26 Aralık 2013 Perşembe

NRW077 psikolojik gerilim tadinda bir opera: "orlando furioso"



istanbul'da barok opera izleme şansımız pek olmuyor. istanbul operası'nda en son üç-dört yıl önce gluck'un "orfeus ve eurydike"si sahnelenmişti sanırım.
almanya'nın kuzeyinde, bremen operası'nda vivaldi'nin "orlando furioso"sunu seyretme şansım olunca, kaçırmadım.

"deli orlando" olarak çevrilebilecek opera, aşkına cevap alamayınca, bir de üstüne, sevdiği tarafından kandırılınca deliye dönen şövalye orlando'nun hikayesini anlatıyor.
vivaldi'nin yaklasik 400 yıl önce yazdığı opera, hikayesiyle o kadar güncel ki: protagonistlerin hepsi kendi iç dünyalarında yalnızlar aslında; hiçbiri sevdiği kişiden karşılık görmüyor; yalnız ve sevgisizler. bir tek, orlando'nun aşık olduğu angelica ile, angelica'nın sevgilisi medoro'nun arasındaki aşk karşılıklı; zaten orlando'nun delirmesine neden olan da onların orlando'yu kandırıp gizlice evlenmeleri.

vivaldi'nin yedi başrolü; bir soprano ve bir bass dışında kontroalto ve kastratlar icin yazdığı opera, 20. yüzyılda genellikle seslerde yapılan düzenlemeyle bariton, soprano ve tenorlara uygun hale getirilerek sahneleniyor.
mizansen de bu düzenlemeye uygun olarak; geleneksel değil, cağdaş. sahnede barok tarzda dekorlar, kostümler yerine; hikayenin psikolojik tarafını ön plana çıkaran bir sahnelemeye gidilmiş. labirent gibi koridorları olan bir otel dekorunda, kimse sevdiğine kavuşamıyor, yetisemiyor; sevdiğini yakalayamıyor.
orlando'nun, aldatıldığını fark ettiği kritik andan itibaren ise, stanley kubrick'in "shining"ne benzer bir şekilde, gerilim artıyor; sahneleme bir gerilim-korku filmi atmosferine bürünüyor. operanın özgün halinin mutlu sonuyla (orlando, aşıkları affeder) ters orantılı olarak bu yorumda orlando angelica'yı öldürüyor.
sahnedeki herseyin, aslında orlando'nun hayalgücünün ürünü olduğu varsayımından hareketle önce dekor yapıbozuma uğruyor ve sona doğru esas sürpriz geliyor: tam delilik anında orlando orkestra çukuruna inip önce müzisyenlerden birinin çalgısını kırıyor, diğerlerini korkutup kaçırıyor; en sonunda tek başına cembalo'nun üzerine yığılmışken, uzaktan gelen flüt sesiyle perde kapanıyor.

başroldeki orlando, bariton martin kronthaler tarafindan yorumlanıyor. kronthaler, neredeyse üç saatlik opera sürecinde masum ve heyecanlı aşıktan gözlerini kıskançlık bürünüş deliye mükemmel bir şekilde geçiyor. sadece sesiyle ve müzikal yorum kabiliyetiyle değil; çoğu şancıda maalesef günümüzde hala olamayan güçlü oyunculuğuyla kronthaler orlando'nun delirmesini inanılır kılmayı başarıyor.

theater bremen yapımı "orlando furioso", doğru bir sekilde yapıldığında (hikayeyi, müziği doğru "okumak") operada çağdaş sahnelemenin ne kadar etkileyici ve başarılı olabileceğinin en iyi örneklerinden biri.