17 Mayıs 2012 Perşembe

kumbaracı 50 üçlemesi II: barzo ile konserve


bir üçleme izlediğinizi biliyorsanız ve üçlemenin ilkini izlemişseniz, ikincisini izlerken gayri ihtiyari ilkiyle karşılaştırma yapıyorsunuz. ve ilginçtir ki, üçlemelerin orta halkası genellikle ya zayıftır ya da hakkı yenir. kieslowski’nin “üç renk”i mesela; “beyaz” hangimizi “mavi” veya “kırmızı” kadar etkiledi. “beyaz”ın bir üçlemenin parçası olduğunu bilmesek, kendi başına sıkı bir kieslowski filmi aslında.
girişgahım altıdansonra tiyatro’nun “kumbaracı 50 üçlemesi”nin ikinci halkası olan “barzo ile konserve” içindi.

arif akkaya'nın yönettiği ilk oyun “gerçek hayattan alınmıştır” ne kadar shakespeareyense, gülhan kadim'in yönettiği “barzo ile konserve” o kadar becketyendi. zaten iki oyununda da bu yazarların adları geçiyor; referanslarını saklamıyor, kendi kendileri ele veriyorlar.
örneğin; “gerçek hayattan alınmıştır”da anne karakteri lady macbeth’in uyurgezer sahnesini canlandırıyor. ayrıca; “gerçek hayattan alınmıştır” bana biraz da “hamlet”i anımsattı. malum; kralın (babanın) ölmesi, hatta ilaçla (zehirle); kraliçenin (annenin) bu cinayeti kralın kardeşine (oğluna) yaptırmış olma ihtimali, kraliçe ile hamlet’in (anne ile oğulun) sorunlu ilişkileri, bilinmeyen gerçeğin/sırrın (kralın/babanın öldürülmesinin) oyun içinde oyunla anlatılması gibi paralelliklerden dolayı.
“barzo ile konserve”de ise direct beckett’in “godot’u beklerken”inin adı zikrediliyor. barzo konserve’ye durmadan “ne yapıyoruz?” diye sordukça “bekliyoruz” cevabını alıyor.

“barzo ile konserve”nin ilk anları, “gerçek hayattan alınmıştır”ınkiyle aynı; iki karakter yokuşu tırmanmış olarak karanlık mekana girerler, ışık da onlarla birlikte mekana sızar; ellerinde bir bavul/çanta vardır. iki oyunun parallellikleri devam eder: bir tiyatro mekanındadırlar, ışıkları oyuncular açar, müziğin çalınması ve ses-efekt ayarı onlara aittir, siyah patlar, şarkı söylenir, tokat atılır, bardak kırılır; kolonlardan bahsolunur, “bir tek ölümün provası olmaz” söz edilir ve iki oyunda da oyun içinde oyun oynanır. “gerçek hayattan alınmıştır”da kalaslarla oluşturulan mekanı verevine bölen çizgi, “barzo ile konserve”de yerde sürülen bavuldan sızan kırmızı kan iziyle tekrar yaratılır.

“gerçek hayattan alınmıştır” bir trajedi, “barzo ile konserve” ise komedi. barzo ile konserve “godot’u beklerken”in vladimir ile estergon’u gibiler. bir şeyi beklemekteler, ama bekledikleri o şey (kişi) bir türlü gelmez; ama en azından, bekledikleri kişiyle telefonda konuşurlar. ilerleyen dakikalarda ise barzo ile konserve’nin başlarına bekledikleri değil beklemedikleri bir şey gelir ve oyunun absürd komedi niteliği iyice belirginleşir.

murat kapu ile ismail sağır’ın mükemmel oyunculukları, “gerçek hayattan alınmıştır”da tabir-i caizse "döktüren" tomris incer ve yiğit sertdemir’inkilerin altında kalmıyor. ilk oyunun tersine, bu sefer iki karakter oyun boyunca tek bir ruh halindeler; konserve (murat kapu) baştan sona hareketli, ekspresif ve heyecanlı, barzo (ismail sağır) ise durgun ve az konuşan.
murat kapu muhteşem bir şekilde sadece gözleriyle ve sesindeki tonlamalarla konserve’nin endişe/panik halini canlandırıyor. kapu ile sağır'ın beden dilleri de çok iyi.

“barzo ile konserve”de bir de sürpriz gerçekleşiyor; üçlemenin ilk ayağından alınan ve işlenen öğelere bir yenisi ekleniyor: üçüncü kişi.
sürprizi çok fazla aşife etmemek için sadece şunları söyleyebilirim: üçüncü kişinin derdini ve derdini çözme şeklini fazla “açıklayıcı” buldum; üçlemenin son halkasına giden yol fazlaca açık edilmiş gibi geldi bana; daha bulanık, daha uçu açık bırakılabilirdi sanki. meraklı, biraz gözü-kulağı açık bir seyirciyseniz üçüncü oyunun “seyretme” üzerine olacağını anlıyorsunuz.
şahsen, anlamamayı tercih ederdim. nasıl ilk ve ikinci oyun seyirci (benim) için bir “bilinmeyen” olmuşsa, üçüncüsünün de gizemini korumasını isterdim. tabii, iletişim kanallarının bu kadar açık olduğu bir çağda gizemden ne kadar bahsedebilirse…
ama neyse ki, her şeye rağmen, “filifu”nun ne olduğu hala gizemini korumaya devam ediyor…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme