14 Aralık 2024 Cumartesi
14 ARALIK
10 Aralık 2024 Salı
10 ARALIK
13 Temmuz 2024 Cumartesi
13 TEMMUZ
4 Şubat 2024 Pazar
04 ŞUBAT
1 Nisan 2016 Cuma
TEB Oyun 29 / Bahar 2016
Ölümünün 400. Yılında Türk Sahnelerinde Shakespeare, Ayşegül Yüksel
"Grotesk"ten "Öğreti Oyunu"na Moliere'ler... ler... ler..., Robert Schild
Yüz Yirmi Yıl Öncesinden Güncelliğini Koruyan Bir Oyun: Kral Übü, Özdemir Nutku
Ritüelden Sahnelere Kerbela, Tuba Aksu Şener
Yabancı Düşmanlığı ve Irkçılık Üzerine Belgesel Bir Oyun: Boşluk, Zehra İpşiroğlu
Kim Var Orada? Muhsin Bey'in Son Hamlet'i, Hasan Anamur
Üsküp'te Osmanlı Tiyatrosu, Gönül Bektaş
Bir Dönüşüm Hikayesi: Hayvanat Bahçesi Öyküsü, Mustafa Bal
Kadın Anlatısında Alternatif Sahne Stratejileri: Lena, Leyla ve Ötekiler & Antabus, Tijen Savaşkan
Bir Tiyatro Sevdası Öyküsü: Tiyatro Benim Hayatım, Beki Haleva
Dimitris Papaioannou'nun İki Yapıtı, Kerem Özel
Antalya Şehir Tiyatrosu: 33 Yıllık Serüven, Cenap Aydınoğlu
Mehmet Özgür: Seyircimizi Evrensel Çizgiye taşımayı Amaçlıyoruz, Nalan Özübek
Antalya'nın Şanslı Çocukları, Tijen Savaşkan
Tarla Kuşuydu, Juliet!, Ragıp Ertuğrul
Tiyatro Eleştirmenleri "Yılın En İyileri"ni Seçti
20. İstanbul Tiyatro Festivali
2016 Dünya Tiyatro Günü bildirileri
20 Aralık 2008 Cumartesi
gotscheff'in ayrıksı balonları


volksbühne am rosa-luxemburg platz berlin’in en ayrıksı sahnelerinden biri. bulunduğu semt de öyle zaten; avantgarde’ın, sanatçıların merkezi. eski doğu berlin’deki bu bölge günümüzde galeriler, sanatçı evleri, küçük atölyeler, tek defalık kıyafetler satan dükkanlar, lokanta ve kafelerle dolu. tam bir sanatçı mahallesi, ama pek bohem sayılmaz, salaş hiç değil.volksbühne (halk tiyatrosu) 1914’te inşa edilmiş; bina olarak totaliter mimarinin ilginç örneklerinden biri. uzun zamandır (en azından duvar yıkıldığından beri) restorasyondan geçmediği için biraz yorgun gözüküyor [bir yapı için “yorgun” sıfatını kullanmayı çok sevdiğim bir dostumdan öğrendim; budapeşte’deki hotel gellert’i tasvir ederken kullanmıştı], ama volksbühne'nin endamı ve ruhu yerli yerinde, sağlam!
çevresindeki “cilalanmış” sanat ortamına göre pasaklı, bohem ve özellikle de “rahat” duruyor. [doğu bloku çöktükten hemen sonraki prag’ın dökülen, eski, yorgun haline benziyor volksbühne’nin günümüzdeki hali. umarım şimdinin “pembe-renkli-kremalı-pasta-prag”ına dönüşmez ilk bakıma alındığında.]
aslında, volksbühne’nin bakım gördüğü takdirde öyle bir dönüşümden geçeceğini hiç zannetmiyorum çünkü orada ürün veren sanatçılar yapının ruhu gibi biraz provokatif, biraz bohem, çokça da ayrıksılar. onların başında iki rejisör geliyor: frank castorf ve dimiter gotscheff.
ben dimiter gotscheff’ten alfred jarry uyarlaması “kral übü”yü (ubukönig) seyrettim.
