moliére etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
moliére etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2024 Pazar

12 MAYIS


1664 molière'in beş perdelik komedisi tartuffe'un dünya prömiyeri versailles'da gerçekleştirilmiş; oyun, dini ikiyüzlülüğe yönelik şiddetli ve devrimci eleştirisi nedeniyle oyunun yasaklanmış

1832 gaetano donizetti'nin l'elisir d'amore adlı komik operasının dünya prömiyeri milano'da teatro della canobbiana'da gerçekleştirilmiş


1933 oskar maria graf, yapıtları 1933'te almanya'da kitap yakılmasına kurban gitmediği, hatta tam tersine nasyonal sosyalistler tarafından okunması tavsiye edildiği için viyana arbeiter-zeitung'a "yakın beni!" talebinde bulunmuş


2010 rene pollesch'in yönettiği cinecitta aparte adlı oyunu kadıköy haldun taner sahnesi'nde seyrettim 

2018 bergama'da tiyatro festivali düzenlenmeye başlandı; seyrettiğim ilk gösteri asklepion antik kenti'nde gastkollektiv'in yere özgü bir performans olarak gerçekleştirdiği whispers idi



15 Şubat 2024 Perşembe

15 ŞUBAT



-399 sokrates, atina şehri tarafından dinsizliği ve gençlerin zihinlerini yozlaştırdığı nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmış

1665 molière'in don juan ou le festin de pierre oyununun dünya prömiyeri paris'te théâtre du palais royal'de gerçekleştirilmiş

1864 22 yaşındaki gerhard adriaan heineken, amsterdam'da de hooiberg adlı bir bira fabrikasını satın almış ve heineken birasını üretmeye başlamış

1867 oğul johann strauss'un an der schönen blauen donau valsinin dünya prömiyeri koro valsi olarak viyana'da wiener männergesang-verein tarafından gerçekleştirilmiş

1903 ilk teddy bear (oyuncak ayı) brooklyn'deki şekerci dükkanı sahipleri rose ve morris michtom tarafından piyasaya sürülmüş; michtom'lar washington star gazetesinin ünlü siyasi karikatüristi clifford berryman'ın, abd başkanı theodore roosevelt'in bir ayıyı vurmaması olayına gönderme yaptığı karikatüründen ilham almışlar

1941 maria callas atina'da olympia tiyatrosu'nda franz von suppé'nin boccaccio adlı yapıtındaki beatrice rolüyle profesyonel kariyerine adım atmış

1965 bernd alois zimmermann'ın die soldaten operasının dünya prömiyeri köln'de gerçekleştirilmiş

1998 antony gormley'in 20 m uzunluğundaki çelik heykeli the angel of the north kuzey ingiltere'deki gateshead'e yerleştirildi

2005 youtube yayına başladı






10 Şubat 2024 Cumartesi

10 ŞUBAT


1605 william shakespeare'in venedik taciri oyunu londra'da kral I. james'e oynanmış

1673 moliére'in, aynı zamanda başrolünde oynadığı hastalık hastası komedisinin dünya prömiyeri paris'te gerçekleştirilmiş; moliére bir hafta sonraki dördüncü temsil sırasında vefat etmiş
 
1881 jacques offenabach'ın hoffmann'ın masalları operasının dünya prömiyeri, ölümünden dört ay sonra paris'te opéra-comique'de gerçekleştirilmiş

1942 ilk altın plak ödülünü bir milyon kopya satan glenn miller'in chattanooga choo choo'su aldı 

1949 arthur miller'in satıcının ölümü oyununun dünya prömiyeri broadway'de elia kazan'ın rejisiyle gerçekleştirilmiş




