güher-süher pekinel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güher-süher pekinel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Haziran 2024 Perşembe

20 HAZİRAN


1975 steven spielberg'in jaws filmi gösterime girdi; 1981'de türkiye'de vizyona giren jaws'ı annem izin vermediği için sinemada seyredemedim, yıllar sonra video kaydını izledim

1980 john landis'in yönettiği the blues brothers filmi gösterime girdi

1986 güher & süher pekinel kardeşleri ilk defa canlı dinledim; istanbul atatürk kültür merkezi büyük salon'daki konserde pekinellere jean-françois paillard şefliğindeki jean-françois paillard oda orkestrası eşlik ediyordu

1993 istanbul-beşiktaş inönü stadyumu'nda elton john'u canlı dinledim

2013 ünlü mezzo soprano magdalena kozena'yı ilk defa canlı dinledim; aya irini müzesi'ndeki konserde venedik barok orkestrası'nı andrea marcon yönetiyordu

2013 ünlü soprano patricia petibon'u ilk defa canlı dinledim; aya irini müzesi'ndeki konserde venedik barok orkestrası'nı andrea marcon yönetiyordu

2017 amsterdam mercatorplein'de kurulu bir çadırın içinde, dries verhoeven'ın phobiarama adlı immersive/sarmalayıcı gösterisini deneyimledim

3 Kasım 2012 Cumartesi

"bahar ayini"nin 100.yılı yaklaşırken..

Le sacre du printemps
Berlin: Edition Russe de Musique, 1921 
(notalardaki işaretler leopold stokowski'ye ait)

2013, igor stravinski'nin "le sacre du printemps" (bahar ayini) adlı benzersiz yapıtının vaslav nijinsky tarafından sahneye konulmasının 100. yılı. bu vesileyle dünya çapında bazı kutlamalar, özel programlar hazırlanıyor; bazılarının duyurusu yapıldı bile.

"le sacre"ın prömiyerinin yapıldığı paris'teki théâtre des champs-élysées tiyatrosu, tam da prömiyer tarihinin 100. yıldönümünde, yani 29 mayıs'ta ve devamındaki günlerde enfes bir program hazırlamış: 29-31 mayıs 2013 tarihlerindeki théâtre mariinsky balesinin gösterilerinde önce nijinsky'nin özgün versiyonu sahnelenecek, ardından da, sıkı durun, sasha waltz'in "le sacre" yorumunun dünya prömiyeri yapılacak. şef koltuğunda valeri gergiev oturacak.
champs-élysées'nin programında bir dünya prömiyeri daha var: 24-26 haziran 2013 tarihlerinde akram khan'ın kendi topluluğu ile sahneleyeceği "le sacre"dan esinlenen "iTMOi".

moskova bolşoy tiyatrosu ise biraz erken davranıp 27 mart-21 nisan 2013 tarihleri arasında "le sacre" anısına küçük çaplı bir festival düzenliyor.
bu programda da nijinsky'nin özgün versiyonu sergilendiği gibi bir dünya prömiyeri de var: bu sefer başka bir çağdaş dans dünyası yıldızının "le sacre" yorumu, wayne mcgregor'un.
bolşoy tiyatrosu béjart balesi'ni de, ünlü yorumu ile konuk ediyor.

champs-élysées ile bolşoy'un programlarındaki ortak isim ise tabii ki; pina bausch.
tanztheater wuppertal 2013'ün ilk yarısında bausch'un efsanevi -ve bence "le sacre"ın en etkileyici- yorumlarından biri olan "der frühlingsopfer"ı ile sadece paris (4-7 haziran) ve moskova'ya (12-14 nisan) değil, taipei (28-31 mart), napoli (11-14 temmuz) ve göteburg'a (29-31 mayıs) da turne yapacak.
bolşoy'daki gösterilerin özelliği ise, gösteri akşamlarında önce arşiv görüntülerinden hazırlanmış yarım saatlik "pina bausch rehearses the ballet the rite of spring" adlı belgeselin ilk defa yayınlanacak olması.

...

bu uzun girişgahtan sonra gelelim esas konumuza:
2013'te istanbul'da herhangi bir "le sacre" koreografisi seyretme şansımız olur mu, sanmıyorum, ancak daha 2013 girmeden kasım ve aralık aylarında "le sacre"ın icralarını dinleme şansımız var. ilginç bir şekilde, iki icra da iki piyano düzenlemesi.
ilginç bir şekilde iki konser de şehirdeki kallavi orkestra konserleri ile çakışıyor.