oyunun başında, arkadan aydınlatıldığında yarı şeffaf hale gelen büyük boy beyaz bir balonun arkasındaki iki figür sahnenin en arkasından bizlere doğru yaklaştılar. balon patladı ve iki çıplak “yaratık”la karşılaştık. evet, anadan doğma iki çıplak adam, o beyaz balondan/yumurtadan doğdular! ilk 15-20 dakika çırılçıplak kaldılar, daha cinsiyetleri belli değildi. sonra biri erkeklik organını bacaklarının arasına kıstırıp kadınlığı seçti “übü ana” oldu, diğeri “übü baba”.
ve übü çifti bu andan itibaren sahnede terör estirmeye başladılar: katil oldular, kralı öldürdüler, canavar oldular kralın eşini ve çoçuklarını öldürdüler, tahta geçtiler diktatör oldular, işbirlikçilerini öldürdüler.
bu arada, büyük küçük bir sürü balon da bu kırımdan nasibini aldı! havada sakin sakin süzülen her bir balonun patlamasıyla irkildik, sarsıldık.
gotscheff “iktidarın yarattığı dehşet”i elle tutulur, kulakla duyulur hale getirdi.
başrolde iki erkek oyuncu vardı: samuel finzi ve wolfram koch. dimiter gotscheff’in favori aktörleri olduğunu öğrendiğim bu iki yetenekli oyuncu 90 dakika boyunca gerçek anlamda döktürdüler. absürd tiyatronunu başyapıtı olan bu oyunda abartılı mimikleri ve ironi dolu jestleri ile "garip yaratıklar" übü-ana ve übü-baba'nın grotesk ve komik bir portresini çizdiler.
…
insan volkbühne’nin bütün diğer oyunları kadar, dimiter gotscheff’in dört yıldır dünyayı turlayan çehov uyarlaması “ivanov”unu merak etmeden duramıyor. hele, “kral übü”de de gotscheff ile çalışmış olan sahne tasarımcısı katrin brack’in “ivanov”da sadece dumanı dekor olarak kullandığını öğrendiğimden beri.
29 Kasım 2008 Cumartesi
kral ile kambur
"notre dame'ın kamburu" için talimhane tiyatrosu'nun sahnesi ortaçağ atmosferine büründürülmüştü: çuval bezlerinden yapılma tünelden salona giriş, şarap ikramı, etrafta dolaşan maskeli vebalılar, siyah kostümlü siyah karga maskeli kukla oynatıcıları, ateş oyunları, ilahi kilise ışığı, santur melodileri... her şey düşünülmüş ve en ince ayrıntısına kadar gerçekleştirilmişti, ta ki canlı santur müziği bitip de banttan, koyaanisquatzi'den lhasa'ya oradan da eleni karaindrou'nun film bestelerine uzanan bir yelpazede müzikler çalmaya başlayana kadar! tamam, gerek koyaanisquatzi'nin dominant ve vurgulu müziği gerekse lhasa'nın boğuk sesi "notre dame'ın kamburu"nun atmosferine çok yabancı sayılmazlardı, ancak her bir detay bu kadar "gerçekçi" olarak düşünülmüş iken (şarap, ateş, duman, çuval bezi...), insan müziğin de canlı çalınmasını bekliyor, hele de başlangıcı yapan santur sahnenin tam merkezinde öylesine yalnız bırakılmış iken.
ender olarak sözlerle desteklenen, çoğunlukla müzik eşliğinde ilerleyen "notre dame'ın kamburu"nun aksine "alem buysa kral übü" müziğin minimal kullanıldığı ancak gevezeliğin hat safhada olduğu bir gösteriydi. zaten, alfred jarry'nin bir absürdlük abidesi olan "kral übü" adlı oyunundan uyarlanan bir gösteriye de bu yakışırdı. yüzleri özenli ve yaratıcı makyajla kaplanmış üç oyuncu bir yandan ustaca gölge oyunu icra ederken bir yandan da bol bol tekerleme dolu bir metinle -daha doğrusu, kendi internet sitelerinde belirttikleri üzere "tekerleyerek"- seyircilere hoşça vakit geçirttiler.
istanbul'da farklı-sıradışı bir şeyler seyretmek isteyenler bu iki topluluğu takibe alsınlar...



