oda müziği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oda müziği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Eylül 2025 Pazar
11 Eylül 2025 Perşembe
5 Eylül 2025 Cuma
7 Mayıs 2013 Salı
ne günmüş ama şu 7 mayıs!
180 yıl önce bugün, en sevdiğim besteci johannes brahms dünyaya gelmiş. meğer, 7 yıl sonra aynı gün çaykovski de doğmuşmuş. iki derin, içli ruh..
"özgür ama yalnız" brahms'ın doğumgünü şerefine bir numaralı üçlüsünden üçüncü bölümü beaux arts trio çalıyor:
18 Haziran 2010 Cuma
müzik festivali 38, izlenim 4: seyirciye rağmen brahms

dün akşam sakin, eser arasında alkışı olmayan, bizbize 200-250 kişi konser dinleyeceğiz umuduyla aya irini'nin yolunu tutmuştum. içeri girince bir de ne göriyim: salon tıklım tıklım olmasa da, bayağı dolu. hülyalı gözlerimle [!] "aman da ne güzel, demek ki artık oda müziği konserleri ve hele de brahms, kentimin müzikseverleri tarafından rağbet görüyor, ne mutlu" diye düşünmekten kendimi alamadım. taa ki konser başlayıp ilk bölüm arası oluncaya kadar!
[bilirsiniz, sezon içinde işsanat veya crrks'da bir oda müziği konseri oldu mu, salon hıncahınç dolu değildir ama gelen seyirci billinçlidir; bölüm arası alkışı olmaz, eser sonu alkışları da havaifişek niyetine bir anda parlayıp sönen, sanatçı kulise girmeden sonlanan değil sanatçının hakkını verir nitelikte 2-3 kere selama davet eden alkışlardır.]
ilk eserin ilk bölüm arasında anladım ki, dün akşam meğerse, aya irini'yi dolduran kalabalık kuruymuş!
oda müziği konseri boş koltuklara gerçekleşmesin diye, sponsor firma bütün gücünü seferber etmiş, allah bilir türkiye'de bağlantılı olduğu ne kadar firma varsa, hepsinin temsilcilerini, müdürlerini aya irini'ye toplamış!
bu kalabalık hiç taviz vermeden, sanki görev edinmiş gibi, öyle "çok bilmiş" dinleyicilerin "tık tık tık"ına da tınmadan, her bölüm arasında alkışladı!
ilk yarı sonundaki cılız alkış ise "oh be ara oldu, bir an önce gidelim" alkışı gibiydi.
ben de sevindim, ikinci yarıya kalmazlar, salon bize ["biz" de kimse, bugün ağzıma takıldı, gidiyor..] kalır diye. hele, avluda kelli felli göbekli gran-tuvalet bir beyin yanındakilere "bırakın ya şu gıygıyı gidip yemek yiyelim" dediğini duyuncaki sevincimi anlatamam..
nerdee! kalabalık avluya çıktığı gibi döndü, tekrar yerine oturdu, ikinci yarıda da her bölüm arasında alkışlamayı ihmal etmedi!
konser bitip de gülhane'ye giderken fark ettim ki konserin sponsor firması arkeoloji müzesi bahçesinde kokteyl düzenliyor, davetliler oraya doğru meyletmekteler; meğer bu yüzden sponsor kalabalığı arada konseri bırakıp gidememiş, tüh!
şu anlı şanlı sponsorlardan bir ricam olsa:
biliyorum sizsiz de olmuyor, veli nimetimizsiniz, sizlerin sayesinde 38 yıldır bu festival düzenleniyor, ancak şu kokteyl, resepsiyon gibi etkinliklerinizi konser sonrası değil de öncesi düzenleseniz hem davetlileriniz ıstırap çekmese hem de "biz"!
iki cümlecik de konser hakkında:
1945 yılında kurulmuş olan borodin dörtlüsü ilk yarıda brahms'ın 2 numaralı dörtlüsünü, ikinci yarıda piyanoda oleg maisenberg eşliğinde yine brahms'ın piyanolu beşlisini çaldı.
icra tek kelime ile muhteşemdi; özellikle de piyanolu beşli.