"le sacre" icralarından biri bu akşamdı. cemal reşit rey konser salonu'nda ufuk & bahar dördüncü kardeşler, halit ergenç'in anlatıcı, fabrice aragno'nun görsel tasarımcı olarak katkıda bulundukları sıradışı bir konserde nijinsky'nin izinden giderek 1912'den 1913'e, debussy'den "le sacre"a uzandılar.
ne yazık ki, işsanat'taki borusan filarmoni orkestrası, şef sacha goetzel ve solist emre şen'in rahmaninof ve brahms'lı açılış konseri ile çakıştığından salon oldukça boştu.

dördüncü'lerin konseri hakkında belki çok kişisel bir izlenim olacak ama:
konserleri genellikle gözünü kapatarak izleyen biri olarak, sahnenin arkasını bütünüyle kaplayan "görsel tasarım"dan rahatsız olduğumu söylemeliyim. yapıtların duygusunu güçlendirecek nitelikte bazı görsellere lafım olmazdı -bu anlamda başarılı seçimler (doğa görüntüleri) de vardı- ancak "melancholia"dan "l'année dernière à marienbad"a, antonioni filmlerinden yüzyılbaşı siyahbeyaz ayaklanma/fabrika işçileri/makina dişlileri görüntülerine uzanan çeşitlilikte karmakarışık bir kolajın üzerine bir de yapıtların çeşitli koreografilerinden (bausch ve nijinsky'nin) derlenmiş görüntüler eklenince, kanımca dinleyiciye/izleyiciye müziği hayal etmek, zihninde yaratmak için açık kapı imkanı bırakmayan; bence sahnedeki müzisyenlerin de icrasını baltalayan bir sonuç çıktı. belki iyi niyetli bir yaklaşımla; müziğin görselleştirilmesi amaçlanmıştı, ancak görüntülerin çeşitliliği kakafoniye yol açtı.
halit ergenç'in anlatıcı olarak katkısı tatmin ediciydi; ancak keşke metinlerin üzerinden bir kaç defa daha geçseymiş, daha az teklerdi.
dördüncü'lerin yorumları ise bana göre yanlışsız ama biraz da heyecansızdı; her şeyi (duyguları, etkileri) görüntülere havale etmiş gibiydiler. debussy'lerde ("pan'ın öğleden sonrası" ve "oyunlar") izlenimci, yumuşak ve akıcı yorumlarıyla yine kabul edilebilirlerdi de, "le sacre"da ne yırtıcı, ne keskin, ne de vahşiydiler; evcilleştirilmiş bir "le sacre" yorumladılar.

bakalım, yaklaşık bir ay sonra, 7 aralık'ta, yine cemal reşit ret konser salonu'nda, bu sefer ferhan & ferzan önder kardeşler ve olağanüstü perküsyoncu "damadımız" martin grubinger'in, kendisinin iki piyano ve üç perküsyon için uyarladığı "le sacre" yorumu nasıl olacak? programda ayrıca bir fazıl say yapıtı ve yine grubinger'in uyarlamasıyla ravel'in "bolero"su da var.
ne yazık ki, aynı akşam haliç kongre merkezi'nde zubin mehta yönetiminde, güher & süher pekinel kardeşlerin solist olacağı floransa maggio musicale orkestrası'nın konseri de gerçekleşecek.
merak ettiğim iki şey var.
bir: istanbul'da aynı akşam kullanılmak üzere ikişer tane düzgün ve birbirine uyumlu piyano var mı? (pekinel'ler iki tanesini bulamadıkları için yıllarca şehrimizde konser vermediler)
iki: istanbul'da iki salonun da dolmasını sağlayacak 3600 klasik müzik dinleyicisi yaşıyor mu?

11 Haziran 2011 Cumartesi

müzik festivalinden şöyle-böyle...


nedense bu seneki müzik festivali beni pek heyecanlandırmadı. gözüme dört konser kestirmiştim, biri düştü; petibon rahatsızlanmış. kalan üçün ikisi geçti zaten. geriye bir tek, salı akşamı süreyya'da oda müziği kaldı.



çocukluğunu kindergarten yerine babasının vurmalıları ile köprünün diğer tarafındaki inek ahırı arasında geçirmiş ("singende trommeln und rasender puls", alexander stenzel, arte 2006) avusturyalı martin grubinger her an gülümseyen suratıyla arz-ı endam etti perşembe akşamı.
grubinger'e; onunla aynı adı taşıyan vurmalıçalgıcı babası, vurmalıçalgıcı arkadaşı leonard schmidinger ve istanbul seyircisine almanca hitap edecek kadar olaya vakıf olmuş, temel reis'in safinaz'ı kıvamında çubuk-ikiz piyanistlerimiz ferhan-ferzan önder kardeşler eşlik ettiler.
başka bir deyişle, aya irini sahnesinde beş vurmalıçalgıcı vardı. maalesef ikisininkinin enstrümanından çıkan ses, diğerlerinkinin yanında pek bir cılız kaldı; sinek vızıltısı gibi!
önder'ler o incecik kollarıyla ne kadar kuvvetli vursalar da, piyanolar neredeyse hiç duyulmadı. piyanoların sesini, olsa olsa ilk beş sıra ayırt edebilmiştir; ben 20'deydim, piyanoları ancak vurmalılar sakinlediğinde duyabildim.

