfgang amadeus mozart'ın lucio silla operasının dünya prömiyeri milano'da gerçekleştirilmiş 

1831 vincenzo bellini'nin norma operasının dünya prömiyeri  milano'daki teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş; giuditta pasta, giulia grisi, domenico donzelli ve vincenzo negrini gibi olağanüstü bir  kadroya sahip olmasına rağmen, prömiyer bir fiyaskoyla sonuçlanmış

1833 gaetano donizetti'nin lucrezia borgia operasının dünya prömiyeri milano'daki teatro alla scala'da gerçekleştirilmiş

1877 rusya'da bir sirk için ilk kagir bina, circus ciniselli st petersburg'da kullanıma açılmış

1879 johannes brahms'ın tragic ouverture adlı eserinin dünya prömiyeri viyana'da gerçekleştirilmiş 

1924 'bebek frances' olarak anılan 2½ yaşındaki frances gumm (daha sonraki adıyla judy garland),  babasının grand rapids, minnesota'daki vodvil tiyatrosunda gösteri dünyasına ilk adımını atmış 

1931 başrolünde greta garbo'nun oynadığı mata hari filmi new york'ta gösterime girmiş

1944 tennessee williams'ın the glass menagerie oyununun dünya prömiyeri chicago'daki civic theatre'da gerçekleştirilmiş

1973 william friedkin'in yönettiği the exorcist filmi gösterime girdi




12 Kasım 2024 Salı

12 KASIM



1780 almanya'nın hallertau bölgesindeki bir köy olan wolfersdorf'ta dört köylü genç dans yasağına karşı gelmiş ve böylece zwiefacher halk dansı ilk kez mahkeme kayıtlarında belgelenmiş

1859 jules léotard, paris'teki cirque napoléon'da trapezden takla atan ilk kişi olmuş ve böylece havada uçan trapez ip gösterisi doğmuş

1936 eugene o'neill nobel edebiyat ödülü'ne değer görülmüş

1966 buzz aldrin gemini programı sırasında uzayda ekstraveziküler aktivite gerçekleştirirken ilk 'uzay selfie'sini çekmiş

1991 atatürk kültür merkezi konser salonu'ndaki konserde el duo flamenco'yu dinledim

2002 edip cansever ben ruhi bey nasılım adlı yapıtını taksim aziz nesin sahnesin'de seyrettim; cüneyt çalışkur'un rejisini yaptığı istanbul devlet tiyatrosu yapımında uğur polat, rüçhan çalışkur ve taner birsel başrollerde oynuyorlardı

2004 mahler'in 9. senfonisi'ni ilk defa canlı dinledim; atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde istanbul devlet senfoni orkestrası'nı alexander schwink yönetiyordu

2004 savina yannatou'yu ilk defa canlı dinledim; primavera en salonica'nın eşlik ettiği konser yeni melek'teydi

 

16 Temmuz 2024 Salı

16 TEMMUZ


622 islam takvimi başlamış

1439 ingiltere'de öpüşmek yasaklanmış; mikropların yayılmasını önlemek için

1782 wolfgang amadeus mozart'ın die entführung aus dem serail (saraydan kız kaçırma) operasının dünya prömiyeri bestecinin yönetiminde gerçekleştirilmiş

1914 julius fromm berlin'deki dükkanında dikişsiz prezervatif satışına başlamış

1935 oklahoma city'de taşıtlar için ilk park saati yerleştirimiş

1951 j.d. salinger'in the catcher in the rye (çavdar tarlasında çocuklar) romanını yayınlanmış

1956 dünyadaki en müthiş gösteri'nin sahibi ringling kardeşler ve barnum & bailey sirki son gösterisi eskiden, çok eskiden yapıp, çadırını son kez sökmüş

1969 ay'a ayak basacak ilk insanı taşıyan apollo 11 fırlatılmış 

1986 efsanevi orkestra şeflerimizden hikmet şimşek'in yönettiği bir konseri ilk defa canlı dinledim; istanbul aya irini müzesi'ndeki konserde şimşek salzburg mozart solistleri'ni yönetiyordu, solist gülşen tatu idi, bu konser tatu'yu da ilk canlı dinleyişimdi