1 Nisan 2016 Cuma

TEB Oyun 29 / Bahar 2016


Ölümünün 400. Yılında Türk Sahnelerinde Shakespeare, Ayşegül Yüksel
"Grotesk"ten "Öğreti Oyunu"na Moliere'ler... ler... ler..., Robert Schild
Yüz Yirmi Yıl Öncesinden Güncelliğini Koruyan Bir Oyun: Kral Übü, Özdemir Nutku
Ritüelden Sahnelere Kerbela, Tuba Aksu Şener
Yabancı Düşmanlığı ve Irkçılık Üzerine Belgesel Bir Oyun: Boşluk, Zehra İpşiroğlu
Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamlet'i, Hasan Anamur
Üsküp'te Osmanlı Tiyatrosu, Gönül Bektaş
Bir Dönüşüm Hikayesi: Hayvanat Bahçesi Öyküsü, Mustafa Bal
Kadın Anlatısında Alternatif Sahne Stratejileri: Lena, Leyla ve Ötekiler & Antabus, Tijen Savaşkan
Bir Tiyatro Sevdası Öyküsü: Tiyatro Benim Hayatım, Beki Haleva
Dimitris Papaioannou'nun İki Yapıtı, Kerem Özel
Antalya Şehir Tiyatrosu: 33 Yıllık Serüven, Cenap Aydınoğlu
Mehmet Özgür: Seyircimizi Evrensel Çizgiye taşımayı Amaçlıyoruz, Nalan Özübek
Antalya'nın Şanslı Çocukları, Tijen Savaşkan
Tarla Kuşuydu, Juliet!, Ragıp Ertuğrul
Tiyatro Eleştirmenleri "Yılın En İyileri"ni Seçti
20. İstanbul Tiyatro Festivali
2016 Dünya Tiyatro Günü bildirileri

31 Ocak 2013 Perşembe

1926 / f. w. murnau / tartüff


geçen yıl başladığım alman sessiz sineması serime, uzun bir aradan sonra, kaldığım yerden devam ediyorum:

"tartüff", murnau'nun "der letzte mann" (son adam) ile "faust" arasına sıkılmış filmi. sadece 64 dakika. filmin epilog ve prolog kısımları çağımızda geçiyor ve yaklaşık 15 dakika sürüyor; yani, moliere'in "tartuffe"ü 50 dakikaya sığdırılmış durumda. murnau "tartuffe" yorumunda özellikle riyakarlığın cinsellik ve din üzerine olan kısmına yoğunlaşmış. murnau'nun bu seçiminde, kendi eşcinselliğinin rol oynadığını iddia edenler var..



tartuffe rolünde emil jannings harikalar yaratıyor; zaten tam ona göre bir rol; elinde her an burnuna kadar soktuğu kapkara bir kitapla (incil ile) dolaşan kapkara bir cüsse, zifir bir leke!
jannings'in özellikle ağızını ve gözlerini kullanışı hayranlıkverici; ağzı kocaman bir kara delik, gözler ise etrafındaki her şeyi her an kontrol altında kah iki kocaman yuvarlak kah tutan iki ince çizgi; jannings'in grotesk yorumu muhteşem. zaten bu rolü gözüne kestirip, anlaşmalı olduğu ufa stüdyolarını tartuffe çekmeye zorlayan jannings'den başkası değil. murnau ise biraz gönülsüz dahil olmuş projeye, çünkü o sıralar büyük bir heyecanla "faust" uyarlamasına çalışıyormuş..

 
filmin diğer bir etkileyici karakteri, çağımızda geçen kısımda tartuffe'ün eşdeğeri olarak konumlandırılan hizmetçi kadın; yıllardır baktığı yaşlı adamı torununundan soğutup vasiyetini kendi üzerine yazdırmaya çalışan, bir yandan da yavaş yavaş yaşlı adamı zehirleyen hizmetçi kadın rolünde rosa valetti, en az emil jannings kadar ürkütücü.










 


alman sessiz sinema filmlerinin çoğunda olduğu gibi, ama özellikle de murnau'nun alameti farikası olarak gölgeler yine müthiş. müsriflik etmemek için mumların söndürüldüğü evde ev sahibi orgon'un hizmetçilerini çağırıp hepsini işten çıkardığı sahnede her bir hizmetçinin elindeki şamdanların merdiven trabzanında yarattığı gölge efekti nefes kesici.

genellikle ekspresyonist akımın çarpık, deforme çizgilerinin hakim olduğu diğer murnau sinemasının aksine, bu film pek bir barok, hatta rokoko atmosferde; kıvrımlar, katlar, katlanmalar, üstüste binen çizgiler..


murnau'da her zaman olan ironi "tartüff"de de eksik değil. çağımızda geçen hikayede torunun kıyafet değiştirip, gezgin film gösterimcisi rolünde eve gelip dedesi ve hizmetçi kadına film gösterimi yapmadan önce filmin fragmanını elindeki büyük boy rüloları açarak göstermesini, bugünden bakınca (yani biraz anakronizmaya düşme tehlikesini göze alarak) bir yabancılaştırma efekti olarak bile okumak mümkün.

