dimiter gotscheff etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dimiter gotscheff etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2024 Cumartesi

14 ARALIK


1918 giacomo puccini'nin il tabarro, suor angelica ve gianni schicchi adlı üç tek perdelik operasının dünya prömiyeri new york'taki metropolitan operası'nda gerçekleştirilmiş

1925 alban berg'in wozzeck operasının dünya prömiyeri berlin'de staatsoper unter den linden'de gerçekleştirilmiş

1928 d. h. lawrence lady chatterley's lover adlı romanını yayımlamış

2008 berlin'de matinede berliner ensemble yapımı, peter stein'ın sahneye koyduğu, klaus maria brandauer'in başrolünde oynadığı heinrich von kleist'ın der zerbrochene krug adlı oyununu, suarede volksbühne am rosa-luxemburg platz'da dimiter gottscheff'in sahneye koyduğu alfred jarry'nin ubukönig oyununu seyrettim



12 Aralık 2024 Perşembe

12 ARALIK


1920 maurice ravel'in la valse adlı bale müziğinin dünya prömiyeri paris'te gerçekleştirilmiş

1977 john travolta'nın başrolünü oynadığı, bee gees'in müziklerini yaptığı saturday night fever filmi gösterime girdi

1998 istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'da bir yıl önce hayatını kaybeden soprano zehra yıldız anma gecelerinden ilki düzenlendi

2009 bu ve ertesi akşam berlin'de haus der berliner festspiele'de wuppertal tanztheater pina bausch topluluğundan pina bausch'un bertold brecht - kurt weill akşamı die sieben todsünden'i seyrettim; anna 1 ve anna 2 rolünü julie shanahan canlandırıyordu, şarkıları mechthild grossmann söylüyordu. 
aynı gün matinede volksbühne am rosa-luxemburg platz'da dimiter gottschef'in prometheus adlı oyununu seyrettim



31 Aralık 2013 Salı

in memoriam

macide tanır, 1922

tomris oğuzalp, 1932

müslüm gürses, 1953

john tavener, 1944

mete uğur, 1934

elmore leonard, 1925

 hugo chavez, 1954

 roger ebert, 1942

tekin akmansoy, 1924

ruth prawer jhabvala, 1927

patrice chéreau ,1944

colin davis, 1927

stuart freeborn, 1914
ray harryhausen, 1920

metin serezli, 1934

 paolo soleri, 1919

walter de maria, 1935

sait maden, 1931

lou reed, 1942

otto sander, 1941

 
esther williams, 1921

perihan balcı, 1923

mehmet uluğ, 1959

joan fontaine, 1917

peter o'toole, 1932

peride celal, 1916

marshall berman, 1940

tuncel kurtiz, 1936

dimiter gotscheff, 1943

nelson mandela, 1918


 
mustafa sarı, 1986

mehmet ayvalıtaş, 1993

abdullah cömert, 1991
ethem sarısülük, 1987

 ali ismail korkmaz, 1994

medeni yıldırım, 1995

ahmet atakan, 1991 

hasan ferit gedik, 1992

14 Aralık 2009 Pazartesi

"ich bin ein berliner!"







sevgili dostum k. haftasonu kaçamağımı öğrenince "du bist ein berliner" demişti, evet gerçekten de ben berlin'i seviyorum.

üç büyük arasında hangisini tercih edersin deseler; londra mı, paris mi, berlin mi, cevabım berlin olur.
ilkinde zaten hala kraliyet mevcut, ikincisinde ise anlı şanlı saltanat günlerinin izlerini kentte ve kurumlarını kent sakinlerinde görmek mümkün. londra ve paris, zamanının sömürge imparatorluklarının başkentleri; kibirleri hala baki.
berlin ise, bence, -herşeyin ötesinde- insancıl bir kent. yakın tarihindeki soykırımdan arınabilmek (ve belki de günah çıkartmak) için insan haklarını, eşitliği, sosyal devleti yüceltmiş bir kent. insanları sevecen, saygılı, güleryüzlü, yardımsever ve konuşkan. sokakları yemyeşil (sonbaharda sarı), herkes için ulaşılabilir, sakin ve temiz. ve tabii ki sanat ile dopdolu.

berlin'de sayısız özel tiyatronun yanısıra beş tane tiyatro tarihinin köşetaşı tiyatro kurumu var: berliner ensemble, schaubühne, volksbühne, maxim gorki theater, deutsches theater. üç operası var: staatsoper unter den linden, deutsche oper, komische oper. dört senfoni orkestrası ki bunlardan biri dünyanın en iyisi: berliner philharmoniker.
avangarde gösterilerin mekkesi hebbel theater, sıradışı gösterilerin mekanı sophiensaele, sacha waltz'ın mekanı radialsystem, revü ve konserlerin vazgeçilmez mekanları admiralpalast ve friedrichpalast... saymakla bitmez!
berlin sahneleri, paris'e nazaran dünya'ya daha kapalı, ancak ne gam; sahne sanatları deyince alman rejisörler 20.yüzyıl boyunca bu sanatı şekillendiren başlıca aktörlerden biri olmuşlar, dolayısıyla berlin'de sadece alman rejisörleri izlemek bile yeterince doyurucu.

bunları düşünürken, bir kere daha yolum berlin'e düştü geçtiğimiz haftasonu; kendime bir tiyatro ziyafeti çektim: bausch x 2, 1 wilson, 1 gotscheff, 1 castorf.
başlıca amacım spielzeit europa'ya konuk olan tanztheater wuppertal pina bausch'un 1976 yılı başyapıtı, brecht/weill gecesi projesi, "die sieben todsünden" (yedi ölümcül günah)'ı seyretmekti. sevdiğim sanatçılardan aynı eseri iki kere seyretme alışkanlığımı bozmayıp, cumartesi ve pazar akşamları için birer bileti yedi ay önce satın almıştım [o zaman daha pina bausch hayattaydı].
geçen ay, berlin'in yerleşik tiyatro kurumlarının aralık programı kesinleşince "yedi ölümcül günah"a; müthiş bir şans eseri -seyretmeyi çok arzuladığım- robert wilson ile rufus wainwright'ın berliner ensemble ile sahneledikleri "shakespeares sonette" ve berlin'in bohem tiyatrosu volksbühne am rosa luxemburg platz'da dimiter gotscheff'den "prometheus" ve frank castorf'dan "medea" eklendi.

2009'un ekiminde kapılarını açan, david chipperfield'in 10 yılda küllerinden yeniden canlandırdığı "neues museum" ise haftasonu kaçamağımı mesleki açıdan zenginleştiren, ufkumu açan, nefesimi kesen (ve kendi ülkemdeki uygulamaları düşününce umutsuzluğa iten) bir deneyimdi.

bütün izlenimlerimi zaman buldukça teker teker buraya taşımak istiyorum. bu prolog olsun...

20 Aralık 2008 Cumartesi

gotscheff'in ayrıksı balonları



volksbühne am rosa-luxemburg platz berlin’in en ayrıksı sahnelerinden biri. bulunduğu semt de öyle zaten; avantgarde’ın, sanatçıların merkezi. eski doğu berlin’deki bu bölge günümüzde galeriler, sanatçı evleri, küçük atölyeler, tek defalık kıyafetler satan dükkanlar, lokanta ve kafelerle dolu. tam bir sanatçı mahallesi, ama pek bohem sayılmaz, salaş hiç değil.

volksbühne (halk tiyatrosu) 1914’te inşa edilmiş; bina olarak totaliter mimarinin ilginç örneklerinden biri. uzun zamandır (en azından duvar yıkıldığından beri) restorasyondan geçmediği için biraz yorgun gözüküyor [bir yapı için “yorgun” sıfatını kullanmayı çok sevdiğim bir dostumdan öğrendim; budapeşte’deki hotel gellert’i tasvir ederken kullanmıştı], ama volksbühne'nin endamı ve ruhu yerli yerinde, sağlam!
çevresindeki “cilalanmış” sanat ortamına göre pasaklı, bohem ve özellikle de “rahat” duruyor. [doğu bloku çöktükten hemen sonraki prag’ın dökülen, eski, yorgun haline benziyor volksbühne’nin günümüzdeki hali. umarım şimdinin “pembe-renkli-kremalı-pasta-prag”ına dönüşmez ilk bakıma alındığında.]
aslında, volksbühne’nin bakım gördüğü takdirde öyle bir dönüşümden geçeceğini hiç zannetmiyorum çünkü orada ürün veren sanatçılar yapının ruhu gibi biraz provokatif, biraz bohem, çokça da ayrıksılar. onların başında iki rejisör geliyor: frank castorf ve dimiter gotscheff.
ben dimiter gotscheff’ten alfred jarry uyarlaması “kral übü”yü (ubukönig) seyrettim.

son duvarına kadar gözüken bomboş bir sahne, farklı büyüklüklerde sayısız balon; pembe, mor, turuncu, beyaz ve siyah.
oyunun başında, arkadan aydınlatıldığında yarı şeffaf hale gelen büyük boy beyaz bir balonun arkasındaki iki figür sahnenin en arkasından bizlere doğru yaklaştılar. balon patladı ve iki çıplak “yaratık”la karşılaştık. evet, anadan doğma iki çıplak adam, o beyaz balondan/yumurtadan doğdular! ilk 15-20 dakika çırılçıplak kaldılar, daha cinsiyetleri belli değildi. sonra biri erkeklik organını bacaklarının arasına kıstırıp kadınlığı seçti “übü ana” oldu, diğeri “übü baba”.
ve übü çifti bu andan itibaren sahnede terör estirmeye başladılar: katil oldular, kralı öldürdüler, canavar oldular kralın eşini ve çoçuklarını öldürdüler, tahta geçtiler diktatör oldular, işbirlikçilerini öldürdüler.
bu arada, büyük küçük bir sürü balon da bu kırımdan nasibini aldı! havada sakin sakin süzülen her bir balonun patlamasıyla irkildik, sarsıldık.
gotscheff “iktidarın yarattığı dehşet”i elle tutulur, kulakla duyulur hale getirdi.

başrolde iki erkek oyuncu vardı: samuel finzi ve wolfram koch. dimiter gotscheff’in favori aktörleri olduğunu öğrendiğim bu iki yetenekli oyuncu 90 dakika boyunca gerçek anlamda döktürdüler. absürd tiyatronunu başyapıtı olan bu oyunda abartılı mimikleri ve ironi dolu jestleri ile "garip yaratıklar" übü-ana ve übü-baba'nın grotesk ve komik bir portresini çizdiler.



insan volkbühne’nin bütün diğer oyunları kadar, dimiter gotscheff’in dört yıldır dünyayı turlayan çehov uyarlaması “ivanov”unu merak etmeden duramıyor. hele, “kral übü”de de gotscheff ile çalışmış olan sahne tasarımcısı katrin brack’in “ivanov”da sadece dumanı dekor olarak kullandığını öğrendiğimden beri.