Etiketler:
borodin quartet,
johannes brahms,
müzik,
oda müziği,
oleg maisenberg,
toplum
19 Haziran 2009 Cuma
müzik festivali 37, izlenim 03: bir biletle üç yıldız!
bu akşam aya irini'de üç yıldız vardı: yıllardır istanbul'da konser vermesini beklediğim anne-sophie mutter, besteci ve piyanistliğinden çok şefliğiyle tanıdığım 80'lik delikanlı andre previn ve daha önce nigel kennedy ile konuğumuz olmuş mütevazi cellocu lynn harrell.oldukça resmi, diplomatik bir konserdi; program broşüründe almanya dışişleri bakanının önsözü, seyirciler arasında berlin belediye başkanı klaus wowereit, takım elbiseli beyler, abiye kıyafetli hanımlar... bu yıldız üçlüyü 30 sıralık aya irini'de ancak 15. sıradan seyretmenin fiyatı 250tl'ydi... bari, ısrarlı alkışlara cevaben kısa da olsa bir bis çalsalardı. o da olmadı konser sonrası imza verselerdi! her şey pek bir kontrollü, pek bir "olağanüstü hal"liydi.
buraya kadar konserin dışyüzü.
içyüzü ise -rahatlıkla tahmin edileceği üzere- mükemmeldi. ilk yarıdaki mozart 502 ve previn 1, mendelssohn'a altlık görevi gördüler; bir nevi önsıcaklar gibi.
ikinci yarıda, aya irini'nin elverişsiz akustiğine rağmen mendelssohn'un op.49 trio'su su gibi, rüya gibiydi; keyiften yerimden havalanacaktım neredeyse.
bunu saymayız, anne-sophie mutter'i tekrar bekliyoruz...
9 Mayıs 2009 Cumartesi
şekerciyi* kovalayan sinekler
işsanat'ta camilo'nun latin tınıları lakatos'un rumen ezgilerine karışırken, süreyya'da son yılların en başarılı iki sopranosu otilya ipek ile perihan nayır leyla gencer anısına aryalar söylerken, crr'de pinchas zukerman konser sırasında kendisine pike yapan sivrisineklerle cebelleşiyordu.sineklerden bir tanesini ön sıralarda oturan iri yarı müziksever bey hakkın rahmetine kavuştursa da, mozart beşli'nin üçüncü bölümünde ikinci bir sinek zukerman'ı taciz etmeye devam etti.
konserde bölüm araları alkışla kesilmedi, ama bu sefer de sivrisineklerin sabotajına uğramış olduk; her bir arada ya gülündü, ya sinek vurulmaya çalışıldı, ya da arşe sallayarak kovalandı.
ne mutlu bize, sineklerimiz bile klasik müzik seviyorlar!
sivrisineklerimiz seviyor da, halkımız seviyor mu acaba? dünyaca ünlü kemancı pinchas zukerman'ın kurduğu zukerman chamber players'ın seyirci sayısı az ama özdü: yaklaşık 200 kişi. malum; hem maçlar, hem camilo-lakatos hem de leyla gencer anma konseri aynı akşamda çakışınca, bu kaliteli oda müziği konseri aralarından en az rağbet gören oldu.
konser mi? konser çok çok iyiydi. maaalesef mozart beşli'den bir şey anlayamadım, çünkü yukarda anlattığım sivrisinek hikayesi yüzünden konsantre olamadım. ancak ikinci yarıdaki mendelssohn op.87 beşli muhteşemdi.
bu sezon mendelssohn'un oda müziği eserlerinin çok iyi yorumlarını dinledik. doğrusu, benim için bir çoğu keşif oldu; aralarında daha önceden bilmediklerim/dinlemediklerim çoktu.
bu vesile ile yavaş yavaş mendelssohn kayıtlarımı arttırmaya başladım. op.87'de yakın zamanda edinmek istediğim eserler arasına girdi.
şekeradam'ı bir dahaki sefere umarım ne bir önceki gibi ağustos sıcağında ne de bu seferki gibi sivrisinekler kovalarken dinleriz. mesela lapa lapa kar yağarken nasıl olur acaba..
