3 Ağustos 2026 Pazartesi

Kairos'tan...




...'Requiem'i getirdim. Ama şu anda uygun değil bence, diyor kız. Şu anda, dedi. Toprağın altında yatan ölüler uyumaz, beklerler. İyi müzik her âna uyar, diyor adam ve sigarasını ağzından alıyor. Tamam o halde, diyor kız. Adam plağı kılıfından çıkarıyor, pikaba yerleştirmeden önce fırçayla hafifçe girintilerin üzerinden geçiyor. 
    Bütün mezarlar saydamlaşıyor şimdi, adamla kadın doğrudan mezarlık arazisinin üstünde duruyor, canlıların adası kadın ve adamın ayaklarının altındaki bir karış toprak kadar sadece. Kız, adamın gözlüğünü alıp kenara bırakırken adam da ilk kez kollarını kıza doluyor; o sırada insanlık, insanlık adına sessizlik ve ebedi ışıkk için yalvarıyor. Kız, adamın yüzünü ellerinin arasına alıp öpüyor, ama hafifçe. O sırada yapayalnız genç bir ses yükseliyor, Tanrı'yı övüyor, çünkü Tanrı'yı tanırsa o da onun canını bağışlar belki. Ses dua ederken adam, kızın çıplak omzunun avucunun içinde yarattığı hissi, iki omzunun da yuvarlaklaşmasını ömrü oldukça unutmayacak. Bütün insanlar sana gelecek, evet öyle, diye düşünüyor adam, sonra düşünmeyi bırakıyor. Öpüşmeler, korolar, kızın saçları, "Requiem" girişi tam sona ermek üzereyken kilisenin boşluğunda yankılanan, canlıların ölüleri için ısrarla yeniledikleri talebi: Onlara ebedi nur bahşet. İnsanlar kendi yanıtlarını kendileri verecek, oldukları yer hâlâ karanlık, arzu şiddet bilmez. Adam soluk alıp veriyor, kız başını ona yaslamış o da soluk alıp veriyor. 
    Ama adları çağrılanlar şimdi mezarlarında hareket ediyor, kemiklerini örtmek için kefenlerini düzeltiyorlar, birazdan göğe yükselecekler, kyrie eleison, Rab sana merhamet etsin, diye fısıldıyor kız adama bakıp ve gülümsüyor, sonra dişlerini adamın etlerine gömüyor, bu çılgın kız ondan bir parça mı koparmak istiyor yoksa? Ölüler titreyerek göğe yükselirken iki insanın bedeni görülemeyen, yalnızca elle tutulabilen bir tabiat manzarasına dönüşüyor, bu manzaranın içinde sayısız yollar var, ancak kaçıp kurtulmak olanaksız, biliyorsun şimdi sirada Dies irae, Öfke Günü, var diyor adam, hayır, diyor kız, daha iyi biliyormuş gibi başını iki yana sallayarak, hayır yok, sonra adamı iyice kendine doğru çekiyor. Gökte yaşayan Tanrı gökyüzünü kitap gibi sarıp birleştiriyor / Ve şekilden şekle giren gökyüzü ilahi toprağın ve denizlerin üzerine olduğu gibi düşecek / Ateşin yorulmak bilmeyen sağanağı akacak, toprağı, denizleri, göğün eksenini ve günleri yakacak / hatta yaratılışı bir bütün halinde eritecek. Bütün kornolar, fagotlar, klarnetler, timpaniler, trombonlar, kemanlar, viyolalar, çellolar hatta org bile gerçekte onların komutuna mı bağlı yoksa? Her yerde gece olacak, uzun, hatta asi, herkes için, zenginler ve yoksullar için eşit. Topraktan çıplak gelinir ve ona yine çıplak dönülür. Dünyanın günahının bedeli ateşle ödeniyor, ama ya ortada bir günah yoksa? Adamın elleri kızın belinden aşağı doğru kayarken, Thomas Mann'ın bir öyküsünde kullandığı hoş kalçalı sözcüğü geliveriyor aklına. Yargıç sorularla gelip tüm şikâyetleri titizlikle incelediğinde / nasıl bir korku ve çekince yaşanacak. Latince sözlere gayriihtiyari eşlik ediyor adam, bir yandan da kızın kalça kanatlarını avuçlarına birer birer sığdırmak için elleriyle ölçüp biçiyor. Derken trombon, yargılamanın