14 Ağustos 2012 Salı

bulgakov'a giriş


mihail bulgakov'un (1891-1940) adını ilk ve son defa, istanbul festivalinin parçalara ayrılmadan önceki yıllarından birinde akm büyük salona konuk olmuş bir rus tiyatrosundan izlediğim "köpek kalbi"yle duymuştum.
o yapımdan en güçlü şekilde aklımda kalmış olan, sahne zemininin bütünüyle kül rengi kumla kaplı oluşuydu...

bu yaz; önce, bir arkadaş bulgakov'un "üstad ile margarita" romanından hayranlıkla bahsetti, sonra, bir tiyatrocu avignon festivali'nde seyrettiği simon mcburney-complicite uyarlaması "üstad ile margarita" hakkında övgü dolu bir yazı yazdı. beni de aldı bir merak, bulgakov'u daha yakından tanımak istedim.

tatile çıkmadan önceki son gün uğradığım kitapçıda "üstad ile margarita" yoktu, "bir ölünün anıları" ve "moliere efendi" vardı, aldım. tatilde ikisini de okudum; bulgakov'a ben de hayran kaldım, daha "üstad ile margarita"yı okumadan.
edindiğim iki kitap da, tesadüf, tiyatro/tiyatrocular hakkındaydı. birinin adından belliydi zaten, diğeri sürpriz oldu.



 
ingilizceye "black snow" olarak çevrilmiş, özgün adıyla türkçeye aktarılan "bir ölünün anıları", tiyatro oyunları da yazmış olan bulgakov'un tiyatrocular hakkında bir romanı. kendi deneyimlerinden, hayatından (yazdığı bir oyunun sahnelenme macerasından birebir) esinlenen, sahnenin arka tarafını ince bir alayla gözler önüne seren, 1920'ler rus tiyatrosuna, özellikle de stanislawski'nin başında olduğu moskova sanat tiyatrosu'nun mutfağına dair müthiş eğlenceli, okuması çok keyifli, hiciv yüklü bir yapıt.
"bir ölünün anıları"nın metni ve anlatımı satirik olmasının yanısıra hınzır da; zaman, mekan sıçramaları içeriyor, hafif bir gerçeküstücü tona da sahip.
kitabı okurken, zihnimde complicite topluluğunun gösterilerini kısaca tanıtan video klipteki görüntüler, "teatral bir roman" olarak tanımlanan "bir ölünün anıları"nın tam da sahneye uyarlanması uygun, tiyatrocular için farklı anlatım biçimleri denemek adına olanaklar içeren bir metin olduğunu düşündüm. eh, simon mcburney'in daha önce başka bir bulgakov metnini ("köpek kalbi") ve bu yıl da "üstad ile margarita"yı sahnelemesine şaşırmamak lazım.
internette biraz araştırma yapınca "bir ölünün anıları"nın da, içimden geçtiği gibi, tiyatroya uyarlandığını gördüm; keith reddin 1993 yılında "black snow" adıyla çok başarılı bir uyarlamaya imza atmış; o zamandan beri tiyatro toplulukları bu metni sahneliyorlarmış. örneğin 2009'da abd-austin'deki tutto theatre'ın sahneye koyduğu yapım o sene bütün ödülleri toplamış.


okuduğum bu iki yapıtını düşündüğümde, bulgakov'da beni etkileyen birincil öğe, iki yapıtta da metnin çağdaş bir kurgu içermesi. öyle ki, "bir ölünün anıları"nın genel kurgusu, son günlerde okuduğum hakan günday'ın "kinyas ve kayra"sına bile benziyordu; ölecek olan bir kişi yazdıklarını bir yazar'a mektupla yollar ve yazar bu metinleri yayınlar, bizler bu sayede yazılı malzemeye ulaşmış, onu okumuş oluruz. elimizde tuttuğumuz kitabın kapağında adı yazan yazar, metnin içinde de yazar olarak geçer.
"moliere efendi"de de benzer bir durum sözkonusu; özellikle kitabın başlangıcında, yazarımız (yani bulgakov) moliere'in doğumunu anlatırken bir yandan da ebe ile konuşur, onu uyarır; ona, doğurttuğu bebeğin geleceğine dair keyifli açıklamalarda bulunur.
anlatılanın bir anlatı olduğunun farkına vardırılması bir bakıma, brecht'in öncüsü olduğu yabancılaştırma efektlerinden biridir.

iki roman hem içerikleri hem biçimleriyle zevkli dakikalar yaşattılar bana.

