alfred jarry etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alfred jarry etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2024 Cumartesi

14 ARALIK


1918 giacomo puccini'nin il tabarro, suor angelica ve gianni schicchi adlı üç tek perdelik operasının dünya prömiyeri new york'taki metropolitan operası'nda gerçekleştirilmiş

1925 alban berg'in wozzeck operasının dünya prömiyeri berlin'de staatsoper unter den linden'de gerçekleştirilmiş

1928 d. h. lawrence lady chatterley's lover adlı romanını yayımlamış

2008 berlin'de matinede berliner ensemble yapımı, peter stein'ın sahneye koyduğu, klaus maria brandauer'in başrolünde oynadığı heinrich von kleist'ın der zerbrochene krug adlı oyununu, suarede volksbühne am rosa-luxemburg platz'da dimiter gottscheff'in sahneye koyduğu alfred jarry'nin ubukönig oyununu seyrettim



10 Aralık 2024 Salı

10 ARALIK


1896 alfred jarry'nin, daha sonra sürrealistler ve dadaistler tarafından çok sevilen ve birçok dile çevrilen oyunu kral ubu, paris'teki dünya prömiyerinde skandala neden olmuş

1907 rudyard kipling nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş

1908 alexander scriabin'in le poème de l'extase adlı orkestra eserinin dünya prömiyeri new york'ta gerçekleştirilmiş

1909 nobel edebiyat ödülü ilk defa bir kadına layık görülmüş; selam lagerlöf'e

1910 david belasco'nun aynı adlı oyunundan uyarlanan giacomo puccini'nin la fanciulla del west operasının arturo toscanini tarafından yönetilen dünya prömiyeri new york'taki metropolitan operası'nda gerçekleştirilmiş

1911 maurice maeterlink nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş

1913 rabindranath tagore nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş

1925 george bernard shaw nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş

1930 luis buñuel'in sürrealist sesli filmi altın çağ'ın fransa'da gösterilmesi yasaklanmış; yasak 1981 yılına kadar sürdü

1946 hermann hesse nobel edebiyat ödülüne layık görülmüş

1978 richard donner'ın yönettiği ve christopher reeve, marlon brando, gene hackman ile margot kidder'in başrollerinde oynadıkları superman: the movie gösterime girdi

1981 kaydını tuttuğum ilk konser: atatürk kültür merkezi'nin konser salonu'nda idil biret konserine gittim

1985 isak dinesen'in kitabından uyarlanan, sydney pollack'ın yönettiği ve meryl streep ile robert redford'un başrollerini paylaştıkları out of africa gösterime girdi

2016 arkadaşım ayşe draz'la paris'te iki gösteri seyrettik; önce theatre des bouffes du nord'da peter brook ile marie-helene estienne'nin yazıp yönettikleri kathryn hunter, marcello magni ve pitcho womba konga'nın oynadıkları the valley of astonishment, ardından theatre du rond point'ın salle renaud-barrault salonunda la compagnie du hanneton yapımı james thierrée'nin yazıp yönettiği la grenouille avait raison



13 Temmuz 2024 Cumartesi

13 TEMMUZ


1985 istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da carolyn carlson'un blue lady'sini seyrettim

1987 hüseyin sermet'i ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde ingiliz oda orkestrası'nı cem mansur yönetiyordu

1989 paris ulusal operası'nın ikinci binası, bastille meydanı'na bakan, carlos ott'un tasarladığı bastille operası açıldı

1994 harbiye açıkhava tiyatrosu'nda michel petrucianni trio'yu dinledim

2007 sinema yönetmeni peter greenaway'i dj radar ile birlikte verdiği konserde barselona'da teatro grec'te dinledim

2010 elina garanca'yı ilk defa canlı dinledim; istanbul aya irini müzesi'ndeki konserde garanca'ya istanbul devlet opera ve balesi orkestrası eşlik ediyordu, şef karel mark chichon idi

2016 matthias goerne'nin icra ettiği, william kentridge'ın sahneye koyduğu franz schubert'in winterreise lied dizisini berlin'de haus der berliner festspiele'de seyrettim

2016 aynı akşam william kentridge'ın handspring puppet company yapımı olarak sahneye koyduğu alfred jarry'nin übü uyarlaması ubu and the truth commision adlı kukla gösterisini seyrettim

2016 aynı akşam geceyarısında ilk defa bir dries verhoeven işi seyrettim ve kalbimden vuruldum: guilty landscapes, episode II



4 Şubat 2024 Pazar

04 ŞUBAT


1877 ludwig minkus'un la bayadère balesinin dünya prömiyeri marius petipa'nın koreografisiyle st.petersburg'da bolşoy kraliyet tiyatrosu'nda gerçekleştirilmiş 