*zuckerman : şekerci / şekeradam
26 Nisan 2009 Pazar
berezovsky - makhtin - kniazev
dün akşam crr'de yine enfes bir oda müziği konseri vardı.berezovsky-makhtin-kniazev üçlüsü son yılların en başarılı, adından en çok söz ettiren rus piyanistlerinden boris berezovsky'nin kurduğu viyolonsel'de dmitri makhtin ile piyano'da alexander kniazev'in bulunduğu bir grup.
hafızamdan hala silinmeyen brendel-elivar-şensoy üçlüsünün haydn-mendelssohn-rahmaninof yapıtlarından kurulu konserinden sonra, bu konserin programı da muhteşemdi: mendelssohn'un op.49 piyanolu üçlüsü ve çaykovski'nin "büyük bir sanatçının anısına" adını taşıyan op.50 üçlüsü.
çaykovski, op.50 üçlüsünü yakın arkadaşı nicolai rubinstein'in ölümü üzerine yazmış. iki bölümlü eserin "pezzo elegiaco" isimli ilk bölüm ölüme, acıya, kaybedişe dair, kopkoyu hüzün barındıran bir ağıt. tema ve çeşitlemelerden oluşan ikinci bölümün son çeşitlemesi ise yine ağıta dönüşen bir cenaze marşı niteliğinde.
berezovsky trio'nun üyeleri bu mükemmel eseri dün akşam crr'de çok zor şartlarda yorumladılar; çoğu anne-babalarıyla sanki bir çizgi film seyretmeye sinemaya gelmiş 23 nisan yorgunu çoçuklarla dolu bir salonda, bırakın her bölüm arasında alkışlamayı, ikinci bölümü oluşturan çeşitlemeler arasındaki kısa boşlukları bile alkışla değerlendiren, klasik müzik konseri adabından yoksun, cahil bir seyirciyle mücadele etmek zorunda kaldılar. cellocu makhtin'in hoşnutsuzluğu yüz ifadesinden belliydi. sanırım, "ceza" olarak ta bis parçası çalmadılar; haklılardı, seyirci hak etmemişti!
[esas aklımın almadığı, hatta merak ettiğim konu: bu kadar kaliteli müzik yapan sanatçılar karşılarında böyle, klasik müziğe dair en basit, en temel bir ayrıntının bile farkında olmayan cahil bir seyirci olduğunu fark edince ne hissediyorlar; bu durum performanslarına yansıyor mu, yoksa onlar birer "aşkın varlık", birer "aziz/azize" olarak, herşeye rağmen en iyi performanslarını vermeye mi çalışıyorlar?]
konsere dönersem; ilk bölümdeki mendelssohn op.49'u bu sezon üç kere dinledik/dinleyeceğiz; ilki brendel-elivar-şensoy üçlüsündendi; çok iyiydi. dün akşamki yorum da enfesti; insan hangisi daha iyi diye karar veremiyor.
mendelssohn op.49'u, son olarak ta festival'in "rüya üçlüsü" mutter-harrell-previn aya irini'de yorumlayacaklar.
bu melodik, canlı, sempatik yapıtı aynı sezon içinde birbirinden yetkin yorumculardan dinliyor olmamızı, mendelssohn'un 200. doğumyıldönümüne borçluyuz. ne mutlu bize...
13 Mart 2009 Cuma
rahmaninof'un ağıt'ından haydn'ın macar havalarına...
bu akşam crr'de enfes bir oda müziği konseri vardı: hakan şensoy, keman - adrian brendel, viyolonsel - emre elivar, piyano
hiç birini daha önce dinlememiş olduğum, her biri birbirinden güzel üç eser çaldılar:
- haydn; üçlü, sol major, no. 25
- rahmaninof; üçlü, sol minör, "elegiac trio"
- mendelsohn-bartholdy; üçlü, re minör, op.49
bu programda bir tek brahms eksikti!
sanatçılar bis parçası olarak haydn üçlü'den "rondo all'ongarese" adlı hareketli son bölümü tekrar çaldılar.
