steve mcquenn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
steve mcquenn etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2024 Perşembe

17 EKİM



1957 albert camus nobel edebiyat ödülü'ne değer görülmüş

1967 galt macdermot'un müziklerini bestelediği, james rado ile gerome ragni'nin tekstini ve şarkı sözlerini yazdıkları hair müzikalinin new york'ta off-broadway dünya prömiyeri joseph papp's public theatre'da gerçekleştirilmiş

1968 steve mcquenn ile jacqueline bisset'nin başrollerinde oynadıkları, peter yates'in yönettiği, sinema antolojilerine giren bir araba kovalama sahnesi içeren bullitt filmi gösterime girmiş

1990 internet movie database (IMDb)'in ilk versiyonu kullanıma açıldı

2010 ilk defa bir rimini protokoll gösterisi seyrettim; garajistanbul'da helgard haug & daniel wetzel'in yönettikleri dağaçar bey ve çöpün altın tektoniği'ni

2013 dusan david parizek'in düsseldorfer schauspielhaus yapımı olarak uyarlayıp yönettiği nora 3'ü seyrettim; başrolde stefanie reinsperger oynuyordu



5 Şubat 2012 Pazar

"biz kötü insanlar değiliz, sadece kötü bir yerden geldik"


"utanç" (shame) için yılın en iyi filmi demeye korkuyorum, çünkü daha "drive"ı ve "we need to talk about kevin"i izlemedim, ama şu kadarını söyleyebilirim; son yıllarda çok az film, sözcüklerden çok görüntülerle derdini, ruhunu, duygusunu seyirciye geçirmeyi başarabildi ve "utanç" bunların başında geliyor.
dahası; bir yönetmen/film sanki hiç bir şey anlatmıyormuş gibi olup da bu kadar derine nasıl inebilir, hayret doğrusu.

filmin senaryosunu da yazmış olan yönetmen steve mcquenn üç yıl önce ilk filmi "açlık" (hunger) ile çarpmıştı; "utanç" ile çıtayı daha da yukarı çekti.

michael fassbender tek kelime ile muhteşem. carey mulligan'a ise nihayet hayran olabildim.

dallanıp budaklanmadan, az ve öz protagonistlerle ve her türlü fazlalıktan, özelikle de sözcüklerden tasarruf ederek anlatmak istediği esas fikre odaklanma konusunda filmin senaryosu sinema okullarında okutulmalı.


kişisel not:
filmin ikinci yarısında brandon'un yanağındaki yara izi, bana bir kere daha "bir zamanlar anadolu'da"ki savcının ve doktorun lekelerini hatırlattı.

25 Şubat 2011 Cuma

tartışmasız en "büyüğü" cannes!

(cannes 2010 afişi)

lars von trier, terence malick, pedro almodovar, david cronenberg, gus van sant, nanni moretti, walter salles, aki kaurismaki, dardenne kardeşler, steve mcqueen, andrea arnold.
sadece bunlar bile yeter ki, herhalde bir bu kadar daha yönetmen eklenecek listeye.

iki yıl öncesinin müthiş etkileyici "açlık"ının (hunger) yönetmeni steve mcquenn "shame" ile; "red road" ve "fish tank" ile meraklısını çarpmış andrea arnold, şaşırtıcı olacağına şimdiden emin olduğum, eğer olmazsa da hayal kırıklığına uğrayacağım bir "uğultulu tepeler" adaptasyonuyla; terence malick aslında geçen senenin cannes'ına tarihlenmiş sean penn'li "the tree of life" ile; lars von trier maalesef yine charlotte gainbourg'u başrolde oynattığı, kiefer sutherland ve "çocuk vampir" olarak oldukça ürktüğüm kadar sevdiğim kirsten dunst'lı, adı müthiş vaatkar "melancholia" ile; muhteşem viggo mortensen biri walter salles'ın jack kerouac uyarlaması "on the road", diğeri son yıllarda her çektiği film birbirinden etkileyici olan david cronenberg'in "a dangerous method"unda sigmund freud rolünde; gus van sant hasta bir genç kız, cenaze bağımlısı bir delikanlı ve 2. dünya savaşından kalma ölü bir kamikazenin ilişkisini anlattığı "restless" ile; pedro almodovar, yıllar sonra tekrar antonio banderas'ı başrolde oynattığı yeni bir girift intikam filmi "la piel que habito" ile; nanni moretti, kendisinin papa'nın terapistini oynadığı, ayrıca kieslowski'nin fetiş oyuncularından polonyalı jerzy stuhr ve michel piccoli'ninde rol aldıkları "habemus papam" ile; aki kiarusmaki "le havre" ile; belçikalı yeni gerçekçi dardenne'ler "set me free" ile...

25 Mart 2009 Çarşamba

"sonbahar" gelmeden...

"hunger" (açlık), "sonbahar"ın başladığı yerde bitiyor. zaten bu yüzden "sonbahar"ın yapımcıları bizzat "açlık"ı ithal edip vizyona sokmuşlar. iki filmin duruşu bu kadar mı paralel olabilir; aynı nefesi alıp veren, benzer şeyleri hayal eden, benzer direnişleri gösteren, aynı acıyı hisseden...

"açlık"ın süre, denge ve içerik olarak tam merkezinde duran upuzun bir sahnesi var; uğur vardan 22 dakika sürdüğünü yazmış. filmin içerik olarak en geveze, biçim olaraksa en sade kısmı; bir masanın iki tarafında oturan iki kişi konuşuyorlar, açlık orucunu tartışıyorlar. sahnenin uzun bir kısmı tek çekim; ışık karşıdan geliyor, profilini gördüğümüz oyuncuların yüzleri kendi gölgelerinde kalıyor. her açıdan nefeskesici bir sahne!

sinema tarihinde yüzlerce hapishane filmi, onlarca da ira filmi olsa gerek; buna rağmen steve mcquenn "açlık" ile anlatılacak yeni şeyler bulmuş, yeni anlatma biçimleri yaratmış.
"açlık" taptaze, etkileyici, sert ve vurucu; her şeyi anlatmıyor, azaltıyor, boşluklar yaratıyor, aralarını doldurmayı seyirciye bırakıyor.
tevekkeli değil, aldığı onca ödül arasında cannes'da ilk filmlere verilen "camera d'or"un olması!