...



"bir ölünün anıları" pinhan yayıncılık'tan çıkmış. haziran 2012 tarihli; çok yeni.
osman çakmakçı'nın rusça'dan çevirisi tatmin edici. kitapta dizgi hataları var; biraz daha özenilebilinirdi diye düşünüyorum. bir de; kapakta neden bir brueghel tablosunun kullanıldığını çözemedim.

"moliere efendi" ise everest'ten.
bu roman türkçede ilk defa 1985'te yayınlanmış, everest'teki baskısı ise yine çok yeni: şubat 2012.  özdemir ince'nin daha önceki baskılarda da kullanılan ve fransızcadan yaptığı çeviriyi, sabri gürses rusça aslıyla karşılaştırmış.
everest'in kapağı oldukça özenli, kitabın içeriğine ve bulgakov'a yakışan bir "tiyatrallik" içeriyor. kapaktaki "toplu eserleri" ibaresinden anladığım everest zaman içerisinde bulgakov'un bütün eserlerini (rusçadan çevirilerle) yayınlayacak. zaten 2012'de "üstad ile margarita"nın da, "moliere efendi" ile benzer bir kapak tasarımıyla bir dizi oluşturacak şekilde, rusça çevirisi everest'ten yayınlandı.
bu romanın, eski bir tarihte can yayınlarından çıkan ve sanırım rusça dışında bir dilden çeviri olan "usta ile margarita" adlı bir versiyonu ve ayrıca ntv yayınlarından çizgi-roman formatında bir baskısı da mevcut.

12 Ağustos 2012 Pazar

"Molière Efendi"den...




Gürültü çoğaldı. Kapı açıldı ve eşikte bir paltoya sarınmış, başında gece takkesi ve elinde şamdanla Moliere göründü.
“Ne yapıyorsunuz?” diye sordu.
“Hayat çekilmez!” dedi Chapelle ağlayarak. “Elveda Moliere, ebediyen elveda! Biz boğulmaya gidiyoruz.”
“Güzel bir tasarı,” diye yanıtladı Moliere kederle. “Ama beni unutmuş olmanız çok kötü bir şey. Sizi dostum sanırdım.”
“Haklı!” diye haykırdı altüst olan Jonsac. “Tam bir domuz gibi davrandık. Haydi gel sen de bizimle boğul Moliere!”
Bütün dostları Moliere’e sarıldılar ve sonra, “Haydi gidelim!” dediler.
“Pekala, gidelim,” dedi Moliere. “Ama biliyorsunuz dostlarım, akşam yemeğinden sonra boğulmak hoş bir şey değil, çünkü insanlar bunu içkinin etkisiyle yapmış olduğumuzu söyleyecekler. Böyle yapmamalıyız. Haydi, şimdi gidip yatalım, sabaha kadar uyuyalım ve saat onu çalınca, yıkanıp temizlendikten, uygun bir kılığa girdikten sonra başımız dik olarak ırmağa gideriz, hiç olmazsa herkes gerçek filozoflar gibi boğulduğumuzu görür.”
“Harika bir düşünce!” diye haykırdı Chapelle, Moliere’e bir kez daha sarılarak.
“Seninle yanı fikirdeyim,” dedi Jonsac, sonra başını şarap bardaklarının arasına sokup hemen uykuya daldı.


- Mihail Bulgakov
(çev.: Özdemir İnce)
Everest Yayınları

22 Ocak 2011 Cumartesi

"moliére efendi"ye saygı ve selam gecesi


dün akşam kurtuluş'ta haldun dormen sahnesi'nde tiyatro boğaziçi'nden "moliére efendi"yi seyrettim. güldüm, eğlendim.
sahnede beş oyuncu farklı rollere girerek ve mimiklerini, bedenlerini, seslerini ustaca kullanarak moliere'in hayatını anlattılar, eserlerinden bölümler oynadılar.

oyun sahneye konulurken, moliére'in de eserlerini yazarken etkilendiği commedia dell'arte tarzından esinlenilmiş; özellikle bedenin kullanımı açısından.
ayrıca; oyuncuların mimikleri ve sesleriyle yaptıkları cambazlıklar da keyifli anlar geçirmemi(zi) sağladı.
salonun seyirci kısmı çok kalabalık olmasa da, yükselen kahkaha sesleri keyif alma açısından yalnız olmadığımı gösterdi.