şensoy-brendel-elivar üçlüsü sanki uzun yıllardır birlikte çalıyorlarmış kadar uyumluydular. umarım bu biraraya geliş tek seferlik değildir...
konserin bütünü mükemmeldi ancak rahmaninof'un "elegiac trio"su bambaşkaydı; ilk notalarından itibaren insanın huşudan tüylerini ürperten, gözlerini yaşartan benzersiz küçük bir başyapıttı bu ağıt.
rahmaninof bu eseri 19 yaşında iken bestelemiş; bir yıldır tanıdığı ve tehlikeli bir saplantı ile bağlandığı evli bir kadına, anna lodizhenskaya'ya ithaf etmiş. eser, tam da bestelenme hikayesi kadar tutku, acı ve hüzün dolu.
bu hikayeden sonra, yapıtlarını kısmen tanısam da yaşamı hakkında hiç bir şey bilmediğim rahmaninof'u çok merak eder oldum.
ilgilenenlere ileriki tarihlerdeki oda müziği konserleri:
22 mart'ta süreyya operası’nda atilla aldemir, cana gürmen ve çağ erçağ rahmaninof’dan piazzolla’ya uzanan bir repertuarla sahneye çıkacaklar.
25 nisan'da crr’de ünlü piyanist boris berezovsky’nin üçlüsü berezovsky trio programında mendelsohn’un 0p.49 üçlüsünün de bulunduğu bir konser verecek.
ve 28 nisan’da yine crr'de schulhoff quartet haydn, janacek ve dvorak çalacak.
ilgilenenlere ileriki tarihlerdeki oda müziği konserleri:
22 mart'ta süreyya operası’nda atilla aldemir, cana gürmen ve çağ erçağ rahmaninof’dan piazzolla’ya uzanan bir repertuarla sahneye çıkacaklar.
25 nisan'da crr’de ünlü piyanist boris berezovsky’nin üçlüsü berezovsky trio programında mendelsohn’un 0p.49 üçlüsünün de bulunduğu bir konser verecek.
ve 28 nisan’da yine crr'de schulhoff quartet haydn, janacek ve dvorak çalacak.
3 Aralık 2008 Çarşamba
rus çınarı
natalia gutman bu akşam bir kez daha istanbul'daydı. boğaziçi üniversitesi'nin albert long salonu'na oğlu alexandr kagan ve gökhan aybulus ile konuk oldu.hep duyarız, müzisyenler kendi aralarında toplandıkları akşamlarda sohbetin yanısıra beraber müzik yaparlar, ikililer, üçlüler, dörtlüler çalarlar diye. bu akşam da albert long salonu'nda öyle samimi, sıcak bir atmosfer vardı. sandalye düzenini bile sanatçıların kendileri yaptılar.
konser brahms'ın keman sonatı ile başladı, mendelssohn'nun üçlüsü ile devam edildi, aradan sonra schumann'dan çalınan viyolonsel-piyano için üç fanteziden sonra şostakoviç'in üçlüsüyle noktalandı; uzun, doyurucu ve keyifli bir konserdi. yazık ki tıklım tıklım dolu değildi!
natalia gutman'ın son üç yılda istanbul'da verdiği dördüncü konserdi bu akşamki. ilk ikisinde farklı orkestralarla şostakoviç'in 1. viyolonsel konçertosu'nu çalmıştı. hatta ikinci konser için kendisinin şostakoviç'in 2. viyolonsel konçertosunu önerdiğini (bu sayede istanbul seyircisine açtığı bir parantezi kapatmak istemiş), ancak önerisinin orkestra yönetimi tarafından kabul edilmemesini üzüntüyle karşıladığını belirtmişti bir röportajında.
geçen sezon da işsanat'a gelmişti; yanında kendi çalgılarında usta olan rus arkadaşları vardı: bashmet, tretjakov ve lobanov. unutulmaz bir brahms akşamı yapmışlardı. konser sonrasında kuliste işsanat'ı kastederek "buranın akustiği pek de iyi değil, di mi" diye yakınırken bir sene önce akbank oda orkestrası ile konser verdiği cemal reşit rey konser salonu için "belediyenin bir salonu vardı, oranın akustiği buradan daha iyiydi, burada sesler dağılıyor" yorumunu yapmıştı. acaba albert long'u nasıl buldu?..
bir istanbullu cello-sever olarak aralık sonlarına doğru crr'de efe baltacıgil'i, şubat başında da işsanat'ta yo-yo ma'yı kaçırmayacağım.
Etiketler:
müzik,
natalia gutman,
oda müziği,
viyolonsel
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