1987 efsanevi orkestra şeflerinden michel plasson'un yönettiği capitole de toulouse ulusal orkestrası'nı istanbul spor ve sergi sarayı'nda dinledim

1991 istanbul aya irini müzesi'nde michel dussek eşliğinde ünlü viyolonselci ofra harnoy'u dinledim

1994 harbiye açıkhava tiyatrosu'nda ön grup olarak noa'yı dinledim, ardından sahneye al di meola - stanley clarke - jena-luc ponty çıktı

1998 cemal reşit rey konser salonu'nda micheal nyman band'i ilk defa dinledim

2008 ilk defa atina'da megaron'da bir gösteri seyrettim; bolşoy operası'ndan modest mussorgsky'nin boris godunov operasını, sahneye koyan ünlü sinema yönetmeni alexander sokurov idi




2 Nisan 2024 Salı

02 NİSAN


1877 ilk insan güllesi gösterisi, zazel olarak bilinen 14 yaşındaki rossa matilda richter tarafından londra'daki kraliyet akvaryumu'nda gerçekleştirilmiş

1902 amerika birleşik devletleri'ndeki ilk tam zamanlı sinema salonu olan electric theatre los angeles, kaliforniya'da açılmış


1968 stanley kubrick'in yönettiği 2001 a space odyssey adlı film gösterime girmiş 


1993 cemal reşit rey konser salonu'nda opera tarihinin benzersiz sopranolarından teresa berganza'yı dinledim





28 Eylül 2019 Cumartesi

"pss pss" duyduk duymadık demeyin!



louis spagna'nın yönettiği compagnia baccalà yapımı "pss pss" camilla pessi ile simone fassari'nin canlandırdıkları sevimli mi sevimli, duygulu mu duygulu, sakar mı sakar biri kadın diğeri erkek iki palyaçonun maceralarını konu ediyor.
kıyafetleri ve makyajlarıyla tipik birer palyaço olan bu iki karakter bomboş sahneye attıkları ilk adımdan itibaren elma, muz, merdiven gibi sıradan proplar kadar akrobasi, diabolo ve salıncak gibi sirk sanatının temel öğelerini de maharetli bir şekilde kullanarak, ama özellikle de şahane mimikleri ve jestleriyle her yaştan seyirciyi avuçlarının içine alıp 65 dakika boyunca bırakmıyorlar.

"pss pss" sirk dünyasının vazgeçilmezi palyaço sanatının bütün bildik trüklerini kullanan, tiplemeleri nüanslarla bezeli, zaman zaman beklenmedik bir şekilde seyirciyi de olaya dahil eden, sessizlikleri ve sakinlikleri en az heyecanlı ve müzikli sahneler kadar hünerle kontrol eden bir dramaturjik yapıya sahip, ve her şeyden önemlisi, seyretmesi insana müthiş keyif ve mutluluk veren bir gösteri.

"pss pss" geçen yılki istanbul tiyatro festivali'nin programındaydı. gösteriye benim de biletim vardı, ancak ondan önce festivalde seyrettiğim üç gösterinin üst üste kötü çıkması ve "pss pss"ın akşamında istanbul'u ele geçiren yağmur ve fırtına beni avrupa yakası'ndan kalkıp caddebostan kültür merkezi'ne gitmekten caydırmıştı. festival bitti, eş-dostun en iyiler listesinde "pss pss" ilk sıralardaydı. bayağı hayıflanmıştım kaçırdığıma.
bu yıl bir sürpriz oldu ve iksv "pss pss"ı tekrar getirdi istanbul'a. bu akşam ilk gösterisiydi. pessi ile fassari'nin sevgiyle olduğu kadar ustalıkla oynadıkları "pss pss" salı akşamına kadar istanbul'u mesken tutmuş durumda. bence kaçırmayın, benim geçen yıl olduğum gibi pişman olmayın!

25 Haziran 2017 Pazar

sınırsız tahayyül için tabula rasa: "the great tamer"



salona girdiğimizde sahnede bizleri karşılayan görüntü şöyle: alçak tepeleri olan simsiyah bir peyzaj; ön tarafta yere uzanmış bir adam, simsiyah bir takım elbise içinde ama ayakları çıplak; hemen önünde bir çift simsiyah bot.
koltuklarımıza yerleşmeye çalışırken adam önce belli belirsizce gözlerini açıyor, sonra kollarını başının arkasına koyuyor; sanki göğü seyretmeye başlıyor.
salonun ışıkları sönerken adam yerinden kalkıyor, önündeki botları giyiyor; sahnenin sağında yukardaki tek bacaklı yuvarlak siyah taburenin yanına gidiyor; önce ayakkabılarını çıkarıyor, sonra teker teker üzerindeki herşeyi; çırılçıplak kalıyor. bir yandan bizleri süzerken sahnenin ortasına geliyor, zemindeki siyah panolardan birini ters çeviriyor, panonun diğer yüzü krem renginde, ve üzerine uzanıyor.
kısa bir an sonra sağ üstten bir adam yaklaşıyor ona, elinde beyaz bir çarşafla; iki sert ve kararlı kol hareketiyle onun üzerini bütünüyle örtüyor. adam geldiği noktadan çıkıp gittikten kısa bir süre sonra bu sefer sağ alttan başka bir adam giriyor sahneye; üstü çarşafla örtülmüş olanın yan tarafına gidiyor, yerden bir panoyu kaldırıp onun tarafına doğru bırakıyor. panonun kendi ağırlığıyla yere düşme hareketinin çıkardığı rüzgar çıplak adamın üzerindeki çarşafı bu sefer bütünüyle yana uçuruyor. bu gitgel bir kaç kere tekrarlanıyor...

dimitris papaioannou'nun son yapıtı "the great tamer" (büyük terbiyeci)'nin peyzajını oluşturan bu simsiyah yer bir yanardağın yamacı da olabilir, santorini'nin siyah taşlı kumsalı da, "küçük prens"in gezegeni de, ay da.
yapıt devam ettikçe aslında anlıyoruz ki, bu dikdörtgen alan yukarıda saydığım gibi kendinden daha büyük bir yere referans veren, oradan kesip alınmış bir parça değil; bu alan kendi başına bir bütün, bir "yer". çünkü bu yer'den sahne arkasına düşülüyor, bazı nesneler bu yer'in önünde kalan sahne alanına atılıyor, konuyor. bu yer aslında hayali bir "hiçbiryer".

bu hiçbiryer yapıt boyunca insanın köklerinden bağımsızlaşıp özgürleşmesi için bir tabula rasa olarak kullanılıyor. ama diğer yandan, o köklerden kurtulmak da imkansız aslında; özgürleşmek ancak, o kökleri red etmek, kesmek koparmakla değil, kabullenmek ve dönüştürmekle, bakış açısını değiştirmek ve genişletmekle, hayal etmekle mümkün. o yüzden ilerleyen bir sahnede o botları giyen diğer genç adam önce hareket edemiyor, çünkü zemine kök salmış botlar onu engelliyor, ama genç adam ayağındaki botları kökleriyle birlikte zeminden çekip kurtardıktan sonra yoluna devam etmeyi ancak amuda kalkarak başarıyor; daha ileriki bir sahnede ise o kök salmış botlar ayağında olduğu halde havada uçarak hayatta kalıyor.

bu hiçbiryer'in toprak altı sayısız cevher barındırıyor, çok bereketli, çok köklü. 
bu hiçbiryer bir çok şeye gebe: ilk insana, ilk tohuma, ilk döle, ilk hasata, ilk kaynağa; törenlere,  şölenlere ve sürprizlere..
bu hiçbiryer kazıldıkça altından insanoğlu çıkıyor, insankızı çıkıyor, bedenlerden bağımsız uzuvlar çıkıyor. hepsi de canlı bunların; bütünlenmeyi, bir olmayı, tamamlanmayı bekliyorlar; bütünlenmeye, birleşmeye, hayata tutunmaya çalışıyorlar..
ve bu hiçbiryer kaçınılmaz olarak iskelet de barındırıyor bağrında; ölüyü, ölümü ve geçmiş zamanı..
bu hiçbiryer'de sadece mitolojik yaratıklar yok, astronotlar da var; insan görünümlü tanrılar, kırılgan insancıklar, gölgelerde kaybolup beliren figürler, su birikintisinde vakit geçiren eşorfmanlı ölümlüler de.