özel bir ışık tasarımının, canlı müziğin, dönem dekorunun olmadığı, sahnede sadece ortada bir perdenin ve iki yanda sayısız kostümün asılı olduğu iki barın olduğu; hikayenin durmadan değiştirilen kostümler ve aksesuarlarla anlatıldığı bir sahneleme tercih edilmiş. ortaçağ avrupası'nın panayır/sokak tiyatrosundan ve anadolu'nun ortaoyunundan beslenen bir seyirlik çıkmış ortaya. dolayısıyla, bütün iş oyunculara (aysel yıldırım, burak akyunak, duygu dalyanoğlu, eser dilsöz, ilker yasin keskin)
düşüyor; onlar da altında kalmıyor, moliére'in hakkını veriyorlar.

aynı yaratıcı ekibin (reji, kurgu ve metin düzenleme: aysel yıldırım, ilker yasin keskin, uluç esen) ve oyuncu kadrosunun sahneye taşıdığı bir de "selam sana shakespeare" var. ocak gösterilerini kaçırdığım oyunu seyretmek için sabırsızlanıyorum...

8 Mayıs 2010 Cumartesi

kukla festivali'nde sıradışı "cimri" uyarlaması





bir yere not edin!
topluluğu adı: tabola rassa company. obje tiyatrosu yapıyorlar. katalanlar. yerleşik sahneleri barcelona'da.
oyunun adı: cimri (l'avare/the miser).
olur da denk gelirseniz yurtdışında, belli mi olur; sakın kaçırmayın!

eğer, festivalin 10. yılında olduğu gibi bir "10 yılın en iyileri" seçkisi 15. veya 20. yılda yapılırsa bu gösteri kesin istanbul'a tekrar gelecek demektir; sakın kaçırmayın!

oyun bildik: moliére'in "cimri"si.
oyuncular ise tanınmamış: çeşitli tipte musluklar!
evet, yanlış okumadınız. cimri'nin karakterlerini, tabula rassa topluluğunun iki erkek kuklacısının hayat verdikleri musluklar canlandırıyor.

bildik bir şeyi farklı, daha önce yapılmamış bir şekilde, sırf yeni bir şeyler yapacağım diye komplike hale de getirmeden, "basitçe" ortaya koymak ne kadar yaratıcı ise, o basit çıkış noktasını/anafikri kaybetmeden o farklı yaklaşımın son noktalarına kadar gidebilmek, arkasını hakkıyla doldurabilmek de başka bir maharet. tabula rassa bu iki şeyi çok başarılı bir şekilde gerçekleştiriyor. karakterler musluk olunca, para'nın yerine de içme suyu geçiyor! ve tabii metin de bu anlamda tekrar yazılıyor.

birbirinden zeki buluşlarla tasarlanmış, yaklaşık 90 dakika boyunca temposu düşmeyen yaratıcı ve had safhada eğlenceli "cimri" 2000 yılında sahneye konmuş ve 10 yıldır dünyayı dolaşıyor; brezilya'dan çek cumhuriyeti'ne, slovenya'dan hırvatistan'a kukla festivallerinden ödüllere sahip.

"cimri"yi musluklardan seyretmek ne kadar hoşsa, o musluklara hayat veren, seslendiren o iki inanılmaz sanatçıyı izlemek de o kadar keyifli. ben bazen bıraktım musluklara bakmayı, kuklacılara daldım gittim; beden dilleri, mimikleri, seslendirirken ağızlarının aldığı şekiller o kadar etkileyiciydi ki, ve asıl önemlisi, kendileri o kadar zevk alarak oradaydılar ki, onları izlemek seyirci olarak oyundan alınan keyfi katmerlendiriyordu.
oyunun yönetmeni de olan olivier benoit ile asier sáenz de ugarte tek kelime ile muhteşemler.