başladığını haber veriyor, ikisi çok yakınlaştı artık, birbirlerine öyle yakınlar ki koro susuyor, onun yerine tek sesler duyuluyor: Bas, ölü ya da diri herkesin uyması gereken çağrıyı gönderiyor; tenor, bütün canlıların dirilişi şaşkınlıkla karşılamasını dile getiriyor; alto, bütün günahların yazdığı büyük kitabı açıyor, en son soprano her bir zanlı adına sesini yükseltiyor: Konuşma sırası bana gelince kendimi kim bilir ne berbat hissedeceğim? Beni kim savunacak? Adaletli kişi bile yargıcın karşısında temize çıkacağından emin olamıyorsa? Adamla kadın hâlâ oradalar, mavi salon halısının, adalarının üzerindeler, yalınayak, kolları ve bacakları birbirine dolanmış, kör mutluluklarından sadece arada bir uyanıyor ve gözlerini açıp bakışıyorlar. Şu kız bu güveni nereden buluyor acaba? Sonra elleriyle ve ağızlarıyla daha derinleri görebilmek için gözlerini yeniden kapatıyorlar.
    Bütün güçlerin sahibinin ortaya çıkışı adamı bir an için kendine getiriyor, rex tremendae majestatis diye sesleniyor ona koro, adamın gözü, eski yaşamında elinden bıraktığı ve şimdi beyaz külden çubuğa dönüşmüş sigarasına takılıyor. Külün yanında kızın saati duruyor - ne zaman çıkardı ki kolundan? Birbirimizi mutsuz etmemeliyiz, diyor adam ve kızın kasıklarını kavrıyor. Kız gülümsüyor: Oraya geldik artık. Salva me, salva me. Seviş benimle, diyor kız. Bunun üzerine adam onu elinden tutup odadan çıkarıyor, yemek odasından, sonra holden yürütüyor, koridorun sonundaki loşluğa kadar götürüp bir aynanın önünden geçiriyor ve birlikte kıza daha önce göstermediği odaya kadar ilerliyorlar. Ey merhametli İsa, sana işkence edilmesine ve çarmıha gerilmeye insanlar hatırına göz yumduğunu hatırla. Yolunun sonunda nasıl bitkin olduğunu hatırla. Simdi beni harcarsan her şey boşa gidecektir. Hatırla.
    Adam, karısıyla paylaştıkları yatakta karısının yattığı tarafa uzanıyor ve kendi tarafını kıza bırakıyor. Bu evlilik yatağında hiçbir sevgilisiyle yatmadı daha önce. Kalkmayabilir şimdi, diyor, çok içtim ve çok heyecanlıyım. Hiç sorun degil, diyor kız ve penisine dokunuyor. Bu arada meleklerin ve sınanacak insanlığın artık kendileriyle baş başa kaldığı salonda taksim yapılıyor: Sol tarafta alev alev yanan cehennem ateşi günahkârları bekliyor; sağ taraftaysa içinde sonsuza kadar sürecek tek bir gündüzün olduğu ve gecenin artık asla bulunmadığı bir gelecek kutsanmışları bekliyor. Tablanın üzerinde hâlâ dönmeye devam eden plakta hayaletsi sesler Voca me cum benedictis diye ağıt yakmaya devam ediyor. Şimdi kim son kez dönüp bir daha asla yok edilemeyecek mesafeden yeryüzüne bakarsa, mezarla semavi mahkemenin hududu arasındaki yolun gerçekte ne kadar uzun olduğunu görecektir. Yarım perdelerle umuttan ve korkudan oluşan sert kütlenin içinden geçerek neredeyse iki oktava kadar yükseliyor. 

    İniltiler ve ağıtlar yerini sessizliğe bıraktığında iki beden karanlıkta yan yana uzanmış, yatıyor. Bir daha asla bugünkü gibi olamayacak, diye düşünüyor Hans. Artık sonsuza kadar böyle olacak, diye düşünüyor Katharina. Ardından gelen uyku, bütün düşünceleri siliyor ve onlar sakin soluklar alıp vererek yan yana yatarken başlarına gelenler beyin zarlarına kazınıyor.

- Jenny Erpenbeck
(Çeviri: Regaip Minareci)
Can Yayınları

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder