
nedense bu seneki müzik festivali beni pek heyecanlandırmadı. gözüme dört konser kestirmiştim, biri düştü; petibon rahatsızlanmış. kalan üçün ikisi geçti zaten. geriye bir tek, salı akşamı süreyya'da oda müziği kaldı.
çocukluğunu kindergarten yerine babasının vurmalıları ile köprünün diğer tarafındaki inek ahırı arasında geçirmiş ("singende trommeln und rasender puls", alexander stenzel, arte 2006) avusturyalı martin grubinger her an gülümseyen suratıyla arz-ı endam etti perşembe akşamı.
grubinger'e; onunla aynı adı taşıyan vurmalıçalgıcı babası, vurmalıçalgıcı arkadaşı leonard schmidinger ve istanbul seyircisine almanca hitap edecek kadar olaya vakıf olmuş, temel reis'in safinaz'ı kıvamında çubuk-ikiz piyanistlerimiz ferhan-ferzan önder kardeşler eşlik ettiler.
başka bir deyişle, aya irini sahnesinde beş vurmalıçalgıcı vardı. maalesef ikisininkinin enstrümanından çıkan ses, diğerlerinkinin yanında pek bir cılız kaldı; sinek vızıltısı gibi!
önder'ler o incecik kollarıyla ne kadar kuvvetli vursalar da, piyanolar neredeyse hiç duyulmadı. piyanoların sesini, olsa olsa ilk beş sıra ayırt edebilmiştir; ben 20'deydim, piyanoları ancak vurmalılar sakinlediğinde duyabildim.
gelelim akşamın müzik kalitesine:
her ne kadar "ah, neydi o eski günler" nostaljisi yapmaktan kaçınsam da; "leonard bernstein - batı yakasının hikayesi - iki piyano-vurmalı çalgılar" denince benim unutamadığım, güher-süher pekineller'in çaldığı, bizzat bernstein'dan izin ve kontrolle uyarlanmış versiyon ve bunun 1988 yılındaki festivalde muhteşem icrasıdır. üstüste iki akşama gitmiştim; parama kıyıp (pardon, babamın parasına; çünkü o zamanlar daha lise öğrencisiydim) akm parter'den izlemiştim.
pekinellerden biri perşembe akşamki konserde vardı; acaba o nasıl bulmuştur grubinger'in uyarlamasını. ben pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim; iyi bir alkış ve kuvvetli bir son için sağlam oynamak adına, cha cha ritimli "america" şarkısının özellikle ama kısır ve kendini tekrar eden bir düzenlemeyle öne çıkartılması pek hoşuma gitmedi.
konserin, merakla beklediğim "bahar ayini" icrasında ise baskın ksilofon kullanımının neden piyanoların önüne geçtiğine anlam veremedim; yapıta ve atmosferine artı bir değer katamıyorken!
üç vurmalı çalgıcıyla zenginleşince "bahar ayini"nin ilkel atmosferinin ve yapıtın doğasında varolan çılgınca ritm tasarımının daha da etkili olacağını hayal etmiştim, beklediğimi bulamadım.
orkestra veya iki piyano versiyonları hala gözdelerim.
"küçük" de olsa merak ettiğim bir şey ise; program broşüründe "batı yakasının hikayesi"nin 2 piyano 3 vurmalı çalgı uyarlamasının grubinger'e ait olduğu belirtiliyor olmasına rağmen, "bahar ayini"nin 2 piyano 3 vurmalı çalgı versiyonunun düzenleyicisinin anılmamış olması; bu versiyonu stravinski'nin kendisi mi yapmış (ki hiç zannetmiyorum), yoksa bu da "dahi çocuk" grubinger'in alameti farikası mı!
aynı grup (önderler, grubingerler ve schmidinger) yanlarına orkestra ve koro alarak bu yazki schleswig-holstein festivalinde bu sefer carmina burana'yı icra edecekler.
grubinger'e biri dur demezse, bir sonraki durağı muhtemelen beethoven 9. senfoni olacak!
tamam, vurmalı çalgı için klasik müzik repertuarı çok geniş değil, ancak bu durum grubinger'i, tanınmış yapıtların değersiz/anlamsız versiyonlarını yapmaya itmemeli. ama tabii, müzik endüstrisi de bir şekilde devam etmeli, değil mi!
aynı şeyi, gidon kremer'in çağdaş bestecilere ısmarladığı bach uyarlamaları için de düşünüyorum. ama neyse ki bunlar, grubinger'inkilerden kat be kat kaliteliydiler. eh, arkasında gidon kremer imzası olunca, başka türlüsü de düşünülemezdi zaten.
yine de, herkesin ayılıp bayıldığı "the art of improvisations"tan çok da haz etmediğimi "itiraf" etmek isterim.
birileri de "kral çıplak" demeli değil mi! nasıl olsa iksv veya albüm ithalatçısı firmayla dirsek temasım yok, müzikolog da değilim; sıradan bir dinleyici/izleyici/takipçiyim...
ancak keşke dün akşam konser öncesi, maksim-gazinosu-assolisti-saçlı piyanist hanımefendi ile değil de, bir müzikologla söyleşilseymiş; belki bu kadar rağbet görmezdi, ama daha doyurucu olacağı garantilenirdi.
usta gidon kremer ve orkestrası kremerata baltica'nın dün akşamki konserinin en unutulmaz anları ise; bis parçası olarak çaldıkları giya kancheli'nin kremer için bestelediği "rag-GIDON-time" ve astor piazzolla'dan -yanılmıyorsam- "michalangelo 70" idi.
giya kancheli seyirciler arasındaydı. geçen yılki arvo paert hediyesinden sonra, umarım iksv kancheli'ye müzik festivali'nin 2012'deki 40. yılı münasebetiyle bir beste ısmarlamıştır ve, gürcü usta bu vesileyle etrafı şöyle bir koklamak ve ilham almak üzere aramıza karışmıştır...
biz umalım; insan umut ettiği sürece "mutlu" yaşarmış!...