1943 bertold brecht'in sezuan'ın iyi insanı adlı oyununun dünya prömiyeri schauspielhaus zürich'te gerçekleştirilmiş 

1989 istiklal caddesi'nin üzerindeki barohan'ın bodrumundaki dostlar tiyatrosu'nda genco erkal'ın sahneye koyduğu ve füsun demirel ile başrolünde oynadığı, alfred jarry'nin kral übü'sünden uyarlanan üzbik baba'yı seyrettim

2004 sosyal paylaşım sitesi facebook açıldı 



1 Nisan 2016 Cuma

TEB Oyun 29 / Bahar 2016


Ölümünün 400. Yılında Türk Sahnelerinde Shakespeare, Ayşegül Yüksel
"Grotesk"ten "Öğreti Oyunu"na Moliere'ler... ler... ler..., Robert Schild
Yüz Yirmi Yıl Öncesinden Güncelliğini Koruyan Bir Oyun: Kral Übü, Özdemir Nutku
Ritüelden Sahnelere Kerbela, Tuba Aksu Şener
Yabancı Düşmanlığı ve Irkçılık Üzerine Belgesel Bir Oyun: Boşluk, Zehra İpşiroğlu
Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamlet'i, Hasan Anamur
Üsküp'te Osmanlı Tiyatrosu, Gönül Bektaş
Bir Dönüşüm Hikayesi: Hayvanat Bahçesi Öyküsü, Mustafa Bal
Kadın Anlatısında Alternatif Sahne Stratejileri: Lena, Leyla ve Ötekiler & Antabus, Tijen Savaşkan
Bir Tiyatro Sevdası Öyküsü: Tiyatro Benim Hayatım, Beki Haleva
Dimitris Papaioannou'nun İki Yapıtı, Kerem Özel
Antalya Şehir Tiyatrosu: 33 Yıllık Serüven, Cenap Aydınoğlu
Mehmet Özgür: Seyircimizi Evrensel Çizgiye taşımayı Amaçlıyoruz, Nalan Özübek
Antalya'nın Şanslı Çocukları, Tijen Savaşkan
Tarla Kuşuydu, Juliet!, Ragıp Ertuğrul
Tiyatro Eleştirmenleri "Yılın En İyileri"ni Seçti
20. İstanbul Tiyatro Festivali
2016 Dünya Tiyatro Günü bildirileri

20 Aralık 2008 Cumartesi

gotscheff'in ayrıksı balonları



volksbühne am rosa-luxemburg platz berlin’in en ayrıksı sahnelerinden biri. bulunduğu semt de öyle zaten; avantgarde’ın, sanatçıların merkezi. eski doğu berlin’deki bu bölge günümüzde galeriler, sanatçı evleri, küçük atölyeler, tek defalık kıyafetler satan dükkanlar, lokanta ve kafelerle dolu. tam bir sanatçı mahallesi, ama pek bohem sayılmaz, salaş hiç değil.

volksbühne (halk tiyatrosu) 1914’te inşa edilmiş; bina olarak totaliter mimarinin ilginç örneklerinden biri. uzun zamandır (en azından duvar yıkıldığından beri) restorasyondan geçmediği için biraz yorgun gözüküyor [bir yapı için “yorgun” sıfatını kullanmayı çok sevdiğim bir dostumdan öğrendim; budapeşte’deki hotel gellert’i tasvir ederken kullanmıştı], ama volksbühne'nin endamı ve ruhu yerli yerinde, sağlam!
çevresindeki “cilalanmış” sanat ortamına göre pasaklı, bohem ve özellikle de “rahat” duruyor. [doğu bloku çöktükten hemen sonraki prag’ın dökülen, eski, yorgun haline benziyor volksbühne’nin günümüzdeki hali. umarım şimdinin “pembe-renkli-kremalı-pasta-prag”ına dönüşmez ilk bakıma alındığında.]
aslında, volksbühne’nin bakım gördüğü takdirde öyle bir dönüşümden geçeceğini hiç zannetmiyorum çünkü orada ürün veren sanatçılar yapının ruhu gibi biraz provokatif, biraz bohem, çokça da ayrıksılar. onların başında iki rejisör geliyor: frank castorf ve dimiter gotscheff.
ben dimiter gotscheff’ten alfred jarry uyarlaması “kral übü”yü (ubukönig) seyrettim.