gelelim akşamın müzik kalitesine:
her ne kadar "ah, neydi o eski günler" nostaljisi yapmaktan kaçınsam da; "leonard bernstein - batı yakasının hikayesi - iki piyano-vurmalı çalgılar" denince benim unutamadığım, güher-süher pekineller'in çaldığı, bizzat bernstein'dan izin ve kontrolle uyarlanmış versiyon ve bunun 1988 yılındaki festivalde muhteşem icrasıdır. üstüste iki akşama gitmiştim; parama kıyıp (pardon, babamın parasına; çünkü o zamanlar daha lise öğrencisiydim) akm parter'den izlemiştim.
pekinellerden biri perşembe akşamki konserde vardı; acaba o nasıl bulmuştur grubinger'in uyarlamasını. ben pek beğendiğimi söyleyemeyeceğim; iyi bir alkış ve kuvvetli bir son için sağlam oynamak adına, cha cha ritimli "america" şarkısının özellikle ama kısır ve kendini tekrar eden bir düzenlemeyle öne çıkartılması pek hoşuma gitmedi.

konserin, merakla beklediğim "bahar ayini" icrasında ise baskın ksilofon kullanımının neden piyanoların önüne geçtiğine anlam veremedim; yapıta ve atmosferine artı bir değer katamıyorken!
üç vurmalı çalgıcıyla zenginleşince "bahar ayini"nin ilkel atmosferinin ve yapıtın doğasında varolan çılgınca ritm tasarımının daha da etkili olacağını hayal etmiştim, beklediğimi bulamadım.
orkestra veya iki piyano versiyonları hala gözdelerim.

"küçük" de olsa merak ettiğim bir şey ise; program broşüründe "batı yakasının hikayesi"nin 2 piyano 3 vurmalı çalgı uyarlamasının grubinger'e ait olduğu belirtiliyor olmasına rağmen, "bahar ayini"nin 2 piyano 3 vurmalı çalgı versiyonunun düzenleyicisinin anılmamış olması; bu versiyonu stravinski'nin kendisi mi yapmış (ki hiç zannetmiyorum), yoksa bu da "dahi çocuk" grubinger'in alameti farikası mı!

aynı grup (önderler, grubingerler ve schmidinger) yanlarına orkestra ve koro alarak bu yazki schleswig-holstein festivalinde bu sefer carmina burana'yı icra edecekler.
grubinger'e biri dur demezse, bir sonraki durağı muhtemelen beethoven 9. senfoni olacak!
tamam, vurmalı çalgı için klasik müzik repertuarı çok geniş değil, ancak bu durum grubinger'i, tanınmış yapıtların değersiz/anlamsız versiyonlarını yapmaya itmemeli. ama tabii, müzik endüstrisi de bir şekilde devam etmeli, değil mi!



aynı şeyi, gidon kremer'in çağdaş bestecilere ısmarladığı bach uyarlamaları için de düşünüyorum. ama neyse ki bunlar, grubinger'inkilerden kat be kat kaliteliydiler. eh, arkasında gidon kremer imzası olunca, başka türlüsü de düşünülemezdi zaten.
yine de, herkesin ayılıp bayıldığı "the art of improvisations"tan çok da haz etmediğimi "itiraf" etmek isterim.
birileri de "kral çıplak" demeli değil mi! nasıl olsa iksv veya albüm ithalatçısı firmayla dirsek temasım yok, müzikolog da değilim; sıradan bir dinleyici/izleyici/takipçiyim...
ancak keşke dün akşam konser öncesi, maksim-gazinosu-assolisti-saçlı piyanist hanımefendi ile değil de, bir müzikologla söyleşilseymiş; belki bu kadar rağbet görmezdi, ama daha doyurucu olacağı garantilenirdi.

usta gidon kremer ve orkestrası kremerata baltica'nın dün akşamki konserinin en unutulmaz anları ise; bis parçası olarak çaldıkları giya kancheli'nin kremer için bestelediği "rag-GIDON-time" ve astor piazzolla'dan -yanılmıyorsam- "michalangelo 70" idi.
giya kancheli seyirciler arasındaydı. geçen yılki arvo paert hediyesinden sonra, umarım iksv kancheli'ye müzik festivali'nin 2012'deki 40. yılı münasebetiyle bir beste ısmarlamıştır ve, gürcü usta bu vesileyle etrafı şöyle bir koklamak ve ilham almak üzere aramıza karışmıştır...
biz umalım; insan umut ettiği sürece "mutlu" yaşarmış!...