brad mehldau etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
brad mehldau etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2024 Pazartesi

08 TEMMUZ


1985 miriam makeba'yı istanbul spor ve sergi sarayı'nda canlı dinledim

1993 aya irini müzesi'nde barcelona gitar dörtlüsü eşliğinde victoria de los angeles'i dinledim

1995 istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda randy crawford'u dinledim

1999 brad mehldau'yu istanbul'daki ilk konserinde, atatürk kültür merkezi büyük salon'da triosuyla dinledim ve bundan sonra bugüne kadarki hiç bir istanbul konserini kaçırmadım 

2005 istanbul harbiye açıkhava tiyatrosu'nda elvis costello & the imposters konserine gittim

2007 şan tiyatrosu'nun yanık harabe halinde verilen anthony & the johnsons konserine gittim 

2008 aya irini müzesi'nde rufus wainwright'in konserine gittim

2016 william kentridge'in drawing lessons I, II, III, IV ve V adlı konferans-performanslarını bu ve ertesi gün haus der berliner festspiele'de seyrettim

2016 aynı akşam yine haus der berliner festspiele'de, ama bu sefer seitenbühne (yan sahne)'de bart baele, yves degryse ve cathy blisson'dan kurulu BERLIN topluluğunun zvizdal adlı işini seyrettim

2023 avignon'da bir gösteriyi iki defa seyrettim; collectif krumple'ın ilk olarak dün seyrettiğim DÉJÀ adlı gösterisini o kadar çok beğendim ki, bugün tekrar seyrettim, gösteriye yanımda özlem ve aylin'i de getirdim

23 Mart 2012 Cuma

şehirde mart konserleri




çoğu dünya çapında ünlü müzisyen istanbul’a çok ender gelirken veya hiç gelmezken, bazıları da neredeyse sezon aksatmadan uğruyorlar şehrimize. Bunlardan ikisini konuk ettik geçtiğimiz günlerde. brad mehldau işsanat’aydı, gidon kremer crr’de.

mehldau yıllar yıllar once akm büyük salonda yaklaşık 400 kişiye verdiği konserden beridir şehrimizi hiç ihmal etmedi. biz de onu sevdik; artık istanbul’da kapalı gişe çalıyor. mehldau’nun işsanat’ta üçlüsüyle verdiği konser, dinleyici olarak hazzın doruklarına taşıdı beni. belki fazla heyecanlanmadım, uçurumun kenarına gelip içim hop etmedi, sürpriz bir tepe çıkmadı vadilerin arasında; belki fazla güvenli patikalardan tırmandık; ama bildik ve kanıksanmış değildi mehldau’nun triosuyla yaptığı müzik. bis’ten önceki son parçada mehldau’nun yaptığı solo uzun zaman belleğimden silinmeyecek güzellikteydi.
caz için iltifat mıdır bilmiyorum; ben o niyetle kullanacağım: brad mehldau trio’nun konseri üst kalitede “klasik” bir konserdi.


gidon kremer’e kremerata baltica eşlik ediyordu. kremer’in toplulukla birlikte çaldığı giya kancheli’nin “chiaroscuro”su bir nevi, Istanbul müzik festivali öncesi, bir fragman gibiydi. malum, festivalde kremer’in de bizzat konuk olacağı konserin programı kancheli’nin dünya prömiyeri de içeren yapıtlarından oluşuyor.
giya kancheli şehrimizde maalesef sık sık dinleme zevkine varamadığımız bir çağdaş besteci. hele de kremer ve orkestrası gibi yetkin müzisyenlerden, kancheli’nin bizzat kremer’e ithaf ettiği “chiaroscuro” bence konserin doruk noktasıydı.
programdaki bütün yapıtlar 20. yüzyılın ikinci yarısından seçilmişti. bu açıdan da konser şehrimizde az tanık olduğumuz bir nitelikteydi. weinberg, richard strauss, nino rota ve akşamı noktalayan iki benzersiz piazzolla yorumu.
kremer ve kremerata iki hüzünlü bis vererek cevap verdiler crr’yi tıkabasa doldurmuş seyircimizin cömert alkışlarına. konser bittiğinde herkes memnundu.