papaioannou son yıllardaki yapıtlarında kullandığı malzemeleri, durumları, teknikleri tekrar tekrar ele alarak onları yeni anlamlar üretmek için dönüştürüyor;
.2013 tarihli "primal matter"daki tek panoyu burada çoğaltıyor, ama sadece arka-ön, alt-üst koordinatları yoluyla illüzyon yaratmak için değil, yeri geldiğinde panoların sürtünmesinden çıkan sesi kullanmak için. bir sahnede okyanusun kumsala vuran dalga seslerine dönüşüyor panoların zeminle yaptıkları sürtünmeden çıkan sesler; okyanus, suyun sadece kuyu benzeri bir delikte varolduğu kupkuru sahnede sesle yaratılan bir tahayyül sanki;
.2014 tarihli "still life"da kalın sünger pano yüzeylerini katman katman kaplayan ve her darbe aldığında unufak olan alçı malzeme burada insan bedeninin kırılan kemiklerini onaran kabuğa dönüşüyor. bir önceki sahnede arkadaki boşluğa düşen adam bütün bedeni alçıya alınmış şekilde dönüyor, bir diğeri kendi bedenini kullanarak kırıyor onun alçılarını, özgürleştiriyor onu;
.2015'te bakü'deki birinci avrupa olimpiyatı'nın "origins" başlıklı açılış gösterisinde tek bir sahnede altından toz saçan dansçılar çıkarttığı zemini burada bütünüyle geçirgenleştirerek bütüne yayıyor. papaioannou "the great tamer"da zeminin altını, neredeyse üstüyle yarışan ikinci bir mekana dönüştürüyor; oradan çıkanlar ve çıkarılanlarla, oraya tıkılanlar ve gömülenlerle anlamları çoğaltıyor...

"the great tamer" insanın hayal gücü yoluyla elini uzattığı uzaklıkta, ulaşmaya çalıştığı uzaklarda kendini bulmasını anlatıyor. "the great tamer" insanın, uzay denen kara ve geniş boşluğu keşfetmek için katettiği büyük mesafeler sonucunda vardığı yerin, yine kendi hayal dünyası, kendi zihni, kendi tahayyülü olduğunu söylüyor sanki bizlere. o yüzden, astronotlar bu simsiyah yere vardıklarında goya'nın, cranach'ın, rembrandt'ın, hollandalı rönesans ustalarının, bosch'un, el greco'nun tablolarından fırlamış nesneler, figürler ve yaratıklar çıkıyor karşılarına; o yüzden chaplin'in, kubrick'in filmlerine referans veren durumlarla; vanitas'larla, mitolojik yaratıklarla, buğday tarlalarıyla, bereket tanrılarıyla karşılaşıyorlar. insan kendi tahayyülünde yaratıyor, tasarlıyor etrafındaki dünyayı; ve gidebildiği en uzak mesafe aslında kendi hayal gücüyle sınırlı.

"the great tamer" doğmak ile ölmek, yaşam ile ölüm arasında; bir yandan bedenin içinde saklı cevheri ve nefesi her an canlı ve uyanık tutmaya gayret edip, diğer yandan ölümü bilerek ve bekleyerek; ölüme karşı durarak, ama zamanı gelince ölüme yatarak da geçen nefeskesici bir yolculuk.

dimitris papaioannou, belki de onun alter egosunu temsil eden, ilk sahnede yere uzanmış elleri başının arkasında göğü seyreden adamın tahayyül ve terbiye etmeye çalıştığı dünyayı resmediyor bizlere; bir simyacı edasıyla elinin altındaki malzemeyi, yani objeleri, bedenleri ve mekanı, dönüştürerek; her anına, az çok ama mutlaka belirli bir ironi dozu zerk ederek; ve insanın düşüyor, zamanın geçiyor ama mirasın kaybolmuyor olmasına dikkat çekmeyi ihmal etmeden...




-
hamiş:
"the great tamer"a dair genel bilgiler, fotoğraflar ve amsterdam'daki 70. hollanda festivali kapsamında 18 haziran 2017 tarihinde gerçekleşen dimitris papaioannou söyleşisinden izlenimlerim bir sonraki yazıya..