david chipperfield etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
david chipperfield etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2024 Perşembe

07 MART

neues museum, berlin - fotoğraf: mehmet kerem özel 

1876 alexander graham bell telefon'un patentini almış

1897 doktor john harvey kellogg michigan'daki sanatoryumda hastalara ilk defa, kardeşi will keith kellogg ile birlikte yaptıkları cornflakes'i yedirmiş

1905 arthur conan doyle, ünlü dedektifi sherlock holmes'u yeniden canlandırma yönündeki kamuoyu baskısının ardından sherlock holmes'un dönüşü'nü yayınlamış

1923 toulouse-fransa doğumlu carlos gardel arjantin vatandaşlığına başvurmuş 

1914 james joyce'un dublinliler'i yayınlanmış

1934 cumhuriyet gazetesi

2005 çıplak ayaklar kumpanyası'ndan ilk defa bir gösteri seyrettim; taksim sahnesi'nde elshout-handeler'in sahneye koyduğu kalon kakon

2010 kathryn bigelow yönetmen dalında oscar alan ilk kadın oldu

2014 jose limon dance company istanbul'a ilk defa sahneye çıktı; işsanat'taydı

2023 david chipperfield pritzker mimarlık ödülü'nü aldı 



29 Kasım 2010 Pazartesi

wuppertal'de tatlı mambo

(fotoğraf: bo lahola)

(lehmbruck müzesi'nden)

wuppertal-barmen operası'nda iki akşam pina bausch'un 2008 yapıtı, düş ile kabus arasında salınan "sweet mambo", essen'de 2010 ocak'ında açılan mimar david chipperfield'in hayranolunası binası folkwang müzesi, müzedeki inanılmaz derecede kapsamlı sergi "bir metropolden resimler: paris'teki izlenimciler", duisburg'da 1960'lardan beri açık olan etkileyici wilhelm lehmbruck heykel müzesi
ve
güz yapraklarıyla örtülü pina'nın mezarı başında kuş cıvıltıları ve çan seslerinin eşlik ettiği bir pazar sabahı.

kısa ve yoğun bir almanya kaçamağı.
detaylar zamanla...

(pina bausch'un mezarı, waldfriedhof varresbeck-krummacherstrasse)

14 Aralık 2009 Pazartesi

"ich bin ein berliner!"







sevgili dostum k. haftasonu kaçamağımı öğrenince "du bist ein berliner" demişti, evet gerçekten de ben berlin'i seviyorum.

üç büyük arasında hangisini tercih edersin deseler; londra mı, paris mi, berlin mi, cevabım berlin olur.
ilkinde zaten hala kraliyet mevcut, ikincisinde ise anlı şanlı saltanat günlerinin izlerini kentte ve kurumlarını kent sakinlerinde görmek mümkün. londra ve paris, zamanının sömürge imparatorluklarının başkentleri; kibirleri hala baki.
berlin ise, bence, -herşeyin ötesinde- insancıl bir kent. yakın tarihindeki soykırımdan arınabilmek (ve belki de günah çıkartmak) için insan haklarını, eşitliği, sosyal devleti yüceltmiş bir kent. insanları sevecen, saygılı, güleryüzlü, yardımsever ve konuşkan. sokakları yemyeşil (sonbaharda sarı), herkes için ulaşılabilir, sakin ve temiz. ve tabii ki sanat ile dopdolu.

berlin'de sayısız özel tiyatronun yanısıra beş tane tiyatro tarihinin köşetaşı tiyatro kurumu var: berliner ensemble, schaubühne, volksbühne, maxim gorki theater, deutsches theater. üç operası var: staatsoper unter den linden, deutsche oper, komische oper. dört senfoni orkestrası ki bunlardan biri dünyanın en iyisi: berliner philharmoniker.
avangarde gösterilerin mekkesi hebbel theater, sıradışı gösterilerin mekanı sophiensaele, sacha waltz'ın mekanı radialsystem, revü ve konserlerin vazgeçilmez mekanları admiralpalast ve friedrichpalast... saymakla bitmez!
berlin sahneleri, paris'e nazaran dünya'ya daha kapalı, ancak ne gam; sahne sanatları deyince alman rejisörler 20.yüzyıl boyunca bu sanatı şekillendiren başlıca aktörlerden biri olmuşlar, dolayısıyla berlin'de sadece alman rejisörleri izlemek bile yeterince doyurucu.

bunları düşünürken, bir kere daha yolum berlin'e düştü geçtiğimiz haftasonu; kendime bir tiyatro ziyafeti çektim: bausch x 2, 1 wilson, 1 gotscheff, 1 castorf.
başlıca amacım spielzeit europa'ya konuk olan tanztheater wuppertal pina bausch'un 1976 yılı başyapıtı, brecht/weill gecesi projesi, "die sieben todsünden" (yedi ölümcül günah)'ı seyretmekti. sevdiğim sanatçılardan aynı eseri iki kere seyretme alışkanlığımı bozmayıp, cumartesi ve pazar akşamları için birer bileti yedi ay önce satın almıştım [o zaman daha pina bausch hayattaydı].
geçen ay, berlin'in yerleşik tiyatro kurumlarının aralık programı kesinleşince "yedi ölümcül günah"a; müthiş bir şans eseri -seyretmeyi çok arzuladığım- robert wilson ile rufus wainwright'ın berliner ensemble ile sahneledikleri "shakespeares sonette" ve berlin'in bohem tiyatrosu volksbühne am rosa luxemburg platz'da dimiter gotscheff'den "prometheus" ve frank castorf'dan "medea" eklendi.

2009'un ekiminde kapılarını açan, david chipperfield'in 10 yılda küllerinden yeniden canlandırdığı "neues museum" ise haftasonu kaçamağımı mesleki açıdan zenginleştiren, ufkumu açan, nefesimi kesen (ve kendi ülkemdeki uygulamaları düşününce umutsuzluğa iten) bir deneyimdi.

bütün izlenimlerimi zaman buldukça teker teker buraya taşımak istiyorum. bu prolog olsun...

15 Kasım 2009 Pazar

mekanla iletişime geçmek


dün akşam ve bugün sacha waltz ve dansçıları roma'da dialoge (diyalog) dizisini devam ettiriyorlar.

en son, bu yılın mart ayında berlin'de david chipperfield'in büyük tartışmalara neden olan, on yıllık müthiş restorasyon projesi sonucunda biten neues museum'daydılar.
şimdi roma'da zaha hadid'in tasarladığı museo nazionale delle arti del XXI secolo (MAXXI) 'nin mekanlarıyla iletişime, etkileşime geçiyorlar...

arte yaklaşık bir ay önce berlin'deki dialoge sırasında çekilmiş görüntülerden oluşturulmuş bir film yayınladı. (sanırım yakında dvd olarak satışa çıkacak.)
gösteriyi televizyonda seyretmek bile çok etkileyiciydi, herhalde canlısı nefes kesiyordu.
belki roma'daki diyalog'un da kaydı yapılıyordur.

"ilerde bir gün istanbul'da da bir dialoge gerçekleşse" dileğinde bulunmak pek bir yersiz, değil mi!