şehirde son günlerin en heyecan verici konserlerinden biriyse derya türkan’ın yanına tapping gitar ustası enver izmaylov’u, perküsyon sihirbazı jarrod cagwin’i ve kontrabasçı eric van der westen’i alarak çıktığı müzikal yolculuktu. maalesef seyirci ilgisinin pek yoğun olmadığı konser, müzikal açıdan oldukça yoğundu, ilginçti, yaratıcıydı. bu konserin doruk noktasıysa derya türkan’ın bestesi “lament” idi. acaba bu dörtlü yakınlardan album çıkarırlar mı; ne iyi olur…

12 Mayıs 2010 Çarşamba

belki de yılın en mükemmel, en unutulmaz konseriydi

festival gibi bir şey olmayınca, ya da bir konser insanların “orada bulunarak” kendilerini göstermek isteyecekleri “in” bir mekanda gerçekleşmeyince, isterse dünyanın en iyi müzisyenleri, en iyi konseri olsun, istanbul’da salon dolmuyor! dün akşam cemal reşit rey konser salonu’nda da öyle oldu.

yıllar önce sevin okyay’ın açıkhava’daki bir caz konseri üzerinden yaptığı “istanbul’da gerçek caz seyircisi 800 kişi”ye yıllar içinde bir kişi bile ekleyememişiz anlaşılan, hatta tam tersi, azalmış, neden mi! çünkü dün akşam crr tıklım tıklım dolu değildi.
geçen sene caz festivali’nde aynı salondaki trio konseri biletleri tükenince ek solo konser veren brad mehldau’ya bu sefer en az kendisi kadar önemli bir müzisyen, saksafoncu joshua redman eşlik etmesine rağmen cemal reşit rey konser salonu hınca hınç dolu değildi. yazık!

mehldau ile redman alışılmış bir caz konseri formatı dahilinde –yani 90 dakika boyunca– nasıl söyleştiler, nasıl paslaştılar, nasıl cümleler kurdular, hangi diyarlara gidip yeniden dünyamıza geri döndüler; tam bir şölendi! konserin her bir anı, kurulan her bir müzik cümlesi, yapılan her bir doğaçlama olağanüstü idi.

istek parçası olarak çaldıkları tori amos cover’ıyla ulaştıkları doruk noktasında sonlandı konser.

bir yıl geçmeden brad mehldau’yu tekrar istanbul’da dinlemek ne büyük şanstı bizler için. mehldau’nun, -neredeyse- en başından itibaren kariyerini takip etme imkanına sahip olan istanbul seyircisi ile arasında yıllar boyunca sanki farklı bir bağ kuruldu; mehldau istanbul’u sık sık ziyaret etti, her seferinde burada konser vermekten ne kadar memnun olduğu belirtmeyi ihmal etmedi. ne mutlu bize!

14 Temmuz 2009 Salı

filozof piyanistten duble caz konseri

brad mehldau, üçlüsüyle on sene önce ilk defa istanbul caz festivali'ne geldiğinde akm büyük salonda en fazla 200-250 kişiydik.
sene 2009; mehldau'nun üçlüsüyle crr'de 19.00 seansında vereceği konserin biletlerinin tükenmesi ve gelen istek üzerine 21.00'e ek bir solo konser konuluyor!

caz festivali'ne ilk geldiği 1999'dan sonra, iki yıllık periyotta mehldau'yu dinlemeye alışmıştık. bir zamanların, festivale gelme sıklığından dolayı etiler'de ev tuttuğu söylentisi yayılan jan garbarek'e dönüşmek üzereydi ki, mehldau'nun ayağı istanbul'dan kesildi; yanılmıyorsam en son üç yıl önce işsanat'ta yeni davulcusuyla şereflendirmişti şehrimizi.
bu akşam 1.5 saatlik biri üçlüsüyle, diğeri solo iki muhteşem setle mehldau'ya doyduk; daha da çalsa hayır demezdik, ama o çok yoruldu.

mehldau bir söyleşisinde "zaten marifet, kaybolduğunda yolunu bulma ve geri dönme becerisi kazanmaktır" demiş.
kendisi marifet mertebesini geçmiş durumda; playlist içindeki gerek üçlüsüyle gerekse solo çaldığı birer amerikan standartında nereden başlayıp, nereleri dolaşıp, ve yine nerede bitirebildiğine, nasıl görmüş geçirmiş olarak ve sağ salim "eve dönebildiğine" şahit olduk.
brad mehldau bir caz piyanisti ve caz grubu üyesi olarak kalitesi ve yetkinliği yanında; mütezavi, sakin, güleryüzlü ve mesafeli samimiyetiyle bir kez daha istanbulluları kendisine hayran etti.
dileğimiz, kendisinin şehrimize tekrar eski temposunda, yani daha sık uğraması...