son duvarına kadar gözüken bomboş bir sahne, farklı büyüklüklerde sayısız balon; pembe, mor, turuncu, beyaz ve siyah.
oyunun başında, arkadan aydınlatıldığında yarı şeffaf hale gelen büyük boy beyaz bir balonun arkasındaki iki figür sahnenin en arkasından bizlere doğru yaklaştılar. balon patladı ve iki çıplak “yaratık”la karşılaştık. evet, anadan doğma iki çıplak adam, o beyaz balondan/yumurtadan doğdular! ilk 15-20 dakika çırılçıplak kaldılar, daha cinsiyetleri belli değildi. sonra biri erkeklik organını bacaklarının arasına kıstırıp kadınlığı seçti “übü ana” oldu, diğeri “übü baba”.
ve übü çifti bu andan itibaren sahnede terör estirmeye başladılar: katil oldular, kralı öldürdüler, canavar oldular kralın eşini ve çoçuklarını öldürdüler, tahta geçtiler diktatör oldular, işbirlikçilerini öldürdüler.
bu arada, büyük küçük bir sürü balon da bu kırımdan nasibini aldı! havada sakin sakin süzülen her bir balonun patlamasıyla irkildik, sarsıldık.
gotscheff “iktidarın yarattığı dehşet”i elle tutulur, kulakla duyulur hale getirdi.

başrolde iki erkek oyuncu vardı: samuel finzi ve wolfram koch. dimiter gotscheff’in favori aktörleri olduğunu öğrendiğim bu iki yetenekli oyuncu 90 dakika boyunca gerçek anlamda döktürdüler. absürd tiyatronunu başyapıtı olan bu oyunda abartılı mimikleri ve ironi dolu jestleri ile "garip yaratıklar" übü-ana ve übü-baba'nın grotesk ve komik bir portresini çizdiler.

…

insan volkbühne’nin bütün diğer oyunları kadar, dimiter gotscheff’in dört yıldır dünyayı turlayan çehov uyarlaması “ivanov”unu merak etmeden duramıyor. hele, “kral übü”de de gotscheff ile çalışmış olan sahne tasarımcısı katrin brack’in “ivanov”da sadece dumanı dekor olarak kullandığını öğrendiğimden beri.

29 Kasım 2008 Cumartesi

kral ile kambur

kasım ayında istanbul'da büyükler için düşünülmüş iki kukla tiyatrosu-gölge oyunu seyretme olanağı buldum. biri tiyatro tem'in "alem buysa kral übü"sü diğeri ahşap çerçeve kukla tiyatrosu'nun "notre dame'ın kamburu" idi. ikisi hakkında da önceden övgüler duymuştum; merakla bir sonraki gösterilerini beklemekteydim.
doğrusu, hayal kırıklığına uğramadım ama ne yazık ki müthiş bir heyecan da duyamadım. ikisi de dramaturjisi iyi kotarılmış, atmosferi kuvvetli, belli bir kaliteye sahip kendisini izlettiren gösterilerdi. ancak nedense ikisinden de bir "tamamlanmamışlık", "tam olmamışlık" hissi ile ayrıldım.

"notre dame'ın kamburu" için talimhane tiyatrosu'nun sahnesi ortaçağ atmosferine büründürülmüştü: çuval bezlerinden yapılma tünelden salona giriş, şarap ikramı, etrafta dolaşan maskeli vebalılar, siyah kostümlü siyah karga maskeli kukla oynatıcıları, ateş oyunları, ilahi kilise ışığı, santur melodileri... her şey düşünülmüş ve en ince ayrıntısına kadar gerçekleştirilmişti, ta ki canlı santur müziği bitip de banttan, koyaanisquatzi'den lhasa'ya oradan da eleni karaindrou'nun film bestelerine uzanan bir yelpazede müzikler çalmaya başlayana kadar! tamam, gerek koyaanisquatzi'nin dominant ve vurgulu müziği gerekse lhasa'nın boğuk sesi "notre dame'ın kamburu"nun atmosferine çok yabancı sayılmazlardı, ancak her bir detay bu kadar "gerçekçi" olarak düşünülmüş iken (şarap, ateş, duman, çuval bezi...), insan müziğin de canlı çalınmasını bekliyor, hele de başlangıcı yapan santur sahnenin tam merkezinde öylesine yalnız bırakılmış iken.

ender olarak sözlerle desteklenen, çoğunlukla müzik eşliğinde ilerleyen "notre dame'ın kamburu"nun aksine "alem buysa kral übü" müziğin minimal kullanıldığı ancak gevezeliğin hat safhada olduğu bir gösteriydi. zaten, alfred jarry'nin bir absürdlük abidesi olan "kral übü" adlı oyunundan uyarlanan bir gösteriye de bu yakışırdı. yüzleri özenli ve yaratıcı makyajla kaplanmış üç oyuncu bir yandan ustaca gölge oyunu icra ederken bir yandan da bol bol tekerleme dolu bir metinle -daha doğrusu, kendi internet sitelerinde belirttikleri üzere "tekerleyerek"- seyircilere hoşça vakit geçirttiler.

istanbul'da farklı-sıradışı bir şeyler seyretmek isteyenler bu iki topluluğu takibe alsınlar...